Trabzon’un Sürmene ilçesine özgü, ekşimsi tadı olan bir peynir cinsi…

Aho,

Karadeniz, Trabzon bölgesi için peynir çeşitleri; Varil Peyniri, Kebir Tam Yağlı Peyniri, Minzi Peyniri, Sürmene Aho Peyniri, Tonya Kaşarı, Yayla Peyniri, Koleta Peyniri, Otlu Peyniri, Sürmene Çökelekli Meleze Peyniri, Akçabat Tel Peyniri, Golot Peyniri, Tamyon Peynir.

Beyaz peynir çok fazla gözenekli ise alırken bir kez daha düşünün. Gözeneklerin fazlalığı, asitli süt kullanıldığını gösterir. Beyaz peynir ambalajına fazla su salmışsa bu peynirin yeterince olgunlaşmadığını gösterir.Tadıldığında çok fazla ekşilik veren beyaz peynirden kaçının. Ancak ekşi oranı çok az olan peynirde yoğurt kültürünün kullanılmış olabileceği aklınızda olsun. Taze kaşar peyniri açık sarı renkte, homojen yapıda, süt kokulu, kolay dilimlenebilir ve az tuzlu olur. Dil peyniri az tuzlu olmalı ve lif lif ayrılabilmelidir.

Peynir, ışıksız ortamda (buzdolabında, sebzelik gözünde) saklanmalıdır. Peynir hemen tüketilmeyecekse, kendi ambalajında saklanmalıdır. Ambalajı açıldıktan sonra ise mutlaka saklama kabında veya ambalaj malzemelerine sararak korunmalıdır. Aksi takdirde peynir nemini kaybeder, aroması ve lezzeti azalır.  Peynir dilimlere ayrılmadan saklanmalıdır, böylece dış ortamla teması en aza indirilebilir.  Kızartma peynirler tüketilmeden önce 4-5 saat suda bekletilerek tuzu alınmalıdır. Beyaz peynir dışındaki peynirler yıkanmaz, su ile temas peynirin lezzet ve aromasının kaybolmasına yol açar. Beyaz peynirleri keserken, bıçağı ıslatmak peynirin düzgün kesilmesine yardımcı olur.

Yaprakları salata gibi yenen kokulu bir bitki….

Roka, (Eruca sativa). Rumca.  Eruca sative, Garden rocket, Roquette.   Roka, Balık, Rakı .  Yazmazsam kendimi suçlu hissederim.  Afiyet olsun.

Turpgillerden, yaprakları salata gibi yenen, 20-40 santimetre yüksekliğinde, kokulu, bir iki yıllık bir bitki olan roka, sebze olarak bahçelerde yetiştirilen, kokulu, bir iki yıllık bir bitkidir.  Örneğin Slovenya’nın Koper bölgesinde peynirli börek yapımında kullanılır. İtalya’da özellikle Venedik kenti civarında pizza ve makarna yemeklerine konur.    C vitamini açısından oldukça zengindir. Ayrıca, K ve P vitamini ile çeşitli mineraller içerir.

Yapraklar toplu, dişli kenarlı ve tüylüdür. Çiçekler sarımtrak veya beyazımtrak olup, üzerleri morumsu damarlıdır. Sebze olarak bahçelerde yetiştirilir. Sert kokulu ve baharatlı bir bitkidir. Kök ve tohumdan üretilir. Bol sulak yerlerde yetişir.Bitkinin yaprakları yakıcı, lezzetli bir uçucu yağ ihtiva eder ve C vitamini taşır. C vitamini miktarı oldukça yüksek olup, 100 gram taze yaprakta takriben 150 mg kadar bulunur. Roka yaprakları daha çok sonbahar ve kış aylarında salata olarak kullanılır. İştah açıcı, uyarıcı, kuvvet verici ve öksürük kesici özelliği vardır. Tohumları da aynı etkileri gösterir. Afrodizyak özeliği vardır.     Roka iştah açıcıdır. Mideyi kuvvetlendirir ve hazmı kolaylaştırır. İdrar söktürücüdür. Karaciğere faydalıdır. Karaciğer ağrılarını giderir, kanı temizler ve sarılığı keser. Uyarıcıdır. Vücuda kuvvet verir. Bağışıklık sistemini güçlendirir. Cinsel gücü ve isteği arttırır. Öksürüğü keser. Vücuttaki zararlı maddelerin vücuttan uzaklaştırılmasına yardımcı olur. Çeşitli esansları, P ve K vitaminleri, çok faydalı mineralleri içeren rokanın, karaciğerin dostu, mideyi kuvvetlendirici, kansızlığı gideren ifade ediliyor.

