Yerli bir limon çeşidi …

Lamas,
Yerli bir limon çeşidi.

Limon, Citrus
En çok bilinen narenciye türlerinden biridir. Kışın yapraklarını dökmeyen, yaprakları uçucu yağ içeren küçük bir ağaç türüdür. Ilıman iklime sahip yerlerde yetiştirilir. Yapraklarını dökmeyen, bu küçük ağacın meyveleridir. Turunçgiller familyasındandır. Ege ve Akdeniz bölgelerimizde yetişir. Narenciye meyvelerinden olan limonun eti, kabuğu, suyu yemek ve tatlılarda kullanılır. Limonun pH değeri 2-3 dür. Limon suyu % 5 asit değerindedir. Limon tuzlarına sitratlar adı verilir.

Halk arasında limon tuzu olarak bilinen, karboksil asitlerden, renksiz, kristal yapılı organik bileşiğe sitrik asit denir. Formülü C6H8O7 şeklindedir. Halk arasında limon tuzu denir. Limon tuzuna kimyada sitrik asit yada hidroksitrikarbolik asit denir. Kristalize bir yapıya sahiptir. Suda kolayca çözülme sağlar. Susuz limon asidi 153 ˚C’ de erir.

Limon, astıma ve mide rahatsızlıklarına iyi gelir. Sarı-yeşil, oval, bir ucu kabarıktır. Limon ekşi, asitli suyu ile dilde tükürük salgılanmasını sağlar.

Limon Çeşitleri;

Lamas Limonu: Türkiye’de en çok Akdeniz bölgesinde yetiştirilir. Mersin ilimizde, Erdemli’de çok yetiştirilir. Meyvesi orta büyüklükte olup silindirik, boyun halkalı ve belirgin memeli bir türdür.

Kara Limon (İtalyan memeli limonu): Bu limon çeşidi İtalya’dan gelmiştir. Ülkemizde oldukça fazla tüketilmektedir.

Kıbrıs Limonu: Alanya, Anamur yöresinde yaygındır. Bu limon türü oldukça sarı ve orta boydadır. Kıbrıs’tan ülkemize getirilmiştir. Ağacı kuvvetli ve dik büyür. Bu tür de limonlara özgü meme yok denecek kadar küçüktür. Meyve kabuğu sarı renkli, parlak, düzgün ve dalgalıdır.

Molla Mehmet Limonu: Mersin ilinde yetiştirilmektedir. Bu limonun asit içeriği daha fazladır. Limonun sap kısmında belirgin bir boynu vardır. Oldukça verimli olan bu limon türü oldukça yaygındır. Meyveleri sarı renklidir. Kabuk girintili çıkıntılı olup orta kalınlıktadır.

Kütdiken limonu: Ülkemizde üretilen en eski limon türlerinden biridir. İçel ve Hatay illerinde yetiştirilir. Meyve kalitesi çok iyi olup meyvesinin kabuğu düzgün, parlak, meyve etine sıkı bağlı, yeşil sarı veya limon sarısı renktedir. Meyve elips şeklindedir. Bol sulu ve yüksek asitli olan bu limon çok çekirdeklidir.

Enterdonat Limonu: Hatay bölgesinde yetiştirilir. Limon çeşitleri arasında en erken olan limon türüdür. Son derece fazla yetiştirilir. Bu limon çeşidi ülkemizdeki limonların büyük bir kısmını oluşturur. Uzun ve silindirik bir yapısı vardır. Meyve kabuğu, düzgün, açık yeşil renkli ve parlaktır. Çekirdek sayısı az olan meyvenin eti, yeşilimsi sarı renktedir.

Mayer Limonu: Bu limon türünün en büyük özelliği ağacının küçük, 2,5 m. bodur olmasıdır. Bu limon ülkemizde daha az üretilmektedir. Bol meyve verir. Yediveren çeşidi yılın her mevsiminde meyve vermektedir. Gece gündüz arasındaki sıcaklık farkının fazla olmadığı iklimi, bol güneşi sever. Tadı portakala benzer. Bir yılda meyve verir.

Lisbon Limonu: Lisbon limonunun en büyük özelliği diğer limonların iki katı büyüklüğünde olmasıdır. Ülkemizde çok fazla üretilmez. Kalın kabukludur.

Misket Limonu (Lime limonu): Çok lezzetli ve tadı çok sevilir. Yeşil limon olarak da bilinir. Diğer limonlardan daha pahalıdır. Genellikle kokteyl içeceklerin yapılışında yaygın bir şekilde kullanılmaktadır.

