Leyleğe benzer bir kuş …

İbis,

Beyaz İbis (Eudocimus alba) ve Al renkli İbis (Eudocimus Rubra);

Bunlardan, balıkçıl kuşu iriliğindeki beyaz ibis’in kanatlarının ucu yeşilimsi siyahtır. Amerika’nın tropikal ve subtropikal bölgelerinde yaşar.
Tropikal Güney Amerika’nın harikulade al renkli ibisi’nin ise pırıl pırıl bir koyu kırmızı rengi ve mavimsi siyah kanat uçları vardır. Her iki kuş da bazı bölgelerde gayet bol olup yüzlerce başlık sürüler halinde toplaşırlar. Venezuela içlerinde binlerce al renkli ibis ve birkaç da beyaz ibis’ten meydana gelmiş sürülere rastlanmıştır. Beyaz ibis Birleşik Amerika’nın güneyinde yuva yapar.

Kutsal ibis,
(Threskiornis aethtopica);

İbis’lerin bilinen yirmi altı türünün en iyi tanınanıdır, ibis ailesinin bilimsel adı ibadet kuşu anlamına gelir. Eski Mısırlılar, beyaz tüylerle kaplı bir vücudu, dantel gibi siyah kuyruk tüyleri, çıplak bir kafasıyla çıplak bir boynu olan kutsal ibis’e taparlardı. Hatta ilim ve irfan tanrıları Tot’u ibis kafalı olarak resmederlerdi. Tot, ölülerin tanrısı Osiris’in kâtibi olarak, ölülerin dünyada yaptıklarını kaydetmekle görevliydi. Mısır mezarlarında bu kusun mumyalarına rastlanmıştır.

Orman İbisi, (Mycteria americana).

Birleşik Amerika’ da bulunan biricik leylektir. Florida’nın selvili bataklıklarında ve memleketin güney – doğusunun baş ka köşelerinde çok kere on beş bin kuşluk muazzam koloniler halinde ürer. Arada daha kuzeye de çıkar. Orman ibisi, siyah kanatlı iri bir beyaz kuştur: Uzunluğu 120 santimi bulur. Çıplak, çirkin kafasından ötürü, yerine göre, deri kafalı, yassı kafalı, demir kafalı, papaz, İspanyol akbabası gibi türlü lâkaplar edinmiştir. Orman ibisi’ nin de, bütün leylekler gibi, saatlerce havada kalmasını sağlayan çok büyük kanatları vardır. Leyleklerin çoğu gibi sessiz bir kuştur. Fakat bazen kalabalık bir kolonide bulunan yüzlerce yavru karınları acıktığı zaman hayli gürültü edebilirler.

Parlak İbis;
(Piegadis falcinellus)

Parlak ibis veya öbür adıyla Çeltik kargası, Eski Dünyanın sıcak bölgelerinde çok yaygındır. Birleşik Amerika’da enderdir. Fakat yakın akrabası olan beyaz yüzlü çeltik kargası’ na (Piegadis guarauna) Birleşik Amerika’nın batısındaki bataklıklarda çok rastlanır. Her iki tür de tavuk iriliğindedir ve tunç veya yeşilimsi parıltılı siyahımsı tüyleri vardır. Bu ibisler yüksek sazların arasında dağınık görünüşlü ottan yuvalar yapar ve yeşilimsi mavi yumurtalar yumurtlar.

Özellikle makarna yapımında kullanılan bir buğday cinsi …

Durum Buğdayı,

Makarnalık sert buğday (Triticum Durum – Durum Buğdayı) ,

Türk toplumunun yüzde 93’ü makarnanın undan yapıldığını düşünmektedir. Oysa makarna, durum buğdayının öğütülmesiyle elde edilen irmiğin su ile karıştırılmasından elde ediliyor. Durum buğdayı ise diğer buğday cinslerinden farklı bir cinstir. Durum buğdayı ile normal ekmeklik buğday arasındaki üç önemli fark var. Ekmeklik buğday, bitkisel proteini daha az, üstündeki cidarı daha ince, nişasta miktarı ise daha yüksek olan buğdaydır. Durum buğdayı ise bitkisel protein oranı daha yüksek, üstteki cidarı daha sağlam ve nişasta oranı daha düşük olan buğdaydır. Ancak elbette her iki buğday türü arasında genetik bir farklılık da mevcuttur.

