Uşak ilinde bir kaplıca …

Örencik,
Örencik kaplıcası;
Uşak-İzmir karayolu üzerinde olup, Güre köyüne 10 km. uzaklıktadır. Kadın Erkek Türk hamamları bulunmaktadır. 14 lt/sn. debiye sahiptir. Kaplıca suyu 38 °C sıcaklıktadır. Karaciğer, Mide, Cilt hastalıklarına iyi geliyor.

Hamamboğazı Kaplıcası;
Uşak ili, Banaz İlçesindedir. Kaplıca 40 lt/sn. debiye sahiptir. 60 °C sıcaklıktadır. Kaplıca suları mide, karaciğer, bağırsak ve özellikle kronik dejeneratif romatizmal hastalıklara iyi geldiği tespit edilmiştir.

Kayaağıl Termal Tesisleri;
Kayaağıl Termal Tesisleri şehir merkezinden 10 km uzaklıkta eşsiz güzel bir doğa içersindedir.
Yumuşak doku romatizmaları, kronik bel ağrısı, deri hastalıklarında, mide ve ince bağırsak rahatsızlıklarında, böbrek ve idrar yolları taşlarının önlenmesi, aşırı yorgunluk ,bitkinlik ve tükenmişlik durumları için faydalıdır.

Aksaz Kaplıcası;
Uşak, Ulubey ilçesine bağlı Bekimiş köyü yakınında Aksaz deresindedir. Kaplıca 4 lt.debiye sahiptir. Kaplıca, Ağrılara,sancılara,felçlilere ve cilt hastalıklarına iyi gelir. 1994 yılında Roma Dönemine ait hamam kalıntıları ortaya çıkarılmıştır. Ulubey Belediyesi ve Turizm bakanlığı tarafından sondaj çalışmaları yapılmış. Suyun kaçması endişesiyle çalışmalar durdurulmuş.

Emirfakılı Kaplıcası;
İl bazında önemli bir kaplıca olup, özel kişi mülkiyetindedir. 1976 yılından bu yana halka hizmet vermektedir. 6 lt/sn. debiye sahiptir. 36 °C sıcaklıktadır.

Osmanlı Devleti’nde kullanılan ve üzerinde aslan resmi bulunan gümüş sikke…

Esedi,
Marbaş,
Arslan baskılı,
Üzerinde arslan resmi bulunan madeni para.
Marbaş, Osmanlı döneminde kullanılan, on para değerindeki sikke.
Arslanlı guruş/kuruş,
Osmanlı Devleti’nde kullanılan ve üzerinde aslan resmi bulunan gümüş sikke.
Osmanlı topraklarında ticarette kullanılan üzerinde arslan resmi bulunan gümüş Hollanda parası. 80 akçe kıymetindeydi.

Sikke (Arapçadan gelmiş).
Belli bir ölçüye göre basılan madeni bir paradır ve ilkel çağlardan beri ticarette geçerli olan değiş-tokuş yöntemleri yerine daha kullanışlı bir değişim aracı olarak icad edilmiştir.

Bingöl ilinde Urartu dönemine ait bir höyük …

Norik,
Norik höyük,
Bingöl’ün Solhan ilçesinin Murat köyündedir.
Norik Höyük’te yürütülen kazı çalışmalarında, Urartu dönemine ait yaklaşık 3 bin 600 yıllık yerleşim yeri ortaya çıkarılıyor.
Bingöl’de yapımı süren Kalehan 2 Barajı nedeniyle sular altında kalacak olan Norik Höyük’te ortaya çıkarılan eserlerin yüzde 80’inin Urartu dönemine ait olduğu belirlenmiş.

