Adıyaman' da bir kaya mezarı …

Turuş kaya mezarları,

Adıyaman il merkezine 40 km. uzaklıkta ve Adıyaman-Şanlıurfa karayolunun 1 km. batısında yer alan Turuş Kaya Mezarları Roma Dönemine aittir. Mezarlar zeminden aşağıya doğru ana kaya oyularak yapıldığından mezarların girişine aşağıya doğru inen 10-13 basamaktan sonra ulaşılır. Bazı Kaya mezarlarının duvar ve kapı girişlerinde çeşitli figürler ve kabartmalar bulunmaktadır.

Haydaran kaya mezarları,

Adıyaman’ın 17 km kuzeyinde Taşgedik köyü sınırları içinde yer alır. Burada kaya mezarlar ve Güneş Tanrısı Helios ile Kral Antiochos’un tokalaşma kabartmaları vardır.

Adıyaman’ da diğer kaya mezarları, tümülüs, dikilitaş, kaya anıtı ve mağaralar…

Zey Mağaraları,

Adıyaman’a 7 km. mesafede, Zey Köyü yakınında, erken dönem hristiyanların yaşadığı yerleşim birimleri bulunmaktadır. Köyde ayrıca Şeyh Abdurrahman Erzincani’ ye ait bir türbe ve cami yer almaktadır.

Gümüşkaya Mağaraları,

Adıyaman ilinin 40 km. güneybatısında Göksu nehri kenarında aynı adla anılan köyün batısında kayalardan oyma tünel şeklinde birbirleri ile bağlantılı çok sayıda mağaralar yer almaktadır. Tarihte konut olarak kullanılan bu mağaraların İ.Ö. 150 yılında yapıldığı tahmin edilmektedir. Balkonlara, bölmeli odalara ve kuyulara sahip bu mağaralara sadece bir insanın geçebileceği dar bir yolla ulaşılmaktadır.

Palanlı Mağarası,

Adıyaman’ın 10 km. kuzeyinde Adıyaman – Çelikhan – Malatya karayolunun üzerinde Palanlı köyü sınırları içerisindedir. M.Ö. 40.000 yıllarında kullanılmış doğal bir mağaradır. Duvarında bulunan ve halen fark edilebilen geyik figürü yalın kontur çizgilerle oluşturulmuştur. Mağara arkeolojik alanı olarak tescillidir. Mağaranın yer aldığı derin vadi ise ender bulunur bir doğa parçası olup, sık bir vejetasyona sahiptir.

Sofraz Tümülüs Mezarları,

İl merkezine 45 km., Besni ilçesine 15 km. uzaklıkta, Üçgöz (Sofraz) köyündedir. 15 m. Yüksekliğinde olan mezarın üzeri kırma taş ve molozla örtülüdür.

Dikilitaş (Sesönk),

Besni ilçesinin 33 km. güneydoğusunda, Kızıldağ üzerinde Kommagene Kralı II. Mithridates tarafından inşa edilen anıt mezar, herbiri yaklaşık 10 metre yükseklikte üç çift sütunla çevrelenmiştir. Sütunları üzerinde kadın, erkek ve aslan kabartmaları bulunmaktadır.

Karadağ Tümülüsü

Adıyaman’a 5 km mesafede, Karadağ eteğindedir. 2 bölümden oluşan bir kaya mezar bulunur. Ayrıca buradan şehir ve baraj göl manzarası da izlenebilir.

Sofraz Tümülüsü (Üçgöz),

Besni ilçesine 15 km. uzaklıkta, Üçgöz Beldesindedir. Anıt mezarın üzeri kırma taş ve molozla örtülüdür.

Beştepeler,

İlimize 25 km mesafede Ilıcaklı Köyü sınırları içinde yer alır. Yığma taşlardan yapılmış olup 6 adet mezar bulunmaktadır.

Malpınarı (Kaya Anıtı),

Adıyaman’a yaklaşık 35 km. uzaklıkta Malpınar mezrasında doğal kaya üzerine oyulmuş Hiyeroglif bir kitabe ve kayalara yapılmış yerleşim birimleri geç Hitit dönemine aittir.

Arsemia Anıtı (Kahta)

Kahta Çayı’nın doğusunda, eski Kahta Kalesinin karşısında bulunan Kommegene Krallığının yazlık başkenti Arsemeia’da bulunan bir anıttır.

