Hz. Muhammed’in Hz. Ali’yi halife tayin ettiği gün olarak kutlanan Alevi bayramı…

Gadir Hum,

Hazreti Muhammed’in Hicretinin 10. yılında Veda Haccı dönüşünde Hazreti Ali’yi taltif ettiği gün olarak kutlanan ”Gadir-i Hum Bayramı”  dır. Bu bayram, Kurban Bayramı’ ndan sonraki sekizinci güne denk geliyor. 29 Zilhicce, Hz. Muhammed’in Medine’ye göç etmek zorunda kaldığı gün, düşmanların dikkatini çekmesin diye Hz. Ali’nin onun yatağında yattığı gece olarak biliniyor.

Arap alevilerinde bazı özel günler kutsaldır ve bu günlere bayram denir. Bayramların en önemlisi arapçada iydil ğadir, denilen gadir humm bayramıdır. Zahiri olarak bu günde peygamber Hz. Ali’ yi yerine vasi, veli, mevla, halife ve imam olarak seçip atadığı için kutlanır. Ama bu arap alevilerinde görünen kısımdır ve dışarıya bu şekilde aktarırlar. Batıni olarak ise bu gün peygamberin Ali ile ilgili bir çok sırrı açıkça ortaya koyduğunu ve ilan ettiğini söylerler. Bu sebeple bu gün arap alevilerinin en büyük bayramıdır.  Türkiye genelinde nüfus itibariyle en fazla Alevi yoğunluğunun Hatay’ da bulunduğu bilinmektedir. Gadir Hum Bayramı Alevi halkının en büyük bayramıdır. Alevi inancına göre Gadir Hum Bayramında çalışmak günahtır. Hatta o gün cehennem ateşi bile yanmamaktadır.

Avustralya' da yaşayan kısa bacaklı bir hayvan…

Vombat,

Vombatlar (Vombatidae), yaklaşık bir metre uzunluğunda, 4 ayaklı, kısa bacaklı, kısa kuyruklu keselilerdir. Güneydoğu Avustralya ve Tazmanya‘nın ormanlık ve dağlık bölgelerinde yaşarlar. Dışkıları kare şeklindedir. 3 türü vardır:

Bayağı vombat (Vombatus ursinus)

Kuzey kıllı burunlu vombatı (Lasiorhinus krefftii)

Güney kıllı burunlu vombatı (Lasiorhinus latifrons)

Vombatlar yalnız Avustralya anakarası ile Tasmanya Adası’nda yaşayan keseli hayvanlardır . Tombul görünüşlü gövdelerinin uzunluğu yaklaşık 1 metre, postları kahverengimsi boz ya da sarımsı bozdur. Kuyruklan kısa ve küt, bacakları kalın ve çok güçlüdür. Ayı yavrusunu andıran bu hayvanlar gündüzleri toprakta kazdıkları uzun tünellerde geçirir, geceleri dolaşmaya çıktıklarında ot, yaprak, kök gibi bitkisel maddelerle beslenirler. Dişleri kemiricilerde görüldüğü gibi sürekli uzar. Dişlerin keskin ve belli bir uzunlukta kalması aşınmayla sağlanır. Vombatların iki türü vardır. Bayağı vombat (Vombatus ursinus) kısa kulaklı, kaba postlu ve tüysüz burunludur. Çok daha az rastlanan burnu tüylü vombatın (Lasiorhinus barnardi) postu daha ince tüylü, kulakları daha uzundur. Vombatlar ürkek ve uysaldır. Ama yavrularını korumak için saldırmaktan kaçınmazlar. Tünellerde yaşama alışkanlıkları tarım alanlarına zarar verdiğinden çiftçilerin düşmanlığını kazanmışlardır.

http://tr.wikipedia.org

Gözdeki billur cismin saydamlığını yitirerek ağarmasından ileri gelen ve görmeyi engelleyen rahatsızlık…

Katarakt, (Fr. cataracte, İng. cataract ).

Perde, Aksu, Boz inmesi, Akbasma.

