İstanbul’da Sirkeci-Florya sahil yolunda Bizans İmparatorluğundan kalan bir saray, Hürmüz’ün Sarayı …


Bukaleon,
Boukoleon Sarayı,
Yunanca: Βουκολέων,
Bucoleon,
Hürmüz’ün Sarayı.
Hormisdas Evi ,
Justinian Evi.
Hormisdas Mahallesi .
Küçük Ayasofya.

Saray Bukaleon adı, boğa ve aslan anlamındadır. Adını Saray hemen yanında bulunan iskelenin mermerden yapılmış rıhtım üzerindeki bir boğa ve aslanın mücadelesini gösteren heykel grubundan almıştır. Ancak bu heykelden günümüze her zaman olduğu gibi hiç bir şey ulaşmamıştır.

Saray, Marmara Denizi kıyısında, İstanbul Sirkeci-Florya sahil yonun üzerinde Çatladıkapı mevkiindedir. Bu tarihi Bukaleon Sarayının yanıbaşında İmparatorluk iskelesi ve fener kulesi kalıntıları bulunur.

İmparator Büyük Konstantinos döneminde Prens Hormisdas tarafından IV.yüzyılda yaptırılmıştır. Hormisdas’ın asıl adı Hürmüz olan bir Sasani prensi. Bizans’a sığınan ve hıristiyanlığı kabul eden bu Sasani prensi Hormisdas adını almış. İmparator Büyük Konstantinos’un izniyle İran’daki evini hatırlatan bir saray yaptırmış. Bu saray ve çevresi uzun yıllar Hormisdas mahallesi olarak anılmış. Hormisdas mahallesi olarak anılan saray Justinus tarafından yeğeni Konsül Justinianus’a hediye etmiş. Konsül Justinianus tarafından uzun yıllar kullanılmış.

Saray 1204 yılında İstanbul’u ele geçiren Latinler tarafından kullanılmış.

İstanbul’un fethinden sonra saray saray arazisi yerleşime açılmış. 1870 yılında yapımına başlanılan Rumeli Demiryolu bu sarayın tam üstünden geçirilmiş. 1911-1912 yıllarında demiryolu çift hat’a çıkartılırken Sarayın bazı bölümleri tamamen ortadan kaldırımış. 1912 yılında çıkan yangında ahşap evler yaynınca sarayın bazı bölümleri ortaya çıkmış. 1950 yıllarında yeniden yerleşime açılmış.

Saray ve kalıntları, günümüzde ortaya çıkarılarak bir müze haline getirilmeyi bekliyor.

Tokat’ın Erbaa ilçesinde bir kale …


Emeri,
Tokat’ın Erbaa ilçesinde bir kale.

Boğazkesen Kalesi-Kale köyü
Emeri Kalesi-Bağpınar köyü
Simeri Kalesi-Simeri, Yolpınar köyü

Emeri kalesi, eski adı Emeri yeni adı Bağpınar köyü olan eski bir yerleşimdedir. Amasya’daki kral mezarlarına benzer bir mezar da Bağpınar Köyündeki Emeri Kalesi’ ndedir.

Emeri köyü Canik dağının Kelkit Çayı’na bakan güney eteğindedir. Bu kaleden başka köyde Tortepesi höyüğü, önceki devirlerde hamam olarak kullanılan Kız kayası ve Men Tapınaklarının bulunduğu büyük rahiplerin yetiştirildiği bir de mabet vardır. Doğusunda Yoldere köyü, batısında Üzümlü Kasabası, kuzeyinde Güveçli, güneyinde ise Tepekışla köyleri vardır. Bağpınar köyü, 400 m. rakımda olup, Erbaa’ya 17 km. ve Tokat’a 72 km uzaklıktadır.

Hititler ve Frigler Yeşil Irmak Havzası boyunca M.Ö. 2000 ve 600 yılalrı arasında irili ufaklı yerleşim alanları kurmuşlardır. Bölge Pansus’ların hakimiyetine geçmiş. Helenistik çağda kurulan Pontus Krallığı döneminde yerleşim yeri olarak kullanılan Emeri, o zamanki adı ile Emeria’nın Romalılar döneminde yıldızı parlamıştır. Romalı Kumandanlardan Pompey, bölgeyi Pontuslar’dan alınca merkez olarak Ameria’yı seçmiş ve buraya çok önem vermiştir. Ameria, Niksar’ın merkez oluşuna kadar seksen yıl merkezlik yapmış, tarihi önemi korunmuştur.

