Korunmanın bir hüküm ile sağlanması için yargı organlarına yapılan başvuru…

Dava,
Dava açmak.
Mahkemeye vermek.
Arapça: dava.
Fransızca: proces, action.
İngilizce: lawsuit, case.
Korunmanın bir hüküm ile sağlanması için yargı organlarına yapılan başvuru.
Yargı organınca hükme bağlanması gereken konu.
Duruşma.
Dava, iş, olay.
Hakkını elde etmek veya korunmasını sağlamak yahut bir anlaşmazlığın çözümü için mahkemeye baş vurma.
Bir mahkemede iki taraf arasındaki anlaşmazlığın belli bir yer ve saatte tarafların da hazır bulunacağı şekilde ele alınma safhası, duruşma.
Anlaşmazlık, mücadele.

Dava sözcüğünün başka anlamları:
İddia,
Sorun,
Ülkü.
İdeal,
Çözülmesi gereken mesele.
Bir meziyetin kendinde bulunduğunu ileri sürme, iddia.
Doğruluğuna inanılıp gerçekleşmesine uğraşılan görüş, ülkü, ideal.

Tanzimata kadar her türlü davaya, bakan mahkemelerin başkanları…

Kadı,
Eskiden yargıç.
Arapça kadı, (ﻗﺎﺿﻰ).
İngilizce: Muslim judge.
Arapça hükmetmek anlamındaki kada sözcüğünden türetilmiştir.
İslam hukukuyla yönetilen devletlerde halk arasında çıkan anlaşmazlıkları, her türlü davayı halletmek üzere devlet tarafından tayin edilen memur.
Tanzimata kadar her türlü davaya, bakan mahkemelerin başkanları.
Osmanlı Devleti’ nde kadılar Tanzîmat’ a kadar bütün davalara, Tanzimat’ ın îlanından medeni kanunun kabulüne kadar ise sadece boşanma, nafaka, miras vb. davalara bakarlardı.
Tanzimata kadar her türlü davaya, Tanzimat ile Medeni Kanun arasındaki dönemde ise yalnız evlenme, boşanma, nafaka, miras davalarına bakan mahkemelerin başkanları.

Hakim üş şer.
Şeriat mahkemesi yargıcı.
Osmanlılarda şeriat mahkemelerinin başında bulunan, aynı zamanda görev yeri ve çevresindeki düzenle ilgili yönetim ve denetim yetkileri bulunan yargıç.

Kadı sözcüğünün halk dilinde diğer anlamları:
Büyük fıçı.
Kolay çalkalayabilmek için buğday kalburunun altına konulan destek.
Çelik çomak oyununda çeliğin dayandığı yanyana konmuş iki taş.
Düğünlerde oyun çıkarmak için kız evinden oğlan evine giden kimse.
Anadolu’ da oyunları düzenleyene verilen ad.
Bir halk oyunu.
Yenge.
Erzincan ilinde bir gölün adı.

Bilge, filozof …

Hakim,
Arapça hakim, (ﺣﻜﻴﻢ).
Arapça, hükmetmek anlamına gelen hukm kelimesinden türetilmiştir.
Bilge.
Eski dilde, Bilge.
Eskiden Filozof.
Alim, bilgin.
Filozof, bilge.
Hikmeti bilen, filozof.
Hikmet ve felsefe uzmanı, bilge.
Her şeyi bilen (Tanrı).
Varlıktaki şeylerin mahiyet ve hakikatlerini aklı ile bilen kimse.
Akıllı, derin düşünceli, hükümleri sağlam, basiret ve sağ duyu sahibi kimse.

Hükmeden, buyruğunu yürüten, hakimiyet kurmuş olan, egemen.
Egemenliğini yürüten, buyruğunu yürüten, sözünü geçiren, egemen.
İş ve emirleri hikmetli ve yanlışsız olan.
Din bilgilerini fen bilgileri ile isbat eden alim.
Başkasını müdahale ettirmeden idare eden.
Memleketi idare eden.
Buyruğunu yürütmek, egemenliğini sürdürmek.
Hikmet ve adaletle iş görüp tasarruf eden.
Etkili olmak, hükmetmek.
Sözünü geçiren, egemen.
Başta gelen, başta olan, baskın çıkan.
Duygu, davranış vb. ni iradesiyle denetleyebilen (kimse).
Her işi hikmetli olan.