Gözdeki billur cismin saydamlığını yitirerek ağarmasından ileri gelen ve görmeyi engelleyen rahatsızlık olup göz perdesi de denir. Halk arasında Aksu, Boz inmesi, Akbasma gibi isimlerle de anılır. Doğuştan veya kazanılmış nedenlerle, tam veya kısmi olarak göz merceği veya mercek kapsülünde, proteinlerin presipitasyonu sonucu göz merceğinin saydamlığını kaybetmesi, donuklaşması ve ışığın geçişine izin vermemesiyle belirgin, göz merceğinin en yaygın ve en önemli bozukluğudur.

Göz merceğinin bulutlanıp, görmenin bozulması çoğunlukla 50 yaşından sonra görülür. Nedeni göz yaralanması, şeker hastalığı, gözün uzun süre ışığa maruz kalması, damar sertliği veya beze hastalığıdır. Bazen doğuştan da olabilir. En çok yaşlılığın neden olduğu hastalıktır.  Göz kameraya benzeyen optik bir sistemdir. Dışarıdan gelen ışık ve görüntülerin görme merkezine net olarak ulaşabilmesi için, önce gözün en dış saydam tabakası olan korneada, sonra gözün içindeki lens tabakasında kırılması gerekir. Normal şartlarda bu iki tabaka da saydam yapıdadır. Göz merceğinin yoğunlaşması görüntüyü bulanıklaştırır. Opaklaşma arttıkça hem uzak hem de yakın görmeler hastanın sosyal yaşantısını rahatsız edecek şekilde azalır.

Kataraktın ilaçla veya gözlükle tedavisi mümkün değildir. Tek tedavisi ameliyattır. Ameliyat, şeffaflığını kaybetmiş olan göz merceğinin alınıp yerine yeni bir göz merceğinin yerleştirilmesi sistemine dayanmaktadır.

Katarakt tedavisinin en güncel olan ameliyat sistemi Fako cerrahisidir. Fako cihazı, saniyede 40.000 defa titreşen ses dalgaları yardımıyla kataraktı göz içerisinde eritir. Böylece katarakt temizlendikten sonra, katlanabilir ve akrilik maddeden üretilmiş mercek göz içerisine yerleştirilir. Fako cihazı sayesinde göz içerisine çok küçük bir bölgeden girilerek ameliyat tamamlanmaktadır. Her türlü katarakta uygulanabilmektedir. İşlem süresi kısalmakta ve ameliyatın emniyeti artmaktadır. İşlemi tamamlarken Katarakt Lensin (mercek) bulanıklaşmasıyla karakterizedir, bu lens doğal olarak gözünüzün içinde bulunur.( fotoğraf makinasının içindeki mercek gibi)

Katarakt ameliyatı; mikroskop altında, ameliyathanede mikropsuz bir ortamda gerçekleştirilir. Lokal anestezi ile ameliyat olanlarda birkaç saatlik yatak istirahatı yeterlidir. Göz lokal damla veya uyuşturucu bir iğne ile hareketsizleştirilir ve ağrı duyusu böylece ortadan kaldırılır. Kataraktın olgunluk derecesine göre ultrason (Fako) ile dikişsiz veya klasik yöntemle dikişli olarak yapılabilir. Katarakt alınarak yerine suni göz içi lensi konulur. Kesi yeri: 3.2 mm. lik bir yerden dikişsiz veya klasik yöntemle dikişli olarak yapılabilir. Ameliyat esnasındaki zorluklar ve olası beklenmeyen durumlar çok ender ve önceden tahmin edilemezler. Bazen arka kamara yerine ön kamaraya veya askılı mercek uygulanabilir. %5 vakada arka kapsül yırtılabilir, kanama olabilir, çok ender durumlarda da görmenin kaybıyla sonuçlanabilir. Vakaların birçoğunda (95%), katarakt ameliyatı ağrısızdır. Görme çok hızlı düzelir ve birkaç hafta sonra en iyi görmeyi sağlayan gözlük yazılabilir. Gözde bulunan başka hastalıklar görmeyi etkileyebilir. Ameliyat sonrası iki ay süreyle damla ve merhem uygulanır. Bu süre içinde araba kullanmak tehlikeli ve ağır işlerde çalışmak uygun değildir. Vakaların %30 da,birkaç yıl geçtikten sonra ikincil bir puslanma olabilir, ikincil katarakt olarak adlandırılan bu durum yag lazerle ortadan kaldırılabilir.

