Bilinç …

Şuur, (Osmanlıca).
Dimağ,
Es,
Bilinç, (Fr. Conscience, İng. conscience ).
Şuur, Anlayış, idrak. Vicdan. Hiss-i zâhirle duymak. Nefsin mânâya ilk vusul mertebeleridir. Kendi varlığından haberi olma.

Yunanca syn-eidesis = birlikte bilme demektir. İnsanın kendisi, yaşantıları ve dünya üzerindeki bilgisi; aynı zamanda da düşünme ve kendini tanıma yeteneği,
Benle ilgili bütün yaşantıların tümü olarak bilinç; her türlü içten yaşamalar; kendi üzerinde bilinç,
Bir şey üzerinde bilinç; nesnel bilinç; düşünme, algılama, duyma, isteme, bekleme gibi bir ereği olan, bir şeye yönelen, (intentional) edimleri olanaklı kılan (şey).
Algı ve bilgilerin anlıkta duru ve aydınlık olarak izlenme süreci.
İnsanın kendisini ve çevresini tanıma yeteneği, şuur.
Bir toplumdaki ruhsal etkinliklerin veya ruhsal durumların bütünü.
Temel bilgi, temel görüş.
Algı ve bilgilerin zihinde duru ve aydınlık olarak izlenme süreci, şuur:
Duyum, heyecan, düşünme ya da başka bir ruh etkinliğiyle nitelenen durum,
Ben’in kendi etkinlik ve duygulanmalarını sezebilmesi.
Geniş anlamda zihin.
Bir topluluktaki ruhsal etkinliğin ya da ruhsal durumların tümü.

Bilinç bozukluğu;
Beynin normal faaliyetlerindeki bir aksama nedeni ile uyku halinden başlayarak, hiçbir uyarıya cevap vermeme haline kadar giden bilincin kısmen yada tamamen kaybolması halidir.

Bayılma – Senkop;
Kısa süreli, yüzeysel ve geçici bilinç kaybıdır. Beyne giden kan akışının azalması sonucu oluşur.

Koma,
Yutkunma ve öksürük gibi reflekslerin ve dışarıdan gelen uyarılara karşı tepkinin azalması yada yok olması ile ortaya çıkan uzun süreli bilinç kaybıdır.

Geminin sol yanı …

İskele,

Baş: Bir teknenin ön ve ileri kısmı.
Pruva: Bir teknenin ön tarafı, ileri istikameti. Geminin ön tarafı .
Kıç: Teknenin geri kısmı.
Pupa: Bir teknenin kıç kısmından geri istikameti .Geminin arka tarafı .
Sancak: Teknenin pruva-pupa hattının sağ tarafı. Gemini sağ yanı.
İskele: Teknenin pruva-pupa hattının sol tarafı. Geminin sol yanı.

Diğer Denizcilik Terimleri;
Vasat: Teknenin pruva-pupa hatına göre orta kısmı.
Omuzluk (Sancak/İskele Baş/Kıç): Teknenin baş veya kıçında sancak ve iskele tarafında 45 derecelik nisbi açı içindeki bölüm veya yön.

Omurga: Teknenin postalarının üzerine oturtulup bağlandığı, ve baştan kıça kadar uzanan ağaç/madeni kısım. Genellikle küçük teknelerde yekpare olur.
Posta: Üzerine kaplama tahtalarının (veya saçlarının bağlandığı) ağaç veya maden eğriler (kaburga).

Kemere: Güvertenin döşenebilmesi için posta uçlarını birleştiren enine (omurgaya dik) konan kısımlar.
Güverte: Gemilerde ve teknelerde baştan kıça kadar döşenmiş tahta veya madeni platform.
Baş/Kıç Bodoslama: Teknenin başında veya kıçında teknenin başını veya kıçını meydana getirmek maksadıyla yukarı yöne doğru konan ağaç veya saçtan yapılan sütun.
Çene: Omurga ile baş bodoslamanın birleştiği köşe.

Balb: Gemilerin baş bodoslamalarının su içindeki kısmında bulunan şişkinlik. Yeni gemi inşa tekniği olan “balb”lar, geminin ileri hareketi ile meydana gelen dalgaları küçültmeye ve suyun gemi karinasına olan basıncını azaltmaya yarar. Bu sayede yakıt tasarrufu ve az miktarda sürat avantajı sağlanır. Özellikle büyük ticari gemilerde kullanılır.

