Su samurundan elde edilen post…

Lutr,
Lutra,

(Fransızca loutre),
Su samuru ,
Su iti,
Sansargillerden, tüyleri koyu kahverengi, iyi yüzen, kürkü beğenilen, küçük bir tür hayvan.

Avrupa ve Asya’nın büyük bir bölümünde hayat süren bir sansargiller türünden bir su hayvanıdır. Samurlar Avustralya ve Antartika dışında tüm dünyada yaşarlar. Suyun yanında veya içinde yaşayan susamurları genellikle sucul yaşama iyi adapte olmuşlardır. Kulakları ve burnu daldıkları zaman kapanır ve uzun vücutları, perdeli ayakları ve uzun kuyrukları onları mükemmel yüzücüler yapmışlardır.

Samurlar Avustralya ve Antartika dışında tüm dünyada yaşarlar. Suyun yanında veya içinde yaşayan susamurları genellikle sucul yaşama iyi adapte olmuşlardır. Kulakları ve burnu daldıkları zaman kapanır ve uzun vücutları, perdeli ayakları ve uzun kuyrukları onları mükemmel yüzücüler yapmışlardır. Uzunluğu 25-35 ve ağırlığı 5 kg.’dir. Dev susamurunun ise uzunluğu 96-123 cm, kuyruk uzunluğu 45-65 cm ve ağırlığı 30 kg.’ı bulmaktadır. Postu koyu kahverengidir. Parmak araları perdelidir. İyi yüzer. Ömrü: 12 yıl kadar. Rahatça 30 metre derine dalar.

Nehir ve göl kenarlarında yaşayan su samuru, hayatının büyük kısmını suda geçiren memeli hayvanlardan biridir. Kutup ayıları, foklar, yunuslar ve balinalar gibi bazı memeliler de çoğunlukla suda yaşarlar. Ancak su samurları, suda yaşayan diğer memelilerden farklı olarak kendilerini sıcak tutacak vücut yağlarına sahip değildirler. Fakat buna rağmen yaşamlarını soğuk sularda normal bir şekilde sürdürebilirler.

Su samurlarının soğuktan korunmalarını sağlayan tek unsur kalın kürkleridir. Bu kürk, güzel bir görüntüye sahip olmasının yanı sıra kürkü oluşturan tüyler sayesinde adeta hayvanı üşümekten ve ıslanmaktan koruyan bir zırh gibidir. Su samurlarının kürkleri iki çeşit tüyden meydana gelmektedir. Tüylerden bir bölümü diğerlerinden daha kısadır. Uzun tüyler ise kısaları saklarlar.

Köpeklerin koku hassasiyetlerine benzeyen güçlü bir koku alma duyuları vardır. Bu özelliklerini genelde karada avlanmak, iletişim kurmak ve tehlikeyi sezmek için kullanırlar. Su samuru yuvasını akarsuların veya bataklıkların yanı başında kazar. Fakat yuvanın giriş deliği daima suyun içindedir. Bu sayede suya dalamayan hayvanların yuvaya girme olasılığı ortadan kalkmış olur. Su samurunun su içinde yaşamasını olanaklı kılan bir özelliği de pençeleridir. Kısa ayaklarının dibindeki ufak pençelerinin beş parmağı vardır. Bu parmakların bir zarla birbirine bağlanmış olması pençenin düzeyini genişletir. Bu perde ayaklar, samurların usta birer yüzücü olmalarını sağlar.

“Akdeniz anemisi” de denilen kansızlık hastalığı…

Talasemi, (İng. thalassemia ).

Kalıtsal olarak globin genlerindeki kusurlar nedeniyle, zincirin tümü veya belirli bir bölümünün üretilemediği, anormal hemoglobinlerin oluşturduğu ve hemolitik anemiye neden olan bir kan hastalığıdır.

Akdeniz ülkelerindeki ırklarda görülen, doğacak çocuğa anne-babasından ”Beta Talasemi” geninin sirayetiyle kalıtımsal olarak geçen bir çeşit “kansızlık” hastalığıdır.

Eski yunancada “Thalas” kelimesi   deniz, “Emia” kelimesi anemi anlamına, “Thalasemia” ise Akdeniz anemisi anlamına gelir. Akdeniz bölgesinde ve göçlerle yayılarak dünyanın bir çok ülkesinde görülen kalıtsal kan hastalığıdır. D.S.Ö. (Dünya Sağlık Örgütü nün verilerine göre, tüm dünyada 266milyon hemoglobinopati taşıyıcısının bulunduğu vurgulanmaktadır. Talasemi hastalığı bulaşıcı değildir. Toplumda bu hastalığın bulaşıcı olduğu konusunda yaygın bir fikir var oysa bu hastalık genetiktir.