Kaynakça; http://tr.wikipedia.org

Osmanlıların kuruluş devrinde Bursa'da yaşayan büyük veli…..

Emir Sultan,

Osmanlıların kuruluş devrinde Bursa’da yaşayan büyük veli.

İsmi Muhammed, lakabı Şemsüddin’dir. Babasının adı Ali’ dir. 1368 (H.770) senesinde Buhara’da doğdu. Soyu, Peygamber efendimize dayanır. Ona, Buhara’da doğduğu için Muhammed Buhari, Seyyid olduğu için Emir Buhari, Yıldırım Bayezid Hanın damadı olduktan sonra da Emir Sultan denilmiştir.

Emîr Sultan 1430 (H.833) senesinde Bursa’da vebâ hastalığından vefât etti. Vefât ettiğinde 63 yaşındaydı. Emîr Sultan vefât ederken, Hacı Bayrâm-ı Velî’nin yıkayıp, cenâze namazını kıldırmasını vasiyet etti. Vefât ettiği gün Hacı Bayrâm-ı Velî mânevî bir işâret ile Bursa’ya geldi. Gasil ve tekfin işlerini yaptı ve cenâze namazını kıldırdı. Okun düştüğü yer olan Bursa’nın doğu kısmında yüksekçe bir yere günümüzde kendi ismiyle anılan semte defnedildi.  Emîr Sultan hazretlerinin türbesi yapılırken türbeyi yapan zât, rüyâsında Emîr Sultan’ı gördü. O zâta; şurayı şöyle yap, burayı böyle yap diye, türbesi bitinceye kadar, her gece rüyâda emîr verdiler. O zât, türbe yapımını bitirdikten sonra, bir daha Emîr Sultan’ı rüyâsında görmedi.

Bursa’nın en önemli mimari yapılarından olan Emir Sultan Camii, Yıldırım ilçesi sınırları içerisinde yer almaktadır. Bursa’nın doğusunda aynı adı taşıyan mahallede “Emir Sultan mezarlığı”nın yanında servi ve çınar ağaçlarının arasında yer almaktadır. Cami ilk yapıldığı zaman tek kubbeli iken 1507’de avlu ve üç kubbeli revak eklenmiştir. Camii 1795 yılında tamamıyla yıkılmış, 1804’te III. Selim camiyi aynı plan üzerine yeniden kurmuştur. 1855 depreminde hasar gören cami 19. yüzyıl zarfında tamir edilerek harap olmaktan kurtarılmıştır.

Cami sekizgen kasnak üzerine oturan tek kubbeye sahiptir. Kuzey cephesinin köşelerinde kesme taştan birer minaresi vardır. Dikdörtgen biçiminde, ahşap kolonlar üzerinde sivri ve yatay kemerli ahşap revaklarla çevrili geniş avlusunun ortasında şadırvan, güneyde cami, kuzeyde türbe ve ahşap odalar yer almaktadır. Camiinin içi gayet aydınlıktır. Kasnakta on iki, beden duvarlarında kırk adet büyük pencere vardır. İznik ve Bursa’da yapılmış dört köşe pencerelerin etrafı çok defa mukarnaslarla işlenmiş ve üstüne Rumi motiflerle süslü alınlıklar yerleştirilmiş olan Emir Sultan Camii’nin mihrabı da, 17. yüzyılda İznik çinileriyle yaptırılmıştır

Güney Amerika’da yaşayan Jibarolar’da (Jivorolar da denir), özel işlemlerle portakal kadar küçültülen düşman kafasına verilen ad…

Tsantsa,

Amazon bölgesinin uçsuz bucaksız ormanlarında, içlerinden bazıları, avlanmak için hala yayları ve sarbakan denilen üfleme kamışlarıyla kürar zehirine batırılmış oklar atan vahşi halklar yaşar. Bu halklardan ancak birkaçı, pek ilkel şartlarda da olsa tarımla uğraşır. Bu Amazon kızılderilileri içinde en vahşileri, en kan dökücüleri Jivarolardır. Vahşi Jivarolar, savaşta öldürdükleri düşmanlarının, yâni insanların başını keserek “tsantsa” adı verilen savaş hatıraları haline getirmeye pek meraklıydılar. Bu akıl almaz uygulama Jivarolar arasında çok yaygın bir gelenek halini almıştır.

