İspanya, Grenada kentinde Endülüs Emevilerinden kalma saraylara verilen ad …


Elhamra,

El Hamra Sarayı

Elhamra Sarayı,
İspanyolca: Alhambra, Alambra,
Arapça: al-Qal‘a al-Hamrā, al-Qasr al-Hamrā,

İspanya’da Araplar tarafından kurulan Endülüs İslam Devleti’nin 13. yüzyıldan itibaren gerilemeye başlamasıyla birlikte Muhammed İbn’ül Ahmer adlı kumandan devletin idare merkezini Kurtuba’dan (Cordoba) Gırnata’ya (Granada) nakletti ve 1232 yılında burada “Beni Ahmer Devleti”ni kurdu. Bu devlete “Beni Nasr Devleti” de denir. Bu devlet zamanında Endülüs’te yapılan en güzel eser Elhamra Sarayı’dır.

Granada: İslam mimarisinin ulaşabileceği yüksek noktalardan biri olarak bugünlere ulaşmış bir şahit olan Elhamra Sarayı’nın temeli 1232 yılında, Gırnata Emirliği yani Beni Ahmer (Nasiriler) devletini kuran 1. Muhammed (Muhammed bin Ahmer) zamanında atılmıştır. Saray, aynı sülaleden gelen çeşitli hükümdarlar (3. Ebu Abdullah Muhammed, 1. Ebul Haccac Yusuf, 5. Muhammed) tarafından yapılan ilavelerle genişletilmiştir.

Elhamra Gırnata’ya hakim bir tepe üzerindeki düzlükte savunma kalesi ve saray olarak yapılmıştır. Bu yüzden dışarıdan biraz hantal görünür. Fakat hantal kale duvarlarının içinde eşsiz güzellikte bir sarayla karşılaşılır. Duvarlarında kırmızı tuğla damında kırmızı kiremit kullanıldığı için adına da Elhamra yani “Kırmızı” denmiştir. Nasri hükümdarları yeni yapılarla kaleyi büyüttüler. Böylece Elhamra saray ve köşklerden kurulmuş bir topluluk haline geldi. Sarayların içi kadar avluları da güzeldir. Bunlardan en güzelleri uzun bir havuzla süslü olan El-Bürke Avlusu döşemesi mermer kaplı Meksuar Avlusu ve Arslanlı Avlu’dur.

Arslanlı Avlu 1354-1359 yılları arasında hüküm süren V. Muhammed zamanında yapılmıştır. Avlunun ortasındaki 12 arslan ağır ve yuvarlak bir havuz yalağını destekler. Havuzun ortasındaki fıskiyeden fışkıran sular çevredeki revakların kemerlerine benzer kıvrımlar yaparak dökülürler. Birbirine dik olan Arslanlı Avlu ile El-Bürke Avlusu’nun etrafındaki salonlar eşsiz güzelliktedir. Birinci avlu 36 metre uzunluktadır. Bu avlunun iki büyük kenarı üzerine açılmış karşılıklı kapılardan yan salonlara geçilir. Avlunun kuzey ve güneyinde bulunan yedi kemerli galerinin süslemeleri gözkamaştırıcı güzelliktedir. Avlunun kuzey kenarındaki kapısından bir dehlize ve oradan da Elçiler Divanhanesine geçilir. Bu salonun kenarları 1124 metre yüksekliği 18 metre duvarlarının kalınlığı ise 3 metredir. Bu kalınlık yüzünden pencereler birer oda görünüşündedir.

Elhamra Sarayı zarif ve zengin süslemeleri bahçeleri ve havuzlarıyla bir şiir gibidir. Fakat Charles-Quint (Şarlken) Endülüs’ü zaptedince sarayın bir bölümünü yıktırdı ve yerine Rönesans üslubunda bir saray yaptırmak istedi. 1522’deki bir depremde 1590’daki bir patlamada saray bir miktar daha hasar görmüştür. Ancak 19. yüzyıl ortalarından itibaren korunmaya alınmış ve günümüze dek gelebilmiştir.

İspanya' da Endülüs araplarından kalma saraylara verilen ad …

Alkazar,

Kale ya da hisar anlamındadır.