Talasemi MajorCooley anemisi (Hasta Tip): Akdeniz anemisi olarak da bilinir. 3-4 aylıkken başlayan, sürekli kan nakli gerektiren çok ciddi bir kan hastalığıdır. Bu çocuklar kendileri için gerekli hemoglobini yeterli miktarda yapamazlar. Halsizlik, solgunluk iştahsızlık, huzursuzluk, karaciğer-dalak büyümesi sonucu karın şişliği, sık sık ateşlenme iskelet sisteminde değişiklik, yüz ve kafa kemiklerinden başlayarak kemiklerde değişiklik ve tipik bir yüz görünümü ortaya çıkar.Bu hastalar hayatları boyunca düzenli tedavi görmek zorundadırlar. Uygulanan tedaviler zor ve pahalıdır.

Talasemi İntermedia (Hafif Hastalık Tipi): Genellikle bir yaşından sonra tanı konulur. Taşıyıcılar gibi tamamen sağlıklı olmayan, kan gereksinimleri daha az olan hastalığın hafif tipidir.

Talasemi Minör (Taşıyıcı Tip): Bu bireyler tamamen sağlıklıdırlar. Eğer her iki ebeveyn Talasemi taşıyıcı ise her gebelikte %25 olasılıkla normal, %50 olasılıkla Talasemi taşıyıcısı, %25 olasılıkla Talasemi majör çocuk doğabilir. Eğer ebeveynlerden biri Talasemi taşıyıcısı ise doğacak her çocuk %50 ihtimalle taşıyıcı olabilir. Bu nedenle anne ve babaların çocuk sahibi olmadan önce Talasemi taşıyıcısı olup olmadıklarını bilmeleri önemlidir. Talasemi taşıyıcılarının büyük çoğunluğu bu hastalığı taşıdıklarını bilmezler. Ancak Talasemi majörlü bir çocuk sahibi olduklarında ya da özel kan testi yaptırdıklarında öğrenirler. Taşıyıcılık bulaşıcı değildir. Talasemi taşıyıcılığı bir hastalık değildir ve tedavi gerektirmez. Taşıyıcılık evlenmeye engel değildir.

Önlenmesi kolay ve ucuz olan bu hastalığın önüne geçebilmek için son 10 yıldan beri bütün dünyada 8 Mayıs “Dünya Talasemi Günü” olarak kutlanmaktadır.

Kocaeli’nin Karadeniz kıyısında turistik bir yöre ve liman….

Kerpe,
(Eski adı, Kalpe).


Karadeniz kıyısında son derece güzel doğal güzellikleri olan küçük bir kıyı kasabasıdır. Yöre halkı manav kökenli olup balıkçılık ve tarım yapmaktadır. Karadenizin en güzel koylarından ve falezlerinden oluşanan kıyı şeridi her mevsim ziyaretçilerine muhteşem görüntüler sunmaktadır.

Antik ismi Kalpe olan ve İ.Ö. beşinci yüzyıla kadar giden eski ve önemli bir yerdir. Karadeniz sahilinde doğal korunaklı bir liman olan Kerpe koyu yedinci yüzyılda Miletli veya Megaralı kolonistlerce karadeniz deniz ticaret yollarının kullanılması ve korunması amacıyla bir üs-pazar yeri (emporion) ve liman kenti olarak kuruldu.Kerpe Bitinya Krallığı’nın ardından Roma, Bizans ve Ceneviz gemilerinin uğrağı haline gelmiştir. Osmanlı döneminde Istanbul’un odun, kömür, tomruk gibi ihtiyaçları Kerpe’den sağlanmıştır.

Stratejik konumu nedeniyle Roma ve Bizans dönemlerinde de yerleşim devam etti. Aynı zamanda Ceneviz gemilerinin de uğrağı haline gelen Kerpe, Osmanlı döneminde ise İstanbul’un odun ve odun kömürü ihtiyacını karşılamıştır.

Eskiden pek bilinmeyen Kerpe, tanıyanların kıskançlıkla kendilerine sakladıkları bir yerdi. Yıllarca, eletriksiz, susuz hatta yolsuz olmasına rağmen tutkunları tarafından vazgeçilemeyen bir yerleşim yeriydi. Günümüzde bu sorunlar bulunmamaktadır ve Kerpe’ ye olan talep çok daha artmıştır.

