Hesaplaşma, karşılıklı hesap görme…

Muhasebe.
Saymanlık.
İngilizce: accounting
Arapça muhasebe (ﻣﺤﺎﺳﺒﻪ).
Arapça saymak, hesap etmek anlamındaki hisab sözcüğünden türetilmiştir.
Hesaplaşma, karşılıklı hesap görme.
Hesap işlerinin yürütüldüğü yer, saymanlık.
Hesap işleriyle uğraşma.
Hesab görmek.
Hesapların bütünü.
Ekonomik faaliyetlerde bulunan işletmelerin, finansal karakterdeki bütün işlem ve değerlerini kaydetme ve sınıflama ilmi.
Hesap işlerinin yapıldığı yer.
Parayla ifade edilen değerleri kaydeden, sınıflandıran, rapor eden, yorum ve analiz eden bilim dalı.
Yanlışları ve doğruları tartmak işi.

Hesab işini gören resmi makam.
Hesaplaşma, karşılıklı hesap görme.
Hesaba çekilme zamanı.
Hesablaşmak.
Hesab işi ile uğraşmak.
Sorgu, hesaba çekilme.
Hesablaşma, insanın nefsini hesaba çekmesi.

Olumlu olumsuz bütün ihtimalleri hesaplama.
Tüccar, işletmeci, ticari kuruluş vb. nin gelir gider hesaplarının tutulması, makbuz, fatura ve defterlerinin bu işin tekniğine uygun biçimde düzenlenmesi işi ve usulü.
Bir resmi dairenin, hesap işlerini yürütmek ve kontrol etmekle görevli olan kısmı.
Devlet dairelerinde yahut ticari kuruluş, ortaklık vb. yerlerde hesap ve muhasebe işlerini yürütmekle görevli kimse, muhasip, sayman.
İşletmelerin iktisadi etkinlikleri sonucu ortaya çıkan, varlıkları ve yükümlülükleri üzerinde değişme yaratan mali nitelikli işlemlere ilişkin bilgileri kaydetme, sınıflandırma, özetleme, çözümleme ve yorumlama ilke ve yöntemleri.

Eski dilde hesap, istatistik…

Amar,
Eski dilde, Amar;
Eski dilde hesap, istatistik.
Eski dilde hesap, tahmin, istatistik.
Alacaklı veya borçlu olma durumu.
Araştırma sonucu olmayıp uygulamayla kazanılmış bilgiye dayanan, deneyimsel.
Oranlama, tahmin.

Asare,
Farsça, Asare, ( آساره)
Fransızca, calcul,
İngilizce, account.
Sayı, hesab.

Muhasebe;
Eski dilde hesap kitap işlerinin tümü.

Eski dilde, Amar sözcüğünün diğer anlamları:
Karında su biriktirme hastalığı,
Araştırma, inceleme.

Varlıklı kişinin harcamalarını yapan kimse…

Kasa,
İtalyanca cassa,
Varlıklı kişinin harcamalarını yapan kimse.

Kasa kelimesinin diğer anlamları;
Para veya değerli eşya saklamaya yarayan çelik dolap.
Ticarethanelerde para alınıp verilen yer.
Bazı oyunlarda oyunu yönetme veya para karşılığında fiş verme işi.
Vagon, kamyon veya traktörün yük taşımak için şasiye bağlanmış üst bölümünü oluşturan parça.
Tahta veya sentetik maddelerden yapılmış, dört köşe, sağlam ambalaj parçası, sandık.
Basımcılıkta dizgi harflerinin konulduğu gözlerden oluşan tabla.
Kapı ve pencerelerin sabit olarak tutturulduğu asıl çerçeve.
Birbiri üzerine istif edilerek yüksekliği ayarlanabilen atlama aracı.