Son derece vahşice olan bu uygulama da düşmanın kafası kesilir. Bütün kemikleri çıkarılıp ve derisi yüzüldükten sonra çeşitli bitkilerle birlikte suda kaynatılan kafatası kızgın taşlar arasında sıkıştırılır. Böylece kafatası, saçları bozulmadan, bir portakal kadar küçültülür, Tsantsa’ nın, sahibine sihirli bir kuvvet verdiğine inanılır. Bir Jivaro ne kadar çok kafatası küçültmüşse o kadar itibar kazanır.

Belgesellerde anlatıldığına göre, savaşçı kestiği kafayla birlikte düşmanının ruhuna da sahip olurmuş. Küçültülen kafada dikilen ağız ve gözlerin sebebi ruhun kaçışını önlemek içindir. Ruh yerinde kaldığı ve savaşçı tsantsa ya sahip olduğu zaman daha güçlü olurmuş.

Bir soruna çözüm bulunduğunda hoşnutluk belirtmek için kullanılan söz…

Euraka, (Heureka),
Evreka, (Yunanca)

Rivayete göre Arşimet (archimedes) banyoda yıkanırken suyun kaldırma kuvvetini başka bir rivayete göre de şekilsiz bir cismin haciminin, suya battığı anda su hacmindeki değişikliği bularak hesaplanabileceğini bulur.

Buluşunun heyecanıyla Eureka, Eureka (yunanca Buldum, Buldum) diye bağırarak çırılçıplak sokağa fırlar. Arşimet’in, bu ünlü hikayeyisine izafeten bir keşfi kutlarken hoşnutluk belirtmek için kullanılan bir ünlem olmuştur.

Roma donanmasına karşı buluşlarıyla Sicilya Adasının savunmasında başarılar göstermiştir. Roma donanmasına karşı adayı yaptırdığı mancınıklarla, aynalarla güneş ışınlarını yansıtarak gemilerin yelkenlerini yakarak savunmuştur.

Yeryuvarı üzerinde herhangi bir noktadan geçen paralelle Ekvator arasındaki yay parçasının açısal değeri…

Enlem, (İng. latitude).

Yer yuvarlağı üzerinde herhangi bir noktadan geçen paralel ile Ekvator arasındaki yay parçasının açısal değeri, arz derecesi.

Enlem, yeryüzündeki herhangi bir noktanın Ekvator’a olan uzaklığının derece, dakika, saniye cinsinden değeridir. Enleme bağlı olarak yeryüzünde aşağıdaki özellikler değişiklik gösterir.

Güneş ışınlarının geliş açısı aynı iken Dünya’nın şeklinden dolayı yere düşme açıları farklıdır. Güneş ışınlarının yere düşme açısı Dünya’nın şekline bağlı olarak Ekvator’dan kutuplara doğru küçülür.

Güneş ışınlarının dik ve dike yakın açıyla ulaştığı yerlerde aydınlanan alan dar, ısınma fazla; yatık açıyla ulaştıkları yerlerde aydınlanan alan geniş, ısınma ise az olur. Bu durumdan dolayı sıcaklık genel olarak Ekvatordan kutuplara doğru azalır. Bu durum “enlem etkisi” olarak ifade edilir. Dünya’nın şeklinden dolayı yerçekimi Ekvator’da az, kutuplarda fazladır. Yerçekiminin Ekvator’dan kutuplara doğru değişmesi enlem etkisiyle ifade edilir. Gece ile gündüz sürelerinin yıl içinde değişmesinin eni Ekvator düzlemi ile ekliptik düzlemi arasındaki 23°27′ lık açı farkıdır. Gece ile gündüz süresinin Ekvatorda yıl boyunca eşit olması, kutuplara doğru giderek gece ile gündüz süre değişiminin artması ve dağılışı enlem etkisi ile ifade edilir. Güneş ışınlarının atmosferde aldığı yolun Ekvatordan kutuplara doğru uzaması enlemin etkisiyle açıklanır.

