Mimarlıkta, bir sütun gövdesinin şişkinliğine verilen ad…

Entasis,
Enthasis,
Yunan mimarisinde uzun süre kullanılmıştır.
Mimarlıkta, bir sütun gövdesinin şişkinliğine verilen ad.
Sütun gövdeleri aşağıdan yukarıya doğru incelerek yükselir. Sütun yüksekliği sütun alt çapının katlarına bağlıdır. Sütun gövdesinin orta kısmında optik yanılsamanın düzeltilmesi için enthasis adı verilen bir şişkinlik bulunur.

Entasis, Yunan ve Roma mimarilerinde, sütun gövdesine verilen dışbükey eğim; sütun gövdesinin ortasında en belirgin noktasına ulaşan şişkinliktir. Dor düzeninde çok belirgin olan entasis, aşağıdan yukarıya doğru incelen sütuna güçlülük ve sağlamlık görüntüsü kazandırır. Tersi durumda, sütun gövdesinin yukarı doğru düz bir çizgi yaparak incelmesi optik bir yanılsama yaratır ve uzaktan bakıldığında sütun gövdesi içbükey bir eğim kazanarak ortada incelen, güçsüzlük ve boşluk duygusu uyandıran bir görünüm alır.

1885 yılında İstanbul’da yayımlanan, Türkiye’nin ilk feminist dergisi…

Şüküfezar,
Şükufezar,
Farsça, (شكوفه زار )
Çiçek bahçesi.
Çiçeği çok olan yer, çiçek bahçesi.
Feminist,
1885 yılında İstanbul’da yayımlanan, Türkiye’nin ilk feminist dergisi.

İlk sayısı 1885 yılında yayınlanan Şükufezar’ ı öncekilerden ayıran ve onu ilk kadın dergisi olarak nitelendiren en önemli şey herhangi bir gazetenin ya da yayının eki olmaksızın, başlı başına sadece kadınlar tarafından, kadınların okuması için çıkarılan ilk dergi olmasıdır.

Derginin imtiyaz sahibi ise 19. yüzyılın ikinci yarısının önde gelen aydınlarından Maarif Nazırı Münif Paşa’nın kızı Arife Hanım’dır. Okuyucu mektupları derginin şekillenmesinde çok önemli rol oynamıştır.

Hayganuş Mark,
(1885, İstanbul – 1966, İstanbul),
Türkiye Ermenisi feminist yazar ve dergi editörüdür.
Osmanlı kadın hareketinin en uzun soluklu kadın dergisi Hay Gin’in editörlüğünü yaptı.

Karşı cinsten birine ilgi göstererek onun gönlünü kazanmaya çalışma…

Kur,
Fransızca cour,
Karşı cinsten birine ilgi göstererek onun gönlünü kazanmaya çalışma.
Kur yapmak kelimesi karşı cinsten birisine ilgi göstermek anlamına gelmektedir.
Karşı cinsten kişinin gönlünü kazanmak için çaba sarf etmek durumudur.
Karşı cinsin duygularını anlayarak ona karşılık verme halidir.
Birinin duygularını okşayacak biçimde davranarak onu elde etmeye çalışma.
Karşı cinse ilgi göstererek onun hoşuna gitme, gönlünü kazanmaya çalışma.

Japonya’da Geyşa mesleğini yeni öğrenen küçük genç kız …

Maiko,
Geyşa,
(芸者),
Maiko çırak geyşa veya yarım mücevher demektir.
Japonya’da Geyşa mesleğini yeni öğrenen küçük genç kız .
Japonya’da erkekleri eğlendirmek için eğitilen kadınlara verilen ad.
Japon kültürünün en önemli ögelerinden biridir. Geyşa Japonca sanatçıya yakın bir anlama geliyor.

Dörtyüz yıllık bir gelenek. Geyşalığın kültüründe vücudunu satmak değil, zenginlik ve güç için yeteneklerini satmak olduğu belirtiliyor. Geyşa sanatında Maikolar Japonya’daki zorunlu eğitim nedeniyle eskisi gibi 7-8 yaşlarında değil de en erken 15 yaşında geyşalık eğitimine başlarlar. Geyşa evinde maiko olmaya hak kazanan kız,daima bir geyşa tarafından himaye edilir. Bu dönem onun için hem becerilerini geliştirme hem de şöhretini arttırarak potansiyel danna (koca) adaylarına adını duyurma fırsatıdır.