Uzmanlar, yeşil salata şeklinde yenen rokanın, tadı ve asitleri ile mideyi çalıştırdığını, hazmı arttırdığını, iştahı açtığını, böbrekleri çalıştırdığını,öksürük kesici, idrar söktürdüğünü ve karında toplanan suyu boşalttığını bildiriyor.  Rokanın yaprakları, kökü ve tohumları kullanılır. Kökünden ve tohumlarından baharat üretilir. Baharatı yemeklere güzel koku ve tat vermek için kullanılır. Yapraklarının ise salatası yapılır.

Roka salatası;

Malzemeler; 1/2 demet roka,  2 dal taze soğan  10 adet kiraz domates  1/2 adet limon  zeytinyağı.    

Yapılışı; Rokalar iyice yıkanıp, doğranır,  Soğanlar ince ince doğranır.  Domatesler dörde bölünür.  Limonun suyu sıkılıp zeytinyağı ile karıştırıldıktan sonra salatanın üzerine gezdirilir. .

“Beklenen Şarkı”, “Aysel, Bataklı Damın Kızı”, “Şehvet Kurbanı” gibi filmleriyle tanınmış, Türk sinemasının ilk kadın yıldızı….

Cahide Sonku,
Cahide Serap,

(27 Aralık 1916, Yemen – 18 Mart 1981, İstanbul),
Asıl adı Cahide Serap (27 Aralık 1916, Yemen – 18 Mart 1981, İstanbul),
Sinema ve tiyatro oyuncusu.
Türk sinemasının ilk kadın yönetmeni ve ilk kadın yıldızıdır.

16 yaşında Darülbedayi’ye girmiş, zamanla İstanbul Şehir Tiyatroları’nın gözde oyuncuları arasında girmiştir. Muhsin Ertuğrul döneminin önemli isimlerindendir. 1933’te “Söz Bir Allah Bir” filmiyle sinemaya geçti. Daha sonra 1950 yılında kendi adına Sonku Film şirketini kurdu. “Fedâkar Ana” filmiyle yönetmenliği denedi. Oyuncu Talat Artemel ile evlenip ayrıldı. Arka arkaya Shaw, Tolstoy, Shakespeare, Çehov gibi yazarların oyunlarında rol alarak şehir tiyatrosunun önde gelen kadın oyuncularından biri oldu. Bir süre sonra Fabrikatör İhsan Doruk ile evlenen Sonku’nun bu evlilikten Ender adında (d.1953) bir kızı oldu. Daha sonra bu eşinden de boşandı.