Borda: Geminin su kesiminden yukarıda kalan dış kısmı.
Küpeşte: Rüzgarlı ve denizli havalarda denizlerin güverteye girmemesi için bordaların ana güverteden yukarı doğru uzatılmasıyla meydana gelen ve geminin etrafını kısmen kuşatan güverte üstündeki borda kaplaması.

Alabanda: Bordanın iç kısmı.
Karina: Bir teknenin sualtında kalan ıslak dış kısmı.
Sintine: Gemi makine ve kazanlarının bulunduğu kısmın zemininin altında, genellikle ambar güvertesinin altında kalan ve gemi içinden sızan sularla makine ve kazan dairelerinden akan yağ yakıtların toplandığı en alt kısım.

Kana Rakamları: Gemilerin çektikleri su derinliğini göstermek için baş ve kıç bodoslamaları üzerine konmuş rakamlar.
Pervane/Uskur: Gemi ve deniz araçlarının ileri ve geri hareketlerini sağlamak üzere bir makine vasıtasıyla dönen bir milin ucuna takılmış iki veya daha fazla kanattan ibaret parça.
Köprüüstü: Gemilerin seyir ve manevralarını idare etmek üzere en üst güvertelerden yukarıda etrafı iyice görebilecek yükseklikte yapılmış ve genellikle sancaktan iskeleye kadar uzatılmış bölüm.
Dümenevi: Dümene kumanda edilen, serdümenin bulunduğu mevki. Genellikle köprüüstüne yakın veya köprüüstünde bulunur.
Volta: Bir halatın babaya veya biteye bir kez dolaştırılıp, çımasının bedeni yönünde bulundurulması.

Fora: Bir yere volta edilmiş olan halatın çıkartılması
Alesta: Hazır olmak, hazır olarak apikoda beklemek. Alesta tramola (Tramola etmeye hazır ol) Alesta ferro (Demir atılmaya hazır)
Vira: Vidayı, cıvatayı, ırgat veya vinci sarma yönünde çevirmek için verilen komut.
Vira Etmek: Çekmek,Kaldırmak
Mayna Etmek: Aşağı indirmek (ağır ağır); Rüzgarın ve denizin şiddetinin azalması.
Hisa Etmek: Herhangi birşeyi yukarıya kaldırmak, çekmek.
Arya: Yelkenin, sancağın veya çubukların aşağıya indirilmesi

Kaynak; http://www.amatordenizci.com

Eski Mısır’ da kedi başlı olarak betimlenen sevinç tanrıçası …

Bastet, (Bast).

Kedilerin koruyucusu olan Tanrıça.
Ev ve Güneş ışığının kedi Tanrıçası.
Kedi tanrıça.

Bubastis’in Delta Şehri’nde tapılmıştır. Kedilerin ve onlara önem verenlerin koruyucusudur. Sonuçta evde önemli bir tanrıça ve ayrıca ikonografide önemlidir. Papirüste güneş tanrısına saldıran yılanın kediler tarafından öldürüldüğü resmedilmiştir. Dişi aslanın tanrıçası Sekhmet’ in yardımsever tarafı olarak görülmüştür.

Eski Mısırlılar çok tanrılı bir dine sahiptiler. Yunanlılar gibi doğa güçleriyle özdeşleşen tanrı ve tanrıçalar sisteminden geldiler. Tanrıları arkalarına alan kralların her zaman kral olmaktan öte bir ayrıcalıkları oldu. Bu üstünlükleri krallara önce yarı-tanrı , daha sonra da tanrı-kral ;yani Firavun olma özelliğini getirdi. Çok uzun ve çok farklı iktidarları bünyesinde toplayan Mısır tarihi boyunca tapılan tanrı ve tanrıçaların da zaman içinde güçlerinin kaybolduğu ve yerine yenilerinin çıktığı görülmektedir. Mısır tanrıları, insan, hayvan veya yarı insan, yarı hayvan figürleri ile temsil edilmişlerdir.

