Çocuklarda sonbahar, kış ve ilkbahar aylarında görülen, virüs ya da bakterilerin yol açtığı alt solunum yolu enfeksiyonu…

Krup, (Laringotrakeobronşit).

Özellikle 6 ay-3 yaş arası çocuklarda sonbahar, kış ve ilkbahar aylarında görülen, virüs ya da bakterilerin yol açtığı alt solunum yolu enfeksiyonudur. Gırtlak çevresini tutan, ön planda ses teli bölgesini ve ses tellerinin hemen altındaki havayolunun en dar bölgesini ilgilendirir. Bir cins larinks yani nefes borusunun iltihabı hastalığıdır.

Yalancı difteri olarak da adlandırılan bu hastalığın belirtileri oldukça belirgindir. Hafif bir nezle ve öksürükle yatan çocuk, gece yarısı boğulur tarzda bir öksürükle uyanır. Öksürük, köpek havlaması şeklindedir. Krup, ses tellerini tutan virüslerin neden olduğu bir tür enfeksiyondur. Nefes alan ya da ağlayan çocukta ıslık şeklinde ses­ler duyulabilir. Gırtlakta şişmeler oluşur ve solunum yolları tıkanır. Çocuk solu­num güçlüğü çekerek paniğe kapılır.

Virüs genellikle hasta olan kişinin öksürmesi veya hapşurmasıyla havaya çıkan damlacıklarla, ya da direkt temasla bulaşır. Soğuk algınlığı yapan birçok virüs krupa neden olmasına rağmen en sık etkeni parainfluanza virüsüdür. Krup tekrar edebilir, sık tekrar ediyorsa alerjik nedenler ve reflü (mide içeriğinin yemek borusuna kaçma durumu) araştırılmalıdır. Beş yaşından sonra hastalık daha az görülür.

Hastalığın tedavisi için buhar banyosu (25-30 dakika) önerilir. Hastalığa neden olan etken bakteri ise, antibiyotik kullanımı­na başlanır. Antienflamatuar etkisi olan asetaminofen hapları da kullanılabilir. Bol ılık sıvı alınmalıdır.

Krup bulaşıcı bir hastalık olduğu için çocuk mümkün olduğunca soğuk algınlığı ve öksürük belirtileri olan kişilerden uzak tutulmalıdır. Çocuğun elleri sık sık yıkanmalıdır. Belirtieri ağırlaşmadan, tedaviye erken başlanmalıdır. Çocuk özellikle solunum yollarında tahrişe neden olan sigara dumanına maruz kalmamalıdır. Doğal tedavi için bal ve limon karışımı ile hazırladığınız sıcak içecek çocuğunuzda görülen be­lirtilerin hafiflemesini sağlayacaktır. Balın içindeki antibakteriyei özellik, bak­teriler nedeniyle ortaya çıkan krup vakalarının tedavisinde kullanılabilir.

Halk dilinde sütlaça verilen ad…

Sütlaç,

Akaş,

Halk dilinde Akaş denir.

Süt, şeker ve pirinçle yapılan bir tatlı türü.

Süt, şeker ve pirinçten yapılan bir tür tatlı, sütlü.

Fırın Sütlaç Tarifi;

Malzemeler: (7 kase için).

4,5 su bardağı süt

½ su bardağı pirinç

1,5 su bardağı su

1 yumurta sarısı (iri yumurta)

1,5 su bardağı toz şeker

1 çorba kaşığı tepeleme nişasta+½ su bardağı su

1 mercimek büyüklüğünde damla sakızı

Yapılışı:

Pirinçleri yıkayıp suyunu süzün.

1,5 su bardağı su ilave edin, pirinçler yumuşayana dek kısık ocakta pişirin. Gerekirse su ilave edebilirsiniz.

Sütü ekleyip pirinçler yumuşayana dek 10 dakika daha pişirmeye devam edin.

½ su bardağı su ile nişastayı pürüzsüz bir şekilde karıştırın.

Damla sakızı ve nişastayı sürekli karıştırarak tencereye ilave edin.

Ağır ateşte ve sürekli karştırarak göz göz olana dek pişirelim.

2 kepçe sütlacı büyük bir kaseye alıp ılıtalım.

İçine çırpılmış yumurta sarısını ekleyip karıştıralım.

Tenceredeki sütlacı ısıya dayanıklı kaselere paylaştıralım.

Üzerlerine yumurtalı sütlacı paylaştırıp , kaseleri fırın tepsisine koyun.