Perre Antik Kenti Ve Kaya Mezarları,

Her yönüyle zengin olan Adıyaman, ilimiz merkez Örenli (Pirin) mahallesindedir. Kommagene Krallığının beş büyük antik kentinden birisidir. Başkent Samosata ile Melitene (Malatya ) arasında yer alan bir uğrak yeridir.

Muğla' nın Ula ilçesine bağlı turistik bir belde…

Akyaka,

Muğla-Marmaris yolunun 15. km’ sinde başlayan, deniz seviyesinden 671 metre yükseklikteki Sakar Geçidi’nden ovaya doğru çam ormanlarının içerisinden kıvrılarak inen 7 km’lik yolu ya giderken ya da dönerken günışığında geçmelisiniz. Ovanın ve Gökova Körfezi’ nin manzarası gerçekten başdöndürücüdür. Rengarenk güzelliğiyle Gökova ovası, bir yanda mavi yolculuğun değişmez adresi Gökova Körfezi tüm muhteşemliği ile serilecek gözlerinizin önüne. Yol kenarında manzara seyretmek için park yerleri vardır. Aracınızı kenara çekin ve düşlere dalın. Körfez çoğu zaman sisler içindedir ve daha da düşsel bir manzara sunar. Bu virajlı yol ovaya inerken Akyaka’ya ayrılıyor. Gökova körfezinin dantel gibi işlenmiş koylarını seyrederek dağları geride bırakır bırakmaz hemen sağa dönüldüğünde Gökova sahilinde yer alan gerçek bir tatil cennetine, Akyaka’ya varacaksınız.

Azmak denilen pırıl pırıl dereyi izleyin. Akyaka’nın özel mimarisi hemen dikkatinizi çekecektir. Sağınızda solunuzda ahşap yapıların en güzelleri sıralanıyor. Özenmemek, imrenmemek zor. Akyaka şehir merkezi içine girip orman alanına doğru ilerlerken sola dönerseniz plaja çıkarsınız. Deniz sığ ve dalgalı olduğu için biraz bulanıktır. Azmak derenin denizle buluştuğu noktadır burası. Dilerseniz tekneyle Azmak’a girebilir ve berrak suda kocaman tatlısu balıklarını seyredebilirsiniz.
Doğal güzelliklerinin yanında, binlerce yıldır Güney Batı Anadolu’da yaşayan çeşitli medeniyetlerin izlerini taşıyan tarihi dokusu, değişik mimarisi, denizden her daim esen ılık meltem rüzgarları büyüleyecek sizi. Sırtını yasladığı dağların eteğinde Gökova Ovası ile kucaklaşarak Gökova Körfezi ile buluşan Akyaka, bu konumu ile mutlaka görülmesi gereken bir huzur sığınağı.
Mimarisi son derece özellikli. Akyaka evlerinin her biri diğerinden güzel bahçelere sahip. Begonvillerin sarmaladığı bu şirin evler dantel gibi işlenmiş ahşap oymalarla süslü. Akyaka evlerinin mimari tarzı Ulalı Sanatçı Nail Çakırhan’a ait. Ula’nın eski evlerini örnek alarak, Akyaka’da bu mimari özellikteki ilk evi kendine yaptı ve bu çalışmasıyla ödül aldı. Doğayla uyum içinde yaşam süren ve Akyaka’nın en büyük özelliklerinden biri olan bu şirin evlerde kendinizi bir masal diyarında hissetmeniz işten bile değil.
Akyaka’nın hemen yanı başından ağaçlar ve sazlıklar arasından süzülerek Gökova Körfezi’ne akan Kadın Azmağı doğal bir akvaryum gibi. Buraya yürüyerek veya teknelerle de ulaşıp, gezmeniz mümkün. Azmağın serinliği, şiirsel güzellikteki su altı bitki örtüsü, elinizle tutuverecekmiş hissine kapılacağınız balıkları, kaplumbağaları, üzerinde süzülen ördekleri ve sevimli su sumarları(lutra lutra) yörenin doğal dokusunu yaşatıyor. Azmak kenarında birbirinden güzel ve şirin çeşitli restoranlar bulunuyor. Sabah kahvaltısından başlayarak gece geç saatlere kadar hizmet veren bu restoranların tabii ki olmazsa olmazı deniz ürünleri. Burada benzersiz doğal güzellikler arasında Akdeniz ve Ege balıklarını tatmanın, ekmeğinizi azmaktaki balıklar ve ördeklerle paylaşmanın keyfine varacaksınız.

