Frankfurt Okulu' nun ve Eleştirel Teori' nin öncülerinden ünlü Alman düşünür …

Theodor W. Adorno (Theodor Ludwig Wiesengrund-Adorno),

11 Eylül 1903 yılında Frankfurt am Main’de doğmuş ve 6 Ağustos 1969’da İsviçre’nin Wallis kantonunda bir klinikte hayata gözlerini yummuş Alman felsefeci, toplum bilimci, bestekâr ve müzik bilimci.

Frankfurt Okulu’nun ve Eleştirel Teori’nin öncülerindendir. Yoğun teorik birikimi ve yaratıcılığı ile okulun önde gelen isimleri arasinda yer almış, her zaman düşüncenin eleştirelliğinin katıksız bir savunucusu olarak çalışmalarını sürdürmüştür.

Felsefe ve sosyal disiplinleri bir arada değerlendirerek müzikten gündelik yaşama, ahlaki sorunlardan tahakküm ilişkilerine kadar geniş bir alanda Modern kavram ve kategorileri ve onlara dayalı genel anlayışları sorunsallaştırmıştır.

Adorno, Frankfurt’ta müzik ve felsefe eğitimi gördü. Sonraki düşüncelerinin oluşumunda György Lukacs, Ernst Bloch, Walter Benjamin, besteci Arnold Schönberg ve Max Horkheimer’ın etkisi olduğu söylenebilr. 1930’lu yılların başında Toplumsal Araştırmalar Enstitüsü’ne katıldı. Nazi iktidarıyla birlikte ABD’ye göç etti. Çalışmalarını orada da sürdürdü.

Adorno’nun kişisel çalışması, Okul’un genel yönelimlerinin çok ötesine gider bir bakıma, çünkü Adorno bir anlamda eleştirel teorinin kendi sınırlarına ulaştığı noktada çalışmasını sürdürür ve kendine özgü yöntemini bu çalışmarla geliştirir. Horkheimer ile birlikte yaptığı çalışmların yani sıra, kendi kişisel çalışmlarının derinliği ve iceriğinden söylem yapısına kadar taşıdığı özgüllüğü dikkat çekicidir. Onun kişisel başyapıtı olan Minima Moralia bu bakımdan özel bir yere sahiptir. Kendi yöntemini ve anlayışını derinlikli ve ilginç bir şekilde ortaya koyar bu kitap. Adorno, her zaman, düşüncenin kendi içine kapanma eğilimine karşı israrla direnir.O, bir anlamda her tür despotizmin ve tahakküm ilişkisinin kaynağını ve kökenini düşünme imkanının sınırlandırıldığı ve ketlendigi yerlerde görür.

Eserleri;
Aydınlanmanın Diyalektiği, 1947 yılında Horkheimer ile birlikte yapılan ortak çalışmanın ürünüdür.
Modern Müziğin Felsefesi (1949)
Otoriter Kişilik , Adorno yönetiminde bir çalışma grubu tarafından 1950’de hazırlanmıştır.
Negatif Diyalektik 1960’da ve Estetik Teorisi 1970’de yayınlanmıştır.

Kaynak: http://www.msxlabs.org/forum/felsefe-ww/

Taze mısır koçanı …

Bozalak,
Çalının taze sürgünü.
Yaprak tomurcuğu.
Taze mısır koçanı.
Mısır söbeği.

Mısır, tropik, subtropik ve ılıman iklim kuşaklarında yetişebildiği için, dünyanın hemen hemen tüm ülkelerinde az çok mısır tarımı yapılabilmektedir. Bugün, Antartika haricinde, dünyanın her yerinde mısır yetişebilmektedir.

Mısır çeşitleri:
Sert mısır, unlu mısır, at dişi mısır, patlak mısır, cin mısır, taş mısır, çizgili mısır, mumlu mısır, tatlı mısır ve kavuzlu mısırdır.

Gerek insan beslenmesinde, gerek hayvan yemi olarak ve gerekse sanayinin değişik kollarında hammadde olarak kullanılabilmesinden dolayı, pek çok ülkenin tarımsal ürün deseninde kolayca yerini bulabilmiştir. Dünyada üretilen mısırların yaklaşık % 90′ ı insan beslenmesinde ve hayvan yemi olarak kullanılmaktadır. Bunun % 65-70’i hayvan yemi olarak, % 20’si ise direkt olarak insanlar tarafından tüketilmektedir. Geri kalan % 8-10′ luk kısım ise, sanayide değerlendirilmektedir.