Türkiye`de durum buğdayı Konya, Karaman, Urfa, Gaziantep, Diyarbakır, Erzurum, Haymana, Eskişehir ve Kayseri`de yetiştiriliyor. Kaliteli irmik, bulgur, makarna yapımında kullanılan tek buğday türü durum buğdayıdır.

Makarnanın Tarihçesi;

Eski Roma, Arap ve Çin medeniyetlerinde makarna`nın kullanıldığını çeşitli tarihi kaynaklar belirtmektedir. Roma yakınlarında bulunan “Cerveteri”de yapılan kazılarda, Eski Roma dönemine ait makarna yapımıda kullanılan aletler bulunulmuştur. Romalıların “lagana” dedikleri Lasanya türü makarnanın da bu dönemden kalma olduğu düşünülmektedir. Milattan sonra 1. yüzyılda yaşamış olan Apicio, “De re coquinaria” adlı eserinde “Lagana” yani Lasanyadan söz etmektedir.

Arap medeniyetinde ise makarna ile ilgili kaynağa daha çok rastlamaktayız. 10. yüzyılda makarnanın kervanlar ve gemilerle nakledildiği, büyük fetihlerle birlikte çeşitli milletlerin de bu şekilde ilk defa makarna ile tanıştığını Arap tarihçilerin eserlerinden öğreniyoruz.

Çin medeniyetinde ise makarna kullanımı daha eskilere dayanıyor. Milattan önce 1700 yıllarında Çin`de makarna tüketildiği bilinmektedir. Kaşif Marco Polo`nun Çin`e yaptığı seyahat sonrasında 1292 yılında beraberinde “Spaghetti” adı verilen makarna çeşidini getirdiği bilinmektedir.

Üretimi;

Modern tesislerde el değmeden üretilen makarna, temel olarak aşağıdaki süreç izlenerek üretilmektedir.

Temizleme, Tavlama,

Makarnalık sert buğday (Triticum Durum – Durum Buğdayı) önce temizlenir sonra su ile tavlanır.

Öğütme – Eleme

Durum Buğdayı öğütülerek ve elenerek irmik haline getirilir. İrmik tanecikleri 125-450 mikron büyüklüğünde, parlak ve köşeli bir görünüme sahiptir. Bu özellikler nedeniyle durum buğdayından elde edilen irmik parlak sarı renktedir. Öğütme sonrasında eleme işlemi yapılarak, irmik dışı ürünler (kepek, razmol, irmikaltı un vb) ayrıştırılır.

Yoğurma – Şekillendirme

Elde edilen irmik, su ile karıştırılarak, mikserlerde düzgün bir hamur yüzeyi elde edilinceye kadar yoğrulur. Katkılı makarnalar için eklenecek katkılar (vitamin, vb.) bu sırada eklenir. Bu hamur basınçla şekil verilmek üzere kalıplara alınır. Vakum uygulanarak parlak sarı renk ve camsı özellik alması sağlanır.

Kurutma – Soğutma

Oluşan hamur şekilleri kurutmaya alınır. Kurutma süresi teknolojiye, makarna çeşidine ve kurutma diyagramına göre değişir. Kurutma nemi ve sıcaklığı da yine teknolojiye ve diyagrama bağlı olarak değişir. Kurutmadan çıkan makarna soğutmaya alınır.

Dinlendirme – Ambalajlama

Silolarda dinlendirilen makarna, yine el değmeden paketleme makinalarında istenen tür ambalaj ve gramajda paketlenerek satışa hazır hale getirilir.