“Gökova” ovasının sazlıklarına gelen değişik türdeki göçmen kuşlar, leylekler, flamingolar ve pelikanlar size ömür boyu unutamayacağınız bir görsellik sunacak. Bu sazlıklar bahar aylarında kuş gözlemi yapan meraklıların akınına uğruyor.
Akyaka’nın incecik, sapsarı ve tertemiz kumlu plajında sakin bir tatil günü geçirmeye niyetlendiyseniz kumsalın hemen arkasındaki çeşitli kafe ve restoranlardan yiyecek ve içeceğinizi temin edebilirsiniz. Sahilden itibaren 2 yüz metre sığlığı devam eden masmavi denizini kulaçlarken bir Akdeniz Fokuna rastlamanız ve birlikte yüzmeniz de mümkün. Bu plajın hemen yanında Orman içi dinlenme tesisleri ve biraz ilerisinde Akyaka’nın gözdesi Çınar plajında da bedeninizi Gökova Körfezi’nin masmavi sularına bırakabilirsiniz. Çınar plajının Akyaka ile arası yaklaşık 3 kilometre. Çınar plajı yolu takip edildiğinde Akbük Koyu’na oradan da Ören (Gereme Keramos)’a ulaşılabilir.

Akyaka’da her türlü su sporu, tarih ve doğayla kucak kucağa orman yürüyüşleri, kaya tırmanışları yapabilir, bisikletle çevreyi gezebilir, Sakar Tepe’de yamaç paraşütünün adrenalin dolu büyüsünü tadabilir, azmak sularında tatilinize kano heyecanını yaşayacağınız bir gün ekleyebilir, Cip Safari turlarıyla çevre köylerdeki yerel kültürü keşfedebilirsiniz. Günlük gezi teknelerinin düzenlediği turlarla da İncekum ve Sedir Adası’na gidip, Gökova Körfezi’nin unutulmaz güzelliklerini yaşamınıza katmayı sakın unutmayın.
Akyaka, Muğla’ ya 26 km., Marmaris’ e 30 km., Köyceğiz’ 35 km., Ortaca’ ya 50 km. ve Dalaman’ a 60 km. uzaklıkta.dır.

Devletin arazi ve arsaların alan, sınır ve hukuki durumlarını saptayarak plana bağlanması …

Kadastro, (İsp. catastro),

Kadastro (Osm., Farsça),

Bir ülkedeki her çeşit arazi ve mülk yerinin, alanının, sınırlarının ve değerlerinin devlet eliyle belirlenip plana bağlanması işidir.

Bir ülkedeki arazi ve mülklerin alanını, sınırlarını ve yerini belirtip plânlama işidir.

Taşınmaz malların sınırlarının arazi ve harita üzerinde belirtilerek hukuki durumlarının ve üzerindeki hakların tespit edilmesi işlemine kadastro denir.

Memleketin kadastral topografik haritasına dayalı olarak taşınmaz malların sınırlarını arazi ve harita üzerinde belirterek hukuki durumlarını tespit etmek ve bu suretle tapu sicilini kurmak, ve harita üzerindeki fenni değişiklikleri takip etmekle görevli kamu idaresine kadastro müdürlüğü denir.

Bir bölgedeki özel arsaların kaydıdır; bu arsalar sistematik şekilde numaralandırılır, her birinin çevresi ve parsel tanımlayıcısı büyük ölçekli haritalarda gösterilir, hem haritada hem de kayıt defterinde bu arsanın niteliği, büyüklüğü, değeri ve onunla ilgili hukukî haklar belirtilir.

Arap abecesiyle yazılan ve ancak büyüteçle okunabilen bir yazı türü …

Gubari,

Eski harflerle yazılan bir çeşit ince yazı.

Bu isim Arapça toz demek olan gubardan alınmıştır. Yazı, toz gibi ince yazıldığı için bu adı almıştır. Eski Türk devletlerinde güvercin postalarıyla gönderilen mektuplar bu yazı ile yazılırdı.

Gubari hattı kaynaklarda gubarü’l-hılbe, kalemü’l-hılbe, kalemü’l-cenah olarak da adlandırılır. Gubari yazı, çok küçük yazılması sebebiyle her çeşit yazıya uygulanabilirse de, yapısı itibariyle daha ziyade nesihle birlikte nesta’lik ve rik’a yazılarına daha uygun düşmektedir. Eskiden posta vazifesini gören güvercinlerin kanadına bağlanan mektuplar gubari hattıyla yazıldığı için bu yazıya “kalemü’l-cenah” (kanat yazısı) adı da verilmiştir.