“Bataklı Damın Kızı Aysel” adlı filmle ünlenen Cahide Sonku, o günden sonra adeta bir “fetiş” oldu ve hemen her filmde erkeklerin kalbini kırıp kaçan güzel kadın rolüyle izleyicinin karşısına çıktı. 1963 yılında bir yangın sonucu kurmuş olduğu Sonku Film’in yanması üzerine iflas eden Cahide Sonku hayatının geri kala kısmında kısa bir süre Şehir Tiyatrosu’nda çalıştı. 1961’de Dormen Tiyatrosu’nda ‘Taşra Kızı’ ile sahneye döndü. Ama içki düşkünlüğü nedeniyle bu tiyatrodan ayrıldı. daha sonra buradan ayrılan Sonku,ömrünün son yıllarını sefalet içinde geçirdi.  1979 yılında Sinema Yazarları Derneği hizmet ödülünü aldı. Alkol bağımlısı olduğu da ileri sürülen Sonku, 1981’de Alkaraz Sineması’nda fenalaşarak 64 yaşında öldü. Zincirlikuyu mezarlığına gömüldü.   Sonku, zarifliği ve güzelliğinin yanı sıra temiz Türkçesi, düzgün diksiyonu, rolüne kişiliğini katmasıyla büyük bir üne ermiştir.


Filmleri;
Söz Bir Allah Bir 1933, oyuncu,
Bataklı Damın Kızı Aysel 1935, oyuncu,
Akasya Palas 1940 oyuncu,
Şehvet Kurbanı 1940 oyuncu,
Kıskanç, 1942 oyuncu,
Yayla Kartalı 1945 oyuncu,
Senede Bir Gün 1947 oyuncu,
Fedakar Ana 1949 yönetmen,
Bir Kavuk Devrildi 1939,
Fedakar Ana 1949
Yuvamı Yıkamazsın, 1947
Kızılırmak-Karakoyun 1946,
Vatan ve Namık Kemal, 1951 yönetmen ve oyuncu,
Beklenen Şarkı (film) 1954 yönetmen ve oyuncu,
İlk ve Son

CAHİDE SONKU

Hz. Muhammed’in Hz. Ali’yi halife tayin ettiği gün olarak kutlanan Alevi bayramı…

Gadir Hum,

Hazreti Muhammed’in Hicretinin 10. yılında Veda Haccı dönüşünde Hazreti Ali’yi taltif ettiği gün olarak kutlanan ”Gadir-i Hum Bayramı”  dır. Bu bayram, Kurban Bayramı’ ndan sonraki sekizinci güne denk geliyor. 29 Zilhicce, Hz. Muhammed’in Medine’ye göç etmek zorunda kaldığı gün, düşmanların dikkatini çekmesin diye Hz. Ali’nin onun yatağında yattığı gece olarak biliniyor.

Arap alevilerinde bazı özel günler kutsaldır ve bu günlere bayram denir. Bayramların en önemlisi arapçada iydil ğadir, denilen gadir humm bayramıdır. Zahiri olarak bu günde peygamber Hz. Ali’ yi yerine vasi, veli, mevla, halife ve imam olarak seçip atadığı için kutlanır. Ama bu arap alevilerinde görünen kısımdır ve dışarıya bu şekilde aktarırlar. Batıni olarak ise bu gün peygamberin Ali ile ilgili bir çok sırrı açıkça ortaya koyduğunu ve ilan ettiğini söylerler. Bu sebeple bu gün arap alevilerinin en büyük bayramıdır.  Türkiye genelinde nüfus itibariyle en fazla Alevi yoğunluğunun Hatay’ da bulunduğu bilinmektedir. Gadir Hum Bayramı Alevi halkının en büyük bayramıdır. Alevi inancına göre Gadir Hum Bayramında çalışmak günahtır. Hatta o gün cehennem ateşi bile yanmamaktadır.

Avustralya' da yaşayan kısa bacaklı bir hayvan…

Vombat,

Vombatlar (Vombatidae), yaklaşık bir metre uzunluğunda, 4 ayaklı, kısa bacaklı, kısa kuyruklu keselilerdir. Güneydoğu Avustralya ve Tazmanya‘nın ormanlık ve dağlık bölgelerinde yaşarlar. Dışkıları kare şeklindedir. 3 türü vardır:

Bayağı vombat (Vombatus ursinus)

Kuzey kıllı burunlu vombatı (Lasiorhinus krefftii)

Güney kıllı burunlu vombatı (Lasiorhinus latifrons)

