Koyut, Tanıtlanamayan ama doğruluğundan da kuşku duyulmayan önerme…

Koyut,
Ön doğru,
Postulat,
İng. postulate,
Frn.postulat,
Alm. Postulat
Tanıtlanamayan ama doğruluğundan da kuşku duyulmayan önerme.
Matematik ve mantıkta ön doğru olarak kabul edilendir.
Kanıtsız olarak doğruluğu varsayılan önerme, belit.
Mantıksal olmayan ilksav.
Bir tanıtlamada onaylanması gereken ön gerçek.

İlksav,
Belit,
Aksiyom,
Mütearife,
Kendiliğinden apaçık ve bundan dolayı öteki önermelerin ön dayanağı sayılan temel önerme, mütearife, aksiyom.

Kısa roman …

Öykü,
Novella,
Novelette,
Kısa roman.
Türkçe, öykü.
Hikaye,

İngilizce, Novel,
Fransızca, Nouvelle, conte.
Almanca, Novelle.

Oluştukları yerlerle çağları belirli, gerçek ya da dinleyenlerin anlayışına uygun gerçekdışı tansıksal olayları konu alan halk anlatımlarının tümü.
Tasarlamaya ya da gözleme dayanan bir olayı anlatarak okuyucuda ilgi ve beğeni uyandıran ve çoğu kez ancak birkaç sayfa tutan yazın türü.
Çoğu kez dua ile başlayan meddah ya da aşık öyküsü.

“Tanrısal Ego” olarak da bilinen kibir, gururlanma sendromuna verilen ad …

Hubris,
Hubris Sendromu,
Kibir Sendromu.
İng. Hubris.

Aşırı gurur, Aşırı özgüven.
Kibir, kasılma, Hırs.
Kibir, gururlanma, kasılma.
Kendini beğenmişlik.
Küstahlık.
Haddini bilmemek.
Güç zehirlenmesi.

Genelde siyasetçilerde görülen bu hastalık “tanrısal ego” olarak da biliniyor. Bu sendromda kişi kendi görüntüsü ve ifadeleri ile orantısız bir endişe içinde olup gerçek ile bağı yoktur. Kendisi için öteki olan grubu açıkça hor görür.

Nesne, şey …

Nen,
Nesne,
Şey,
Obje,
Herhangi bir şey.
Nesne,

İngilizce: object,
Fransızca: objet,
Almanca: Objekt,
Gegenstand,
Latin: objectum
Rusça, dopolneniye
Arapça, كائن

Belli bir ağırlığı ve hacmi, rengi olan her türlü cansız varlık, şey, obje.
Öznenin dışında kalan her konu, obje.
Bir şey, hiçbir şey.
Lat. objectum demektir. Karşıda bulunan, karşıya konan anlamındadır.

(Genellikle) Karşımızda bulunan şey.
Öznenin bağlılaşık kavramı olarak, özne ediminin, bilincin kendisine yöneldiği şey.
Kendisine yönelinen, düşünülen, tasarlanan nesne.
Kendisine yönelen bir edim olmadan var olmayan şey.

Özne ediminden, bilinçten, bağımsız olan gerçek (real) nesne,
Gerçeklik olarak, dış dünyanın bir parçası olarak bilincin karşısında duran şey.

Cümlede yüklemin doğrudan etkisinde kalan geçişli fiilin zorunlu kıldığı tümleç, düz tümleç.
Öznenin, zihin ve bilincin dışında ve ondan ayrı olarak bulunan şey, bilgiye konu olan şey, obje.

Diyalektik…

Eytişim,
Diyalektik.
Fr. dialectique,
İng. dialectical,
Cedel,
Terapi,
Akıl yürütme yöntemi.

 

Gerçekliği ve onun çelişmelerini incelemeye yarayan ve bu çelişmeleri aşmayı sağlayan yolları aramayı öngören akıl yürütme yöntemi, eytişim.

Genelde akıl yürütme yoluyla araştırma ve doğrulara ulaşma yöntemi.
Bir tez veya görüşü, onun mantıksal sonuçlarını incelemek yoluyla çürütme yöntemi.
Gerçekliği ve onun çelişmelerini incelemeye yarayan ve bu çelişmeleri aşmaya yarayan yolları aramayı öngören akıl yürütme yöntemi.

Bir sözü hem gerçek hem de mecaz anlama gelecek biçimde kullanma sanatı …

Alegori, 

(Fr. allégorie).

Bir görüntü, bir yaşantı veya bir davranışın daha iyi kavranmasını sağlamak için göz önünde canlandırıp dile getirme, yerine. 

Bir sanat eserindeki ögelerin gerçek hayattan bir şeyleri temsil etmesi durumu.

Kinaye,   

Alegori,

Fransızca allégorie,

Bir görüntü, bir yaşantı veya bir davranışın daha iyi kavranmasını sağlamak için göz önünde canlandırıp dile getirme, yerine koyma. 

Bir sanat eserindeki ögelerin gerçek hayattan bir şeyleri temsil etmesi durumu.

Değinmece,

Bir söz sanatı terimi,

1 2