Hak …

Adalet,
Doğruluk,
Hukuk,
Hak,
Pay.
Doğru, gerçek.
Adaletli davranma.
Arapça: hakk,
Farsça: hak.
Rusça: pravo,
İngilizce: justice,
Fransızca: justice
Adaletin, hukukun gerektirdiği veya birine ayırdığı şey, kazanç.
Dava veya iddiada gerçeğe uygunluk, doğruluk.
Verilmiş emekten doğan manevi yetki.
Emek karşılığı ücret.

Hak sözcüğünün başka anlamları:
Maden, ağaç, taş üzerine elle yazı veya şekil oyma; kazı.
Kağıttaki yazıyı kazıma; kazı.
Allah, Tanrı.
Dilimlenerek kurutulmuş meyve.
Nişanlı.
Gelin, Gelin adayı.
Gelin alma töreni.
Gelinin babasına verilen armağan.
Tahıl ölçeği.
Tahıl.
Toprak.
Bir dönümlük alan.
Olmamış, ham.

Doğru düşünme sanatı ve bilimi…

Mantık,
Arapça: mantık.
Arapça nutk kelimesinden türetilmiştir.
İngilizce: logic,
Fransızca: logique.
Almanca: logik.
Yunanca: logike (tekhne)
Doğru düşünme sanatı ve bilimi,
Doğru düşünmenin yolu ve yöntemi,
Mantıksal düşünme yeteneği.
Belli kurallara bağlı olarak akıl yürütme.
Doğru düşünme sanatı ve bilimi.
Doğru düşünmenin yolu ve yöntemi; eseme.

Düşüncenin ve düşüncenin varlık biçimlerinin, ögelerinin, türlerinin, olanaklarının, yasalarının ve düşünce bağlamlarının bilimi; lojik.
Gerçeği aramaya yönelen zihin işlemlerinden hangilerinin doğru, hangilerinin yanlış yola çıktığını açıklayan ilkeleri yöntemli olarak inceleyen bilim.
Çıkarım ve kanıt gösterme bilimi.
Gereklik, erek ya da yargı ile iş, araç ya da kanıt arasında var olan tutarlık.
Olguların ve düşüncelerin düzenli biçimde sıralanması.
Öğrencilere doğru düşünme ilkelerini ve yollarını öğreten derse verilen ad.
Dilsel deyişlerin ya da önermelerin tutarlılığı, çıkarımların geçerliğine ilişkin ilke ve kuralları inceleyen bilgi dalı.

Önermelerin, düşünce ve kabullerin tutarlılık, inandırıcılık, doğruluk, yanlışlığını, çıkarımların geçerliliğini belirleyen ölçütler ve kuralları kıyas, tümevarım ve tümdengelim gibi düşünme süreçlerinin ilkelerini araştıran disiplin.

Anlatıma esas olan düşüncenin her bakımdan doğru ve sağlam olması…

Selamet,
Arapça selamet (ﺳﻼﻣﺖ).
Esen olma durumu, esenlik.
Esenlik, güvenlik.
Esenlik.
Anlatıma temel olan düşüncenin her bakımdan doğru ve sağlam olması.
Her türlü korku, tasa ve tehlikeden uzak, güvende olma durumu, kurtuluş.
Anlatıma temel olan düşüncenin her bakımdan doğru ve sağlam olması.
Kurtuluş, tehlikeden salim olmak.
Korktuklarından, fenalıklardan kurtulmak.
Esen olma durumu, esenlik.
Neticede iman ile kabre girmek.
Her türlü korku, tasa ve tehlikeden uzak, güvende olma durumu.

Her türlü korku ve tehlikeden uzak olma, kurtulma.
Kurtuluş, emniyet.
Emniyette olma.
Ruh ve beden yönünden sağlıklı olma, esenlik.
Tehlikeden uzak olma, güvenlik.
Kurtulma, kurtuluş.
Doğruluk, düzgünlük, sağlamlık.