Vombatlar yalnız Avustralya anakarası ile Tasmanya Adası’nda yaşayan keseli hayvanlardır . Tombul görünüşlü gövdelerinin uzunluğu yaklaşık 1 metre, postları kahverengimsi boz ya da sarımsı bozdur. Kuyruklan kısa ve küt, bacakları kalın ve çok güçlüdür. Ayı yavrusunu andıran bu hayvanlar gündüzleri toprakta kazdıkları uzun tünellerde geçirir, geceleri dolaşmaya çıktıklarında ot, yaprak, kök gibi bitkisel maddelerle beslenirler. Dişleri kemiricilerde görüldüğü gibi sürekli uzar. Dişlerin keskin ve belli bir uzunlukta kalması aşınmayla sağlanır. Vombatların iki türü vardır. Bayağı vombat (Vombatus ursinus) kısa kulaklı, kaba postlu ve tüysüz burunludur. Çok daha az rastlanan burnu tüylü vombatın (Lasiorhinus barnardi) postu daha ince tüylü, kulakları daha uzundur. Vombatlar ürkek ve uysaldır. Ama yavrularını korumak için saldırmaktan kaçınmazlar. Tünellerde yaşama alışkanlıkları tarım alanlarına zarar verdiğinden çiftçilerin düşmanlığını kazanmışlardır.

http://tr.wikipedia.org

Gözdeki billur cismin saydamlığını yitirerek ağarmasından ileri gelen ve görmeyi engelleyen rahatsızlık…

Katarakt, (Fr. cataracte, İng. cataract ).

Perde, Aksu, Boz inmesi, Akbasma.

Gözdeki billur cismin saydamlığını yitirerek ağarmasından ileri gelen ve görmeyi engelleyen rahatsızlık olup göz perdesi de denir. Halk arasında Aksu, Boz inmesi, Akbasma gibi isimlerle de anılır. Doğuştan veya kazanılmış nedenlerle, tam veya kısmi olarak göz merceği veya mercek kapsülünde, proteinlerin presipitasyonu sonucu göz merceğinin saydamlığını kaybetmesi, donuklaşması ve ışığın geçişine izin vermemesiyle belirgin, göz merceğinin en yaygın ve en önemli bozukluğudur.

Göz merceğinin bulutlanıp, görmenin bozulması çoğunlukla 50 yaşından sonra görülür. Nedeni göz yaralanması, şeker hastalığı, gözün uzun süre ışığa maruz kalması, damar sertliği veya beze hastalığıdır. Bazen doğuştan da olabilir. En çok yaşlılığın neden olduğu hastalıktır.  Göz kameraya benzeyen optik bir sistemdir. Dışarıdan gelen ışık ve görüntülerin görme merkezine net olarak ulaşabilmesi için, önce gözün en dış saydam tabakası olan korneada, sonra gözün içindeki lens tabakasında kırılması gerekir. Normal şartlarda bu iki tabaka da saydam yapıdadır. Göz merceğinin yoğunlaşması görüntüyü bulanıklaştırır. Opaklaşma arttıkça hem uzak hem de yakın görmeler hastanın sosyal yaşantısını rahatsız edecek şekilde azalır.

Kataraktın ilaçla veya gözlükle tedavisi mümkün değildir. Tek tedavisi ameliyattır. Ameliyat, şeffaflığını kaybetmiş olan göz merceğinin alınıp yerine yeni bir göz merceğinin yerleştirilmesi sistemine dayanmaktadır.