Buğdaygiller (Gramineae). Türkiye’de yetiştiği yerler: Anadolu, Özellikle Karadeniz bölgesinde yetişir.Haziran-ağustos ayları arasında çiçekler açan, 1-2 m yüksekliğinde, bir yıllık, tek evcikli bir kültür ve tahıl bitkisi. Gövdeleri sert ve diktir. Yaprakları sapsız, geniş, uzun, üst yüzü tüylü, alt yüzü tüysüz olup, tabanı ile bir kın halinde gövdeyi sarar. Erkek çiçekler gövdenin ucunda salkım şeklinde dizilmiş başakçıklarda toplanırlar. Çiçekler kavuz adı verilen yaprakçıklarla örtülür. Dişi çiçekler, gövdenin alt ve orta kısımlarındaki yaprakların koltuğundan çıkan ve taşıyıcı yaprakçıklarla örtülü olan, kalınlaşmış, çomak şeklinde bir eksen üzerinde toplanmışlardır. Meyve, yani mısır taneleri, açık veya koyu sarı, esmer veya kırmızımtrak renklerdedir.

Bir tür dağ kekiği …

Zahter, (Thymus longicaulis, Satureja hortensis),
Bir çeşit kekik,
Sater,
Kara kekik,
Dağ kekiği,

Hatay yöresinde özellikle Amanos Dağları’nda yetişen ve kekiğe benzerliği ile bilinen zahter, bitkisinin vücuttaki yaralar üzerindeki iyileştirici özelliği bilinmektedir. Böbrekleri hastalıklara karşı koruyan ve sinirleri güçlendiren ballıbabagillerden bir bitkidir. Kalp çarpıntısını giderir. İki türü vardır. Biri yaz aylarında diğeri kış aylarında yetişir. Pembe renkli çiçekler açan içeriğinde uçucu yağ ve tanen bulunan zahter uyarıcı ve kuvvetlendirici ve mikrop öldürücü etkisi olan bir bitkidir.

Her yörenin kendine ait bir tadı vardır. Gaziantep, Kilis, İskenderun, Mardin ve Mersin yöresinde soğuk havalarda çaya sıcak alternatif olarak içilen, kahvaltılarda farklı bir tad olarak yenilen zahter bulunur. Kekik olarak da bilinen zahter, Osmanlıdan günümüze kadar hayatın hep içinde yer almıştır.

Antik Roma döneminde de mutfak ve tıp bitkisi olarak bilinen bitkilerden biridir. Roma bitkisini kadınlar aşk bitkisi olarak anarlardı. Yunanlılar da bunun afrodizyak etkilerine itibar gösterdiler.

Trabzon kekiği, kekikotu, yalancı kekik, dağ geyik otu olarak da bilinir. Bitki boyu 35-40 cm olduğundan saksıda da rahatlıkla yetiştirilir. Zahterin güçlü, aromatik bir tadı vardır ve mercanköşk ve kekiği andırır.

Kuru fasulyede, yahnilerde, kilo yapan et yemeklerinde, beyaz ve kırmızı kabakta (kekik ile), çorbalarda, kızarmış patateste, patates salatasında, fasulye salatasında ve hıyar salatasında, av etinde, domates ve mantar yemeklerinde tadı çok güzel ve belirgin olarak kullanılır. Zahter, mercanköşk, dereotu, kekik otu, reyhan ve tarhun otuyla da iyi gider.

Zahter gazlanmaya, ishale ve iştah kaybına karşı etkilidir. İyi bir iştah açıcı olduğundan kahvaltılarda yenmesi tavsiye edilir. Gerginliği alır mideyi güçlendirir ve antibakteriyel etkisiyle bilinir.

Zahter çayı; Her baharatçıda bulunan zahter güzel ve keskin kokusu ile dikkat çekmektedir Zahter çayını hamilelerin ve guatr hastalarının kullanmaması tavsiye edilir. Bir çay kaşığı dolusu bitki, bir fincan kaynar suda haşlanır ve demlenmesi için kısa süre bekletilir. Ya da 1 kahve kaşığı kekik, 1 su bardağı kaynar suda 10 dakika bekletilir. En pratik yapımı ise, çay süzgecine zahter taneleri konularak üzerinden sıcak su geçirilmesidir. Kaynatılması durumunda veya sıcak suda çok bekletilmesi sonucunda tadı acılaşır. Bu sebepten süzgeçten geçirilen zahter hemen tüketilmelidir. Içilen çay, zeka keskinliği, midede rahatlık, sabah öksürüğüne tutulmama ve genel bir rahatlık sağlamaktadır. Zahter çayı, içerisindeki en etkili madde olan eterli uçucu yağın yitirilmemesi için kaynatılmamalıdır.