Arapça: al kasr, İspanyolca, Alcázar,

14. ve 15. yüzyıllarda İspanya’da inşa edilmiş olan çeşitli müstahkem yapılar, saraylardır.

İspanyolların Magriplileri püskürtme mücadelesi sertleştikçe, alkazarlar hem korunma amacıyla, hem de birer güç simgesi olarak inşa edildi. Bunlar savunma kolaylığı sağlayan yüksek duvarları ve köşelerinde sağlam kuleleriyle genellikle dikdörtgen biçimli yapılardır.

Alkazarın içinde ibadet yerleri, salonlar, hastaneler, kimi zaman da bahçelerle çevrili büyük bir açık alan bulunur. Segovia’ daki alkazar 14. yüzyılda inşa edilmiş, Toledo’ daki ise 14. yüzyılda inşa edilmiş, daha sonra 16. yüzyılda onarılmıştır. Ama türünün en iyi örneği, 1364’te tamamlanan Sevilla’daki alkazardır. Yapımına 1360′ ta başlanan ve mücear sanatının başyapıtı sayılan Sevilla Alkazarının bir bölümü, Cordoba ve Medinet üz-Zehra’dan sağlanan gereçlerle, müslümanlarca yapıldı. Bu yapı XVI. yy.’da gördüğü onarımlara karşın, Granada’daki El Hamra Sarayı geleneğini sürdüren ve İslami özellikleri çok ağır basan bir alkazardır. Yapıya bağlı ünlü Altın Kale, katkısız bir Arap sanatı ürünüdür.

VIII. yy.’da yapılan Cordoba Alkazarı (yıkık), İber Yarımadası’nda siyasal yaşamın merkezi oldu ve büyük etki yarattı.

Kaynakça,

http://tr.wikipedia.org/

Eskrimde kullanılan üç silahtan biri …

Epe,

Flöre,

Kılıç,

Eskrim, (Fr. escrime).

Dürtücü kılıç, kesici kılıç ve delici kılıç adı verilen silahlarla yapılan spor, kılıç oyunu. Eskrim, epe, flöre ve kılıç olarak isimlendirilen, kesici ya da delici olmayan, birbirinden farklı üç silahla yapılan, belirlenmiş uluslararası kuralları olan, olimpik bir mücadele sporudur. Eskrim üç tür silahla yapılır: Flöre, epe ve kılıç. Her üçünün de değişik yönleri olma­sına karşılık, sayı sistemleri aynıdır. Erkekler arası eskrim karşılaşmalarında ilk beş vuruşu, kadınlar arası karşılaşmalarda ise ilk dört vu­ruşu tamamlayan oyuncu maçı kazanır.

Eskrimci, yaralanmamak için tel kafesten bir maske, koruyucu bir yelek, sağlam keten ya da branda bezinden bir ceket ve yumuşak eldivenler giyer. Eskrim karşılaşmaları 2 met­re genişliğinde ve 14 metre uzunluğunda bir pist üzerinde yapılır.

Zihinsel açıdan eskrim, strateji geliştirmeye ve taktik uygulamalara yönelik yararlar sağlar. Eskrimcinin, kısa maç süresi içinde rakibini çabucak değerlendirmesi ve stilini ona uyarlaması gerekecektir. Eskrim, zihinsel bir oyunun bütün koşullarını içerir. Çok süratli biçimde, birkaç hamle sonrası için zamanında karar verme gerektirdiğinden, eskrim maçı, çabuk oynanan bir satranç maçına benzetilir. Keskin, analitik bir zekâ gereksinimi yanında eskrim, karar mekanizmasının çabuk çalışmasını ve fırsatın ilk belirdiği anda, saldırıya geçme cesaretini gerektirir. Eskrimci bu anı değerlendirmekte gecikirse fırsat kaçmış olur. Her an hazırlıklı olma, hasmını sürekli kontrol altında tutma sonucunda, başarıyla uygulanan bir saldırı planı, kendine güven duygusunun artmasına yol açar.