Erbaa, Arapça dört anlamına gelir. Taşabat-Taşova, Erek, Sonusa-Uluköy, Karayaka, nahiyelerinin hepsine birden Nevahi-i Erbaa yani dört nahiye denilmiş. Daha sonra Nevahi-Nahiyeler kelimesi, terk edilmiş ve sadece Erbaa adı kullanılmıştır. Erbaa’nın en eski yerleşim yerlerinden biri olan Emeri çevresinde birçok tarihi eser taşımaktadır.

Tokat Kaleleri;

Tokat Kalesi : Tokat il merkezinin kuzeybatısında bir tepededir. Kalenin yapım tarihi bilinmemektedir. MS.V ve VI. yüzyıllarda kale Eudoksia veya Dokeia olarak tanınmış.

Akıncı Kalesi; Tokat ili Almus ilçesi, Akarçay yakınındadır. Tozanlı ve Kelkit vadilerine bakan tepeler üzerinde kurulmuş. Karalar Kalesi ve Kaleboğazı olarak da adlandırılan kalenin tarihi Pontus Kralı VI. Mithridat’a uzanmaktadır.

Niksar Kalesi; Tokat ili Niksar ilçesinde bulunur. Maduru ve Çanakçı dereleri arasındaki yüksek tepe üzerindedir. Bu kalenin Roma döneminde yapıldığı sanılmaktadır. Bizans, Danişmentli ve Selçuklu dönemlerinde yeni kısımlar eklenmiş.

Zile Kalesi, Tokat’ın Zile ilçesinin merkezinde bir höyük üzerinde bulunur. Zile Ovasına bakan kalede Roma ve Bizans dönemine ait mimari parçalar ve kitabeler bulunmaktadır.

Turhal Kalesi, Tokat’ın Turhal ilçe merkezindedir. Kaleden iki burç kalıntısı ile yeraltı geçitleri kalmıştır.

Türlü renklerde çiçekler açan bir kaktüs cinsi …


Kalanço,
Kalanchoe.
Kalanchoe blossfendiana,
Kaktüs cinsi.
Türlü renklerde çiçekler açan bir kaktüs cinsi.

Kalanço, yılda altı yedi ay çiçek açan bir kaktüs cinsidir. Bu bitkinin, bakımı çok kolaydır. Kalanço türü en çok bilinen türüdür. Bodur bir bitkidir. Çıkan saplarında çiçekler açar.

Sap üzerindeki çiçekler kuruyunca saplar koparılmadan temizlenirse tekrar çiçek açar. Sapları kesilirse, bitki yine çiçek verir.

Kalanchoe blossfendiana ilkbahar kış arası bahçe ve balkonlarda güneş altında büyürler ve üstünde hep çiçek vardır.

Hava sıcaklıklığı 10 – 25 °C derece arasında yaşarlar. Bol ışık veya direkt güneş ışığı ister. Gölgede yaşayamazlar. Toprak kuruyunca su verilmelidir. Toprağı su altında kalmamalıdır, Aşırı sulanınca çürür. Gelişmesine bağlı olarak saksısı da değiştirilmelidir. Her yıl baharda bitki budanmalıdır.

“Çıntar” da denen, yenilebilir bir mantar cinsi…

Melki,
Çıntar’da denen, yenilebilir bir mantar cinsi.
Çıntar,
Kanlıca,
Melki,
Elicek,
Ebicek.
Ebişek, Ebişke.
Çam mantarı,
Göbelek Mantarı,

Kanlıca Mantarı
(Laetarius deiiciocus),

Halk arasında Kanlıca, Elicek ve Ebişek diye bilinen bu mantarın Latince adı Lactarius’ dur. Türkiye’nin kimi yerlerinde Melki diye bilinir. Turuncu rengi ile dikkat çeken şapkalı mantarlardandır. Kırıldığı ya da kesildiği zaman kesit yüzünden turuncu renkli bir süt akar. Bu mantarı daha önce görmemiş olanlar rengini zehirli olduğunun işareti sayarak yemekten korkarlar. Kanlıca mantarı, nemli ve yağışlı bölgeleri sever. Genellikle ekim ayında ortaya çıkar. Kuzey Ege, Bolu, Kastamonu, Boyabat, Duragan, Vezirköprü, Gerede gibi yörelerdeki yaylarda ve ormanlarda yetişir.