Yusuf Ziya Ortaç' ın üç perdelik tragedyası …

Binnaz,

Yusuf Ziya Ortaç’ ın oyunu (1919).

Binnaz, Lâle Devri’nin fettan kadınları arasında en çok ün almış olaradır. Önün bu şöhretini uzaklardan işiten, Rumeli paşalarından birinin oğlu Hamza onu görmeye Tuna kıyılarından İstanbul’a gelir. Binnaz’ın Efe Ahmet isminde bir sevgilisi vardır. Efe Ahmet, Hamza’yı bir hücumdan kurtarmıştır. Karşılaştıkta bir, kahvede vuruşmaya karar verirler, oysa o sıralarda böyle kavgaların ölümle cezalandırılacağı ilân edilmiş bulunuyordu. Efe Ahmet, Hamza’yı yaraladığı için bu cezaya çarpılacaktır. Hamza, bir zaman hayatını kurtaran Efe Ahmet olduğunu, verdiği hatıradan tanır ve dedesinin hatırı için, Ahmet’in affı hakkında bir emir alır. Bunu nefsine ağır bulan Efe Ahmet, kurtarma emrini yakar ve kendini aramaya gelen cellâtlara teslim olur.

Yusuf Ziya Ortaç, (1896-1967)

1895’te İstanbul’da doğdu. 11 Mart 1967’de İstanbul’da yaşamını yitirdi. “Hecenin Beş Şairi” grubunun üyesi ve öncülerinden. İstanbul Vefa İdadisi’ni bitirdi. 1915’te Darülfünun-ı Osmani’nin (İstanbul Üniversitesi) açtığı yeterlilik sınavını kazanarak edebiyat öğretmeni oldu. Çeşitli okullarda dersler verdi. Orhan Seyfi Orhon’la birlikte çıkardığı “Akbaba” mizah dergisini ölümüne değin yayınladı. 1946-1954 arasında Ordu milletvekili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde bulundu. Şiire aruzla başladı. Ziya Gökalp’in etkisiyle hece ölçüsünü benimsedi, bu türün başarılı örneklerini verdi. “Hecenin Beş Şairi”nden biri olarak ünlendi. Şiirleri Türk Yurdu, Servet-i Fünun ve Büyük Mecmua’da yayınlandı. Akbaba dergisinde akıcı bir dille, rahat okunur bir tarzda yazdığı fıkralarında siyasal mizahın özgün örneklerini verdi. Şiir ve gülmece yazılarının yanısıra roman, öykü ve oyunlar da yazdı.

Roman;

Kürkçü Dükkanı (1931)

Şeker Osman (1932)

Göç (1943)

Üç Katlı Ev (1953)

Şiir;

Akından Akına (1916)

Aşıklar Yolu (1919)

Cen Ufukları (1920)

Yanardağ (1928)

Bir Selvi Gölgesi (1938)

Kuş Cıvıltıları (çocuk şiirleri, 1938)

Bir Rüzgar Esti (1952)

Oyun;

Kördüğüm (1920)

Latife (1919)

Nikahta Keramet (1923)

Binnaz (üç perdelik tragedya).

Mizah;

Şen Kitap (1919)

Beşik (1943)

Ocak (1943)

Sarı Çizmeli Mehmed Ağa (1956)

Gün Doğmadan (1960)

Gezi-Anı-Biyografi;

İsmet İnönü (1946)

Göz Ucuyla Avrupa (1958)

Portreler (1960)

Bizim Yokuş 1966)

Adıyaman' da bir kaya mezarı …

Turuş kaya mezarları,

Adıyaman il merkezine 40 km. uzaklıkta ve Adıyaman-Şanlıurfa karayolunun 1 km. batısında yer alan Turuş Kaya Mezarları Roma Dönemine aittir. Mezarlar zeminden aşağıya doğru ana kaya oyularak yapıldığından mezarların girişine aşağıya doğru inen 10-13 basamaktan sonra ulaşılır. Bazı Kaya mezarlarının duvar ve kapı girişlerinde çeşitli figürler ve kabartmalar bulunmaktadır.