Bastet’in M.Ö. 1500 yıllarında ortaya çıktığını görmekteyiz. Bastet, kedi şeklinde veya kedi başlı bir kadın şeklinde temsil edilmiştir.

Mısır mitolojisine göre Bastet, tanrılar tanrısı Ra’nın ve İsis’in kızıdır. Diğer adları Bast, Ailuros ve Mau’dur. Ayrıcaeski Mısır dilinde kedinin adı Mau “Myeou” imiş. Herhalde, miyavlama kelimesinden geliyor.

Bastet Ra’nın kızı olarak geçse de bazı metinlerde Osiris ve İsis’in kızı, Horus’un kardeşi olarak da geçer. Hathor ve Sekhmet ile benzer özellikleri taşıyan tanrıçadır. Hatta bir anlamda bu 3 tanrıça tektir. Eski Mısır dini, ülkenin siyasi yapısına ve çeşitli bölgelerdeki tanrı inancına göre değiştiğinden eski Mısır tanrıları hakkında kesin birşey söylemek çok zordur.

Güneşin iyi gücünü temsil eden kedi tanrıça Bastet başta cinsellik ve doğurganlık Tanrıçasıyken, ölüleri koruma, ölenlerin başarılı yada başarısız olduklarına karar verme, yağmur yağdırma, hastalara ve çocuklara şifa verme , müzik ve dans tanrıçası olma özelliklerine ek olarak güneş, ay, analık ve aşk Tanrıçası haline de geldi.

Bastet’in, tanrıça olarak kabulünden çok daha önceleri, aslan başlı, Sekhmet adlı bir başka tanrıça vardı. Sekhmet, sert, acımasız, korku salan, insanları cezalandıran, onlara hastalık bulaştıran, harbi ve mücadeleyi temsil eden bir tanrıça idi. Devirler değişip sosyal ve ekonomik hayat iyileştikçe, insanlar, şiddete dayanan tanrıların yanı sıra yumuşak ve kendilerine yardımcı olacak tanrıları da aramaya başladılar.

Bir efsaneye göre, bir gün Sekhmet çok kızar ve insanları terk edip Nubya çölünde yalnız başına yaşamağa başlar. Bu sıralarda Mısırın başı düşmanlarla derde girmiştir, korunmaya ihtiyacı vardır. Baba tanrı Ra, Sekhmetin Mısıra geri getirilmesini ve Mısırın bu felaketten kurtarılmasına yardımcı olmasını emreder. Bunun için akıl tanrısı Thoth’u görevlendirir. Thoth, Sekhmeti geri getirirken ; Sekhmet Mısır’ın güneyinde Philae’de bir suda yıkanır, bu yıkanma esnasında bütün kızgınlığı geçer ve sakin bir kedi şeklini alır. Böylece yüzyıllar boyunca şiddetten başka bir şey düşünmemiş olan aslan tanrıça, son derecede yumuşak bir kedi tanrıça olup çıkar.

İnsanoğlu, ilk olarak 20 bin yıl önce köpeği evcilleştirdi. Bundan ancak 15 bin yıl sonra vahşi kediyi evcilleştirebildi. Yani, 5 bin yıl önce Nil vadisinde tarım yaparak yaşayan insanlar, ürünlerini depoladıkları ambarları haşere ve fare basınca kedilerin fareleri yakaladığını fark ettiler. İşte, kedilerin Mısırda kutsallaşmaya başlaması bu tarihlerde oldu. Ambarlar doldukça fare nüfusu da arttı. Bunun üzerine firavun devreye girdi ve kedileri korunması için üstün yaratıklar ilan etti.

Kedilerin firavunla ilgisi ise; kedilerin tarihe ve mitolojiye konu olmalarının tek nedeni fare ve haşere yakalamadaki hünerleri değil. Bütün kediler firavunun olduğu için kediyi incitmek ya da öldürmek çok büyük suç sayılırdı. Kedi öldürenlerse idam edilirdi. Ev yansa önce kedi kurtarılırdı çünkü insanlar sadece insandı ama kediler firavunlar gibi yarı-tanrıydılar. Kedi eceliyle öldüğünde öteki dünyada birlikte olabilmek için hemen mumyalanırdı.