1903 – 1977 tarihleri arasında yaşamış, günlükleɾi ve eɾotik yazılaɾıyla tanınan, İspanyol, Küba ve Danimarka kökenli Fransız yazar. …

Anais Nin,
(21 Şubat 1903 – 14 Ocak 1977)
İspanyol, Küba ve Danimarka kökenli Fransız yazar.
Uzun yıllar Anais Nin aynı anda iki kişiyle evli kalmıştır.
Bir sanatçı ve bankacı olan ilk kocası Hugh Guiler ile 1923 yılında evlenmiştir.
Günlükleri ve erotik yazılarıyla tanınan Anais Nin tam manasıyla cinsiyetsiz bir aşık, kadınları ve erkekleri aynı anda seven deli bir ruh, babasına çaresizce aşık bir kız çocuğu. Başyapıtı olarak kendi hayatını yazan ve yaratan bu delişmen yazar.
Kökleri İspanya, Küba ve Danimarka’ya dayanan bir Fransız.

 

1903 yılında Fransa’da doğmuş. Babasına deliler gibi aşıktı. Freud’un deyimiyle Elektra Kompleksi içindeydi. Babasını hoşuna gitmek zorunda olduğum bir erkek diye tanımlıyordu. Babası onu çırılçıplak bir halde küvete sokup fotoğraflarını çekiyordu. Babasıyla ilişkisi Anais’in ağır bir ateşli hastalık geçirir. Güzelliğinin sembolü olan buklelerini kaybeder. Onu ve kardeşlerini babasının kırbaçlaması ve çocukların gözünün önünde bir kediyi döverek öldürmesi Anais’in annesi için bardağı taşıran son damla olur. Anais, annesi ve kardeşleriyle beraber Amerika’ya göçtü. Yolda da ona sonradan büyük ün kazandıracak günlüklerini tutmaya ve görüp yaşadığı her şeyi kayıt altına almaya başladı. Bir müddet ressamlar için modellik yaptı. Modellik yaptıktan sonra bir bankacı olan Hugh Guiler ile evlendi. Eşiyle beraber Paris’e yerleştiler. Paris Anais için arzu ettiği hayatın kalbiydi. Üstelik babası da Paris’te yaşıyordu. Anais ünlü yazar Henry Miller ile tanıştı. Henry ve Anais’in ortak noktası edebiyattı. Anais’in kocası Hugh kendi seyahatleri sırasında Anais’in kuzeni Eduardo ile cinsel ilişkiye girdiğini biliyordu. Henry Miller’ı kendisi için bir tehdit olarak görmüyor ve ikiliyi kendi hallerine bırakıyordu. Anais Nin ve Henry Miller bazen sevgili, bazen usta çırak, bazen baba kız, bazen de anne oğul oldukları karmaşık bir ilişkiye adım attılar. Henry Miller’ın karısı June’un da Paris’e gelmesiyle ilişki daha da karmaşık bir hal aldı. Böylece Henry, Anais ve June bir grup oldular. June ve Anais Paris’teki bütün vakitlerini birlikte geçirmeye başlamışlardı. Beraber alışverişe gidiyor, yemek yiyor, sokaklarda sarmaş dolaş dolaşıyorlardı. Anais June’a utangaçlıkla karışık büyük bir tutkuyla bağlanırken June da bu ilgiyi karşılıksız bırakmadı.

June’ın New York’a geri dönmesinin ardından Anais Nin, Henry Miller’ın bütün hayatını paylaşmaya başladı. Onunla genelevlere bile gidiyordu. Neredeyse iki yıl sonra June tekrar Paris’e döndüğünde artık işler değişmişti. Anais kendini June ve Henry’nin arasını düzeltmek zorunda hissetmişti. June ise hem Anais’i, hem de Henry Miller’ı acımasızca eleştirmekten geri durmuyordu. Böylelikle birbirlerine tuhaf fakat güçlü bağlarla bağlanmış olan bu üçlü yavaş yavaş birbirinden kopmaya başladı, ve bu üçlü tuhaf aşk ilişkisi son buldu.

Kеnnеth Angеr’in Inauguration of thе Plеasurе Domе (1954) adlı filmindе Astartе olarak rol aldı. Ayrıca Maya Dеrеn’in Ritual in Transfigurеd Timе (1946) vе Guilеr’in Ian Hugo ismiylе yönеttiği Bеlls of Atlantis (1952) adlı filmlеrdе oynadı.