Maiko’ nun yaptığı herhangi bir yanlış hareket her zaman ablası tarafından üstlenilir. Maiko’ların görünüşleri, saç stilleri ve kimono giyme şekilleri geyşalardan daha farklıdır. Ayrıca katıldıkları çay evi partilerinde geyşaların yarısı kadar ücret alırlar.
Maikoların kimonolarının yakaları kırmızı, Geyşalarınki beyazdır. Bu yaka değişimini gerçekleştirebilmek için maiko’nun genç kızlıktan kadınlığa adım atmış olması gerekmekteydi. Bu uygulamaya mizuage deniliyor.

Geyşa, Japonya’da 17. yüzyıldan bu yana eğlence hayatında erkek müşterilere şarkı, dans, sohbet ve oyunlar ile eşlik eden kadınlara verilen ad. Öncelikle geyşaların müşteriler ile yatmaya izinleri yoktu. Geyşaların ücretlerine ohana adı verilir. Geyşalığın özellikle gelişmiş batı kültürlerinin bilinçli yansıtması ve giderek zorlaşan yaşam koşulları nedeniyle bazı kadınların bu kültürü seks işçiliği için kullanması sonrasında bir hayat kadınlığı olarak algılanmaya başladığı belirtiliyor. Resmi olarak fahişelik ile hiç bir alakası yok.

Antik Mısır’ı yöneten XVIII. hanedana mensup bir firavun …

Hatşepsut,
Hatshepsut,
(MÖ 1479–1485)
Antik Mısır’ı yöneten 18. hanedana mensup bir firavundur.
Babası I. Thutmose’dur. Annesi iki kız doğurdu ancak sadece Hatşepsut hayatta kaldı. Oldukça güçlü bir firavun olan babası geride bir erkek bırakmak için bir eş daha aldı. Bu eşinden olan çocuğu Thutmose, sonradan Hatşepsut’un eşi olacaktı. Tarihin gördüğü ilk ve tek kadın firavundu. Bir erkek rolünü üstlenme cesaretine sahip oluşuyla ünlenmiş sıradışı Kraliçe Hatşepsut, üvey oğlunu gölgede bırakıp, Eski Mısır’ı bir erkek gibi yönetti.

Hatshepsut M.Ö. 1478 yılında Mısır tahtına çıktı. Resmen, bir önceki yıl tahtına yaklaşık iki yaşında bir çocuk olarak çıkmış olan Thutmose III ile birlikte karar verdi. Hatshepsut Thutmose III’ün babası olan Thutmose II’nin baş karısıydı. Genel olarak Mısırlılar tarafından, yerli bir Mısır hanedanının diğer kadınlarından daha uzun süre hüküm süren en başarılı firavunlardan biri olarak kabul edilir.

Musa Peygamberi daha bebekken Nil ırmağı’ındaki bir sepetten kurtarıp, büyüten kadın …

Asiye,
Mısır’da Firavunun eşidir.
Musa Peygamberi daha bebekken Nil ırmağı’ındaki bir sepetten kurtarıp, büyüten kadın.
Hazreti Musa’yı Nil ırmağındaki bir sepetten kurtarıp büyüten kadının adı.

Nehre bırakılan Musa cariyeler tarafından bulunup Firavun’un hanımı Asiye’ye getirilmiş. O da hem kendisi hem Firavun için sevinç vesilesi olabileceğini söyleyerek çocuğun öldürülmemesini istemiş.

Asiye’nin Firavundan olan kızı Bithia Nil nehrinde bulduğu bebek Musa’yı saraya getirerek orada kendileri ile birlikte büyümesini sağlayan kişidir. Asiye zalim firavunun iyi kalpli karısıdır. Musa’ yı öldürülmekten kurtarıp sarayda yetişmesine vesile olmuştur.

1 2 3 36