Katarakt tedavisinin en güncel olan ameliyat sistemi Fako cerrahisidir. Fako cihazı, saniyede 40.000 defa titreşen ses dalgaları yardımıyla kataraktı göz içerisinde eritir. Böylece katarakt temizlendikten sonra, katlanabilir ve akrilik maddeden üretilmiş mercek göz içerisine yerleştirilir. Fako cihazı sayesinde göz içerisine çok küçük bir bölgeden girilerek ameliyat tamamlanmaktadır. Her türlü katarakta uygulanabilmektedir. İşlem süresi kısalmakta ve ameliyatın emniyeti artmaktadır. İşlemi tamamlarken Katarakt Lensin (mercek) bulanıklaşmasıyla karakterizedir, bu lens doğal olarak gözünüzün içinde bulunur.( fotoğraf makinasının içindeki mercek gibi)

Katarakt ameliyatı; mikroskop altında, ameliyathanede mikropsuz bir ortamda gerçekleştirilir. Lokal anestezi ile ameliyat olanlarda birkaç saatlik yatak istirahatı yeterlidir. Göz lokal damla veya uyuşturucu bir iğne ile hareketsizleştirilir ve ağrı duyusu böylece ortadan kaldırılır. Kataraktın olgunluk derecesine göre ultrason (Fako) ile dikişsiz veya klasik yöntemle dikişli olarak yapılabilir. Katarakt alınarak yerine suni göz içi lensi konulur. Kesi yeri: 3.2 mm. lik bir yerden dikişsiz veya klasik yöntemle dikişli olarak yapılabilir. Ameliyat esnasındaki zorluklar ve olası beklenmeyen durumlar çok ender ve önceden tahmin edilemezler. Bazen arka kamara yerine ön kamaraya veya askılı mercek uygulanabilir. %5 vakada arka kapsül yırtılabilir, kanama olabilir, çok ender durumlarda da görmenin kaybıyla sonuçlanabilir. Vakaların birçoğunda (95%), katarakt ameliyatı ağrısızdır. Görme çok hızlı düzelir ve birkaç hafta sonra en iyi görmeyi sağlayan gözlük yazılabilir. Gözde bulunan başka hastalıklar görmeyi etkileyebilir. Ameliyat sonrası iki ay süreyle damla ve merhem uygulanır. Bu süre içinde araba kullanmak tehlikeli ve ağır işlerde çalışmak uygun değildir. Vakaların %30 da,birkaç yıl geçtikten sonra ikincil bir puslanma olabilir, ikincil katarakt olarak adlandırılan bu durum yag lazerle ortadan kaldırılabilir.

Kaynakça; http://tr.wikipedia.org

Osmanlıların kuruluş devrinde Bursa'da yaşayan büyük veli…..

Emir Sultan,

Osmanlıların kuruluş devrinde Bursa’da yaşayan büyük veli.

İsmi Muhammed, lakabı Şemsüddin’dir. Babasının adı Ali’ dir. 1368 (H.770) senesinde Buhara’da doğdu. Soyu, Peygamber efendimize dayanır. Ona, Buhara’da doğduğu için Muhammed Buhari, Seyyid olduğu için Emir Buhari, Yıldırım Bayezid Hanın damadı olduktan sonra da Emir Sultan denilmiştir.

Emîr Sultan 1430 (H.833) senesinde Bursa’da vebâ hastalığından vefât etti. Vefât ettiğinde 63 yaşındaydı. Emîr Sultan vefât ederken, Hacı Bayrâm-ı Velî’nin yıkayıp, cenâze namazını kıldırmasını vasiyet etti. Vefât ettiği gün Hacı Bayrâm-ı Velî mânevî bir işâret ile Bursa’ya geldi. Gasil ve tekfin işlerini yaptı ve cenâze namazını kıldırdı. Okun düştüğü yer olan Bursa’nın doğu kısmında yüksekçe bir yere günümüzde kendi ismiyle anılan semte defnedildi.  Emîr Sultan hazretlerinin türbesi yapılırken türbeyi yapan zât, rüyâsında Emîr Sultan’ı gördü. O zâta; şurayı şöyle yap, burayı böyle yap diye, türbesi bitinceye kadar, her gece rüyâda emîr verdiler. O zât, türbe yapımını bitirdikten sonra, bir daha Emîr Sultan’ı rüyâsında görmedi.

