Akdeniz yöresinde yetişen ve dalları sepet örmekte kullanılan, çalı görünüşlü bir bitki …

Ayıt,

Hayıt, (Namus ağacı, Rahip biberi, Kadın otu).

Vitex agnus-castus, Agnus castus, Petit poivre.

Mine çiçeğigiller familyasındandır. Hayıt kışın yapraklarını döken, oldukça baharatlı bir kokuya sahip, beyaz-mor çiçekli çalımsı bir ağaççıktır. Çiçekleri yaz sonu açar ve sonbaharda minik yemişler verir. Yaprakları 5-7 yaprakçıktan oluşur. Akdeniz bölgesinde bolca bulunur. Kökü, yaprakları, yemişleri şifa için, sapıysa sepet yapımında kullanılır. Hayıtın bilimsel adı Yunanca’da namus anlamına gelen agnos castus’ tan gelir.

Faydaları;

Hayıt en çok erkeklerdeki cinsel isteği azaltmasıyla ünlenmiştir. Kadınların hormon dengesi üzerindeki olumlu etkileri vardır.Hormon dengesizliğinden kaynaklanan kadın hastalıklarını iyileştirir. Menopozda görülen ter basmalarına, başdönmesine, döl yolu kuruluğuna, sinir bozukluklarına, isteriye, kabızlığa, hazımsızlığa, osteoporosis’e (kemik içlerinin koflaşarak zayıflamasına neden olan bir hastalık) iyi gelir.

Rahmin ameliyatla alınmasından sonra vücudun dengelenmesine yardımcı olur. Adet öncesi görülen, adetin başlamasıyla kesilen, alınganlık, kızgınlık, duygusal çöküntü, göğüslerde şişme ve hassasiyet, tatlı yiyeceklere aşırı istek, kabızlık veya ishal, karın şişmesi, başağrısı gibi rahatsızlıkların tedavisinde kullanılır.

Düzensiz adette ve olağandışı rahim oluşumlarının bulunduğu durumlardakullanılır. Rahim kistlerinde; yumuşak adele dokusunda oluşan lifsi kistlerin tedavisinde şifa sağlar. Bazı rahim iltihaplarında kullanılır. Projesteron ağırlıklı doğum kontrol haplarının kullanımı sonrasında adet döngüsünün düzenlenmesinde şifa sağlar Anne sütünü artırır. Hamilelerin kullanması için bir sakınca yoktur. Fakat sütün erken gelmesine neden olabilir.

Homeros’ un İlyada destanında namus simgesi olarak geçer. Hayıtın şifası için kullanımı yaklaşık 2500 yıl geriye gider. İ.Ö. 450 yılında Hipokrat’ın hayıtın yaraları iyileştirici özelliğine değinmesinden beri bu otun erkeklerde cinsel isteği azaltıcı, kadınlarda hormon dengeleyici etkisi ön plana çıkarak, kullanımı günümüze kadar gelmiştir. 1200 tarihli Fars tıp kitaplarında hayıtın ‘zaptedilemez rahim enerjisi’ olarak tanımlanan, isteriyi iyileştirici özelliklerine değiniliyor. Mısır’daki pazarlarda hala bu rahatsızlığa karşı satışı yapılıyor.
Almanya’da, 1930 yılında, Dr. Cerhard Madaus’un hayıt üzerine yürüttüğü ilk bilimsel araştırmalar, bu bitkinin kadınların hormon dengesi üzerindeki olumlu etkilerini onaylar. O günden bugüne hayıt, bir ‘kadın otu’ olarak tanımlanmaya başlamıştır. Bilim adamları, hayıtın, vücutta hormon dengesini sağlayan hipofiz bezini düzenleyerek, hormon dengesizliğinden kaynaklanan kadın hastalıklarını iyileştirdiğini düşünüyorlar. Biz hayıtın diğer şifa özelliklerini bir kenara bırakıp kadın hastalıklarına etkisi üzerinde duracağız.

Holokost, Yahudi Soykırımı …

Holokost,
Holokost sözcüğü (Yunanca: holókauston), “holos” (tüm, komple) ve kaustos (yakılmış, köz olmuş) sözcüklerinin birleşiminden oluşur ve tamamen yakılmış, yanıp kül olmuş anlamına gelir. Kaustos sözcüğünün kökü yakmak anlamına gelen kalein sözcüğüne dayanır.

Holokost, Nazi Soykırımı, Yahudi Soykırımı, ya da Ha-Shoa (İbranice: Felaket) anlamındadır.

Almanya’nın Nazi döneminde yaklaşık 6 milyon kişinin sistemli bir şekilde öldürüldükleri katliama verilen isimdir.