Flöre ;

1,1 metre uzunluğunda, en fazla 500 gram ağırlığında, ucunda küçük bir düğme ve çan biçiminde bir koruyucusu bulunan ince bir silahtır. Eskrim bu silahla öğrenilir. Sayı kazanmak için flörenin ucundaki yaylı nokta­nın gövdeye bastırılması gerekir. Her iki oyuncu da aynı anda vuruş yaparsa hücumda olan sayı kazanır. Kol ve bacaklara ya da başa değen vuruşlar sayılmaz. Eskrimci kısa, hızlı adımlarla öne ve arkaya hareket eder. Saldırı anında kol, gövde ve bacakların hamle denen açılımıyla rakibini dürter. Savunmadaki es­krimci saldırıyı savuşturursa, vuruş hakkı ka­zanır. Doğrudan yapılan hamleler kolay savı­lır; bunun için, hamleyi yapan aldatıcı ha­reketlerle rakibini şaşırtmaya çalışır. Böy­lece rakibin erken savunmaya geçmesini sağ­layarak, gerçek saldırı için vakit kazanmış olur.

Epe;

Flöreden daha keskin ve ağır bir silah­tır, koruyucusu da daha büyüktür. Epede vu­ruşlar yalnızca silahın ucuyla yapılır. Üçgen kesitli olan epenin ucu üç çatallıdır ve bir vu­ruş kaydedildiği zaman giyside iz bırakır. Kar­şılaşma genel düello kurallarıyla ve özel sınır­lamalar olmaksızın yapılır ve rakibin vücudunda herhangi bir yere dokun­ma vuruş sayılır. Aynı anda yapılan vuruşlar iki tarafa da sayı olarak yazılır.

Kılıç;

Kılıç hem dürtme, hem de kesme silahı ola­rak kullanılır. Düz ve yassı olan kılıcın yarı yuvarlak bir koruyucusu vardır. Rakibin bel­den yukarısına uç ya da kenarla yapılan vu­ruşlar sayı olur.

Kaynak: http://www.msxlabs.org

Pirinç ve şekerkamışından elde edilen bir tür rakı …

Arak, (Arapça araq).

Pirinç ve şeker kamışından elde edilen bir tür rakı. Tatlı veya meyve suyu.

Palmiyenin şekerli suyundan ve pirinç mayasından elde edilen içkidir. Hindistan’ da, Goa’ da, Sri Lanka’ da Güneydoğu Asya’ da üretilir. Rom’ a benzeyen bir içkidir. Pirinç, şeker kamışı ve şeker palmiyelerinin saplarındaki tatlı su ile yapılan Toddy şarabının karışımı ile elde olunur. Rengi açık sarıdır.

Arak kelimesi Arapça olup, rakı kelimesiyle aynı kökten müştak bir kelimedir. Yani, rakı kelimesi gibi Arapçadır. “Damıtılmış” anlamına gelir. Rakı ve arak Türklere Arap kültüründen rakı, arak, araklı gibi kavramlarla beraber geçmiştir.

En meşhur arak Cava’ da üretilen Cakarta arak’ ıdır. Orijinal arak %50 ila %60 alkol içerir. Hurma arakı, arpa arakı da belirtilmelidir.

Şüpheli şeylerden kaçmak esas olmakla birlikte Hanefilerde arpadan ve hurmadan yapılan araklara Ebu hanifenin kitabında izin verilir. Yalnız şüpheli olduğundan kaçınılmalıdır denir. Osmanlı Döneminde Bektaşi tarikatların amelde mezhebi hanefilik olduğu için bu ruhsata göre içerler.

Diğer yabancı Rakılar;

Arak, Arrak, Arrack;

Pirinç ve şeker kamışından elde edilen bir tür rakı. Arak (veya Arrak), şekerlendirilmiş pirinç, şeker kamışı melası (posası), şeker ihtiva eden muhtelif bitkilerin tahammürü (mayalanması) ve damıtılmasından elde edilen düşük değerli bir damıtık içkidir ve ayrıca anason da ihtiva etmez. Buna karşılık, incir, kuru üzüm gibi şekerli meyvelerden elde edilen yüksek levsiyatlı (sağlığa zararlı) ve anasonla aromatize edilmiş bir tür düşük vasıflı rakıya Arap ülkelerinde, bilhassa Irak’ta Arak denildiği de bir gerçektir. Ancak, günümüzde gerek literatürde ve gerekse içkilerin klasifikasyon (sınıflandırma) ve spesifikasyonlarında (yapısal özellikleri bakımından) Arak ve Rakı ayrı içkiler olarak tarif ve tasnif edilmektedir.

