Jane Eyre adlı romanı ile tanınmış İngiliz dilinin kadın yazarı …

Charlotte Brontë Thorton, 

Charlotte Bronte.

21 Nisan 1816 – 31 Mart 1855.

İngiltere’nin ünlü kadın romancısı.

İngiltere, Yorkshire’de Haworth kasabasında doğdu ve öldü.

Orta halli altı çocuklu bir ailenin  üçüncü çocuğu olarak dünyaya geldi. Babası papaz olan Thorton’un ablaları hastalık nedeniyle ölünce Cowan Bridge Clergy Daughters Okulu’nu bırakmak zorunda kalmıştır. 

Jane Eyre adlı romanını 1846 yılında bir erkek ismi ile Currer Bell takma adıyla yayınlamış ve her dönemin ünlü romanı olmuştur. 

Charlotte Bronte’nin babası kör olduktan sonra onun yerine kiliseye gelen Nicholls adındaki bir papazla evlendi. Ama gün yüzü görmeden hamileliğinin ilk safhalarındayken öldü. Genel olarak çok dertli, facialarla ömrünü geçirmiş bir yazardır. Ailece sanata olan düşkünlükleri  kız kardeşi ve kardeşini de yazar yapmıştır. Kardeşi Emily Bronte Uğultulu Tepeler adlı eseri ile tanınmıştır. 

 

İngiliz dili ve edebiyatının tanınmış yazarlarındandır. Bu gün İngilizce klasikleri arasında yerini almış romancılarından biri olarak kabul edilir .

Eserleri;

Jane Eyre (1847),
Shirley (1849),

Geçmişin Gölgesinde Villette,(1852).
The Professor (1857).

On the Death of Anne” ve “Brontë” (Şiir kitabı).

Malatya yöresinde kabağa verilen ad …

Kundır, 

Kundir.

Kabak.

Kedu (Farsça) [ کدو ] kabak.

Kundır ya da kabak.

 

Bol lifli meyveleri olan kabak bitkisi bağırsaklar için faydalı bir sebzedir. Kabak potasyum, fosfor, kalsiyum, magnezyum, sodyum, demir gibi madensel elementleri içerir. 

Ayrıca kabak Cadılar Bayramının sembolüdür. Cadılar Bayramı Hıristiyanlar tarafından 31 Ekim tarihinde kutlanır. Özellikle çocukların korkunç kostümler giyerek kapı kapı dolaşıp şeker ve hediye topladıkları bir bayramdır. Bu bayramda bal kabağının içi oyularak gülümseyen yüz şekli yapılır ve içine de bir mum yakılır. Bu şekilde çirkin ve şeytana benzer bir surat yaratılır. Bu bayramda en çok elma şekeri tüketilir. 

 

Kabak ayrıca çekirdeği ile de önemli bir besin maddesi olup tıbbi faydaları vardır. Çekirdeğinde rezin, yağ, amino asit (kukurbitin), steroller bulunur. Kabak çekirdeği parazit ve  asalaklara karşı direnci artırdığı tansiyonu düşürdüğü ve kan şekerini kontrol altında tuttuğu bilinir. Ancak aksi bir tesir olarak da kabak çekirdeği alerjik reaksiyona yol açabilir, dikkat edilmesi gerekir. Tuzlanmış kabak çekirdeğinde sodyum oranı yüksektir. 

 
Anadolu’nun her yöresinde yetişen boyu birkaç metre uzayabilen sürüngen dikenimsi sert tüyler bulunan bir gövdesi vardır. Bitkinin tırmanması için tutunmasına yarayan sülükleri vardır. Yaprakları iri, kaba ve diken gibi tüylerle kaplı bir bitkidir. Kabak türleri;

Balkabağı (Cucurbita moschata), Sakızkabağı (Cucurbita pepo), Helvacıkabağı (Cucurbita maxima) gibi çeşitleri vardır. Ama bir çeşit asma kabağı var ki Türkiye’de yetiştirilmesi yasaklanmıştır. Neden mi? İşte resmi yan taraftadır. İstersen yasaklama (!).

Meksika’da yetişen bu kabak türünün adı  Loofah, Vietnam Asma Kabağı. Bu kabaktaki lifler kurumaya başlamasıyla kadın memesine benzeyen bir şekil alır. Kabakgiller (Cucurbitaceae) familyasından olup meyveleri çok lifli olan, olgunlaştıktan sonra banyo süngeri ve buna benzer malzeme yapımında kullanılan bir bitkidir. 