Haydaran kaya mezarları,

Adıyaman’ın 17 km kuzeyinde Taşgedik köyü sınırları içinde yer alır. Burada kaya mezarlar ve Güneş Tanrısı Helios ile Kral Antiochos’un tokalaşma kabartmaları vardır.

Adıyaman’ da diğer kaya mezarları, tümülüs, dikilitaş, kaya anıtı ve mağaralar…

Zey Mağaraları,

Adıyaman’a 7 km. mesafede, Zey Köyü yakınında, erken dönem hristiyanların yaşadığı yerleşim birimleri bulunmaktadır. Köyde ayrıca Şeyh Abdurrahman Erzincani’ ye ait bir türbe ve cami yer almaktadır.

Gümüşkaya Mağaraları,

Adıyaman ilinin 40 km. güneybatısında Göksu nehri kenarında aynı adla anılan köyün batısında kayalardan oyma tünel şeklinde birbirleri ile bağlantılı çok sayıda mağaralar yer almaktadır. Tarihte konut olarak kullanılan bu mağaraların İ.Ö. 150 yılında yapıldığı tahmin edilmektedir. Balkonlara, bölmeli odalara ve kuyulara sahip bu mağaralara sadece bir insanın geçebileceği dar bir yolla ulaşılmaktadır.

Palanlı Mağarası,

Adıyaman’ın 10 km. kuzeyinde Adıyaman – Çelikhan – Malatya karayolunun üzerinde Palanlı köyü sınırları içerisindedir. M.Ö. 40.000 yıllarında kullanılmış doğal bir mağaradır. Duvarında bulunan ve halen fark edilebilen geyik figürü yalın kontur çizgilerle oluşturulmuştur. Mağara arkeolojik alanı olarak tescillidir. Mağaranın yer aldığı derin vadi ise ender bulunur bir doğa parçası olup, sık bir vejetasyona sahiptir.

Sofraz Tümülüs Mezarları,

İl merkezine 45 km., Besni ilçesine 15 km. uzaklıkta, Üçgöz (Sofraz) köyündedir. 15 m. Yüksekliğinde olan mezarın üzeri kırma taş ve molozla örtülüdür.

Dikilitaş (Sesönk),

Besni ilçesinin 33 km. güneydoğusunda, Kızıldağ üzerinde Kommagene Kralı II. Mithridates tarafından inşa edilen anıt mezar, herbiri yaklaşık 10 metre yükseklikte üç çift sütunla çevrelenmiştir. Sütunları üzerinde kadın, erkek ve aslan kabartmaları bulunmaktadır.

Karadağ Tümülüsü

Adıyaman’a 5 km mesafede, Karadağ eteğindedir. 2 bölümden oluşan bir kaya mezar bulunur. Ayrıca buradan şehir ve baraj göl manzarası da izlenebilir.

Sofraz Tümülüsü (Üçgöz),

Besni ilçesine 15 km. uzaklıkta, Üçgöz Beldesindedir. Anıt mezarın üzeri kırma taş ve molozla örtülüdür.

Beştepeler,

İlimize 25 km mesafede Ilıcaklı Köyü sınırları içinde yer alır. Yığma taşlardan yapılmış olup 6 adet mezar bulunmaktadır.

Malpınarı (Kaya Anıtı),

Adıyaman’a yaklaşık 35 km. uzaklıkta Malpınar mezrasında doğal kaya üzerine oyulmuş Hiyeroglif bir kitabe ve kayalara yapılmış yerleşim birimleri geç Hitit dönemine aittir.

Arsemia Anıtı (Kahta)

Kahta Çayı’nın doğusunda, eski Kahta Kalesinin karşısında bulunan Kommegene Krallığının yazlık başkenti Arsemeia’da bulunan bir anıttır.