Günlükleri ile tanın Anais, 17 Mart 1955 yılında Rupert Pole ile evlendi. Fakat bu sırada ilk eşi Huge’dan da ayrılmamıştı. Anais her ikisini de ayrı ayrı idare etti. Anais Nin 1977 yılında Kaliforniya da öldü. Ölümüne kadar da bu ikili yaşayışı fark etmediler. 1985 yılında Hugh Guiler’ın ölümünden sonra Rupert Pole’un izniyle Anais’in günlükleri kitap haline getirildi ve yayınlandı. Anais Nin’in cesedi yakılarak külleri Santa Monica Körfezi’ne serpildi.

Türkçede yayımlanan eserleri;
Venüs Üçgeni, Ateş Merdivenleri,
İçsel Kentler-1, İçsel Kentler 2, İçsel Kentler 3, İçsel Kentler 4
Albatrosun Çocukları,
Dört Odalı Kalp,
Aşka Evinde Casus,
Maskeli ve Çıplak Elizabeth Barille,
Elena Lawrence’ın Batık Kadını,
Herny ile June,
Günce 1931-1932
Yeni Duyarlılık,
Kadına ev Erkeğe Dair

Omuz …

Çiğin,
Yamız,
Ketif, Ketf, Ketef, Kunkul,
Cin,
Dal,
Eğin,
Omuz,

Omuz insan vücudunda kolların gövdeyle birleştiği yere verilen isimdir. Omuz bölgesinde ve omuz eklemini çevreleyen birçok damar sinir paketleri, kas gurupları bulunmaktadır. En önemli görevi ise bu özel yapısı ile kol hareketlerini mükemmel olarak sağlamaktır.

Omuz eklemine Articulatio Humerus denir. Bu eklem iki kemikten oluşur Humerus (pazu) ve Scapula (kürek). Clavicula (köprücük) kemiği ise Scapulan ve Sternum (döş) kemiği arasında bulunarak omuz eklemini Thoraxa (göğüs kafesine) bağlar. Omuzun alt tarafında kalan çukurluğa ise Axiller Çukur (koltuk altı) denir.

“Dekameron” adlı yapıtıyla ünlü, İtalyan yazar ve şair …

Boccaccio,
Giovanni Boccaccio,
İtalyan şair ve yazar.
1313-1375 yılları arasında İtalya’da yaşamış olan yazar.
16 Haziran 1313 tarihinde, İtalya’nın Floransa şehrinde Giovanni Boccaccio, küçük bir toprak sahibinin çocuğu olarak dünyaya gelmiş.
Yazar, Dante ve Petrarca’dan etkilenmiş, özellikle Petrarca ile sık sık buluşarak onun telkinleriyle Latince ve Grekçe öğrenmiştir.

Homeros, Euripides ve Aristoteles’ten çeviriler yapmıştır. İlkçağ dinlerini değer olarak Hıristiyanlıkla bir tutması, böylece dinlerin göreli bir doğruluklarının bulunduğunu öne sürmesi Rönesans dönemine özgü yeni bir anlayışı yansıtır.

Başlıca yapıtı dönemin günlük yaşamından çeşitli kesitleri öyküleştirdiği Decameron’dur.
Türkçeye de Dekameron (On Gün) adlı eseri Decameron Hikayeleri adı ile çevrilmiştir.

Boccaccio, Decameron ve On Famous Women dahil olmak üzere çok sayıda önemli eser yazdı. Genealogia Deorum Gentilium Libri isimli bir başka yapıtı klasik mitoloji üzerine çalışanlar için dört yüzyıl boyunca temel başvuru kaynağı olmuştur. Bir hümanist olarak insan doğasını, insanın duyusal kapasitesini ve duygulanımlarını açık bir üslupla, tüm doğallığı içinde betimleme yoluna gitmiş, bu şekilde insan yaşamını kilise ve törelerin baskı ve sınırlamalarının ötesinde yalın bir gerçeklik olarak ele alma cesaretini göstermiştir.

1 2 3 745