Tepsinin içine , kaselerin yarısına gelecek kadar su ilave edelim.

Önceden 220 derecede ısıtılımış fırında sütlaçların üzeri kızarana dek pişirelim.

Üzeri kızaran sütlacı fırından alıp ılıtalım.

Sütlaçları buzdolabında2-3 saat soğutarak servis yapalım.

Afiyet olsun…

Sütlaç tarifi http://asevi.blogcu.com ‘ dan alınmıştır. Teşekkür ederiz.

Ay'ın ve kimi yıldızların dolayındaki ışık çevresi…

Ayla, (İng. halo).

Ayevi,

Hale, Osm. hâle,

Ay’ın ve bazı yıldızların dolayındaki ışık çevresi, ay ağılı, ayevi, hale.

Bazı kutsal kişilerin başı etrafında gösterilen ışık çevresi.

Puslu havalarda Güneş ya da Ay tekerini uzaktan saran ışıklı halka; bir kuyrukluyıldızı saran ışıklı küre;

Samanyolu ve benzeri dizgelerin dışına doğru dağılmış olan yıldız kümeleri ve RR-Lyr yıldızlarının oluşturduğu büyük küre.

Taş dibek…

Soku,

Taş dibek,

Dibekte, havanda tahıl dövmeye yarayan tokmak.

Tahıl dövmeye yarayan büyük taş dibek.

Kısa boyunlu (kimse).

Kuyruksokumundaki kemik.

Dut, bulgur dövülen çukur taş, büyük havan,

Tahıl dövmeye yarayan taş dibek,

Tahıl ezmeye yarayan taş dibek,

Üzüm suyunun içinde toplandığı taş çukur.

İçi çukur bulgur dövme taşı.(Sohu).

Bulgur yapılmak üzere taş dibeğe konmuş buğdayı dövmeye yarayan ağaç tokmak.

Güney Amerika yerlilerinin toprak anaya verdikleri ad…

Pachamama,

Pachamama Andes yerli insanlar tarafından saygı duyulan bir tanrıça.

Pachamama genellikle Mother Earth-Toprak Ana, olarak tercüme edilir, Ama edebi çeviri “Anne dünya” olarak değiştirilmiştir. Aymara ve Quechua mama = anne / pasha = dünya veya arazi, Daha sonraları Kozmos ya da evren gibi modern bir anlamında kullanılmıştır. Pachamama ve Inti en hayırsever tanrılardır. Onlar da Tawantinsuyu (eski İnka İmparatorluğu) (Şili, günümüze Ekvador kadar uzanan ve Kuzey Arjantin bugünkü Peru merkezi olarak bilinen, And dağ bölgelerinde ibadet. imparatorluğun başkenti olan Cuzco).

Mama Pacha veya Pachamama İnka mitolojisinde, dikim ve hasat başkanlık bir bereket tanrıçası. O depreme neden olur. Kocası kaynağına bağlı olarak, ya Pacha Camac veya Inti oldu. Llamas ona kurban. İspanya, Roma Katolikliği, Meryem Ana figürü dönüşüm zorla tarafından fethi ile yerli halkın çoğu için Pachamama birleşik olduktan sonra.İspanya, Roma Katolikliği, Meryem Ana figürü dönüşüm zorla tarafından fethi ile yerli halkın çoğu için Pachamama birleşik olduktan sonra. Pachamama “iyi anne” olduğu için, insanlar genellikle geri kalanı içme önce, bazı bölgelerde zemin üzerinde chicha küçük bir miktar dökülüp, her toplantı veya kutlama önce onu onurlandırmak için tost. Bu tost Challa denir ve hemen hemen her gün yapılır.

Pachamama Martes de Challa (Challa Kullanıcı Salı) adı verilen özel bir ibadet gün insanların gıda, şekerleme atmak gömmek, ve tütsü yakmak. Bazı durumlarda, celebrants kobay ödün veya lama fetusların yanma gibi, iyi bir şans ya da tanrıça iyi niyet getirmek için eski ayinleri performans Aymara içinde yatiris olarak bilinen geleneksel rahipler, yardımcı (bu artık yaygın olmasına rağmen). Festivalde ayrıca Carnevale veya Mardi Gras olarak kutlanmaktadır büyük perhizin başlangıcı olan Salı günü çakışmaktadır.

Proton verebilen maddelerin genel adı …

Asit,

Fr. Acide, İng. Acid, Osm. Hamız.