Yahudiler başta olmak üzere Sintiler, Romanlar, Yenişler ve diğer “Çingene” kabul edilen insanlar, Nazi aleyhtarı Almanlar, engelliler, homoseksüeller, Yehova’nın Şahitleri, savaş tutsakları, Lehler ve diğer Slavlar da bu katliamın kurbanları olmuşlardır.

Nazi döneminde doruğuna varmış olan Yahudi nefretinin ve Nazi ırkçılığı görüşüne göre “yaşamaya hakkı olmayan alt-sınıf ırklar” olarak görülmüş olmalarıydı.

Öldürülen insanların yanı sıra, aralarında Afrika kökenli Almanların da olduğu binlerce kişi ise zorla kısırlaştırıldı.

Kaynakça,

http://tr.wikipedia.org

Suda haşlanmış kestane…

Tuzlama,

Suda haşlanmış kestane.

Sütle yapılan un bulamacı.

İşkembe ile yapılan bir tür yemek.

Kestane, kayıngiller (Fagaceae) familyasından Castanea cinsini oluşturan ağaçların ve bu ağaçların yenilebilen tohumlarına verilen ad.

Kestane üretilen yörelere göre kestane meyveleri çok lezzetli olduğu için çerez olarak tüketilir. Bunlar; Çiğ, Haşlama, Tuzlama (suda haşlama), Kavşak (fırında kurutma), Kömbe, Kebap ve çiğ olarak değişik şekillerde tüketildiği gibi suda haşlanan meyveler balla yoğrularak öksürük kesici olarakta kullanılır. Saklanması ise eskiden tarlada açılan kuyularda eğrelti otu ile karışık kirpisinden çıkartılmadan gömülerek saklanır kışın yenir. Şimdilerde ise derin dondurucularda muhafaza edilmekte. Ayrıca sanayide Pasta ve kestane şekeri olarakta büyük miktarlarda tüketilen bir meyvedir. Tuzlama, Zonguldak ve yöresinde daha çok kullanılır.

Özellikle köylerde uygulanan kestane haşlaması basit bir yöntemle şöyle yapılır. Kestaneler çizilir. Kaynayan suya atılarak ağızlarının açılması beklenir. Kaynayan suya bir tatlı kaşığı kadar tuz da konulur. Kestaneler yumusayıncaya dek su içinde haşlanır. Kullanılan tuz dogal olarak kestaneye işlemez. Kestane Kebaptan daha lezzetlidir.

Güney Avrupa ile Güneybatı ve Doğu Asya’da yaygın olarak tüketilmektedir. Kestane ülkemizde en çok Aydın’ da yetiştirilmektedir Aydın ilinden ihraç edilen kestaneler çok kaliteli olup, Bursa, İzmir’in Ödemiş ilçesindeki Bozdağ yerleşimlerinde Kestane Şekeri adıyla bilinen bir tatlı olarak imalatı yapılmaktadır.

Kestane Türleri;

Çalı, Japon, Amerika, Henry, Çin, Ozark, Doğu, Anadolu, Seguin.

Güney Amerika' daki And Dağları' nda yaşayan yerlilerin dinsel törenlerine verilen ad…

Amauta,

İnka toplumu zirvedeyken altı milyondan fazlaydı. Kabile, Paraca’ lar gibi, başka kabileleri fethedip genişledikçe, İnkalar yalnızca her fethettikleri kabilenin yönetici sınıfını kendi kültürlerine entegre ederek pekişmekle yetinmeyip, ortak bir lisan da geliştirmişlerdir. Bu lisana da Quechua adını vermişlerdir. (Artık bu noktada, bazı akademisyenlerin ve fetih zamanı sözde araştırmacılarının ve hatta fetihçilerin iddia ettikleri gibi emperyalist bir toplumla karşı karşıya olmadığımıza, aksine eğiterek birleşime gitmeyi amaçlayan bir misyonun sergilenişine şahit oluyoruz.) Bu her zaman uygulanan entegrasyon, her katılan kabilenin tarihini, mitini, efsanesini kapsamaktaydı; hikâyeler kasıtlı olarak birleştiriliyor, birbirlerine uyarlanıyor veya bazen de değiştiriliyor, yanlışlıkla karıştırılıyordu. Bu uygulama ise İnkaların organizasyon ve yapılanma arayışının özelliğiydi.

Amauta’ lar (bilgelerden oluşan özel bir sınıf) halkların âdet ve göreneklerini, tarih ve efsanelerini inceleyerek, mitleri -gerekli olan zaman ve durumlarda inancın doğurduğu mucizeleri gerçekleştirmek veya örnek teşkil etmeleri veya onay ve yaptırımı birbirinden ayırabilmek amacıyla- tekrar tanımlıyorlardı.