Bursa’nın en önemli mimari yapılarından olan Emir Sultan Camii, Yıldırım ilçesi sınırları içerisinde yer almaktadır. Bursa’nın doğusunda aynı adı taşıyan mahallede “Emir Sultan mezarlığı”nın yanında servi ve çınar ağaçlarının arasında yer almaktadır. Cami ilk yapıldığı zaman tek kubbeli iken 1507’de avlu ve üç kubbeli revak eklenmiştir. Camii 1795 yılında tamamıyla yıkılmış, 1804’te III. Selim camiyi aynı plan üzerine yeniden kurmuştur. 1855 depreminde hasar gören cami 19. yüzyıl zarfında tamir edilerek harap olmaktan kurtarılmıştır.

Cami sekizgen kasnak üzerine oturan tek kubbeye sahiptir. Kuzey cephesinin köşelerinde kesme taştan birer minaresi vardır. Dikdörtgen biçiminde, ahşap kolonlar üzerinde sivri ve yatay kemerli ahşap revaklarla çevrili geniş avlusunun ortasında şadırvan, güneyde cami, kuzeyde türbe ve ahşap odalar yer almaktadır. Camiinin içi gayet aydınlıktır. Kasnakta on iki, beden duvarlarında kırk adet büyük pencere vardır. İznik ve Bursa’da yapılmış dört köşe pencerelerin etrafı çok defa mukarnaslarla işlenmiş ve üstüne Rumi motiflerle süslü alınlıklar yerleştirilmiş olan Emir Sultan Camii’nin mihrabı da, 17. yüzyılda İznik çinileriyle yaptırılmıştır

Güney Amerika’da yaşayan Jibarolar’da (Jivorolar da denir), özel işlemlerle portakal kadar küçültülen düşman kafasına verilen ad…

Tsantsa,

Amazon bölgesinin uçsuz bucaksız ormanlarında, içlerinden bazıları, avlanmak için hala yayları ve sarbakan denilen üfleme kamışlarıyla kürar zehirine batırılmış oklar atan vahşi halklar yaşar. Bu halklardan ancak birkaçı, pek ilkel şartlarda da olsa tarımla uğraşır. Bu Amazon kızılderilileri içinde en vahşileri, en kan dökücüleri Jivarolardır. Vahşi Jivarolar, savaşta öldürdükleri düşmanlarının, yâni insanların başını keserek “tsantsa” adı verilen savaş hatıraları haline getirmeye pek meraklıydılar. Bu akıl almaz uygulama Jivarolar arasında çok yaygın bir gelenek halini almıştır.

Son derece vahşice olan bu uygulama da düşmanın kafası kesilir. Bütün kemikleri çıkarılıp ve derisi yüzüldükten sonra çeşitli bitkilerle birlikte suda kaynatılan kafatası kızgın taşlar arasında sıkıştırılır. Böylece kafatası, saçları bozulmadan, bir portakal kadar küçültülür, Tsantsa’ nın, sahibine sihirli bir kuvvet verdiğine inanılır. Bir Jivaro ne kadar çok kafatası küçültmüşse o kadar itibar kazanır.

Belgesellerde anlatıldığına göre, savaşçı kestiği kafayla birlikte düşmanının ruhuna da sahip olurmuş. Küçültülen kafada dikilen ağız ve gözlerin sebebi ruhun kaçışını önlemek içindir. Ruh yerinde kaldığı ve savaşçı tsantsa ya sahip olduğu zaman daha güçlü olurmuş.

Bir soruna çözüm bulunduğunda hoşnutluk belirtmek için kullanılan söz…

Euraka, (Heureka),
Evreka, (Yunanca)

Rivayete göre Arşimet (archimedes) banyoda yıkanırken suyun kaldırma kuvvetini başka bir rivayete göre de şekilsiz bir cismin haciminin, suya battığı anda su hacmindeki değişikliği bularak hesaplanabileceğini bulur.