Perre Antik Kenti Ve Kaya Mezarları,

Her yönüyle zengin olan Adıyaman, ilimiz merkez Örenli (Pirin) mahallesindedir. Kommagene Krallığının beş büyük antik kentinden birisidir. Başkent Samosata ile Melitene (Malatya ) arasında yer alan bir uğrak yeridir.

Muğla' nın Ula ilçesine bağlı turistik bir belde…

Akyaka,

Muğla-Marmaris yolunun 15. km’ sinde başlayan, deniz seviyesinden 671 metre yükseklikteki Sakar Geçidi’nden ovaya doğru çam ormanlarının içerisinden kıvrılarak inen 7 km’lik yolu ya giderken ya da dönerken günışığında geçmelisiniz. Ovanın ve Gökova Körfezi’ nin manzarası gerçekten başdöndürücüdür. Rengarenk güzelliğiyle Gökova ovası, bir yanda mavi yolculuğun değişmez adresi Gökova Körfezi tüm muhteşemliği ile serilecek gözlerinizin önüne. Yol kenarında manzara seyretmek için park yerleri vardır. Aracınızı kenara çekin ve düşlere dalın. Körfez çoğu zaman sisler içindedir ve daha da düşsel bir manzara sunar. Bu virajlı yol ovaya inerken Akyaka’ya ayrılıyor. Gökova körfezinin dantel gibi işlenmiş koylarını seyrederek dağları geride bırakır bırakmaz hemen sağa dönüldüğünde Gökova sahilinde yer alan gerçek bir tatil cennetine, Akyaka’ya varacaksınız.

Azmak denilen pırıl pırıl dereyi izleyin. Akyaka’nın özel mimarisi hemen dikkatinizi çekecektir. Sağınızda solunuzda ahşap yapıların en güzelleri sıralanıyor. Özenmemek, imrenmemek zor. Akyaka şehir merkezi içine girip orman alanına doğru ilerlerken sola dönerseniz plaja çıkarsınız. Deniz sığ ve dalgalı olduğu için biraz bulanıktır. Azmak derenin denizle buluştuğu noktadır burası. Dilerseniz tekneyle Azmak’a girebilir ve berrak suda kocaman tatlısu balıklarını seyredebilirsiniz.
Doğal güzelliklerinin yanında, binlerce yıldır Güney Batı Anadolu’da yaşayan çeşitli medeniyetlerin izlerini taşıyan tarihi dokusu, değişik mimarisi, denizden her daim esen ılık meltem rüzgarları büyüleyecek sizi. Sırtını yasladığı dağların eteğinde Gökova Ovası ile kucaklaşarak Gökova Körfezi ile buluşan Akyaka, bu konumu ile mutlaka görülmesi gereken bir huzur sığınağı.
Mimarisi son derece özellikli. Akyaka evlerinin her biri diğerinden güzel bahçelere sahip. Begonvillerin sarmaladığı bu şirin evler dantel gibi işlenmiş ahşap oymalarla süslü. Akyaka evlerinin mimari tarzı Ulalı Sanatçı Nail Çakırhan’a ait. Ula’nın eski evlerini örnek alarak, Akyaka’da bu mimari özellikteki ilk evi kendine yaptı ve bu çalışmasıyla ödül aldı. Doğayla uyum içinde yaşam süren ve Akyaka’nın en büyük özelliklerinden biri olan bu şirin evlerde kendinizi bir masal diyarında hissetmeniz işten bile değil.
Akyaka’nın hemen yanı başından ağaçlar ve sazlıklar arasından süzülerek Gökova Körfezi’ne akan Kadın Azmağı doğal bir akvaryum gibi. Buraya yürüyerek veya teknelerle de ulaşıp, gezmeniz mümkün. Azmağın serinliği, şiirsel güzellikteki su altı bitki örtüsü, elinizle tutuverecekmiş hissine kapılacağınız balıkları, kaplumbağaları, üzerinde süzülen ördekleri ve sevimli su sumarları(lutra lutra) yörenin doğal dokusunu yaşatıyor. Azmak kenarında birbirinden güzel ve şirin çeşitli restoranlar bulunuyor. Sabah kahvaltısından başlayarak gece geç saatlere kadar hizmet veren bu restoranların tabii ki olmazsa olmazı deniz ürünleri. Burada benzersiz doğal güzellikler arasında Akdeniz ve Ege balıklarını tatmanın, ekmeğinizi azmaktaki balıklar ve ördeklerle paylaşmanın keyfine varacaksınız.