Asit, (Farsça),

Hamız,

Ekşit,

Proton verme yatkınlığı olan kimyasal bileşik.

Proton verme yatkınlığı olan kimyasal madde.

Suyla hidrojen iyonları üreten hidrojen bileşimleridir. Hidrojen iyonları çözeltiyi asidik yapar. Asitler mavi turnusol kağıdına kırmızı renk verir. Terkibindeki hidrojenin yerine element alarak tuz meydana gelmesine sebep olan ve mavi turnusolü kırmızıya çevirmek hâsiyetinde hidrojenli birleşik, hamız.

Bir çözeltiye hidrojen iyonu veren, suda çözündüğü zaman hidrojen iyonları açığa çıkaran, bileşimindeki hidrojenin yerine herhangi bir mineral alarak tuz meydana getirebilen ve turnusolün mavi rengini kırmızıya çevirme özelliği olan hidrojenli bileşim. Turnusolün mavi rengini kırmızıya çevirmek özelliğinde olan ve birleşimindeki hidrojenin yerine maden alarak tuz oluşturan hidrojenli birleşik, hamız.

Bir çözeltiye H+ iyonu (proton) çıkaran madde. Bileşimindeki hidrojeni, bir metalle değiştirerek tuz oluşturan, yakıcı, ekşi tatta sıvı özdek.

Suda çözündüğünde hidronyum yükünü H3O+ veren kimyasal özdek.

Özdek, yapısındaki hidrojenleri, baz kökleri ya da metallerle yer değiştirerek tuzları oluşturur, pH ölçeğinde 0-7 arasında değer gösterirler.

Suda çözündüğünde hidronyum iyonu (H3O+) veren kimyasal madde. Ortaklanmamış elektron çifti ya da çiftleri almaya yatkın olan kimyasal madde, özdek. Alkali maddenin tersi özellikler taşıyan, turnusolün mavi rengini kırmızıya çeviren, suda eridiği zaman hidrojen iyonları meydana getiren hidrojenli bileşik.

Hamız, Sirke gibi ekşi olan. Ekşiliği fazla olan, asit.

Gıdaların çoğu asit içerir. Limonda sitrik asit, sirkede ise asetik asit bulunur. Farklı asitler, limona, sirkeye, ekşi elmaya ve şerbete keskin tadını verir. Aküler, sülfürik asit; midedeki sindirim sıvıları, hidroklorik asit içerir. Asitler, suda eridiğinde hidrojen iyonları (H+) üreten madde çözeltileridir. Asit maddelerin çoğu, saf katılar, sıvılar ya da gazlar olarak bulunsa da, sadece suda eridiğinde asit gibi tepki verir.

Asitler İnorganik ve Organik olmak üzere iki gruptur.

Bazı asitlerin bulunduğu yerler ;

Formik Asit : Karıncada bulunan asittir.

Asetik asit : Sirkelerde bulunan asittir.

Malik Asit : Elmada bulunur.

Laktik Asit : Sütte bulunan asittir.

Sitrik Asit : Limonda bulunur.

Tartarik Asit: Üzümde bulunur.

Bütirik Asit : Tereyağında bulunur.

Karbonik Asit: Gazozda bulunur.

Oleik Asit : Zeytinyağında bulunur.

Nitrik Asit : Kezzapta bulunur.

Asetilsalisilik asit : Aspirinde bulunur.

Akrilik asit : Bazı boyalarda bulunur.

Askorbik Asit : Turunçgillerde bulunur.

Folik asit : Çilekte bulunur.

Kaynak,

http://tdkterim.gov.tr/

http://tr.wikipedia.org/

Teri emmesi için fes, kavuk ya da külah altına giyilen ince bezden takke. ..

Arakçin,

(Arapça arak ve farsa -çin, top-layan’dan ‘arak-çin).

Esk. Teri emmesi için fes, kavuk ya da külah altına giyilen ince bezden takke.

Genellikle ince pamukludan yapılır, başı rahatsız etmemesi için çok ince dikişle dikilirdi.

Bereye benziyen, şapka içine veya yalnız olarak giyilen takke.

Eskiden gelinlerin giydiği bir çeşit taç, takke.

Takke. (-Urfa)

İşlemeli takke.

Eskiden, takke kavuk altı takkesi.

Yarım küre biçiminde ince, hafif, siperliksiz başlık.

Un, et ve bamya ile yapılan bir tür yemek …

Aside,

Un, et ve bamya ile yapılan bir Arap yemeği.

Bulamaç adı verilen yemek.

