“Beklenen Şarkı”, “Aysel, Bataklı Damın Kızı”, “Şehvet Kurbanı” gibi filmleriyle tanınmış, Türk sinemasının ilk kadın yıldızı….

Cahide Sonku,
Cahide Serap,

(27 Aralık 1916, Yemen – 18 Mart 1981, İstanbul),
Asıl adı Cahide Serap (27 Aralık 1916, Yemen – 18 Mart 1981, İstanbul),
Sinema ve tiyatro oyuncusu.
Türk sinemasının ilk kadın yönetmeni ve ilk kadın yıldızıdır.

16 yaşında Darülbedayi’ye girmiş, zamanla İstanbul Şehir Tiyatroları’nın gözde oyuncuları arasında girmiştir. Muhsin Ertuğrul döneminin önemli isimlerindendir. 1933’te “Söz Bir Allah Bir” filmiyle sinemaya geçti. Daha sonra 1950 yılında kendi adına Sonku Film şirketini kurdu. “Fedâkar Ana” filmiyle yönetmenliği denedi. Oyuncu Talat Artemel ile evlenip ayrıldı. Arka arkaya Shaw, Tolstoy, Shakespeare, Çehov gibi yazarların oyunlarında rol alarak şehir tiyatrosunun önde gelen kadın oyuncularından biri oldu. Bir süre sonra Fabrikatör İhsan Doruk ile evlenen Sonku’nun bu evlilikten Ender adında (d.1953) bir kızı oldu. Daha sonra bu eşinden de boşandı.

“Bataklı Damın Kızı Aysel” adlı filmle ünlenen Cahide Sonku, o günden sonra adeta bir “fetiş” oldu ve hemen her filmde erkeklerin kalbini kırıp kaçan güzel kadın rolüyle izleyicinin karşısına çıktı. 1963 yılında bir yangın sonucu kurmuş olduğu Sonku Film’in yanması üzerine iflas eden Cahide Sonku hayatının geri kala kısmında kısa bir süre Şehir Tiyatrosu’nda çalıştı. 1961’de Dormen Tiyatrosu’nda ‘Taşra Kızı’ ile sahneye döndü. Ama içki düşkünlüğü nedeniyle bu tiyatrodan ayrıldı. daha sonra buradan ayrılan Sonku,ömrünün son yıllarını sefalet içinde geçirdi.  1979 yılında Sinema Yazarları Derneği hizmet ödülünü aldı. Alkol bağımlısı olduğu da ileri sürülen Sonku, 1981’de Alkaraz Sineması’nda fenalaşarak 64 yaşında öldü. Zincirlikuyu mezarlığına gömüldü.   Sonku, zarifliği ve güzelliğinin yanı sıra temiz Türkçesi, düzgün diksiyonu, rolüne kişiliğini katmasıyla büyük bir üne ermiştir.


Filmleri;
Söz Bir Allah Bir 1933, oyuncu,
Bataklı Damın Kızı Aysel 1935, oyuncu,
Akasya Palas 1940 oyuncu,
Şehvet Kurbanı 1940 oyuncu,
Kıskanç, 1942 oyuncu,
Yayla Kartalı 1945 oyuncu,
Senede Bir Gün 1947 oyuncu,
Fedakar Ana 1949 yönetmen,
Bir Kavuk Devrildi 1939,
Fedakar Ana 1949
Yuvamı Yıkamazsın, 1947
Kızılırmak-Karakoyun 1946,
Vatan ve Namık Kemal, 1951 yönetmen ve oyuncu,
Beklenen Şarkı (film) 1954 yönetmen ve oyuncu,
İlk ve Son

CAHİDE SONKU

Hz. Muhammed’in Hz. Ali’yi halife tayin ettiği gün olarak kutlanan Alevi bayramı…

Gadir Hum,

Hazreti Muhammed’in Hicretinin 10. yılında Veda Haccı dönüşünde Hazreti Ali’yi taltif ettiği gün olarak kutlanan ”Gadir-i Hum Bayramı”  dır. Bu bayram, Kurban Bayramı’ ndan sonraki sekizinci güne denk geliyor. 29 Zilhicce, Hz. Muhammed’in Medine’ye göç etmek zorunda kaldığı gün, düşmanların dikkatini çekmesin diye Hz. Ali’nin onun yatağında yattığı gece olarak biliniyor.