Hint saraylarında kadınlara ayrılan bölüm…

Zenana,

Hint saraylarında kadınlara ayrılan bölüm.

Hindistan’da harem dairesi.

Harem dairesi.

Harem (Osmanlıda).

Gynaeceum (Yunanda).

 

Hindistan ve Pakistan gibi Asya ülkelerinde bir evin kısmı ev kadınlar için ayrılmıştır. Ayrılan bu kısımlara Zenana adı verilir. Bu bizim bildiğimiz Gynaeceum, Harem gibi aynı olgunun farklı kültürlerde nitelenen adıdır. Amaç, görev ve niyet değişmemektedir. Gynaeceum, Harem ve Zenana aynıdır. Uygulama ve düşünce aynıdır. Eskiden Yunan’da zengin erkeklerin evlerinin kadınlar için ayrılan ve yalnızca evin erkeğinin girebildiği yerin adı olup bu gelenek orta çağa  kadar sürmüştür.    Evin kadınıyla birlikte erkeğin diğer kadın köleleri , Osmanlıda odalık, zamanının büyük bölümünü evin bu bölümünde geçirirler. Eve bir konuk geldiğinde dışarıya çıkmaları yasaktır. 

 

Aynı anlayışla kurulan Harem de farklı değildir. Yunan anlayışının Türk versiyonudur. Bu zihniyet dünyanın bir çok ülkesinde farklı uygulanıp adlandırılmaktadır. Tıpkı Hindistan ve Pakistanda olduğu gibi. Pers kültüründe bu olguya Zenana denmiştir.   

 

Gynaeceum bildiğimiz Osmanlıdaki Haremdir. Harem kültürü, Osmanlıda olduğu gibi Romantizm çağında Batılı sanatçı ve edebiyatçıların da rüyalarını süslemiştir. Bir çok sanatçı tarafından bu kültür resmedilmiş veya yazılmıştır. Hatta opera (Saraydan Kız Kaçırma), sahne ve müziklere dahi konu olmuştur.   Kısaca Zenana kadınlara diye ayrılan ancak erkeklere hizmet eden arzuların erotik ruh halinin yansımasıdır. 

 

Osmanlıda, Yunanda, Romalıda, Hintlide, Çinlide sistem bir başka versiyonla ortaya çıkmaktadır. Tarih tekerrürden ibarettir. Günümüzde tam adı konmamış olsada saunalar, hamamlar, masaj salonları, fitness centerler, SPA merkezleri v.s. belki de eskilerin zenanasıdır.   

 

Ancak çok enteresan, 19. yüzyılda Baptist kadın misyonerler Hindistan’da kadınları Hristiyanlığa davet etmek için yaptıkları örgütsel faaliyetlere, harekete de bilinmeyen bir nedenle Zenana adını vermişlerdir. 

Tüyleri alacalı kıl keçisi…

Akker,

Tüyleri alacalı kıl keçisi.

Kıl keçisi,

Kara keçi,  

Ülkemizde evcil keçi olarak en çok bu keçi ırkı yani kıl keçisi yetiştirilir. Anadolunun fundalık ve makiliklerinde yaşar. Her türlü arazi şartlarına en iyi uyabilen hayvan sert iklime de dayanıklıdır. Genelde siyah renktedir. Gri, kahverengi ve alaca renkli olanlarıda vardır.  Alacalı renkli olanlarına da Akker denir. Keçinin üstündeki kıllar üstte sert altta yumuşaktır. 

Anadoluda süt, et ve kılı için çok yetiştirilir. Özellikle de doğu anadoluda halkın geçim kaynağıdır. Denildiği gibi keçi sakalı vardır. 

Keçi ırkları;

Kıl keçisi, 

Kara keçi,  

Ankara (Tiftik), 

Şam (Damaskus), 

Honamlı, 

Gürcü, 

Abaza, 

Alpin, 

Maltız(Malta), 

Türk Saanen, 

Akkeçi, 

Gökçeada, 

Bornova.

Kilis,

Soy, nesil, döl, kuşak…

zürriyet

Zürriyet, (Arapça,  ذریت ).

Eski dilde döl.

Frn. génération, İng. offspring.

Soy, nesil, döl, kuşak.

Döl, soy sop, sulp(sulb).

Sülale,

Çocuk.

Evlat,

Soy, bir soydan gelenler.

Nesil,

Nesep, Baba soyu. 

Kuşak.