Anis;

Portekiz’ de ve Fransa’ da üretilen bir rakı çeşidi. Fransa’ da pastis diye de anılıyor. Aynı rakıda olduğu gibi sulandırıldıklarında kirli sarı, beyaz renk alırlar. Pernod, Pastis 51, Ricard gibi markalar vardır.

Sambuca;

İtalya’ da üretilen bir rakı çeşidi. Ramazotti ve Molinari gibi ünlü markaları mevcut. Anason likörü olarak da tabir edilmektedir

Ouzo;

Yunan halkının rakıya benzeyen ama daha az anasonlu hafif içkisi.Ortalama %40 alkol içerir. Uzo’nun anlami İtalyanca uso kelimesinden gelmistir. Osmanli Sultanı icin rakılar gemilerde özel olarak yapılmış tahta sandıklarda taşınırmış. Sandıkların üzerine “Marsilya’da kullanılmak üzere” yazısı İtalyanca “uso Masslia” diye yazılmıştır. Bir rivayete göre bir grup Yunan bu sandıkları açıp rakıyı denemişledir. Hoşlarına giden bu içkiyi üretmeye karar vermişlerdir. Yunanistan’da Türk Rakısı’na en çok benzeyen içkinin anasonlu Tsipouro olduğu söylenmektedir. Uzo’da ise Barbagianni (Barbayanni) markasının çok yakın olduğuda ayrıca belirtilmektedir,

Bir çeşit likör …

Şartröz, (Fr. Chartreuse)

Likör çeşitlerinden biri.

Bir Fransız likörü

Manastırlardaki rahiplerin yaptıkları, portakal kabuğu, nane ve kimi baharatlarla aroma katılmış, açık yeşil ya da sarı renkte bir tür likör.

1084 yılında Fransa’ nın güneydoğusunda Alpler bölgesinde kurulan büyük bir manastırdan adını almaktadır. Bu manastır iki şeye adını vermiştir. Birisi Fransızların ünlü kedisi Şartrö, manastır kedisi ki gülen kedi diye bilinir.Mav, duman renkli güler yüzlü sessiz ve sakin tavırları ile bilinen en eski Avrupaya ait kedidir. İkincisi ise Manastırdaki keşişlerin formülünü yüz yıllarca sakladıkları likörüdür. Şartröz, Fransa’nın güneyindeki Grenoble kentine 20 dakika mesafedeki Chartreuse manastırında icat edilmiş.

1605 yılında manastırı ziyaret eden Mareşal d’Estrees, elindeki reçeteyi keşişlere vermiş ve askerleri için kuvvet veren, mikrop kıran, iştah açan bir iksir yapmalarını istemiş. Keşişler yabani nane, kantaron otu, melek otu, melisa, adaçayı, meyankökü gibi 130’u bulan ot, bitki, baharat ve kökü kah damıtarak, kah alkole yatırıp özünü çıkararak bu iksiri yapmışlar.

Şartrözün yaygın yapılıp manastır tarafından şatışa çıkarılması için ise 1737’yi beklemek gerekmiş. 1789’daki Fransız ihtilali manastırların ticari faaliyetini yasaklayınca, keşişler İspanya’daki Taragona manastırına geçmişler ve Şartröz’ü uzun yıllar orada yapmışlar. 1800’ lerde ise yeşil iksir anavatanına dönmüş, Fransa’da üretimine devam edilmiş. Şartröz, 55 derecelik alkolüyle çok ciddi bir sert içki, bir defa. İçindeki şeker onu likör sınıfına soksa da, şekeri dengeleyen burukluk verici maddelerin çokluğu, onu bir “bitter”, yani acı içki sınıfına da sokabiliyor.