Kandıra’ ya 10 km. , İzmit’ e 50 km. uzaklıkta masmavi deniziyle, sırtını çam ormanlarına dayamış şirin bir Karadeniz köyüdür. Kerpe son derece elverişli bir coğrafi konuma sahip, sırtını alabildiğine sık çam ormanlarına dayamış, bu şekilde kuzeyden rüzgar almıyor. Denizi ise çocuklu aileler için idealdir. Karadenizin o meşhur dalgasını burada, fırtınada bile görmeniz pek mümkün değildir. Kayalıkar haricinde ise tamamıyla kumdur. Su, 150 metre ileride bile bazı yerlerde boyu geçmeyecek kadar sığ.

Kerpe’ deki eşsiz güzellikteki  “Kayalıklar” ise birçok insanın buraya gelmesi için tek sebep durumundadır. Tırmanarak ya da dalarak değişik heyecanlar yaşayabileceğiniz Kerpe Kayalıklarında, ayrıca ilginç mağaralar da bulunmaktadır. Özellikle kayaların altındaki boşluklar, dalış sporu meraklıları için idealdir.

Şirin tatil yöremiz Kerpe, İlkçağ Bithynia’sının bir limanı olup Kefken Adası’nın yaklaşık 8 km. güney batısındadır. Eski adı Kalpe, Helen dilinde çanak, çömlek, testi, küp anlamına gelir. Kalpe adı ilk kez, (İ.Ö.) 400 ‘de ünlü Onbinler’in buraya gelmesiyle, Xenophon’un Anabasis’inde anılır. İran seferinin dönüşünde, Onbinler, Sinop ‘tan gemilerle Ereğli’ye gelmişler ve burada üçe bölünmüşlerdi. 4500 kişilik birinci bölüm, Ereğlililerden kiralanan gemilerle yola koyulmuş, baskın edip tüm çevreyi talan etmek için Kalpe Limanı’na çıkmıştır.

Ama işler umulduğu gibi gitmez ve Bithynia’ lılar düşmanı öldürür ve geri kalanları tepeye sıkıştırarak kuşatmaya alır. Ancak ordunun diğer bölümünün geldiğini haber alan Bithynia’lılar kuşatmayı kaldırarak geri çekilir. Kalpe Limanında birleşen üç grup ölülerini gömer ve tümülüs yaparlar. Xenophon kurban ciğeri falında başkomutanlığın ona hayırlı olmayacağını öğrendiği için , başkomutanlığı Neon’a bırakır. Yörede birkaç gün konakladıktan sonra yiyeceğin tükenmesi nedeniyle çapul akınlarına başlarlar. İranlı Satrap Phrnabazos’un atlıları , bir akıncı koluna saldırır ve 500’den fazla asker öldürür. Aynı akşam Bithynia’lılar da, Kalpe Limanı’nda, yarımadada konaklamış olan ordunun ileri karakollarına saldırırlar, birçok askeri öldürürler. Ertesi gün, ordu çapul akınını toplu olarak yürütmek amacıyla kentin iç bölümlerine köylere uzanır. Orada da Pharnabazos’un gönderdiği ; Spithridates ve Rhathines komutasındaki satraplık ordusu görülür; ancak savaşı Onbinler kazanır.

Mezopotamya mitolojisinde, sedir ormanlarını bekleyen dev tanrı….

Humbaba, (Asur).

Huwawa (Babil),

Akad mitolojisindeki canavarımsı bir devdir. Tanrıların yaşadığı sedir ormanının bekçisi, koruyucusudur. Yüzü aslan yüzüdür.

Huwawa veya Humbaba Hititler ve Hurriler’ de Kupapa’ dır, ki Kibele olarak Yunan ve Arap dillerine çevrilmiştir. Öz olarak mitolojinin belirttiği gibi bir dev değil, bir Tanrıçayı, onun da ötesinde ata tanrıçayı temsil eder. Gılgamış destanında geçtiği gibi ana tanrıçadan kopup gelen ve uygarlaşmanın akabinde ona ihanet eden kişi Endiku’ dur. Gılgamış destanı Huwawa’ yı öldürmekten korkar, zira ona yabancıdır. Fakat Endiku, onu bilmekte, tanımaktadır. İhanetin mantığı içinde düşünülürse Endiku’nun yaşaması için Huwawa’nın ölmesi zorunludur.