Kanlıca mantarının rengi kırmızımsıya çalar. Çamlıklarda, düz arazilerde olur. Turşusuna kadar yapılır. En lezzetlisi mangalda, közde pişirilerek yenilendir.

Sonbaharın, yağmurlarında üreyen en güzel lezzetli yabani mantarıdır. Ormanlık arazilerde yetişir. Bilinçsiz kişiler tarafından kesinlikle toplanıp tüketilmemesi gerekir.

En nefis mantarların başında Melki ya da Kanlıca mantarı olarak da bilinen çıntar mantarı gelir.

Fethiye ilçesinde bir koy…


Kabak,
Kabak koyu,
Ölü deniz.
Fethiye ilçesinde bir koy.
Kabakkoyu, Ölüdeniz’in Kelebekler Vadisi’ne komşu bir koyudur.
Turkuaz mavisi harika bir denizi vardır.
Kabakkoyu’ na gitmek çok zordur.

Eşsiz görünümünün yanı sıra, doğal hayatı korumak için büyük oteller yerine kamp alanları ve ağaç evlerin kurulduğu Kabak Koyu, dünyanın en iyi trekking parkurlarından biri olarak kabul ediliyor.

513 km uzunluğundaki Likya Yolu, Kabak Koyu’ndan geçiyor.

Fethiye gezilecek yerler listesindeki Kabak Koyu, yüksek kayalar, akarsu ve deniz ile çevreli konumuyla, izole kalarak, bitki ve hayvan türleri bölgeye özgü hale gelerek diğerlerinden ayrı olarak evrimleşmiş bir bölge. Kelebekler Vadisi’ne ismini veren kaplan kelebekleri de burada da yaşayan endemik türler arasındadır.

Kabak koyu, Fethiye Ölüdeniz ‘e yaklaşık 17 km. mesafededir.

Kabak koyunda gezilecek yerler;
1. Kelebekler Vadisi
Kelebekler Vadisi, etrafı 350 metreye ulaşan dik kayalıklarla çevrili, Ölüdeniz’den 5 km uzaklıkta yer alan cenneti andıran bir doğal güzellik. Adını barındırdığı 80’den fazla kelebek türünden alan vadi, çevresindeki dağlar nedeniyle çevreden izole konumda. Vadiye teknelerle ulaşılabiliyor.

2. Faralya Köyü
İngiltere’nin dünyaca ünlü gazetesi The Times’ın, Türkiye’de bulunan 6 gizli cennet arasında saydığı Faralya Köyü, Kabak Koyu’na yaklaşık 20 dakikalık yürüme mesafesinde yer alıyor. 40 km’lik bir alana yayılan ve deniz kıyısından birkaç yüz metre tepeye kurulan Faralya’nın resmi ismi Uzunyurt Köyü.

Doğa ve köy turizmi bakımından Fethiye’nin en önemli bölgesi olan Faralya Köyü, eşsiz konumuyla Kelebekler Vadisi ve Ölüdeniz’e hâkim bir lokasyonda bulunuyor. İnsanları hayrete düşüren güzelliğiyle uçsuz bucaksız uzanan deniz manzarası, nefes kesen gün batımı renkleri, zengin bitki örtüsü, dimdik ayakta duran vahşi dağları ile ziyaretçilerine dudak ısırtıyor.

3. Ölüdeniz
Fethiye’ye 17 km uzaklıkta yer alan ve baştan çıkarıcı güzelliğe sahip Ölüdeniz, adı gibi fırtınalı havalarda bile sakin kalan suyu ve güzeller güzeli Belcekız Plajı ile cennetten bir köşe.

Kabak Koyu’na oldukça yakın olan Ölüdeniz, turkuaz rengi denizinin berraklığı ve kumsalı ile kıyılara kadar uzanan yemyeşil çam ormanlarının içinde zümrüt gibi parlıyor.