Arap alevilerinde bazı özel günler kutsaldır ve bu günlere bayram denir. Bayramların en önemlisi arapçada iydil ğadir, denilen gadir humm bayramıdır. Zahiri olarak bu günde peygamber Hz. Ali’ yi yerine vasi, veli, mevla, halife ve imam olarak seçip atadığı için kutlanır. Ama bu arap alevilerinde görünen kısımdır ve dışarıya bu şekilde aktarırlar. Batıni olarak ise bu gün peygamberin Ali ile ilgili bir çok sırrı açıkça ortaya koyduğunu ve ilan ettiğini söylerler. Bu sebeple bu gün arap alevilerinin en büyük bayramıdır.  Türkiye genelinde nüfus itibariyle en fazla Alevi yoğunluğunun Hatay’ da bulunduğu bilinmektedir. Gadir Hum Bayramı Alevi halkının en büyük bayramıdır. Alevi inancına göre Gadir Hum Bayramında çalışmak günahtır. Hatta o gün cehennem ateşi bile yanmamaktadır.

Avustralya' da yaşayan kısa bacaklı bir hayvan…

Vombat,

Vombatlar (Vombatidae), yaklaşık bir metre uzunluğunda, 4 ayaklı, kısa bacaklı, kısa kuyruklu keselilerdir. Güneydoğu Avustralya ve Tazmanya‘nın ormanlık ve dağlık bölgelerinde yaşarlar. Dışkıları kare şeklindedir. 3 türü vardır:

Bayağı vombat (Vombatus ursinus)

Kuzey kıllı burunlu vombatı (Lasiorhinus krefftii)

Güney kıllı burunlu vombatı (Lasiorhinus latifrons)

Vombatlar yalnız Avustralya anakarası ile Tasmanya Adası’nda yaşayan keseli hayvanlardır . Tombul görünüşlü gövdelerinin uzunluğu yaklaşık 1 metre, postları kahverengimsi boz ya da sarımsı bozdur. Kuyruklan kısa ve küt, bacakları kalın ve çok güçlüdür. Ayı yavrusunu andıran bu hayvanlar gündüzleri toprakta kazdıkları uzun tünellerde geçirir, geceleri dolaşmaya çıktıklarında ot, yaprak, kök gibi bitkisel maddelerle beslenirler. Dişleri kemiricilerde görüldüğü gibi sürekli uzar. Dişlerin keskin ve belli bir uzunlukta kalması aşınmayla sağlanır. Vombatların iki türü vardır. Bayağı vombat (Vombatus ursinus) kısa kulaklı, kaba postlu ve tüysüz burunludur. Çok daha az rastlanan burnu tüylü vombatın (Lasiorhinus barnardi) postu daha ince tüylü, kulakları daha uzundur. Vombatlar ürkek ve uysaldır. Ama yavrularını korumak için saldırmaktan kaçınmazlar. Tünellerde yaşama alışkanlıkları tarım alanlarına zarar verdiğinden çiftçilerin düşmanlığını kazanmışlardır.

http://tr.wikipedia.org

Osmanlıların kuruluş devrinde Bursa'da yaşayan büyük veli…..

Emir Sultan,

Osmanlıların kuruluş devrinde Bursa’da yaşayan büyük veli.

İsmi Muhammed, lakabı Şemsüddin’dir. Babasının adı Ali’ dir. 1368 (H.770) senesinde Buhara’da doğdu. Soyu, Peygamber efendimize dayanır. Ona, Buhara’da doğduğu için Muhammed Buhari, Seyyid olduğu için Emir Buhari, Yıldırım Bayezid Hanın damadı olduktan sonra da Emir Sultan denilmiştir.

Emîr Sultan 1430 (H.833) senesinde Bursa’da vebâ hastalığından vefât etti. Vefât ettiğinde 63 yaşındaydı. Emîr Sultan vefât ederken, Hacı Bayrâm-ı Velî’nin yıkayıp, cenâze namazını kıldırmasını vasiyet etti. Vefât ettiği gün Hacı Bayrâm-ı Velî mânevî bir işâret ile Bursa’ya geldi. Gasil ve tekfin işlerini yaptı ve cenâze namazını kıldırdı. Okun düştüğü yer olan Bursa’nın doğu kısmında yüksekçe bir yere günümüzde kendi ismiyle anılan semte defnedildi.  Emîr Sultan hazretlerinin türbesi yapılırken türbeyi yapan zât, rüyâsında Emîr Sultan’ı gördü. O zâta; şurayı şöyle yap, burayı böyle yap diye, türbesi bitinceye kadar, her gece rüyâda emîr verdiler. O zât, türbe yapımını bitirdikten sonra, bir daha Emîr Sultan’ı rüyâsında görmedi.