Buluşunun heyecanıyla Eureka, Eureka (yunanca Buldum, Buldum) diye bağırarak çırılçıplak sokağa fırlar. Arşimet’in, bu ünlü hikayeyisine izafeten bir keşfi kutlarken hoşnutluk belirtmek için kullanılan bir ünlem olmuştur.

Roma donanmasına karşı buluşlarıyla Sicilya Adasının savunmasında başarılar göstermiştir. Roma donanmasına karşı adayı yaptırdığı mancınıklarla, aynalarla güneş ışınlarını yansıtarak gemilerin yelkenlerini yakarak savunmuştur.

Tatlı ve sulu bir şeftali cinsi…

Hale,
Hülü,

Diğer Şeftali cinsleri;
Nectarin,
Cavalier,
Cardinal,
Gülaven,
Sarıpapa, (Sarı renkli ve tatlı bir şeftali).
Adıyaman,
Hale,
Hülü,
Yarma,

Şeftali,
Önceleri botanik adına (Prunus persica) bakılarak şeftalinin anavatanının İran yada Kafkasya olduğu sanılmaktaydı. Ancak zamanla yapılan araştırma çalışmaları, yabani şeftalinin İran’da asla bulunmadığını göstermiştir. Bununla birlikte, anavatanının da Doğu Asya ve Çin olduğu belirlenmiştir (Orta Çin).

Şeftali, dünya üzerinde çok geniş yetişme alanına sahip bir meyve türüdür. Avrupa’nın İngiltere ve kuzey memleketleri (Finlandiya, Norveç, İsveç) dışında hemen her tarafında yetiştirilmektedir. Amerika’ya 16. yy.’ da İspanyol gemicileri tarafından götürülmüştür. Amerika’nın hem kuzey ve hem de güneyinde yetişmekte olup, Avustralya ve Yeni Zellanda’da en fazla yetiştirilen meyve türüdür. Afrika kıtasında da şeftali yetiştirilen alanlar her geçen gün genişlemektedir. Dünya üzerinde en büyük şeftali yetiştiricisi ülkeler sırasıyla; İtalya, ABD, Çin, Yunanistan, İspanya, Fransa, Rusya, Türkiye, Meksika ve Arjantin ‘dir.

İstanbul Cağaloğlu’nda, bir dönem edebiyatçıların ve gazetecilerin uğrak yeri olan kahve…

Meserret Kahvesi,
Cağaloğlu,

Meserret sözlük anlamıyla eski dilde, (Arapça) sevinç, şenlik, sürur demektir. Ancak edebiyat dünyasında meserret kelimesi kendisine “sevinçle buluşma yeri” anlamını yükleyen Cağaloğlu’ ndaki tarihi kahveyle anılır. Meserret Kahvesi tüm İstanbul’ un kahvesidir. Orada hiç değilse bir kez oturmamış edebiyatçı da gösterilemez. Eski Meserret Kahvesi’ nin bir yüzü Ankara caddesine bakar. Işıklar içindedir, merhum Salah Birsel’ in her eve lazım ‘Kahveler Kitabı’ nda; Tüm İstanbul’ un kahvesidir. Orada hiç değilse bir kez oturmamış yazın eri gösterilemez dediği Cağaloğlu Meserret Kahvesi, tarihinin en ünlü kahvesidir. Şimdi Meserret, İstanbul’ un bizbize meyhane tarzı bir restoranıdır. Müthiş bir manzaraya sahip. Haliç ayağınızın altında. Pierre Loti’nin yeşili, Sultanahmet Camisi’nin minareleri, Haliç’te sefer yapan tekneler eşsiz manzaranın birkaç motifini oluşturur. Işıklar içindeki Kariye Müzesi, Bulgar Kilisesi, Süleymaniye, Fatih, Yavuz Selim Cami’ leri görebilirsiniz. Dekorasyon meyhane havasına uygun. Ahşap ağırlıklı. İncelikler gözetilmiş. Ancak görünce anlarsınız. Tıkış tıkış bir ortam da değil, soğuk bir ortam da değil. Tam ortası. Hem özel sohbetlerinizi rahatlıkla yapabilir hem de yan masayla birlikte şarkılara eşlik edebilirsiniz. Türk mutfağının lezzetlerini tadabilirsiniz.