“Gökova” ovasının sazlıklarına gelen değişik türdeki göçmen kuşlar, leylekler, flamingolar ve pelikanlar size ömür boyu unutamayacağınız bir görsellik sunacak. Bu sazlıklar bahar aylarında kuş gözlemi yapan meraklıların akınına uğruyor.
Akyaka’nın incecik, sapsarı ve tertemiz kumlu plajında sakin bir tatil günü geçirmeye niyetlendiyseniz kumsalın hemen arkasındaki çeşitli kafe ve restoranlardan yiyecek ve içeceğinizi temin edebilirsiniz. Sahilden itibaren 2 yüz metre sığlığı devam eden masmavi denizini kulaçlarken bir Akdeniz Fokuna rastlamanız ve birlikte yüzmeniz de mümkün. Bu plajın hemen yanında Orman içi dinlenme tesisleri ve biraz ilerisinde Akyaka’nın gözdesi Çınar plajında da bedeninizi Gökova Körfezi’nin masmavi sularına bırakabilirsiniz. Çınar plajının Akyaka ile arası yaklaşık 3 kilometre. Çınar plajı yolu takip edildiğinde Akbük Koyu’na oradan da Ören (Gereme Keramos)’a ulaşılabilir.

Akyaka’da her türlü su sporu, tarih ve doğayla kucak kucağa orman yürüyüşleri, kaya tırmanışları yapabilir, bisikletle çevreyi gezebilir, Sakar Tepe’de yamaç paraşütünün adrenalin dolu büyüsünü tadabilir, azmak sularında tatilinize kano heyecanını yaşayacağınız bir gün ekleyebilir, Cip Safari turlarıyla çevre köylerdeki yerel kültürü keşfedebilirsiniz. Günlük gezi teknelerinin düzenlediği turlarla da İncekum ve Sedir Adası’na gidip, Gökova Körfezi’nin unutulmaz güzelliklerini yaşamınıza katmayı sakın unutmayın.
Akyaka, Muğla’ ya 26 km., Marmaris’ e 30 km., Köyceğiz’ 35 km., Ortaca’ ya 50 km. ve Dalaman’ a 60 km. uzaklıkta.dır.

Devletin arazi ve arsaların alan, sınır ve hukuki durumlarını saptayarak plana bağlanması …

Kadastro, (İsp. catastro),

Kadastro (Osm., Farsça),

Bir ülkedeki her çeşit arazi ve mülk yerinin, alanının, sınırlarının ve değerlerinin devlet eliyle belirlenip plana bağlanması işidir.

Bir ülkedeki arazi ve mülklerin alanını, sınırlarını ve yerini belirtip plânlama işidir.

Taşınmaz malların sınırlarının arazi ve harita üzerinde belirtilerek hukuki durumlarının ve üzerindeki hakların tespit edilmesi işlemine kadastro denir.

Memleketin kadastral topografik haritasına dayalı olarak taşınmaz malların sınırlarını arazi ve harita üzerinde belirterek hukuki durumlarını tespit etmek ve bu suretle tapu sicilini kurmak, ve harita üzerindeki fenni değişiklikleri takip etmekle görevli kamu idaresine kadastro müdürlüğü denir.

Bir bölgedeki özel arsaların kaydıdır; bu arsalar sistematik şekilde numaralandırılır, her birinin çevresi ve parsel tanımlayıcısı büyük ölçekli haritalarda gösterilir, hem haritada hem de kayıt defterinde bu arsanın niteliği, büyüklüğü, değeri ve onunla ilgili hukukî haklar belirtilir.

1 726 727 728 729 730 735