Mısırda kedinin tanrılaştırılmasının nedeni, fare yakalaması dışında, kedinin avlanma yeteneğine duyulan saygı, güzelliğine duyulan sevgi, ve gizemli kişiliğine duyulan korkuyla karışık hayranlıktı. Kedi tanrıça Bastet, dişiliğin simgesiydi. Bir tarihçi, “kedi tanrıça, garip bakışı, çekik gözleri, kıvrak beli, soylu duruşu ve hayvani hayasızlığıyla, her Mısırlı kadının aklını karıştıran ve benzemek istediği bir yaratıktı,” diye yazıyor. Bir başka tarihçi de, “kadınlar günümüzün vamp kadını gibi kedinin yürüyüşüyle salınarak yürüyebilmek için çok uğraşırlardı

Avrupa’da Hıristayanlık öncesinde kedi kafalı tanrıça Freya, için törenler düzenlenirdi. Freya’nın günü -Friday- Cuma, o dönemde kutsal gündü. Tek tanrılı bir din olan Hıristiyanlığın kabulüyle tanrıça Freya şeytan ilan edildi, kedi, lanetlendi ve Freya’nın günü olan (Friday) Cuma günleri de ‘Black Sabbath’ oldu. Bu dönemde, özellikle Hıristiyanlığın yayılmaya çalışıldığı ortaçağda, kediler, cadı ayinleri bahane edilerek öldürüldü, yakıldı, diri diri gömüldü.

İnanışa göre, kedi miyavladıkça evin içi tanrıçanın insanlara hediyesi sayılan neşeyle dolarmış.

Moldova’ nın para birimi …

Leyi,
Moldova Lei,

Moldova Leyi
(MDL);
Moldova’ nın resmi para birimidir.
1 ABD Doları = 12,60 MDL,
1, 5, 10, 20, 50, 100, 200, 500 ve 1000 Lei olarak basılmıştır.


Moldova,
Moldova Cumhuriyeti.
Güneydoğu Avrupada bulunan Moldava, batıda Prut nehri ile Romanya’ya sınır komşuluğu yapar. Kuzeyi, doğusu ve güneyi ise Ukrayna ile çevrilidir.
Güneydoğu Avrupa’da yer alan Moldova’ nın yüzölçümü, alansal büyüklüğü; 33.700 km² olup, içinden Prut ve Dniester nehirleri geçen Kişinev(780.000 Kişi) başkenttir.

Ülkenin denize sınırı yoktur. Moldova’ nın nüfusu: 4,2 Milyondur. %65 Moldovalı, %14 Ukraynalı, %13 Rus, %2 Bulgar, %3,5 Gagavuz (Gagoğuz -Türk), Yahudi ve Alman asıllı azınlıklardan oluşmaktadır. Doğu Ortodoks %98, Musevi %1,5, Baptist ve diğer %0,5. Mutedil karasal bir iklim hakimdir.

Eski adıyla can halk vilayeti dir. Cumhuriyet’in esası Prut ve Dinyester nehirlerinin arasında tarihi adı Besarabya olan bölgedir. 1538 den itibaren üç asır Osmanlı hakimiyetinde kaldıktan sonra 1812’de Rusların işgaline uğrayan Moldova 1918 yılında bağımsızlığını kazanmış ve bağımsızlığından iki ay sonra Romanya’ya bağlanmıştır.

1944 yılında Sovyetler Birliği tarafından tamamen işgale uğrayan ülke 1991 yılında tekrar bağımsızlığına kavuşmuştur. Slav azınlık (Ruslar ve Ukraynalılar), Transnistirya (Transdinyester) bölgesinde bağımsız “Moldav Sosyalist Cumhuriyeti”ni ilan etmiştir. 1994’te Rusya ve Moldova arasında Rus ordusunun Moldava’dan çekilmesini öngören anlaşma imzalanmıştır.

Boğa güreşlerinde hayvana mızrakla saldıran atlı …

Pikador,

Boğa güreşlerinde, mızrakla dürterek boğayı kızdıran kimse.
Boğa güreşlerinde hayvana mızrakla saldıran atlı.
Matador sahne alıp boğayı öldürmeden önce boğayı yoran kimseler.