Bu dönemde bile Aymaran’ lar Titikaka Gölü etrafında yerleşmişlerdir. Kadim dönemlerdeki başka yerlerden göçlerinin ve buradaki halkı boyun eğdirerek göçe zorlamalarının arkeolojik izleri hâlâ duruyor. Arkeolojik bulgular da Aymaran’ların bu bölgelere daha sonradan başka bölgelerden göç ettiklerini desteklemektedir. Riva-Agüero’nun spekülasyonlarına göre, paleo-Quechuan’lar göçe zorlandıkları birçok bölgelerin yanı sıra İnka’nın daha sonraki yerleşim bölgesi olan Cuzco vadisine de sürülmüşlerdir. Kronolojik bilgiler İnka’nın ilk hükümdarı Manco Capac’ın Tiahuanaco’dan gelmiş olduğunu belirtir. Ayrıca Quechuan’larla Aymaran’lar arasında süregelen düşmanlığı, sürülenlerin istilacılara karşı duydukları öfke olarak tanımlamak mümkün olmaktadır. Kronolojik bilgiye göre Tiahuanaco’ lar, Montesino’ lar; Tiahuanaco’nun rahip krallarıydı, veya başka bir deyişle de los amautas tanrılarının kültünü kurtarmak amacıyla ülkeyi terk ettiler. Yine aynı araştırm acıların görüşlerine göre bu durum İnka’nın, savaşçı Aymaran’lar “los piruas” tarafından Tiahuanaco’yu terk etmek zorunda bırakılan, üst sınıfa dayandığına dair başka bir kanıtıdır. İnka, Titikaka bölgesini önceki yuvası olarak görmüş ve Viracocha’ya onlara Cuzco şehrini yapmalarını söyleyen tanrı olarak saygı duymuşlardır. Daha sonraları ise Viracocha’ya dayanan efsane İnka dininde önemli olmuştur. Toparlarsak, Tiahuanaco kültürünün kurucularının, Quechuan’lar ve Aymaran’ların doğal ataları olan paleo-Quechuan’lar olduğunu söyleyebiliriz. Bir ihtimal, savaşçı Aymaran’lar, Tiahuanaco’yu 10.-11. yy’da çökertmişler ve üst sınıfın büyük çoğunluğunu kuzeye, Quechuan’a soy olarak yakın kabilelerin yerleşik olduğu dağ vadilerine sürmüşlerdir. Riva-Agüero’nun hipotezi Peru tarihçilerinin çoğunun benimsediği bir teoriye dönüşmüştür. Sonuç olarak İnka, Tiahuanaco’nun kültürel ve genetik devamıdır. Arkeolojik bulgulara göre; Quechuan mülteciler Cuzco vadisindeki soy olarak yakın hissettikleri kabilelere 12. yy’ın başlarında ulaşmışlar ve orada bir şehir devleti kurmuşlardır. İnka hükümdarı Pachacutek Yupaqui savaşçı Chanca’ları bozguna uğratmış, diğer Quechuan şehir devletlerini idaresi altına almıştır. 1532’deki İspanyol istilasına kadar tüm Peru, kuzey Şili, kuzey Bolivya ve güney Ekvator bu büyük imparatorluk tarafından yönetilmiştir.

Tarihleri, Ozanlar ve Devlet’in Olayları Bellekleri’nde tutup anlatmakla görevlendirdiği Kişiler (Amauta) Aracılığıyla Sözlü olarak Kuşatan Kuşağa aktarıldı ve İspanyol İstilası’ndan sonra Yazı’ya döküldü. Bu Kaynaklar’dan öğrenildiğine göre İnkalar’ın Atası, Cuzco’nun yaklaşık 24 km Güney’indeki Paqaritampu Köyü’nde yaşayan Manco Capac’dı. Manco Capac Kabile’yi daha sonra Başkent ilan ettiği Cuzco’ya yerleştirdi.

Doğu Karadeniz yöresine özgü, ''laloto'' da denilen ve mısır ununa çeşitli sebzeler karıştırılarak yapılan bir tür ekmek …

Lames,

Laloto,

İçine sebze konularak pişirilmiş pide.

Taş kapta pişirilen mısır ekmeğine ise bileki denir. Bu taş, içinde ekmek pişirilen, taştan yapılmış bir çeşit kaptır.

Mısır Ekmeği, Bileki, (Ekmeğin pişirilen taşın adıdır).

1,5 cm. kalınlığında kat kat ve çeşitli boyutta granit taş.