Aşık olmaktan duyulan korku …

Amorofobi,
Aşık olmaktan duyulan korku …
Sevilmekten korkma.
Sevmekten, aşık olmaktan korkma.

Filofobi,
Sevmekten, aşık olmaktan korkma.
Aşık olmaya karşı hissedilen, makul olmayan korku ve endişe durumuna filofobi adı verilir.

Yunanca filos kelimesinden türetilmiş olup filofobi, sevgi dolu ya da sevilen anlamına gelir. Filofobi, sevgi ve ilişkileri içeren daha önceden yaşanmış travmatik bir tecrübe ile ilgilidir. Eğer bir kişi, evlenmiş, boşanmış ve geçmiş bir ilişki başarısızlığına sahip ise, bu filofobiye neden olabilmektedir. Filofobi, ayrıca kişinin ailesi ve çocukları ile olan ilişkisi etkili olmuş olabilir. Bir başkasının ilişkilerinde görülen başarısızlık ve problemler o kişinin aşk ve sevgi için etkisi olabilir.

Balkan köftesi …

Cevapçiçi,
Balkan köftesi,

Malzemeler;
1 kg dana döş kıyma
2 soğan
1 yumurta akı
1 çay kaşığı karbonat
1 su bardağı un
Yarım su bardağı doğal maden suyu
Tuz, Karabiber, Kırmızı toz biber, Sumak

Hazırlanışı;
Döş kıymayı geniş bir kaseye alın. Rendeleyip suyunu sıktığınız soğan, yumurta akı, karbonat, un, maden suyu, tuz ve baharatları ilave edin. Tüm malzeme iyice yoğrulur. Köfte harcını yoğurma kabına vurarak yoğrulması lezzetini artıracaktır. Harçtan mandalina büyüklüğünde parçalar koparılarak yuvarlak köfteler hazırlayın ve köfteleri bir gece buzdolabında bekletin. Ertesi gün yapışmaz yüzeyli bir tavada kızartın. Sıcak servis yapın.

Türkiye’de çağdaş resim çalışmalarını ilk başlatan portreleriyle tanınmış kadın ressamı …

Mihri Müşfik,
Mihri Müşfik Hanım.
Doğum 26 Şubat 1886 – İstanbul
Ölüm 1954 – New York – ABD

Mihri Müşfik Hanım, yaptığı Mustafa Kemal Atatürk (1922 yılında yaptığı mareşal üniformalı portresi Çankaya Köşkünde), Papa XV. Benedict, Naile Hanım portreleriyle tanınıyor.
Mihri Müşfik Hanım’ın Çingene isimli tablosu Louvre Müzesinde sergilenmektedir.
Ressam Hale Asaf’ın teyzesi olan ressam Türkiye’de çağdaş resim çalışmalarını başlatan ilk kadın sanatçıdır. Güzel Sanatlar Akademisi olan İnas (Kız) Sanayi Nefise Mektebinin ilk kadın yöneticisi olarak bir çok ressam yetiştirmiş.

İstanbul’da, Kadıköy’ün Bahariye semtindeki Dr. Rasimpaşa Konağında bir paşa kızı olarak dünyaya gelir. Resme olan ilgisi nedeniyle yaptığı bir resmi Sultan II. Abdülhamit’e hediye eder. Bundan sonra saray ressamı Zonaro’nın öğrencisi olarak ressamlığa devam eder. Roma ve Paris’te yaşar. Montparnasse’da kiraladığı evinin bir odasını kiraladığı Bursalı Selami Paşanın oğlu Müşfik Selami Bey’le evlenir. Mihri Müşfik Hanım adını alır. 1919 yılında boşanmış.

İstanbul’da bulunduğu dönemlerde İbrahim Çallı, Hikmet Onat ve Tevfik Fikret ile beraber çalışmış. 1915 yılında Tevfik Fikret’in ölümü üzerine yüzünün kalıbını alarak heykelini yapar. Türkiye’de ilk mask çalışması olarak bilinen bu eseri Aşiyan Müzesinde sergileniyor.

ABD’ye gider. Bu ülkede üniversitelerde konuk profesör olarak ve zengin ailelerin çocuklarına ders vererek geçimini sağlar. 1928 yılında New York’ta bir müzede de kişisel sergisini açar. Bundan sonraki yaşamı yoksulluk içinde geçer ve 1954 yılında New York’ta yaşamını yitirir ve kimsesizler mezarlığına gömülür.