Aslen Arap yemeği olan Aside, Arap mutfağından İstanbul mutfağına girmiş özel lezzetlerden biri. Yazın taze bamya ve yeşil biberle daha az acılı olarak da yapılabiliyor.

Malzemeler:

250 gr. kurutulmuş bamya
2-3 kurutulmuş arnavut biberi
3 soğan
2 su bardağı et suyu
5 çorba kaşığı un
tuz

Hazırlanışı,

Kurutulmuş bamyaları iplerinden çıkarıp, bir bez içinde ovarak dikenlerini temizledikten sonra kaynar suda 5 dakika haşlayın. Ocağın altını kapatıp, bamyaları bir kenarda bekletin. Biberlerin çekirdeklerini temizleyip, ince ince doğrayın. Soğanların kabuğunu soyup, küp küp doğrayın. Tencerede tereyağını eritip, soğanları pembeleşene kadar kavurun. Et suyunu ekleyip, suyu süzülmüş bamyaları ilave ederek biraz karıştırın. Son olarak biberleri de koyup, tuz serpin ve kısık ateşte yarım saat pişirdikten sonra ocaktan alın. Bir su bardağı suya tuz ekleyip, kaynatın. Unu azar azar ekleyip, sürekli karıştırarak koyu kıvama gelinceye kadar pişirin. Sosu tabaklara paylaştırın ve üzerine acılı bamyadan koyarak servis yapın.

Adana' nın Pozantı ilçesinde bir yayla …

Belendik yaylası,

Pozantı’ya 10 kilometrelik Anbaş köyü içinden geçen stabilize yolla ulaşılır. Çakıt çayı kıyısında kurulmuş yaylada ahşap ve taştan yapılmış yayla evleri bulunmaktadır. Yaban hayatı yönünden zengin olan yaylada yaban keçisi, yaban domuzu ve yırtıcı kuşlar gözetlenebilir. Kamp için çadır ve temel ihtiyaç malzemeleri getirilmelidir. I. Dünya Savaşı’nda burada görev yapan Alman personelin kullandığı yapılar ve mezarlık mevcuttur. Çakıt Suyu kıyısında kurulmuş Belemedik’te taş ve ahşaptan yapılmış yayla evlerinde konaklanmaktadır. Yaban hayatı yönünden hayli zengin olan yörede yabankeçisi, yabandomuzu ve yırtıcı kuşlar gözlemlenebilir. Köydeki anıt çınar ağacı 200 yaşındadır.

Tekir yaylası,

Adana-Ankara E5 karayolunun 107. km. sinde, yolun her iki yakasında çok geniş bir alana yayılmış olan yayla Pozantı ilçesine 7 km. uzaklıktadır. Şehirlerarası otobüsler ve Adana ve Tarsus’tan yaylaya yolcu taşımacılığı yapan otobüs ve minibüs yaz-kış günün her saatinde gidilebilir.

Tekir Yaylası, Bürücek ve Eski Konacık yaylaları, Akça Tekir beldenin birer mahallesi konumundadır. Çam, ardıç ve meyve ağaçları mevcuttur.

Diğer Yaylalar;

Asar yaylası,

Armutoğlu yaylası,

Pozantı yaylası,

Fındıklı yaylası,

Bürücek yaylası,

Eski Konacık yaylaları,

Akçatekir Yaylası,

http://www.gozlemci.net/

Özellikle Hükümdarlık sanatını konu alan, "Siyasetname" adlı yapıtıyla tanınan Büyük Selçuklu veziri …

Nizamülmülk, (d. 1018 – ö. 14 Ekim 1092),

Tam adı, Ebu Ali el-Hasan et-Tusi Nizamülmülk,

Arapça, Nizāmu’l-Mulk Abū ʿAli al-Hasan at-Tūsī.

Farsça, Hace Nizāmulmulk Tūsī.

Büyük Selçuklu Devleti’nin veziri ve Siyasetname adlı öğütler kitabı yazan Farsi devlet adamı, siyaset bilimcisidir.

Siyasetname, (Siyerul Mülük), Büyük Selçuklu Devleti veziri Nizamü’l-mülk’ ün eseridir. Devlet yönetiminde hayli etkili olan Nizamülmülk’ün vezirliği Alparslan ve Melikşah dönemlerinde yayılmıştır.