Mısır ekmeği pişirmeye yarayan içi oyuk taş.

Taş kapta pişirilen mısır ekmeğine bileki denir.

Karadeniz mutfağından değişik bir tat, Lames orjinal adı Laloto, sebzeli ekmek de diyebilirsiniz. Trabzon Maçka çevresinde yapılan yöresel bir yemek. Bayramlarda ve özel günlerde yapılır. Çok lezzetli ve tam bir vitamin deposu.

Malzemeler; (5-6 lames için).

Hamur için; 4 tas buğday unu, yarım tas mısır unu, 1 tatlı kaşığı kuru maya,tuz ve su ile tüm malzemeler karıştırılarak cıvık bir hamur elde edilir. (Ekmek hamuru kıvamında) Mayalanmaya bırakılır.

Hamurun iç malzemesi;

3 orta boy soğan,

2 havuç(rendelenmiş),

1 kase haşlanmış renkli fasulye (barbunya),

1 bağ karalahana (küçük doğranmış ve haşlanmış),

2 bağ pazı (küçük doğranmış ve haşlanmış),

1 tatlı kaşığı nane,

2 baş sarmısak (küçük doğranmış),

1 kaşık salça,tuz ve baharatlar

tereyağ ve sıvıyağ.

Yukarıdaki iç malzemeleri tereyağ ve sıvıyağ ile kavurulur. Tepsi yağlanır. Hamurun elimize yapışmaması için elimizi ıslatalım. Tepsiye bir miktar hamur alalım, tepsiye koyalım. Elimizi ıslatıp tepsiye yayalım. Hamurun üstüne kavrulan iç malzemesinden koyarak hamuru kapatıp üzerine basırarak tepsiye yayalım. Altı ve üstü kızarana kadar fırında pişirelim. Lames hamuru ince olur ve iç malzemesi bol olmalıdır.

Afiyet olsun herkese.

Lenf bezi kanseri…

Lenfoma, (Fr. lymphoma, İng. lymphoma ).

Lenf düğümlerinde çıkan ve lenfositlerden oluşan urların tümü.

Lenfoyit doku kanseri.

Lenfositlerin neoplastik bozukluğu.

Lenfoma, “lenf sisteminden” kaynaklanan kanserlerin ortak adıdır. Lenfoma çok çeşitli alt tiplerden oluşan, çok farklı davranış özellikleri gösterebilen bir hastalıklar topluluğudur. Lenf sistemi bedenimizin bağışıklık sisteminin bir parçasıdır. Lenf sistemi mikroplarla ve diğer pek çok hastalıkla mücadele eden akyuvarları (lökositler, kanın beyaz hücreleri) depolar ve bedenimizin her köşesine taşır. Lenf sistemini tüm bedenimizde dağılmış olan bir ağa benzetebiliriz. Bu ağda lenf damarları, lenf bezleri ile diğer lenf organ ve dokuları bulunmaktadır. Lenf damarları, kan damarları gibi ama onlardan ayrı bir sistem içinde, bedenimizin tüm bölgelerine dağılır. Lenf damarlarında renksiz, suya benzeyen bir sıvı taşınmaktadır. Bu sıvıya lenf sıvısı denir. Lenf sıvısında yer alan akyuvarların bir grubu, hastalıklarla mücadele etmek üzere bedenin her noktasına ulaştırılmaktadır. Lenf sisteminde görev yapan akyuvarlara lenfosit de denir. Lenf damarları, lenf bezleri, diğer lenf organ ve dokularıyla birlikte tüm bu yapıya lenf sistemi denir. Bu yapı içinde ortaya çıkan kanserlerin genel adı da lenfomadır.

En hızlı ilerleyen kanser türlerinden olmasına rağmen, tedavi başarısı yüksek olan Lenfoma, boyun, koltuk altı ve kasıklarda ağrısız bezeler, gece terlemesi düşmeyen ve sebebi bilinmeyen ateş yapıyor. Sürekli yorgunluk ve kilo kaybı da belirtiler arasında.Kanser, yılda 10 milyondan fazla yeni olguyla karşımıza çıkan, sonuçları en ağır hastalıklardan biri. Lenfoma da en hızlı ilerleyen kanser türlerinden biri. Buna rağmen, tedavi başarısı oldukça yüksek. En önemli belirtileri boyunda, koltuk altında ya da kasıklardaki ağrısız bezeler, gece terlemesi, düşmeyen ve sebebi bilinmeyen ateş olarak tanımlanıyor. Yorgunluk, kilo kaybı da lenfomanın habercisi olabilir

1 1.764 1.765 1.766 1.767 1.768 1.770