Karşılık…

İvaz,
Karşılık,
Bedel,
Ödün.
Edim.
Mukabele,
Mukabil,
Arapça: ivaz, (ﻋﻮﺽ).
İngilizce: provision .
Cevap, yanıt.
Bir şeye karşılık olarak verilen veya alınan şey, bedel, karşılık.
Bir davranışın karşı tarafta uyandırdığı, gerektirdiği başka davranış, mukabele.
Bir dildeki bir sözü başka bir dilde aynı anlamda karşılayan söz.
Bir şey alınırken karşı tarafa verilen başka şey, bedel.
Divan yazınındaki nazire karşılığı kullanılan bir terim.
Tornada bulunan bakırı kalıba almağa yarayan ağaç araç.
Bir iş için ayrılmış para, ödenek, tahsisat.

Bir şeyin karşısında bulunan…

Mukabil,
Aleyh,
Karşılık olan.
Karşı taraf.
İvaz, bedel, karşılığı.
Birinin karşısında olma.
Bir şeyin karşısında bulunan.
Bir şeyin veya bir kişinin karşısında olma.
Maruz, Bir olay veya durumun etkisinde veya karşısında bulunan.

Arapça mukabil, (ﻣﻘﺎﺑﻞ)
Arapça, karşı karşıya olmak, karşılaşmak anlamındaki mukabele kelimesinden türetilmiştir.
Bir şeye karşılık olarak yapılan, bir şeyin karşılığı olan,
Bir şeyin tam karşısına gelen, karşısında bulunan, karşı karşıya olan
Bir söz veya davranışa karşılık olarak yapılan, bir şeyin karşılığı olan.
Bir şeyin karşısında bulunan.
Karşılıklı.
Karşılık olarak.
Rağmen.

Bir şeyin yerini tutabilen karşılık, değer, kıymet …

Bedel,
İvaz, Arapça ivaz ( عوض ) karşılık, bedel demektir.
Bedel, (İng. cost, price, Frn. prix)
Bir malın ya da işin karşılığı olan değer, fiyat, denklik.
Değer, fiyat, kıymet, Eşit, Denk.
Karşılık.
Askerlik vazifesi için ödenen para.
Askerlik yapmamak veya yapılacak süreyi kısaltmak isteyenlerin devlete ödedikleri paraya bedel denir. Eğer bedelsiz olursa o zaman ganimet olarak adlandırılır. Karşılığını ödeyen kimselerin yaptığı askerliğe de bedelli askerlik denir.

Başkasının adına ve onun parası ile hacca giden kimse.
Başkasının adına hacca giden.
Bir şeyin yerine verilen ve yerini tutan şey.
Bir ücret karşılığında çalışan kimse.
Erkeğin kız tarafına evlenirken verdiği para.