Nizamülmülk, 21 Zilkade 408/10 Nisan 1018 yılında İran’ın, Horasan şehrinde doğmuştur. Memleketin nizamlarının kurucusu anlamında olan Nizamülmülk ismi Abbasi halifesi Kâim bi Emrillah tarafından verildi. Nizamiye medreselerinin teşkili ve mevcut toprak sisteminin aksayan yönlerinin tadil edilmesi gibi Selçuklu devletinin müesseseleşme ve merkezileşmesi yönünde önemli sayılabilecek teşebüsslerin altına imzasını atmıştır. 1092 yılında Nizari (Haşhaşiler) tarafından öldürülmüştür. Haşhaşilerin lideri Hasan Sabbah’ın bir dönem Nizamülmülk’ün emri altında çalıştığı söylenir. Ayrıca dönemi en ünlü ilim adamlarından Ömer Hayyam ile de bağlantısı olduğu söylenmektedir.

Devlet işleriyle ilk olarak Gazne Devleti’ nin Horasan valisinin yanında çalışarak başladı ve sonrasında Alparslan’ın Belh valisinin yanında devam etti. Sonrasında da 1064 yılında Büyük Selçuklu Devleti’ne vezir olarak atandı.

Bağdat, İsfahan, Nişapur, Belh, Herat, Basra, Musul ve Amul’da ki Nizamiye Medreselerini kurdurdu. Nizamiye Medreseleri adını Nizamülmülkden almıştır ve Bağdat’taki Medresenin başına İmam-ı Gazali’yi getirdi.

İkta sisteminin mucididir. Öğrencilere sağlanan yurt ve burs hizmetlerinin mucididir. Türk devletlerinde ilk kez gelir-gider raporlarını hazırlatana kişidir. Dünyadaki ilk istihbarat teşkilatının kurucusudur. İsmi Nizamülmülk yani, Mülkün Nizamı yani, Devletin Düzeni anlamına gelir. “Adalet Mülkün Temelidir” sözünün sahibidir. Türk devlet yapısına kattığı yeniliklerle, bir cihan imparatorluğu haline gelen Osmanlı İmparatorluğu’nun kurulmasınada vesile olmuştur. Dünya tarihinin gelmiş geçmiş en büyük devlet adamlarından biri olarak kabul edilir.

11.yüzyılda, farsça yazılmış kitabın bilinen en eski nüshası bugün İran Tebriz Milli Kütüphanesindedir. Nizamü’l-mülk’ün yazdığı Siyasetnâme, yaygın ve önemli bir içeriğe sahiptir. Nizamü’l-mülk yalnız nasihat vermekle yetinmemiş, dönemindeki bazı olayları nakletmiş, Selçuklu Devleti’nin işleyişi, aksayan tarafları, alınması gereken tedbirler, müesseselere işlerlik, kazandırmak için yapılması gereken düzenlemeler üzerinde de durmuştur.

http://tr.wikipedia.org

İri taneli bir pirinç türü…

Rako,

Pirinç,

Buğdaygiller (Poaceae) familyasından mısır ve buğdaydan sonra en fazla ekimi yapılan otsu bir bitki türüdür. Bitkisine çeltik,tanesine pirinç denir. İçeriğinde bol miktarda nişasta ve vitaminler vardır. Pirinç kabuğundan “Phytine” elde edilir.Bu madde gelişmeye yardımcı olur. Zihin açıklığı sağlar. Türkiye’de pirinç ekimi 1936 yılında yayımlanmış 3039 sayılı yasa ile düzenlenmiştir. Yasaya göre, pirinç (çeltik) ekimi il ve ilçelerde kurulacak çeltik kurullarından alınacak izne bağlıdır. Tanesinin şekline göre pirinçler üç gruba ayrılır; yuvarlak taneli olanlar nişasta açısından daha zengindir. İtalya, İspanya, az miktarda da Afrika ve Asya’da yetiştirilir. Kaliteli pirinç taneleri genellikle uzun olanlardır ve İtalya, Pakistan, Hindistan ve Amerika’da yetiştirilir.

Çorba ve tatlılar için idealdir. Uzun taneli olanlar ( 6mm.’den uzun ) yarı saydamdır ve aynı oranda nişasta içermezler; bu yüzden de pişirilirken daha az yapışırlar.

Diğer Türleri;

Amberbu,

Baldo, Basmati, Bersani (Uzun taneli),

Çilav (Kokulu, yasmin türü-Yasemin Kokulu pirinç)

Dağ,

İran pirinci,

Kabuklu pirinç, Kepekli pirinç,

Moki(Japon Pirinci),

Nero-Uzun taneli,

Rako(İri taneli bir tür) ,

Sütlüaş,

Yabani pirinç,

Eski Mısır' ın en değerli içkisi olan ve kırmızı üzümden yapılan bir tür likör…

Şede,

Eski Mısırın en değerli içkisi olan ve kırmızı üzümden yapılan likör.