Tatlı ve sulu bir şeftali cinsi…

Hale,
Hülü,

Diğer Şeftali cinsleri;
Nectarin,
Cavalier,
Cardinal,
Gülaven,
Sarıpapa, (Sarı renkli ve tatlı bir şeftali).
Adıyaman,
Hale,
Hülü,
Yarma,

Şeftali,
Önceleri botanik adına (Prunus persica) bakılarak şeftalinin anavatanının İran yada Kafkasya olduğu sanılmaktaydı. Ancak zamanla yapılan araştırma çalışmaları, yabani şeftalinin İran’da asla bulunmadığını göstermiştir. Bununla birlikte, anavatanının da Doğu Asya ve Çin olduğu belirlenmiştir (Orta Çin).

Şeftali, dünya üzerinde çok geniş yetişme alanına sahip bir meyve türüdür. Avrupa’nın İngiltere ve kuzey memleketleri (Finlandiya, Norveç, İsveç) dışında hemen her tarafında yetiştirilmektedir. Amerika’ya 16. yy.’ da İspanyol gemicileri tarafından götürülmüştür. Amerika’nın hem kuzey ve hem de güneyinde yetişmekte olup, Avustralya ve Yeni Zellanda’da en fazla yetiştirilen meyve türüdür. Afrika kıtasında da şeftali yetiştirilen alanlar her geçen gün genişlemektedir. Dünya üzerinde en büyük şeftali yetiştiricisi ülkeler sırasıyla; İtalya, ABD, Çin, Yunanistan, İspanya, Fransa, Rusya, Türkiye, Meksika ve Arjantin ‘dir.

İstanbul Cağaloğlu’nda, bir dönem edebiyatçıların ve gazetecilerin uğrak yeri olan kahve…

Meserret Kahvesi,
Cağaloğlu,

Meserret sözlük anlamıyla eski dilde, (Arapça) sevinç, şenlik, sürur demektir. Ancak edebiyat dünyasında meserret kelimesi kendisine “sevinçle buluşma yeri” anlamını yükleyen Cağaloğlu’ ndaki tarihi kahveyle anılır. Meserret Kahvesi tüm İstanbul’ un kahvesidir. Orada hiç değilse bir kez oturmamış edebiyatçı da gösterilemez. Eski Meserret Kahvesi’ nin bir yüzü Ankara caddesine bakar. Işıklar içindedir, merhum Salah Birsel’ in her eve lazım ‘Kahveler Kitabı’ nda; Tüm İstanbul’ un kahvesidir. Orada hiç değilse bir kez oturmamış yazın eri gösterilemez dediği Cağaloğlu Meserret Kahvesi, tarihinin en ünlü kahvesidir. Şimdi Meserret, İstanbul’ un bizbize meyhane tarzı bir restoranıdır. Müthiş bir manzaraya sahip. Haliç ayağınızın altında. Pierre Loti’nin yeşili, Sultanahmet Camisi’nin minareleri, Haliç’te sefer yapan tekneler eşsiz manzaranın birkaç motifini oluşturur. Işıklar içindeki Kariye Müzesi, Bulgar Kilisesi, Süleymaniye, Fatih, Yavuz Selim Cami’ leri görebilirsiniz. Dekorasyon meyhane havasına uygun. Ahşap ağırlıklı. İncelikler gözetilmiş. Ancak görünce anlarsınız. Tıkış tıkış bir ortam da değil, soğuk bir ortam da değil. Tam ortası. Hem özel sohbetlerinizi rahatlıkla yapabilir hem de yan masayla birlikte şarkılara eşlik edebilirsiniz. Türk mutfağının lezzetlerini tadabilirsiniz.

Eskiden eczacılıkta kullanılan kırmızı renkli kil…

Kilermeni,
Eczacılıkta kullanılmış olan kırmızı renkli kil.