Sarımsak, sarmısak …

Sarımsak, (İng. garlic ).
Sarmısak, (Osm. tüm, sarmısak),
Süm,
Tüm,

Sarımsak, (Allium sativum). Lat. Allium sativum
Zambakgillerden, 25-100 santimetre yüksekliğinde, yapraklarında, saplarında ve toprak altındaki soğanında kokulu yağ bulunan bir kültür bitkisi.
Zambakgiller (Liliaceae) familyasından, çiçekleri uçta şemsiye şeklinde olan, taze ya da kuru olarak yenen, soğanlı, çok yıllık bir kültür bitkisi.
Zambakgiller familyasından, çiçekleri uçta şemsiye biçiminde olan, soğanlı, kandaki yüksek serum kolesterolü ve trigliserit seviyesiyle damar tıkanıklığı riskini azaltan etkiye sahip çok yıllık kültür bitkisi.
Bu bitkinin baharat olarak kullanılan dişli bölümü.

Sarımsak veya sarmısak (Allium sativum L.),
25-30 cm yükseklikte, yeşilimsi beyaz veya pembe çiçekli, otsu bir kültür bitkisidir. Nadir olarak tohum bağlar. Bu nedenle soğancıkları (diş) ile üretilir. Ülkemizde “Beyaz sarımsak” ve “Siyah sarımsak” olmak üzere 2 çeşit yetiştirilmektedir. Vatanının orta Asya stepleri olduğu sanılmaktadır. Beyaz veya pembemsi renkli, az adette soğancıkdan (diş) meydana gelir. Dişlerin hepsi bir arada bir kabuk tarafından sarılmışlardır. Çok kuvvetli ve keskin bir kokusu ve yakıcı bir lezzeti vardır.

Sarımsak yıllık bir bitkidir. Soğan, yabani soğan, zambak ve pırasa ile akraba olan sarımsak doğada yabani ortamda yetişmez. Tarih boyunca bir kültür bitkisi olduğu, olasılıkla güneybatı Asya’da doğada yetişen Allium longicuspis türünden türetilmiş olduğu düşünülmektedir.

Sıklıkla “sarmısak” olarak da anılan sarımsağın en iyi kaliteye sahip olanı, germanyum ve selenyum bakımından zengin topraklarda yetişir.

Bileşim:
Karbonhidratlar (sakkaroz, glikoz), vitaminler (A, B, C ve E) ve eterli uçucu yağ (alliin, allicin, ajoen) , scordein, selen ile dişilik ve erkeklik hormonlarına benzer maddeler taşımaktadır. Bu uçucu yağda özellikle allil disülfür bulunmaktadır. Bu bileşik kükürtlü bir amino asit olan alliin’in alliinaz isimli ferment etkisi ile parçalanarak allicin’i vermesi, allicin’in de, su buharı veya su karşısında, allil disülfür’e dönüşmesi sonucu meydana gelir. Sarımsağa özel koku ve lezzeti veren taşıdığı kükürtlü uçucu yağdır. Türkiye’de sarımsak üretiminin en yoğun yapıldığı yer Kastamonu ilinin Taşköprü ilçesidir. Raf ömrü uzun tadı ve kokusu keskindir. Taşköprü sarımsağının büyük kısmı ilaç fabrikalarına antibiyotik imalatı için verilmektedir. Raf ömrü çok uzun olan Taşköprü sarımsağı bir yıl süreyle soğuk hava depolarına ihitiyaç duyulmadan saklanabilmektedir.

Sarımsak içindeki allisin bileşiğinden kaynaklanan özgün ve ağır bir kokuya sahiptir. Bu koku pişirme ile kısmen giderilebilir. Kokusu giderilmiş olan sarımsak yağı, tozu veya kapsülleri de piyasada mevcuttur.

Eski çağlardan beri bilinen ve kullanılan bir drog’dur. Orta çağda özellikle salgın hastalıklar (kolera, veba gibi) ile mücadelede kullanılmıştır. Antiseptik, idrar artırıcı, safra salgılarını artırıcı, solucan düşürücü (özellikle askarit ve oksiyürlere karşı), iştah açıcı, tansiyon (kan basıncı) ve kolesterol düşürücü, kanı sulandırıcı ve bağışıklık sistemini güçlendirici etkilere sahiptir. Antiseptik (mikrop öldürücü) etki taşıdığı allicin’den ileri gelmektedir. Antiseptik ve bağışıklık sistemini güçlendirici etkisi; tarihçi Herodot’a göre eski Mısırlılar tarafından da bilinmekteydi. Çünkü Mısırlılar piramitlerin yapımında çalıştırdıkları işçilere her öğün sarımsak, soğan ve turp yediriyorlardı. II. Dünya savaşı sırasında, yaralandıkları zaman yaralarının mikrop kapmasını önlemek için, ezerek yaranın üzerine konmak üzere Rus askerlerine sarımsak verilmiştir.