Bursa’nın en önemli mimari yapılarından olan Emir Sultan Camii, Yıldırım ilçesi sınırları içerisinde yer almaktadır. Bursa’nın doğusunda aynı adı taşıyan mahallede “Emir Sultan mezarlığı”nın yanında servi ve çınar ağaçlarının arasında yer almaktadır. Cami ilk yapıldığı zaman tek kubbeli iken 1507’de avlu ve üç kubbeli revak eklenmiştir. Camii 1795 yılında tamamıyla yıkılmış, 1804’te III. Selim camiyi aynı plan üzerine yeniden kurmuştur. 1855 depreminde hasar gören cami 19. yüzyıl zarfında tamir edilerek harap olmaktan kurtarılmıştır.

Cami sekizgen kasnak üzerine oturan tek kubbeye sahiptir. Kuzey cephesinin köşelerinde kesme taştan birer minaresi vardır. Dikdörtgen biçiminde, ahşap kolonlar üzerinde sivri ve yatay kemerli ahşap revaklarla çevrili geniş avlusunun ortasında şadırvan, güneyde cami, kuzeyde türbe ve ahşap odalar yer almaktadır. Camiinin içi gayet aydınlıktır. Kasnakta on iki, beden duvarlarında kırk adet büyük pencere vardır. İznik ve Bursa’da yapılmış dört köşe pencerelerin etrafı çok defa mukarnaslarla işlenmiş ve üstüne Rumi motiflerle süslü alınlıklar yerleştirilmiş olan Emir Sultan Camii’nin mihrabı da, 17. yüzyılda İznik çinileriyle yaptırılmıştır

Güney Amerika’da yaşayan Jibarolar’da (Jivorolar da denir), özel işlemlerle portakal kadar küçültülen düşman kafasına verilen ad…

Tsantsa,

Amazon bölgesinin uçsuz bucaksız ormanlarında, içlerinden bazıları, avlanmak için hala yayları ve sarbakan denilen üfleme kamışlarıyla kürar zehirine batırılmış oklar atan vahşi halklar yaşar. Bu halklardan ancak birkaçı, pek ilkel şartlarda da olsa tarımla uğraşır. Bu Amazon kızılderilileri içinde en vahşileri, en kan dökücüleri Jivarolardır. Vahşi Jivarolar, savaşta öldürdükleri düşmanlarının, yâni insanların başını keserek “tsantsa” adı verilen savaş hatıraları haline getirmeye pek meraklıydılar. Bu akıl almaz uygulama Jivarolar arasında çok yaygın bir gelenek halini almıştır.

Son derece vahşice olan bu uygulama da düşmanın kafası kesilir. Bütün kemikleri çıkarılıp ve derisi yüzüldükten sonra çeşitli bitkilerle birlikte suda kaynatılan kafatası kızgın taşlar arasında sıkıştırılır. Böylece kafatası, saçları bozulmadan, bir portakal kadar küçültülür, Tsantsa’ nın, sahibine sihirli bir kuvvet verdiğine inanılır. Bir Jivaro ne kadar çok kafatası küçültmüşse o kadar itibar kazanır.

Belgesellerde anlatıldığına göre, savaşçı kestiği kafayla birlikte düşmanının ruhuna da sahip olurmuş. Küçültülen kafada dikilen ağız ve gözlerin sebebi ruhun kaçışını önlemek içindir. Ruh yerinde kaldığı ve savaşçı tsantsa ya sahip olduğu zaman daha güçlü olurmuş.

1967-1971 yılları arasında İstanbul’da yayımlanan sosyalist dergi…

Ant Dergisi,

Fethi Naci, Doğan Özgüden ve Yaşar Kemal’le birlikte 1967’de yayına başlayan sosyalist Ant Dergisi kurulmuştur.

1960’ lı yılların sonu ve 70’ lerin başında yayımlanan Ant Dergisi’nin de bu dönemin toplumcuları açısından ayrı bir yeri vardır. Nâzım Hikmet’in şiirlerinin yayımlanma yasağını ilk kez kıran Ant Dergisi’nde, sürgünden sürgüne gezen ve yasaklılar listesinde olan Enver Gökçe’nin de çeviri şiirleri yayımlanmıştır.