1830’larda kolera salgınında ilaç olarak bile kullanılan iksir, 20’nci yüzyılda ise en popüler içkiler arasına girmiş. Bugün bile Şartröz’le kokteyller yapılıyor, bol kırık buzla aperitif olarak ferahlattığı gibi, yemeğin sonunda sek olarak hazmettirici niyetine de yudumlanıyor.

İngiltere Kraliçesi mesela, balık yediği her öğünün sonrasında balığın yağlı tadını damağından temizlemek için bir kadeh Şartröz içmeden yapamıyor. Şartröz, tatlıcılar ve pastacılar için de bir hazine. Kimi onunla pandispanyasını ıslatıp rayiha veriyor, kimi de çikolata sosuna karıştırıyor.

Mavi ya da Mor renkli çiçekleri koku sanayisinde kullanılan bir bitki …

Lavanta,

Lavendel , Lavande, Lavender, Lavandula, Lavandula angustifolia,

İtalyanca lavanda, İng. lavender, Fr. lavande officinale, lavande vrai, lavande femelle.

Ballıbabagillerden, mavi veya mor renkli çiçekleri koku sanayisinde kullanılan bir bitki.

Lavanta çiçeğinden yapılan ispirtolu esans. Ballıbabagiller (Labiatae) familyasından, çok yıllık, tabanda çalımsı, siyahımsı mor renkli çiçekleri olan, hoş kokulu, batı Akdeniz kökenli bir tür.

Haziran-agustos aylari arasinda mâvi veya mor renkli çiçekler açan, 20-60 cm boylarinda, aromatik kokulu, çok yillik, otsu veya çalimsi bitkiler. Daha çok deniz ikliminin bulundugu bati bölgelerimizde yaygin olan lavantanin, Türkiye’de yetisen iki türü vardir. Bunlar, Lavandula stoechas ve L. angustifolia’dir. Ayrica daha ziyâde kültürü yapilan, Ingiliz lavanta çiçegi (L. spica) olarak bilinen türü de bulunur.

Ingiliz lavanta çiçegi (L. spica): Haziran-agustos aylari arasinda mâvi renkli çiçekler açan, 20-50 cm boylarinda çok yillik otsu bir bitki. Gövdeleri dik ve odunludur. Dallar, yalniz alt kisimlarinda yaprak tasir. Yapraklar kisa sapli, dar ve uzunca, tüylü, beyazimsi-grimsi-yesil renklerdedir. Çiçekler dallarin ucunda, uzun saplar üzerinde toplanmisladir. Çiçekler küçük ve çok kisa saplidir. Çanak ve taç yapraklari tüp seklindedir. Meyveleri parlak siyah renklidir.

Türkiye’de Kuzeybatı-batı ve güneybatı Anadoluda yetişir. Çiçekleri kullanılır. Çiçekleri açmadan toplanır ve su buharı ile distile edilerek, hemen uçucu yağ elde edilir. Uçucu yağında organik asitler, pinen, kâfur, camphen vs. gibi maddeler bulunur. Lavanta çiçeği, kuvvet verici, idrar söktürücü ve romatizmaya karşı çay hâlinde kullanılır. Çok iyi bir koku vericidir. Hâricen yatıştırıcı olarak da kullanılır. Parfümeri sanâyiinde kullanılan önemli bir bitkidir. Lavanta çiçeğinin bir türü olan Lavandula stoechas, Karabaş olarak da bilinir. Küçük, yoğun, çalımsı bir bitkidir. Yaprakları gri kürke benzer aromatik kokuludur. Çiçekleri mor renkli ve kokuludur yaz aylarında çiçeklenir. Güney Avrupa ve İngiltere’de doğal olarak yetişir. Boy ve Çap: 1 m boy yapar. Çit bitkisi olarak oldukça dikkat çekicidir. Tamamen güneş, zengin ve iyi drenajlı topraklara ihtiyaçları vardır. Asit ve alkalen topraklarda yetişebilir. Yarı dayanıklı bir bitkidir. Baharda budanır. Çiçeklenmeden sonra budandığında iyi bir çit etkisi yapar. Odunlaşmış çeliklerle yazın üretilir.

1 536 537 538 539 540 547