Aluminyum silikat bileşiminde olup kırmızı renkli bir kildir.

Kilermeni, kurdeşen, allerji ve sivilceleri gidermek için kullanılır. Kilermeninin allerji giderici, böcek sokmasını önleyici özelliğinden XVII. yüzyılda Salih bin Nasrullah da söz etmiştir. Yazar: “Arı sokmasına karşı: zeytinyağı ile kilermeni süreler, “diye bildirir. İlk kodekslerimizden Düstur al-Edviye’de kayıtlı olan kilermeni, eski Mısır çarşısında da satılırdı. Bu nedenle aktariye defterlerinde yazılı bir maddedir. 1690-1691 ve 1774 tarihli aktariye defterlerinde adına rastlandığı gibi, 1774 tarihli saray ecza defterinde kayıtlıdır. Yani saray eczanesinde de kullanılan bir drogdur.

Halk Reçeteleri:
ivilcelere karşı bir miktar drog sirke ile dövülür ve vücuttaki sivilcelere konur. Kurdeşene karşı bir miktar drog zeytinyağı, vazelin ya da gülsuyu ile karıştırılır ve deriye sürülür. Kilermeni gül suyuna karıştırılır ve içilir. Akciğer vereminde, kan tükürmede ve nefes darlığında çok ciddi faydaları görülür.

Yunanistan’da manastırlarıyla ünlü bir yarımada…

Aynaroz,
Aynoroz Özerk Keşişsel Devleti.

Meryem Bahçesi anlamına gelir. Kadınların giremediği yarımada. Güney-doğu Avrupa’da Yunanistan’ın Halkidiki yarımadasından Ege denizi’ne doğru uzanan 3 dar ve uzun yarımadanın en doğuda olanı. Aynoroz yarımadasının toprağı kalkerli olup, oldukça dağlıktır. En yüksek noktası adanın en güneyindeki aynoroz tepesidir (2.033m). Nüfusun çoğunluğu rahiplerden meydana gelir ve 2.250 kişi kadardır. 20 kadar manastır vardır.

Devletin yönetim biçimi 20 manastırı temsil eden 20 kişi ve küçük bir meclis tarafından yönetilir ve Yunanistan’a bağlıdır. Halkın başlıca gelir kaynağı zeytin ve üzümcülük gibi Akdeniz ürünleri ve hayvancılıktır. 10. yüzyılda dinsel bir topluluk olarak doğan Aynoroz, Bizans, Osmanlı ve Yunan egemenlikleri boyunca bağımsızlığını korumayı başarmıştır.


Aynoroz’a Aynaroz’ da denir. Aynoroz nüfusunun tamamı erkektir. Aynoroz’ da kadınların girmesi yasak olduğundan Aynoroz’ da hiç kadın yoktur. Dünya ve Yunanistan’ ın tek kadınsız bölgesidir.

Aynoroz’un ortak bir plana göre yapılan 20 manastırı da ortak bir mimari yapıdadır. Hepsi kuleli bir surla çevrilmiş olan geniş avlulu kalelerdir. 10. yüzyılda yapılmaya başlanmış olan kiliseler dinsel konulu Bizans duvar resimleriyle süslenmiştirler.

http://tr.wikipedia.org

Başbakanımız Zonguldak' ta.

Bitkilerin jeolojik dönemler boyunca dönüşüme uğraması ile oluşmuş, yüksek ısı gücü olan bir enerji kaynağıdır. Kalori değerinin çok yüksek olması ve bol miktarda bulunması nedeniyle taş kömürünün enerji üretiminde vazgeçilmez bir yeri vardır. Bu maden elektrik santrallerinde, sanayide ve kok kömürü yapımında kullanılır.Türkiye, taş kömürü yatakları bakımından zengin sayılmaz. En zengin yataklar Batı Karadeniz’deki Ereğli Zonguldak kömür havzası’ ndadır. 1937′ ye kadar yabancı şirketlerin çalıştırdığı buradaki yataklar, daha sonra millîleştirilmiştir. 
1 74 75 76