Bu kelime ile ilgili çok sık kullanılan sözler şöyle çağrıştırılır. Zürriyetsiz denerek soysuz olduğu veya çoluk çocuk sahibi olmadığı ifade edilir. Çirkin bir deyim ve anlam ifade etmektedir. Ama uygun olabilecek bir ifade tarzı ise; Erken kalkan yol alır, Erken evlenen döl alır denerek çocuk ve evlat sahibi olunması özendirilir ki doğrudur. Sülalenin gelişmesi, soyun devam etmesi için söylenmiş bir ifadedir.

Mitolojiye göre Ren Nehri kıyısında geçen Nibelungenlied Destanındaki kahraman…

Siegfried_from_Wagner

Siegfried,  
Sigurd.

Mitolojiye göre Ren Nehri kıyısında, eski Worms şehri civarında geçen Nibelungenlied Destanındaki kahraman. İskandinav mitolojisinde pagan versiyonunda adı Sigurd olarak tanımlanmıştır.

Mitolojiye göre; Fethedilmiş bir krallığın veliahdı olduğundan haberdar olmayan demircinin yanında çalışan Siegfried, kendine yaptığı kılıcı ile bir ejderhayı(dragon Fafnir) öldürür. Ejderhanın yağını vücuduna sürerek yenilmezlik sağlar. Silah işlemez. Ancak ejderhanın yağını sürerken bir Ihlamur ağacı yaprağı sırtına düşer.  Sırtının iki kürek kemiği arasında bir bölge zayıf kalır. Ancak bu kısımdan öldürmek mümkündür. 

Bir gün Burgonya kralının kız kardeşi kendisine büyü yaparak kahramanımızı aşık eder. Halbuki Siegfried Norse’ların güzel savaşçı kraliçesini sevmektedir. Kral da norse’ların bu kraliçesini sevmiş ve evlenmek istemektedir. Siegfried’i kullanır. Kraliçe ile evlenmek için onu yenmek gerek. Kral adına savaşçı kraliçe ile dövüşür. Esasen büyü yapılmamış olsaydı bu kraliçeye aşık olan kahramanımız kendi eliyle sevdiğinin kralla evlenmesi için yardımcı olur. Bu iyiliğinden dolayı kral da kendisi ile kan kardeşi olmak ister. Bu nedenle vücudundan kan çıkabilecek tek yer o bölgedir.  

Böylece dostları ve kan kardeşi kahramanın bu sırrını öğrenirler. Sonraları Siegfried tehdit olarak algılanarak öldürülmek istenir. Tabii ölümü de yine bu dostları ve kardeşi tarafından olur. Kralın kız kardeşi ile evlenen ve kral tarafından  zamanla bir tehdit olarak görülür ve onu öldürmek isterler.  Bir av partisinde kralın kötü adamı Tronjeli Hagen, Siegfried’i korumak bahanesiyle bu zayıf noktasını öğrenerek sırtından mızraklayarak öldürür. Daha sonra durumu anlayan kral kötü Hageni öğrenir ancak Hagen bu seferde Kralı öldürür. Kraliçe de Hageni öldürür. İşte bu destanda, Siegfried Balmung adında bir kılıç ve Grani adında bir at kullanır. Destan Orta Çağa ait izler taşır.  

Bu destan, 19. asırda Alman milliyetçiliğinin yükselmesinde, Alman prensliklerinin bir ulus olarak birleşmesinde tarihsel bir öneme sahiptir. Siegfried adı, cesaret, yiğitlik ve şövalyeliği temsil eden bir ad olarak Almanya’da çok değişik alanlarda kullanılmıştır.  Hitler de bahse konu bu kahramandan çok bahsetmiştir.  1. Dünya savaşında Maginot hattı karşısına Almanlar Siegfried’i dikmişlerdir. Bir çok korkak ve iktidarsız kişiler için borusuz Siegfried, korkak  deyimleri için kullanıldığı da olmuştur.


Sinemaya da aktarılan bu hikaye Lanetli yüzük (Ring of the Nibelungs) adı ile gösterilmiştir.

 

Alıntı: http://tr.wikipedia.org/

Avrupa’da Averroes adıyla tanınan Endülüslü Arap filozof, hekim, matematikçi ve felsefeci …

 

Averroes_3072_jpg_1306973099İbn-i Rüşd

1126 Kurtuba-İspanya / 1198 Marakeş-Fas. Latince Averroes, İbn Rüşd. İbni Rüşd, (Arapça, ابن رشد ). Künyesi: Ebü’l-Velîd. 

Avrupa’da Averroes adıyla tanınan Endülüslü Arap filozof .  