Eski dilde sayı, hesap…

Asare,
Farsça, Asare, ( آساره)
Fransızca, calcul,
İngilizce, account.
Sayı, hesab.
Hisab,
Amar,
Sayı,
Şümar,
Abar,
Evar,
Hesap defteri.
Arapça, Hesap, Hesab, ( حساب ).
Eski dilde hesap, sayı.
Eski dilde sayı ve şekil bilimi, matematik,
Riyaziye,
Aritmetik.
Matematiksel işlem.
Öldükten sonra, dünyada yaptıkları işlerden dolayı insanların sorguya çekilmesi.
Bir girişimin, bir işin başarıya ulaşması için alınan önlemlerin bütünü
Tutum, durum, anlayış.
Alacaklı veya borçlu olma durumu.
Oranlama, tahmin.
Bankadaki işlemlerin yapılabilmesi için kişi, kurum ve kuruluşlar adına düzenlenen çizelge.
Ödenecek ücretin dökümünü ve tutarını gösteren kağıt, hesap pusulası, adisyon.
Kişi, kurum ve kuruluşların borç ve alacaklarının sistemli bir biçimde kaydedildiği çizelge.
Sayılara ait kural ve işlemlerden bahseden ilim, aritmetik.
Bilinen veya kabul edilen sayı ve değerler üzerinde matematik işlemlerin yapılması işi.

Asare sözcüğü anber ve misk gibi şeylerin kokması anlamında da kullanılmaktadır.

Eski dilde, Amar;
Eski dilde hesap, tahmin, istatistik.
Araştırma sonucu olmayıp uygulamayla kazanılmış bilgiye dayanan, deneyimsel
Karında su biriktirme hastalığı,
Araştırma, inceleme.
Alacaklı veya borçlu olma durumu.
Oranlama, tahmin.

Muhasebe;
Eski dilde hesap kitap işlerinin tümü.

Kasa …

Banka,
Galle,
Kasa,
İtalyanca cassa.
Para veya değerli eşya saklamaya yarayan çelik dolap.
İçine para, mücevher, önemli evrak vb. değerli şeyler konulup saklanan kilitli, emniyet tertibatlı çelik dolap.
İtalyanca, kasa; Faizle para alıp veren, kredi, iskonto, kambiyo işlerini gören ticari kuruluş.
Ticarethanelerde para alınıp verilen yer.
Bazı oyunlarda oyunu yönetme veya para karşılığında fiş verme işi.
Kumar oyunlarında para işini yöneten ve nakit karşılığı fiş veren kimse.
Varlıklı kişinin harcamalarını yapan kimse.
Büyük mağazalarda, ticarethanelerde para alınıp verilen yer.

Kasa sözcüğünün diğer anlamları;
Kapı ve pencerelerde kanatların takıldığı çerçeve, söve.
Vagonların şasiye bağlanan üst kısmı, karoseri kısmı.
Matbaalarda içine kurşun dizgi harflerinin konduğu göz göz tabla.
Üzerinde atlama talimi yapılan, beş ayrı parçadan meydana gelmiş, yüksekliği ayarlanabilir spor aleti.
Birbiri üzerine istif edilerek yüksekliği ayarlanabilen atlama aracı.
Kapı ve pencerelerin sabit olarak tutturulduğu asıl çerçeve.
Basımcılıkta dizgi harflerinin konulduğu gözlerden oluşan tabla.
Arkası içerisine girdiğinden arkasını yere koyamayan kadın.
Kabalık (Büyük kalça).
Çanak, kase.
Yemek kabı.
Şiddet.
Tahta veya sentetik maddelerden yapılmış, dört köşe, sağlam ambalaj parçası, sandık.
Vagon, kamyon veya traktörün yük taşımak için şasiye bağlanmış üst bölümünü oluşturan parça.

Devlet dairelerinde kullanılan büyük defter…

Evar,
(Farsça)
Devlet dairelerinde kullanılan büyük defter.
Hükümet dairelerine ait defterler, resmi defterler.
(Farsça) İmaret.

Kalamazo,
Bankalarda kullanılan çok büyük boyutlu defter. İçine hareketli föy (yaprak) takılan ve bir anahtar düzeneği ile föy arasına göre ayarlanabilen bir tür klasöre, deftere Kalamazo denir. Eskiden bankalarda, vergi dairelerinde ve pek çok resmi ve resmi olmayan işletmelerde, muhasebe hesaplarının tutulmasında yardımcı defter olarak kullanılırlardı. Bu defterler kolay kolay bir yere taşınamaz. Demirbaştır.

1 2