Cepte taşınacak veya savaşta sancaklara takılacak kadar küçük boydaki mushaflarda ve içleri boş iri harflerin iç kısmına ayet ve hadislerin yazılmasında gubari yazı kullanılmıştır. Bu gün pek çok evin duvarlarını süsleyen, büyük boydaki bir tabaka kâğıda sığdırılacak şekilde yazılmış Kur’an-ı Kerim levhaları ve “Yasin” kelimesinin içine sığdırılmış Yasin Suresi levhaları bu yazı için örnek teşkil etmektedir.

Tarihte bu yazıyı iyi yazdığı için “Gubari” unvanını alan ve mahlasını kullanan hattat ve şairler vardır. Bunlardan İstanbul’da Sultan Ahmed Camiinin yazılarını yazan Seyyid Kasım (ö.1034/1624-25 ), bir pirinç tanesinin üstüne İhlas Sûresini yazmış ve bundan dolayı “Gubari” ünvanıyle meşhur olmuştur. Şeyh Hamdullah’ın oğlu Mustafa Dede’nin talebesi olan Akşehirli Abdurrahman Gubari de ( ö.974/1566 ) hem hattat hem şair olarak aynı mahlası kullananlardandır.

Bu kabil yazıların sanat kıymeti inceliklerindendir. Gelişi güzel yazılamayacağı cihetle, sanatkâr olmayanlar bu yazıyı yazmaya pek de muvaffak olamazlar. Sokollu Mehmet Paşa’nın bilye şeklinde hürmüz incilerinden bir tesbihi vardı. 99’ luk bu tesbihin şahane inci taneleri üzerine gubari hat ile Kur’an-ı Kerim’in tamamı yazılı idi. Ancak özel büyüteçle okunabildiğini söylemek, bu hat türü ve hattatının sabır ve mahareti hakkında bir fikir verir.

Atardamar iç gömleğinde oluşan yozlaşma…

Aterom,

Atardamarların iç ve orta tabakalarında yer yer kolesterinli yağ birikmesi ve ya bu damarların yıpranmasıyla ortaya çıkan doku bozuklukları. Damarlarda, yağ birikimiyle birlikte çeper sertleşmesi de görüldüğü için aterom bir damar sertleşmesi türü olan ateroskleroza da yol açar.

Atardamarların duvarlarında oluşan anormal yangısal (enflamatuvar) makrofaj akyuvar birikmesidir. Bu anatomik bozukluklar (lezyonlar) çocukluğun geç döneminde, yaklaşık 10 yaşından önce gelişmeye başlar ve zamanla iyice gelişir. Cerrahi müdahale ile, örneğin baypas ameliyatıyla atardamar yerine yerleştirilmiş toplardamarlar hariç, toplardamarlarda aterom gelişmez.

Bu birikimler arter tüpünün endotel tabakası ile düz kas tabakası arasında olur. Patologlar, aterom oluşumunun gözle görünür ilk aşaması için “yağ çizgisi” terimini kullanmışlarsa da aslında ateromlar yağ hücreleri içermezler. Kalp veya arterlerden bahsedilirken aterom için “plak” (Fransızca “plaque”) terimi de kullanılır. Ateromun gelişim sürecine toplu olarak aterojenez, hastalık sürecinin sonucuna da ateroskleroz denir.

Aterom, kolesterinin yutar hücreler içinde toplanması veya kristaller oluşturmasıyla meydana gelir. Yozlaşan bu kesim daha sonra kireçlenir. Kristaller ancak kireçlendikten sonra röntgende görülebilirler. Atardamarların daralmasına veya çeperlerin esnekliklerini yitirmesine bağlı olarak kan akışı azalır. Aterom bu nedenle tehlikeli sonuçlar doğurabilir. Ateromlu damarlar uzar, sertleşir ve biçimlerini kaybederler. Sonuçta kan akımı birdenbire durur ve iç organlarda enfarktüse, kol ve bacaklarda kangrene veya beyinde yumuşamaya yol açar. Bazı durumlarda damar kopmaları olur ve şiddetli kanamalar görülür.

Ateroma, hormon dengesizlikleri, şeker, damla gibi hastalıklar ve aşırı şişmanlığa bağlı olan kolesterin birikmesi sebep olabilir. Hastalık perhiz yaparak, kan pıhtılaşmasını önleyici ilaçlar ve hormon dengesizliklerini giderecek hormonlar kullanarak tedavi edilir.

Kaynakça, http://tr.wikipedia.org

1 342 343 344 345 346 350