4. Antik Likya Yolu
Dünyanın dört bir yanından ziyaretçi ağırlayan Antik Likya Yolu, Fethiye’nin kaya mezarlarından başlayarak Demre ve Antalya’ya kadar uzanıyor. Patikaların üzerine yerleştirilen yön levhalarını izleyerek Babadağ’ın eteklerinden Faralya Köyü’ne ulaşıyor. Faralya’dan sonra yürüyüş Kabak Koyu’nun turkuaz sularına doğru devam ediyor.

Gürcü müziğine özgü bir tür kaval …

Salamuri,
Georgian, სალამური
Gürcü müziğine özgü bir tür kaval.

Salamuri, Gürcistan’ın tüm bölgelerinde özellikle Kartli, Kakheti, Meskheti, Tusheti, Pshavi ve Imereti’de bulunan yaygın bir rüzgar enstrümanıdır. Arkeolojik kazılardan elde edilen kalıntılar eski zamanlarda Gürcistan’da salamurinin varlığını kanıtlamaktadır.

Salamuri (fistula), Gürcistan’daki en yaygın çalgı olan Salamuri, 7-9 deliği olan uzun kanül şeklinde nefesli bir çalgıdır. İki çeşit salamuri vardır, dilli veya dilsiz.

Salamuriyi halk efsaneleri ve edebi eserlerde görebiliriz. Efsanelere göre Salamuri, emektar erkeklerin yanından eksik etmediği bir arkadaştır. Coşkulu melodiler pozitif duyguları çağrıştırır, hayvanları evcilleştirir, kuşların ötmesini sağlar, hüzünlü melodiler ise insanların acısını rahatlatır.

Mtsheta’daki (Gürcistan’ın doğusundaki) bir arkeolojik keşif tarafından bulunan eserler arasında, Gürcü müzik kültürünün ilginç bir yönü dikkat çekiyor.

1930 yılında Mtsheta’daki Samtavro’nun eski mezarlarında başka şeylerle birlikte bir kemik salamur (flüt) bulunmuştur. Sözde, 15.-13. Yüzyıllara dayanıyor.

Tulum Lazların ulusal sazıdır. Tuluma Lazca’da guda (გუდა) denilmektedir. Hopa ve Batum yöresinde ise ç’ip’oni (ჭიპონი) denir. Kemençe de Lazlarla özdeşleşmiş bir halk çalgısıdır. Kemençeye Lazca’da çemane (ჩემანე) denilmektedir. Hopa ve Batum’da ise ç’ilili (ჭილილი) denir. Bir diğer önemli Laz halk çalgısı da kavaldır. Kavala Lazca’da pilili (პილილი) denilir.

Diğer Gürcü müzik çalgıları;
Panduri,
Çonguri,
Salamuri,
Baspanduri,
Garmon,
Doli,

Çalgılar;
Panduri; ağaç bir kasnak ve üç yaydan oluşan, parmakla çalınan geleneksel Gürcistan yaylı çalgısıdır. Panduri esas olarak solo şarkılar veya yiğitleri öven şiirlere eşlik eder.

Çonguri; üç yerine dört yaylı olmasıyla panduriden ayrılır. İlk çağlarda her Gürcistan ailesinin bir panduri veya çongurisi bulunurdu.

Doli; çizgili yanları olan silindir şeklinde küçük bir çalgıdır. Gürcistan’ın en yaygın davul çalgısıdır. Doli dansın ritmini belirler.

Duduki; kof kayısı veya dut ağacından yapılan ünlü bir Kafkas nefesli çalgısıdır.
Yumuşak sesi sayesinde duduki hem eşlik etmede hem de solo bir çalgı olarak kullanılır. Yüreklere hitap eden yumuşak ses kalitesiyle değerli sayılır. Dudukinin tatlı sesine eşdeğer bir çalgıya az rastlanır.

Çiboni (gayda); Deri bir keseden ve borulardan oluşur. Deri kese geleneksel olarak koyun derisinden yapılır. Borunun üstü sekizli ses çıkaran iki küçük tüple (stvris) donatılmıştır. Bu çalgı iki sesli eserleri icra etmede kullanılır.

Garmoni; Gürcistan’a 19.yüzyılda Rusya’dan gelen Garmoni, hızla halk müzisyenlerinin beğenisini kazandı. Hem gruba eşlik eden bir çalgıdır hem de danslara fon müziğidir; ayrıca solo bir çalgı olarak da kullanılır.


Duduki, Georgia

1 3 4 5 6 7 334