Toplumcu yazarların kitlelerle yeniden buluşmasına aracılık etmiştir. Sosyalist Ant dergisi, 27 Ekim günü, 1971 yılında askeri cunta tarafından kapatılmıştır.

Ant Dergisinin yazarlarından bazıları;

Faruk Pekin,

Ragip Zarakolu,

Inci Tugsavul,

Arif Damar,

Tatlı ve sulu bir şeftali cinsi…

Hale,
Hülü,

Diğer Şeftali cinsleri;
Nectarin,
Cavalier,
Cardinal,
Gülaven,
Sarıpapa, (Sarı renkli ve tatlı bir şeftali).
Adıyaman,
Hale,
Hülü,
Yarma,

Şeftali,
Önceleri botanik adına (Prunus persica) bakılarak şeftalinin anavatanının İran yada Kafkasya olduğu sanılmaktaydı. Ancak zamanla yapılan araştırma çalışmaları, yabani şeftalinin İran’da asla bulunmadığını göstermiştir. Bununla birlikte, anavatanının da Doğu Asya ve Çin olduğu belirlenmiştir (Orta Çin).

Şeftali, dünya üzerinde çok geniş yetişme alanına sahip bir meyve türüdür. Avrupa’nın İngiltere ve kuzey memleketleri (Finlandiya, Norveç, İsveç) dışında hemen her tarafında yetiştirilmektedir. Amerika’ya 16. yy.’ da İspanyol gemicileri tarafından götürülmüştür. Amerika’nın hem kuzey ve hem de güneyinde yetişmekte olup, Avustralya ve Yeni Zellanda’da en fazla yetiştirilen meyve türüdür. Afrika kıtasında da şeftali yetiştirilen alanlar her geçen gün genişlemektedir. Dünya üzerinde en büyük şeftali yetiştiricisi ülkeler sırasıyla; İtalya, ABD, Çin, Yunanistan, İspanya, Fransa, Rusya, Türkiye, Meksika ve Arjantin ‘dir.

İstanbul Cağaloğlu’nda, bir dönem edebiyatçıların ve gazetecilerin uğrak yeri olan kahve…

Meserret Kahvesi,
Cağaloğlu,

Meserret sözlük anlamıyla eski dilde, (Arapça) sevinç, şenlik, sürur demektir. Ancak edebiyat dünyasında meserret kelimesi kendisine “sevinçle buluşma yeri” anlamını yükleyen Cağaloğlu’ ndaki tarihi kahveyle anılır. Meserret Kahvesi tüm İstanbul’ un kahvesidir. Orada hiç değilse bir kez oturmamış edebiyatçı da gösterilemez. Eski Meserret Kahvesi’ nin bir yüzü Ankara caddesine bakar. Işıklar içindedir, merhum Salah Birsel’ in her eve lazım ‘Kahveler Kitabı’ nda; Tüm İstanbul’ un kahvesidir. Orada hiç değilse bir kez oturmamış yazın eri gösterilemez dediği Cağaloğlu Meserret Kahvesi, tarihinin en ünlü kahvesidir. Şimdi Meserret, İstanbul’ un bizbize meyhane tarzı bir restoranıdır. Müthiş bir manzaraya sahip. Haliç ayağınızın altında. Pierre Loti’nin yeşili, Sultanahmet Camisi’nin minareleri, Haliç’te sefer yapan tekneler eşsiz manzaranın birkaç motifini oluşturur. Işıklar içindeki Kariye Müzesi, Bulgar Kilisesi, Süleymaniye, Fatih, Yavuz Selim Cami’ leri görebilirsiniz. Dekorasyon meyhane havasına uygun. Ahşap ağırlıklı. İncelikler gözetilmiş. Ancak görünce anlarsınız. Tıkış tıkış bir ortam da değil, soğuk bir ortam da değil. Tam ortası. Hem özel sohbetlerinizi rahatlıkla yapabilir hem de yan masayla birlikte şarkılara eşlik edebilirsiniz. Türk mutfağının lezzetlerini tadabilirsiniz.

Eskiden eczacılıkta kullanılan kırmızı renkli kil…

Kilermeni,
Eczacılıkta kullanılmış olan kırmızı renkli kil.


Aluminyum silikat bileşiminde olup kırmızı renkli bir kildir.