Hazar Denizi’ nin, zengin petrol ve doğalgaz alanı olan bölgesine verilen ad …


Şahdeniz,
Hazar Denizi,

Hazar Denizi Avrupa ve Asya Kıtaları arasında dünyanın en büyük iç denizidir.
Eski adı Casprum veya Hyracnıum Mare’dir. Hazar Denizinin güney kıyılarının bir kısmı İran’ a aittir. Geri kalan kısmı Rusya Federasyonu, Türkistan, Kazakistan, Azerbaycan toprakları içerisindedir. Uzunluğu 1200, genişliği 300 kilometredir. Açık denizlerle irtibatı yoktur. Bu yüzden de su seviyesi devamlı değişir. 1930 ile 1957 seneleri arasında denizin seviyesi normalden 26 m alçalmıştır. Su seviyesinin deniz seviyesinden aşağıya düşme sebebi, buharlaşma artarken yağışların da azalmasıdır.

Bir de, denize dökülen suların % 80’ ini sağlayan Volga Nehrinin sulama ve endüstride kullanılma maksatlarıyla başka yöne kanalize edilmesi mühim bir sebeptir. Su seviyesini normal hale getirmek için yapılan gayretler neticesiz kalmıştır. Kuzey kesimi sığdır. Burada mersinbalığı çok çıkar. Bundan bol miktarda havyar elde edilir. En derin yeri 978 m olup, güneydedir. Suyu tuzludur. Ortalama tuz oranı % 0,13’ tür. Sülfat oranı da yüksektir. Doğu kıyılarındaki geniş sığ bir bölgede sodyum sülfat yatakları bulunmaktadır. Hazar Denizi kış ayları hariç ana ulaşım güzergahıdır. Kuzeydeki sığ kesim kış ayları boyunca donar. Buradaki önemli limanlar Bakü, Kasnovodik ve Volga deltasında Astrakhan’ dır. Bunlar arasında demiryolu bağlantısı vardır. İran’a ait kısımda en önemli liman Bender Sah’tır.

İklimi bölgelere göre değişiklik göstermektedir. Kuzey bölümünde kara iklimi, orta ve güney bölümünde ise ılıman iklim hakimdir. Yaz aylarında ortalama sıcaklık 24°C-26°C arasında değişir.Kış aylarında ise -10°C ile +10°C arasındadır. Ortalama senelik yağış miktarı 200-1700 mm arasındadır.

Hazar Denizinde, Türkistan kıyısında Kuları, Kalpin, Çeleken, Aşur Ada, Koğurçı; Azerbaycan kıyısnda Pir Allani, Nogaras, Bakü Adası, Kum Zire, Taş Zire, Sarı; Dağıstan; kıyısında Çeçen Adaları vardır. Bunlardan Çeleken ve Pir Allani’de petrol üretilmektedir.

Hazar Denizine dökülen belli başlı ırmaklar şunlardır.
Volga, Ural, Emba , Etrak, Kuma, Terek, Sulak, Samur, Kur, Astara çayı, Kızıl ören ırmağının Gılan ve Sefidrüd kolları.

HAZAR DENİZİ

Çin müziğine özgü bir tür lavta …

Pipa,
Çin lavtası,

Kısa saplı bir Çin lavtası.
Çin’e özgü, dört ya da beş telli lavta.
Çin müziğine özgü dört veya beş telli lavta.

Pipa,
Armut biçimli gövdesi olan 30 perdeli dört telli ud’ a benzer bir Çin çalgısıdır. Müzisyen aleti dik tutararak ve sağ elinin her parmağına bağlı beş küçük mızrapla çalar. Pipa’ nın en az 2.000 yıl geçmişe sahip olmuştur. Bu müzik aleti son derece geniş dinamik bir alanda ve son derece zengin ve etkileyici bir biçimde günümüze kadar kullanıla gelmiştir.

Özgün pipa İkinci yüzyıl M.Ö.’ den bu tarihe kadar gelmiştir. Pipa anlamı şiir ve çizimleri tasvir eden yatay olarak düzenlenen ve ileri ve geriye doğru çalınan bir araç anlamına pi, ipliklerini koparma şeklinde çalma anlamına pa olarak adlandırılmıştır. Pipa Çin’ e has bir müzik aletidir.

Çin halkı kendi geçmişini yeniden keşfetmek için pipa gibi klasik aletleri, bir çoğu zamanla kaybolmaya yüz tutmuş kompozisyonlar ve bestelerle dinlemek zevk vermektedir.

Bazı çağdaş sanatçılar da yeni nesil oluşturmak için Batı sesleri ile tümleştirmek üzere pipa ile müzik yapmaya başlamışlardır.

1 371 372 373 374 375 400