Tehlikeden, korktuklarından ve kötülüklerden kurtulma; (edebiyatta) doğruluk, sağlamlık.
Fikrin her cihetten doğru olma hali.

Özü sözü bir olma, yalan söylememe …

Dürüstlük,
Doğruluk,
Güvenilirlik,
İngilizce: honesty,
Eskiden Osmanlı döneminde; Hüsn-i niyet(niyetin güzelliği).
Dürüst olma durumu.
Gerçeği saklamama,
Dürüst, doğru kimse.
Dürüst olma durumu, doğruluk, mertlik.
Özü sözü bir olma, yalan söylememe.
Soru-yanıt ilişkisine dayanan bir bilgi alışveriş sürecinde yanıtlayıcının olanı aktarması, gözlemcininse aktarılan bilgiyi yanlılığa düşmeden saptaması.
Bildiğinden, inandığından ve olduğundan başka türlü görünmeye veya göstermeye çalışmama.

Farsça drust düz, sağlam anlamındaki drust kelimesinden türetilmiştir.
Dürüstlük içtenlik, doğruluk, açıklık, doğrudanlık.
Yalan, hile, düzenbazlık gibi olumsuz eylemleri değil, doğruluk ve gerçekçilik gibi olumlu eylemleri içerir. Güvenilirlik, içtenlik, kibarlık, insaflılık ve adalet gibi erdemleri de beraberinde getirir. Ahlaken doğru olana verilen addır.

Hak ve adalete uygunluk, doğruluk…

Hakkaniyet,
Arapça hakkaniyet (ﺣﻘّﺎﻧﻴّﺖ).
Hakla ilgili anlamına gelen hakk, hakkanі sözcüklerinin mastar halidir.
Hakka ve adalete uygunluk, doğruluk.
Nasfet(Nısfet),
Nasafet; Hak ve adalete uygunluk, insaf, hakkaniyet.
Tüzegenlik.
İnsaf.
Haklılık.
Haktan ve doğruluktan ayrılmamak.
Adalet ve insaf ile lazım olanı icra etmek.
Doğruluk, gerçekçilik.
Gerçeklik ve doğruluk.
Hak ve adalete uygunluk, doğruluk, nasfet.
Eskiden, Osmanlı Döneminde, haktan ve doğruluktan ayrılmama; gerçeklik, doğruluk.
İnsanları, kanunların şümulüne girmeyen hakları temin ve ifasına zorlayan fotri adalet hissi.
Hak ve adalete uygunluk, doğruluk.

Herkese kendine uygun düşeni, kendi hakkı olanı verme, doğruluk …

Adalet,
İngilizce, Fairness, Justice.
Arapça, Adalet, (ﻋﺪﺍﻟﺖ),
Muadele,
Kavvam.
Doğruluk.
Kanun hükmü.
Hakkaniyet,

Yasalarla sahip olunan hakların herkes tarafından kullanılmasının sağlanması, türe.
Hak ve hukuka uygunluk, hakkı gözetme.
Bu işi uygulayan, yerine getiren devlet kuruluşları.
Herkese kendine uygun düşeni, kendi hakkı olanı verme, doğruluk.
Herkese hakkını vermek ve layık olduğu muameleyi yapmak.
Hak ve hukuka uygunluk, hakkı gözetme, doğruluk, türe.

Haklı ile haksızın ayırt edilmesi, haklıya hakkının verilmesi.
Her şeyin olması gerektiği yerde bulunması, yerli yerinde olması.
Kendine ait olan alanda, kendi mülkünde tasarrufta bulunmak, başkasının hakkına saygılı olmak.
Hak ve hukuka uyma, herkesin hakkını gözetme, doğruluktan ayrılmama, hakkaniyet, adl.
Bir cemiyette kanun ve nizam yoluyle hakların karşılıklı olarak korunması.
Bir devlette hak ve hukuku uygulayan teşkilat.

1 2