Gılgamış Destanı’nda bunlardan başka şu tanrıların adları anılmaktadır;

Adad (Fırtına yağmur tanrısı),

Antum (An’ın karısı),

Absu (Tanrıları meydana getiren su),

Aruru (Yaratıcı tanrıça Endiku’yu kilden yarattı),

Aya (Utu’nun şafağı ve gelini),

Belit-Şeri (Yeraltı yargıçlarının zabıt katibi),

Dilmun,

Dumuzi (Ya da Dumu-zid),

Tammuz ya da Temmu (Samilerde Verimlilik tanrısı Çoban demek İnanna’nın da kocası), Endukugga ve Nindukugga (Yeraltı tanrı ve tanrıçası Enlil’in ana-babası),

Enkidu (Aruru’nun yarattığı yabanıl yaratık),

Enugi (Sulama tanrısı),

Haniş (Kötü havayı haber veren göksel varlık),

Humbaba ya da Huvava (Sedir ormanı bekçisi canavar, Anadolu’lu bir tanrı olduğu sanılıyor), İgigi (Gök tanrılarının ortak adı),

İnsan-akrep (Tanrıların karşıtı),

İrkalla ( Ereşkigalin bir başka adı),

İşullana (An’ın bahçivanı),

Lugabanda (Çoban-tanrı, kral Gılgamış’ın babası ya da koruyucusu),

Mammetum (Alınyazısı-tanrısı),

Namtar (Uğursuzluk şeytanı, hastalık getirici Yeraltı ülkesinin başpapazı),

Nergal (Yeraltı tanrı Ereşkigal’in kocası),

Ningal (Ay tanrısının karısı, güneşin annesi),

Ningirsu (Ninurta’nın eski adı Verimlilik tanrısı),

Nirnurta (Ningirsu’nun yeni adı Savaş ve bereket tanrısı),

Gizzida ya da Ningizzida (Bereket tanrısı Hayat ağacının efendisi).

Enzu (Ay tanrısı Sin’in öbür adı),

İşkur (Tanrı Adad’ın Mezapotamya Samilerinde kullanılan adı).

İştar (Savaş ve aşk tanrıça Mezapotmaya’ nın en ünlü tanrıçasıdır).

Yaprakları salata gibi yenen kokulu bir bitki….

Roka, (Eruca sativa). Rumca.  Eruca sative, Garden rocket, Roquette.   Roka, Balık, Rakı .  Yazmazsam kendimi suçlu hissederim.  Afiyet olsun.

Turpgillerden, yaprakları salata gibi yenen, 20-40 santimetre yüksekliğinde, kokulu, bir iki yıllık bir bitki olan roka, sebze olarak bahçelerde yetiştirilen, kokulu, bir iki yıllık bir bitkidir.  Örneğin Slovenya’nın Koper bölgesinde peynirli börek yapımında kullanılır. İtalya’da özellikle Venedik kenti civarında pizza ve makarna yemeklerine konur.    C vitamini açısından oldukça zengindir. Ayrıca, K ve P vitamini ile çeşitli mineraller içerir.

Yapraklar toplu, dişli kenarlı ve tüylüdür. Çiçekler sarımtrak veya beyazımtrak olup, üzerleri morumsu damarlıdır. Sebze olarak bahçelerde yetiştirilir. Sert kokulu ve baharatlı bir bitkidir. Kök ve tohumdan üretilir. Bol sulak yerlerde yetişir.Bitkinin yaprakları yakıcı, lezzetli bir uçucu yağ ihtiva eder ve C vitamini taşır. C vitamini miktarı oldukça yüksek olup, 100 gram taze yaprakta takriben 150 mg kadar bulunur. Roka yaprakları daha çok sonbahar ve kış aylarında salata olarak kullanılır. İştah açıcı, uyarıcı, kuvvet verici ve öksürük kesici özelliği vardır. Tohumları da aynı etkileri gösterir. Afrodizyak özeliği vardır.     Roka iştah açıcıdır. Mideyi kuvvetlendirir ve hazmı kolaylaştırır. İdrar söktürücüdür. Karaciğere faydalıdır. Karaciğer ağrılarını giderir, kanı temizler ve sarılığı keser. Uyarıcıdır. Vücuda kuvvet verir. Bağışıklık sistemini güçlendirir. Cinsel gücü ve isteği arttırır. Öksürüğü keser. Vücuttaki zararlı maddelerin vücuttan uzaklaştırılmasına yardımcı olur. Çeşitli esansları, P ve K vitaminleri, çok faydalı mineralleri içeren rokanın, karaciğerin dostu, mideyi kuvvetlendirici, kansızlığı gideren ifade ediliyor.