 

 

Tam adı: Muhammed İbn Ahmed İbn Muhammed İbn Rüşd. Doğum tarihi: 14 Nisan 1126, Kurtuba (Cordoba), İspanya Ölüm tarihi: 10 Aralık 1198, Marakeş (Merrâkûş), Fas Baba adı: Abu Al-Qasim Ahmad,(Kurtuba Kadısı).  

On üçüncü yüzyılda Endülüs’te yetişen meşhur filozof, doktor astronomi bilgini ve matematikçidir. Yoğun entelektüel faaliyetlerin olduğu İspanya’nın Kurtuba şehrinde Hukukçu bir aileden gelen İbni Rüşd, iyi bir dini eğitim almıştır. Ayrıca fizik, astronomi, tıp, matematik, felsefe ve hukuk alanlarında eğitim almıştır. Rasyonalist İslam ilahiyatçısıdır. Aristoteles’in felsefesinin büyük yorumcusu olarak tanınmıştır. İbn-i Rüşd’ün düşün hayatının en önemli olayı, Gazali’ye karşı giriştiği polemiktir. Felsefenin Tutarsızlığı kitabında Yunan felsefesini şeriatın öğretileri ile uyuşmadığı gerekçesi ile reddeden Gazali’ye karşı, İbn-i Rüşd, Tutarsızlığın Tutarsızlığı adlı eseri ile felsefe ile dinin tutarlı bir şekilde savunabileceğini ve Gazali’nin ileri sürdüğü tezlerin yanlış olduğunu savunmuştur.
İbn-i Rüşd, hayatının büyük bir bölümünü Kurtuba, Marakeş ve Sevilla’da geçirmiş. O dönemde Kurtuba bir kültür merkezi iken Sevilla bir sanat merkezi imiş. Sevilla kadılığına getirilen İbn-i Rüşd, kısa bir süre sonra da Kurtuba başkadılığına (Kadıkudat, yani kadı­lar kadısı) atanır. İbn-i Rüşd, bir yandan kadılık görevlerini yerine getirirken diğer yandan Aristoteles ile ilgili çalışmalarına devam etmiştir. 1182 yılında Kitab-el Külliyat adıyla önemli bir tıp eseri yazan İbn-i Rüşd başhekim olarak atanmıştır.

İleri sürdüğü fikirlerin İslam dininin esaslarına ters düşmesi, Ülkede müslümanlar arasında hoşnutsuzluklar çıkarmış. Ad kavminin helak olmasına dair bilgilerin hayal mahsulü olduğunu söyleyerek Kuran-ı Kerim’de bildirilen bir hususun efsane olduğu yönündeki sözleri infial yaratmış ve halkın tepkisini almıştır. Bu şikayetler üzerine Kurtuba alimlerinden bir meclis oluşturulmuş ve yargılanmıştır. İbn-i Rüşd’ün islamiyetin iman esaslarına uymayıp görüşlerinin çoğunun sapıklık, bir kısmının ise dinden çıkmaya sebep olduğuna hüküm vermişler. Bunun üzerine de Hükümdar İbn-i Rüşd’ü görevinden alarak hapse atmıştır. Sonradan Sultan Mansur, Kurtuba’ya gelince onu affetmiş ama filozofun son seneleri keder ve sıkıntılarla geçmiştir. Lucene şehrine sürülmüş ve 1198’de Marakeş ‘te vefat etmiştir.

Eserleri ;

  • Külliyat fit-Tıb, Kitab El -Tıb Kulliyate tel (Evrensel Tıp Kitabı-1162), Colligetadı ile İbranice’ye çevrilmiş ve 1255 yılında Bonacosa tarafından Latince’ye tercüme edilmiştir.
  • Tashrih al- a’lda: De Anatomia (Organların anatomisi),
  • Mukaddemat,
  • Nihayet-ül-Müctehid,     
  • Et-Tah-sil,
  • Muhtasar-ı Me-cisti,  
  • Kitab-ül Hayevan,
  • Zaruri,
  • Telhisü İlahiyyat-ı Nikolavus,
  • Te-hafüt-üt Tehafüt, 
  • Makhale fi Cevher il-Felek.
  • Şerhul Urcuze fit-Tıb,  
  • Kitabü Mabadet-Tabia,  
  • Şerhü Kitab-ün Nefs li Aristotales,
  • Fasl-ül-Makal ve Keşf an Menahic-il-Edille,  
  • Şerhu Kitab-üs-Sema ve-Âlem li-Aristales, 
  • Makale fil-Kıysas,
1 48 49 50