Boğa güreşi, (İspanyolca: corrida de toros, tauromaquia, toreo, Alm. Stierkamf , Fr. Course, de taureaux, İng. Bulfight).

İki boğanın çeşitli amaçlarla güreştirilmesini ya da matador adı verilen bir insanın boğayı yorup esas alan eğlence ve yarışma biçimidir.

İspanya’da yoğun olarak düzenlenen boğa güreşlerinde matador olarak adlandırılan kişi önceden yorulmuş ve kan kaybetmesine yol açacak şekilde yaralanmış boğayı öldürür.

güreşinin başladığı yerin Girit olduğu tahmin edilmektedir. Buradan Etrüsklere ve Romalılara geçti.Sekizinci yüzyıla kadar önemini kaybeden boğa güreşi Faslılar tarafından bu yüzyılda İspanya’ya sokuldu. On beşinci yüzyılda İspanya’da milli spor olarak kabul edildi. Halen İspanyoların çok sevdikleri bir spor gösterisidir. Günümüzde, Portekiz, Kolombiya, Peru, Ekvator, Venezüella ve Fransa’da büyük rağbet gören bir spordur. Türkiye’de boğa güreşleri Artvin ve yakın çevresinde her yıl haziran ayında yapılan Kültür ve Sanat Şenliklerinde olmaktadır. Yurdumuzdaki boğa güreşleri İspanya ve diğer ülkelerde olduğu gibi, matador ile boğa arasında geçmeyip, boğa ile boğa karşılaştırılarak yapılır.

Boğa güreşleri üç sahfada yapılır. Birinci safhada pikador denilen süvariler boğanın ilk saldırısını önlerler. İkinci safhada boğa saldırıya geçmesi için kışkırtılır. Boğanın iki omuzuna rengarenk kağıtlarla süslü üç dört çift sivri uçlu şişler saplanır. Böylece hayvan iyice öfkelenmiş olur. Son safhada artık tamamen matadorun maharetine bırakılır. Matador çeşitli oyunlar sergileyerek boğayı saf dışı etmeye çalışır. Değneğe tutturulmuş kırmızı renkli kumaşı kullanarak boğanın başını aşağıya doğru eğmesini temine uğraşır. Çeşitli artistik gösterilerin sonunda, kılıcı, boğayı öldürecek şekilde batırması ile güreş son bulur.

Kaynak: http://www.msxlabs.org

Dengesini ustalıkla korurken top, bıçak, tabak gibi nesneleri havaya atıp tutarak gösteri yapan sanatçı …

Jönkler,
Jonglör,

Belirli bir sayıdaki nesneyi havaya atıp tutan, bu esnada en az bir adet nesnenin seyahat halinde (havada) olmasını sağlayan sirk veya sahne sanatçısı. Türkçe’ ye Fransızca Jongleur sözcüğünden geçmiştir.

Top, lobut, halka, kumaş, sopa, ateş, ip gibi bir ya da daha çok objeyi havaya atıp tutarak, çeşitli beceriler sergilemek bir jonglörün işidir.

Açılışlar, fuarlar, festivaller, şenlikler, düğünler, şirket organizasyonları gibi oluşumlarda gösteriler yapan jonglörler, “gösteri sanatları/sanatçıları” kavramı içinde yer alırlar.

Tarihte (örneğin Mısır) jonglörlük bir spor dalı olarak görülmekteydi. Geçmiş dönemler sürecinde tiyatro sanatı içinde yer almıştır. Tarihten gelen anlamla jonglörlük tüm bu aktiviteleri içerse de ; zaman içinde hobi olarak amatör alanda farkli gruplara ilerlemişmiştir.

Top çevirme “ball juggling”, lobut çevirme “club juggling”, ipe bagli agirlik çevirme “poi” ,bir ipte makara yonlendirme “devil stick” başlıkları altında gelişmişlerdir; internet ve video paylaşım sitelerinin kullanımının artması ve forum alanlarında evrensel kullanım sağlaması nedeniyle Türkçede de bu hobiler bu isimlerle tanımlanmaya başlamıştır.

http://tr.wikipedia.org/

1 370 371 372 373 374 400