Büyük, iri fare…

Ken,
Keme,
Geme,
Kenen,
Büyük, iri fare.
Kütahya yöresinde halk ağzında Ken, büyük, iri fare demektir.
Adana yöresinde, halk ağzında Keni, iri fare demektir.
Keme (Büyük sıçan),
Kenen (Keme, Büyük, iri fare),

Rate,
Cardon (İri fare),
Cırman (İri fare),
Geleni (Tarla faresi, büyük fare).
Kalemis (Misk faresi).
Keseğen (Fare).
Sıçan (İri fare).
Çatı Sıçanı (Kara Sıçan)
Gemi Sıçanı.

İRİ FARE

Ken sözcüğünün diğer anlamları:
Ocak önüne konan büyük yassı taş.
Dört köşe kesilen çam kerestesi.
Yapılarda kullanılan kalın ağaç, tomruk.
Ekilmeden bırakılmış tarla.
Çok dar raf, pervaz.
Dam saçağı.
Kez, defa.
Kenar.
Kin.

Kimi örtülerin veya çamaşırların kenarına makineyle yapılan bir süs türü…

Piko,
Fransızca: picot.
İngilizce: pico.
Kimi örtülerin veya çamaşırların kenarına makineyle yapılan bir süs türü.
Bir dantelin kenarına yapılan sıçandişi süs ya da çarşafların, iç çamaşırlarının, kimi örtülerin kenarına makineyle işlenen antika.
Makinede yapılan işleme, dikiş.
Makinede yapılan bir tür antika.

Kumaş kenarlarına makinede yapılan bir nevi sıçan dişi süs.
Bir süs şeridinin kenarını süsleyen küçük dişli dikiş.
Makrame işlerinin kenarlarına uygulanan fisto görünümlü, dilimli bağlama biçimi.

Herhangi bir hastalığa yakalanma durumlarından her biri…

Vaka,
Olay,
Olgu,
Hadise.
İngilizce: case, event.
Herhangi bir hastalığa yakalanma durumlarından her biri.
Olan, vuku bulan, ortaya çıkan her türlü durum, hadise, olay.
Hastalık.
Olup biten, hadise.
Olay, hadise, olan, meydana gelen olay.
Olay, hadise.
Kıyı, kenar, çevre, uç.
Japonya’ da kullanılan bir şiir biçimi.

Vaka sözcüğünün başka anlamları:
Eskiden, Osmanlı Döneminde; Taş.
Yerin taşlı olmasından ayak incinmek.
Vurma, darp.
Cefa, eza.
Başarma olasılığı olmayan kişi ya da başarı olasılığı olmayan kişi.

Marangoz işlerinde ince kenar pervazı…

Zıh,
(Zih),
Kenar,
Sınır,
Çizgi,
Marangoz işlerinde ince kenar pervazı.
Marangozlukta ince kenar pervazı.
Köşe, keskin kıyı çizgisi.
Çizgi gibi ince oyuk, yiv.
Farsça zih, (ﺯﻩ)
Arapça, zeh, zik.
İngilizce: bordure,
Fransızca: lisere.

Zıh sözcüğünün başka anlamları:
Giysilerin kol, yaka, etek vb. kenarlarına dikilen şerit veya kaytan.
Elbise kollarına, yaka ve etek kenarlarına dikilen şerit veya kaytan.
Genellikle kara kumaştan giysi kolunun ucuna dikilen ince parça.
Kenar çizgisi, ince kenar şeridi, çerçeve çizgisi.
Sayfa çevresine çekilen çizgi.
Giysi kıyısına dikilen şerit.
Tırnak dibi.
Ayrıt,
Ayrıt, kenar çizgisi.
Yay kirişi,

Roma’nın eski adı…

Rim,
Arapça, rim (ﺭﻳﻢ).
Roma’nın eski adı.
Roma kentine eskiden verilen ad.
Osmanlılar’ın Roma’ ya verdikleri isim.
Osmanlılarda halk dilinde Roma kentine verilen ad.

Rim sözcüğünün başka anlamları;
Kenar.
Farsça rim, irin.
İrin, cerahat.
Murdar, pis.
Maden pisliği, balmumu.
Devenin yediği otlardan ekşi cins bir ot.
Islah etmek, düzeltmek.
Kafiye
Böbrek.

Roma, Roma komünü;
İtalya’nın, Lazio bölgesinin ve aynı zamanda Roma ilinin başkentidir. Roma hem şehir hem de özel komün statüsü taşır. Tiber ve Aniene nehirleri arasında ve Akdeniz’ e yakındır. Yaklaşık 2,7 milyon nüfuslu şehirde, Katoliklerin ruhani lideri Papa’ nın yaşadığı bağımsız devlet Vatikan da vardır. Bu sebeple Roma’ ya bazı kaynaklar tarafından iki devletin başkenti de denilmektedir. Antik Romalılar tarafından aktarılan kent efsanesine göre, Roma isminin kökeninin, kentin kurucusu ve ilk kralı Romulus’ tan geldiğine inanılmaktadır.

Roma imparatorluğu iç karışıklıklar ve mülteci krizleri sebebi ile iç krizler yaşamaya başlamıştı. Osmanlı imparatorluğu döneminde altın çağını yaşayan Fatih Sultan Mehmet İstanbul’ u 1453 yılında fethetmesi ile birlikte Roma İmparatorluğu tamamen tarihe karışmış bir imparatorluk oldu.

Gerek…

Vet,
Gerek.
Gerek(yöresel anlamda vet).
Çorum ve Kayseri yörelerine mahsus, gerek anlamında kullanılan bir sözcük.

Eşit.
Gerek(yöresel anlamda eşit).
Kars yöresinde gerek anlamındadır.

Gerek sözcüğünün diğer anlamları;
İcap.
Lazım,
Muktezi.
Lüzum, iktiza.
Mutlaka, herhalde, muhakkak,
Balık avlamak için suyun önüne gerilen set
Yazın kuruyup, kışın akan su.
Ceviz ve palamut silkmeye yarayan sırık.
Kenar.
Eksik.
Gerçekleşmesi zorunlu olarak beklenen, lazım.
Herhangi bir şeyin yapılabilmesi veya olabilmesi için şart olan (şey), lazım.
Varlığına ihtiyaç duyulan, yapılması, edinilmesi icap eden (şey).
Şart cümlelerinde üstün ihtimali bildirir, herhalde.

1 2 3