Hakim, yargıç.
İngilizce, judge.
Mahkeme reisi.
Yargı yetkisini kullanarak yasaya aykırı davranışları ve anlaşmazlıkları hukuka göre halletmek ve adaleti gerçekleştirmek üzere devlet tarafından tayin edilen kimse, yargıç.
Hakim, yargıç, hüküm veren, hükmeden, hükümran olan, üstün olan.
Haklı ve haksızı ayırıp, hak ve adalet üzere hükmeden, karar veren.
Hükmeden, idare eden.
Hikmet mütehasssı.
Hikmet sahibi.
Hikmet ehli.

Doktor, hekim.
Tabib, doktor.
Doktor.

“Yeşilkaya Savcısı”, “Var Olmak”, “Vatan Tutkusu” gibi romanlarıyla tanınmış yazarımız.

İlhan Tarus,
D. 27 Kasım 1907, Tekirdağ – Ö. 8 Ocak 1967 (59 yaşında), Ankara
“Yeşilkaya Savcısı”, “Var Olmak”, “Vatan Tutkusu” gibi romanlarıyla tanınmış yazarımız.
Türk savcı, yargıç ve hikaye, oyun, roman yazarıdır.
1907 Tekirdağ doğumlu, Tarus’un babası Reji-Tekel Dairesi memuru olduğundan, baba görevi gereği İlhan Tarus Anadolu’nun birçok kentinde bulunmuş. Ankara Üniversitesi, Hukuk fakültesini bitirmiş. Savcılık, yargıçlık yapmış Anadolu’nun çeşitli yerlerinde. Adalet Bakanlığında görev almış. Gazetelerde köşe yazarlığı yanında yazdıklarını da yayımlamış.

İlhan Tarus’un romanları;
Yeşilkaya Savcısı, Var Olmak, Hükümet Meydanı, Vatan Tutkusu, Duru Göl, Samanpazarı.

Mahkemede duruşmaya girecekleri ve tanıkları çağıran görevli…

Mübaşir,
Çağrıcı,
Arapça, mübaşir, (ﻣﺒﺎﺷﺮ)
Arapça mubaşeret, bizzat yapmak, kendisi ele almak anlamında mubaşir kelimesi türetilmiş.
Mahkemelerde hakimin emriyle şahitleri duruşmaya çağırmak, düzeni sağlamak ve evrak götürüp getirmekle görevli memur.
Mahkemede duruşmaya girecekleri ve tanıkları çağıran görevli.
Bir işe başlayan, girişen, mübaşeret eden kimse.
Mahkemede duruşmaya girecekleri ve tanıkları çağıran, yargıcın emirlerini bildiren, kağıtları getirip götüren görevli, çağrıcı.
Mahkemede duruşmaya girecekleri ve tanıkları çağıran, yargıcın emirlerini bildiren, kağıtları getirip götüren görevlilere verilen ad.

Tanzimat’tan önce devlet tarafından gönderildiği yerde devlet adına iş yapmaya yetkili olan kimse. Devlet adına iş yapıyormuşçasına emreden, hükmetmeye kalkan kimse.

Tüze …

Hukuk,
Türkçe: hukuk,
İngilizce: laws,
Fransızca: droit,
Almanca: Recht
Toplumu düzenleyen ve devlet yaptırımıyla güçlendirilmiş bulunan kuralların, yasaların bütünü.
Bu kuralları, yasaları, hakları konu alan bilim.
Gerektiğinde yetkili kişilerce zor kullanılarak yürütülen toplumsal ilişkiler.

Tüze,
Türkçe: adalet,
İngilizce: justice,
Fransızca: justice,
Almanca: Gerechtigkeit,
Yunanca dikaiosyne,
Latin, Justitia
Doğrunun, hakkın korunması, doğru olmanın özbelirtisi.
Platon ve Aristoteles’ten beri, herkese kendine uygun düşeni, kendi hakkı olanı verme demek olan bir anaerdem.
Daha dar, biçimsel anlamda, Doğru olarak kabul edilmiş olanda uzlaşma.
Herkesin hakkının yasalarla tanınmış olması.
En dar anlamda, Yargıcın niteliği olarak, yürürlükte olan hukuk yasalarının kesin bir uygulanması. Ancak bu uygulama, insan yaşamındaki durumların ve ilişkilerin sonsuz çeşitlililiği ve karmaşıklığı içinde, çok kesin ve en yüksek tüze olarak görülmek istenirse, en büyük bir tüzesizliği de dönüşebilir; bu yüzden ölçülü bir sağduyuyla tamamlanmak zorundadır.
Adalet,
Anayasa,

1 2