Uzmanlar, yeşil salata şeklinde yenen rokanın, tadı ve asitleri ile mideyi çalıştırdığını, hazmı arttırdığını, iştahı açtığını, böbrekleri çalıştırdığını,öksürük kesici, idrar söktürdüğünü ve karında toplanan suyu boşalttığını bildiriyor.  Rokanın yaprakları, kökü ve tohumları kullanılır. Kökünden ve tohumlarından baharat üretilir. Baharatı yemeklere güzel koku ve tat vermek için kullanılır. Yapraklarının ise salatası yapılır.

Roka salatası;

Malzemeler; 1/2 demet roka,  2 dal taze soğan  10 adet kiraz domates  1/2 adet limon  zeytinyağı.    

Yapılışı; Rokalar iyice yıkanıp, doğranır,  Soğanlar ince ince doğranır.  Domatesler dörde bölünür.  Limonun suyu sıkılıp zeytinyağı ile karıştırıldıktan sonra salatanın üzerine gezdirilir. .

“Beklenen Şarkı”, “Aysel, Bataklı Damın Kızı”, “Şehvet Kurbanı” gibi filmleriyle tanınmış, Türk sinemasının ilk kadın yıldızı….

Cahide Sonku,
Cahide Serap,

(27 Aralık 1916, Yemen – 18 Mart 1981, İstanbul),
Asıl adı Cahide Serap (27 Aralık 1916, Yemen – 18 Mart 1981, İstanbul),
Sinema ve tiyatro oyuncusu.
Türk sinemasının ilk kadın yönetmeni ve ilk kadın yıldızıdır.

16 yaşında Darülbedayi’ye girmiş, zamanla İstanbul Şehir Tiyatroları’nın gözde oyuncuları arasında girmiştir. Muhsin Ertuğrul döneminin önemli isimlerindendir. 1933’te “Söz Bir Allah Bir” filmiyle sinemaya geçti. Daha sonra 1950 yılında kendi adına Sonku Film şirketini kurdu. “Fedâkar Ana” filmiyle yönetmenliği denedi. Oyuncu Talat Artemel ile evlenip ayrıldı. Arka arkaya Shaw, Tolstoy, Shakespeare, Çehov gibi yazarların oyunlarında rol alarak şehir tiyatrosunun önde gelen kadın oyuncularından biri oldu. Bir süre sonra Fabrikatör İhsan Doruk ile evlenen Sonku’nun bu evlilikten Ender adında (d.1953) bir kızı oldu. Daha sonra bu eşinden de boşandı.

“Bataklı Damın Kızı Aysel” adlı filmle ünlenen Cahide Sonku, o günden sonra adeta bir “fetiş” oldu ve hemen her filmde erkeklerin kalbini kırıp kaçan güzel kadın rolüyle izleyicinin karşısına çıktı. 1963 yılında bir yangın sonucu kurmuş olduğu Sonku Film’in yanması üzerine iflas eden Cahide Sonku hayatının geri kala kısmında kısa bir süre Şehir Tiyatrosu’nda çalıştı. 1961’de Dormen Tiyatrosu’nda ‘Taşra Kızı’ ile sahneye döndü. Ama içki düşkünlüğü nedeniyle bu tiyatrodan ayrıldı. daha sonra buradan ayrılan Sonku,ömrünün son yıllarını sefalet içinde geçirdi.  1979 yılında Sinema Yazarları Derneği hizmet ödülünü aldı. Alkol bağımlısı olduğu da ileri sürülen Sonku, 1981’de Alkaraz Sineması’nda fenalaşarak 64 yaşında öldü. Zincirlikuyu mezarlığına gömüldü.   Sonku, zarifliği ve güzelliğinin yanı sıra temiz Türkçesi, düzgün diksiyonu, rolüne kişiliğini katmasıyla büyük bir üne ermiştir.


Filmleri;
Söz Bir Allah Bir 1933, oyuncu,
Bataklı Damın Kızı Aysel 1935, oyuncu,
Akasya Palas 1940 oyuncu,
Şehvet Kurbanı 1940 oyuncu,
Kıskanç, 1942 oyuncu,
Yayla Kartalı 1945 oyuncu,
Senede Bir Gün 1947 oyuncu,
Fedakar Ana 1949 yönetmen,
Bir Kavuk Devrildi 1939,
Fedakar Ana 1949
Yuvamı Yıkamazsın, 1947
Kızılırmak-Karakoyun 1946,
Vatan ve Namık Kemal, 1951 yönetmen ve oyuncu,
Beklenen Şarkı (film) 1954 yönetmen ve oyuncu,
İlk ve Son

CAHİDE SONKU

1 317 318 319 320 321 322