Eskiden eczacılıkta kullanılan kırmızı renkli kil…

Kilermeni,
Eczacılıkta kullanılmış olan kırmızı renkli kil.


Aluminyum silikat bileşiminde olup kırmızı renkli bir kildir.

Kilermeni, kurdeşen, allerji ve sivilceleri gidermek için kullanılır. Kilermeninin allerji giderici, böcek sokmasını önleyici özelliğinden XVII. yüzyılda Salih bin Nasrullah da söz etmiştir. Yazar: “Arı sokmasına karşı: zeytinyağı ile kilermeni süreler, “diye bildirir. İlk kodekslerimizden Düstur al-Edviye’de kayıtlı olan kilermeni, eski Mısır çarşısında da satılırdı. Bu nedenle aktariye defterlerinde yazılı bir maddedir. 1690-1691 ve 1774 tarihli aktariye defterlerinde adına rastlandığı gibi, 1774 tarihli saray ecza defterinde kayıtlıdır. Yani saray eczanesinde de kullanılan bir drogdur.

Halk Reçeteleri:
ivilcelere karşı bir miktar drog sirke ile dövülür ve vücuttaki sivilcelere konur. Kurdeşene karşı bir miktar drog zeytinyağı, vazelin ya da gülsuyu ile karıştırılır ve deriye sürülür. Kilermeni gül suyuna karıştırılır ve içilir. Akciğer vereminde, kan tükürmede ve nefes darlığında çok ciddi faydaları görülür.

Yunanistan’da manastırlarıyla ünlü bir yarımada…

Aynaroz,
Aynoroz Özerk Keşişsel Devleti.

Meryem Bahçesi anlamına gelir. Kadınların giremediği yarımada. Güney-doğu Avrupa’da Yunanistan’ın Halkidiki yarımadasından Ege denizi’ne doğru uzanan 3 dar ve uzun yarımadanın en doğuda olanı. Aynoroz yarımadasının toprağı kalkerli olup, oldukça dağlıktır. En yüksek noktası adanın en güneyindeki aynoroz tepesidir (2.033m). Nüfusun çoğunluğu rahiplerden meydana gelir ve 2.250 kişi kadardır. 20 kadar manastır vardır.

Devletin yönetim biçimi 20 manastırı temsil eden 20 kişi ve küçük bir meclis tarafından yönetilir ve Yunanistan’a bağlıdır. Halkın başlıca gelir kaynağı zeytin ve üzümcülük gibi Akdeniz ürünleri ve hayvancılıktır. 10. yüzyılda dinsel bir topluluk olarak doğan Aynoroz, Bizans, Osmanlı ve Yunan egemenlikleri boyunca bağımsızlığını korumayı başarmıştır.


Aynoroz’a Aynaroz’ da denir. Aynoroz nüfusunun tamamı erkektir. Aynoroz’ da kadınların girmesi yasak olduğundan Aynoroz’ da hiç kadın yoktur. Dünya ve Yunanistan’ ın tek kadınsız bölgesidir.

Aynoroz’un ortak bir plana göre yapılan 20 manastırı da ortak bir mimari yapıdadır. Hepsi kuleli bir surla çevrilmiş olan geniş avlulu kalelerdir. 10. yüzyılda yapılmaya başlanmış olan kiliseler dinsel konulu Bizans duvar resimleriyle süslenmiştirler.

http://tr.wikipedia.org

1 74 75 76