Kilermeni, kurdeşen, allerji ve sivilceleri gidermek için kullanılır. Kilermeninin allerji giderici, böcek sokmasını önleyici özelliğinden XVII. yüzyılda Salih bin Nasrullah da söz etmiştir. Yazar: “Arı sokmasına karşı: zeytinyağı ile kilermeni süreler, “diye bildirir. İlk kodekslerimizden Düstur al-Edviye’de kayıtlı olan kilermeni, eski Mısır çarşısında da satılırdı. Bu nedenle aktariye defterlerinde yazılı bir maddedir. 1690-1691 ve 1774 tarihli aktariye defterlerinde adına rastlandığı gibi, 1774 tarihli saray ecza defterinde kayıtlıdır. Yani saray eczanesinde de kullanılan bir drogdur.

Halk Reçeteleri:
ivilcelere karşı bir miktar drog sirke ile dövülür ve vücuttaki sivilcelere konur. Kurdeşene karşı bir miktar drog zeytinyağı, vazelin ya da gülsuyu ile karıştırılır ve deriye sürülür. Kilermeni gül suyuna karıştırılır ve içilir. Akciğer vereminde, kan tükürmede ve nefes darlığında çok ciddi faydaları görülür.

Leonardo da Vinci’nin ünlü bir tablosu…

Mona Lisa,

Leonardo di ser Piero da Vinci  (d. 15 Nisan 1452 – ö. 2 Mayıs 1519) 

Rönesans dönemi İtalyan mimarı, mühendisi, mucidi, matematikçisi, anatomisti, müzisyeni, heykeltıraşı ve ressamıdır.  En tanınmış yapıtları Mona Lis(1503 – 1507), Vitruvius Adamı ve Son Akşam Yemeği’dir (1495 – 1497). Rönesans sanatını doruğuna ulaştırmış, yalnız sanat yapısına değil, çeşitli alanlardaki araştırmaları ve buluşlarıyla da tanınan, dünyanın gelmiş geçmiş en büyük sanatçılarından ve dehalarından biridir. 2. milenyumun adamı seçilmiştir.

Leonardo 2 Mayıs 1519’da Amboise’daki evinde 67 yaşında öldü. Kralın kollarında can verdiği rivayet edilir, ancak, 1 Mayıs günü kralın bir başka şehirde olduğu ve bir gün içinde oraya gelemeyeceği bilinmektedir. Vasiyetinde mirasının esas bölümünü Melzi’ye bıraktı. Amboise’daki Saint Florentin Kilisesi’nde toprağa verildi.

Yunanistan’da manastırlarıyla ünlü bir yarımada…

Aynaroz,
Aynoroz Özerk Keşişsel Devleti.

Meryem Bahçesi anlamına gelir. Kadınların giremediği yarımada. Güney-doğu Avrupa’da Yunanistan’ın Halkidiki yarımadasından Ege denizi’ne doğru uzanan 3 dar ve uzun yarımadanın en doğuda olanı. Aynoroz yarımadasının toprağı kalkerli olup, oldukça dağlıktır. En yüksek noktası adanın en güneyindeki aynoroz tepesidir (2.033m). Nüfusun çoğunluğu rahiplerden meydana gelir ve 2.250 kişi kadardır. 20 kadar manastır vardır.

Devletin yönetim biçimi 20 manastırı temsil eden 20 kişi ve küçük bir meclis tarafından yönetilir ve Yunanistan’a bağlıdır. Halkın başlıca gelir kaynağı zeytin ve üzümcülük gibi Akdeniz ürünleri ve hayvancılıktır. 10. yüzyılda dinsel bir topluluk olarak doğan Aynoroz, Bizans, Osmanlı ve Yunan egemenlikleri boyunca bağımsızlığını korumayı başarmıştır.


Aynoroz’a Aynaroz’ da denir. Aynoroz nüfusunun tamamı erkektir. Aynoroz’ da kadınların girmesi yasak olduğundan Aynoroz’ da hiç kadın yoktur. Dünya ve Yunanistan’ ın tek kadınsız bölgesidir.

Aynoroz’un ortak bir plana göre yapılan 20 manastırı da ortak bir mimari yapıdadır. Hepsi kuleli bir surla çevrilmiş olan geniş avlulu kalelerdir. 10. yüzyılda yapılmaya başlanmış olan kiliseler dinsel konulu Bizans duvar resimleriyle süslenmiştirler.

http://tr.wikipedia.org

1 74 75 76