Mısırın firavunlarından Tutankamon’ un mezarında yapılan araştırmalarda kuru şarap izleri incelenmiş ve kırmızı şarap olduğu analizlerle belirlenmiştir. Arkeologların Mısırın en değerli içkisi Şede adı verilen likör, kırmızı üzümden yapıldığı analizlerle tespit edilmiştir. Buluntularda Kral Tutankamon zamanında Mısır’ da şarap şişelerinde ürünün adı, asma yetiştiricisinin adının belirtildiği bulunmuştur. Ancak üzümün rengi belirtilmemiştir. Eski Mısır’ da üst tabaka şarap içtiği halkın şarabı sadece festival ve özel günlerde tükettiğine dair kayıtlar bulunmuştur. Şarap özel törenlerde Tanrılara sunulmuştur. Kralların da yaşadıkları süre içinde yedikleri benzer gıda ve şarap çömlekleri ile beraber gömüldüğü arkeolojik buluntular ile belirlenmiştir.

Ayrıca, Eski Mısır’ da Firavun Tutan kamon zamanında zengin Mısırlılar ‘Kemi’ adını verdikleri palmiye şarabı ve bir çok kokulu bitkiyle hazırlanan likörleri içermişler.

Firdevsii Rumi' nin cin çağırma, fal, tılsım konularını ele alan gizli bilimlere ilişkin yapıtı …

Davetname,

Uzun Firdevsi’nin (Firdevsii Rumi) cin çağırma, fal, tılsım konularını ele alan gizli bilimlere ilişkin yapıtı (1481). Yazar sekiz bölümlük kitabın girişinde, Şemsi maarif üssağir, Mushafı kevâkib, Dakayıkı hakayık gibi arapça, farsça kaynaklardan yararlandığını belirtir Kendisi tarafından çizilen, konuları açıklayıcı resim ve şekiller minyatürden çok, halk resmi özelliğini taşır.

Eskiler, öteki dünya ile temasa yaradığına ve bilim olduğuna inandıkları faaliyetlere havas ilmi adını vermişlerdir. Kütüphanelerimizde çok sayıda elyazması havas kitabı vardır ama bu kitapların birçoğu okuyucuya asla çıkartılmaz ve kasalarda yahut dolaplarda kilit altında tutulurlar. Yasak kitaplardan ikisi; Buni Risalesi ve Davetname.

İlk kitap vefk adı verilen tılsımlarla cinlere hükmetmenin yollarını, diğeri ise yine cinler vasıtasıyla arzu edilen her işin yaptırılma usullerini anlatıyor.

Buni Risalesi,
İstanbul’daki bir elyazması kitaplığında saklanan eser, 1225 yılında ölen Cezayirli büyü álimi Ebu’l-Abbas Ahmed bin Ali bin Yusuf el-Kureşi el-Buni’ye ait. Sihir, büyü, muska, cin, yani ‘havas’ bahislerinde İslam dünyasının gelmiş geçmiş en önemli uzmanlarından olan Buni, 1208 sayfalık eserinde bu konularla ilgili bütün temel bilgileri veriyor.

Cin çağırma konusunda kaleme alınmış eserlerin başında, 15. yüzyılda yaşamış Uzun Firdevsi adındaki bir cin alimine ait olan ‘Dávetnáme’ isimli kitap gelir.

Eserin elyazması tek nüshası, bugün İstanbul’daki bir kütüphanede muhafaza altında. Kitapta, Urumhamatahayil adlı, insanı aşık etmeye yarayan bir cinden söz edilir.

Kaynak, http://www.flickr.com

Pancar …

Çükündür, (Çukundur).

Pezik,

Pancar, Şalgam.

Pancar yaprağı.

Pazı, Kırmızı pancar.

Şalgam.

Ispanakgillerden, vitamince zengin bir bitki (Beta vulgaris).

Bu bitkinin şeker elde edilen kalın ve etli kökü.

Karalahana.

İnce, uzun yapraklı, yenilen bir çeşit ot, yemlik.

Ispanakgiller familyasından, kazık köklü, iki yıllık otsu bir bitkidir. Birinci yıl sadece rozet yaprakları vardır ve çiçek açamaz. İkinci yıl boyu 50-20 cm bulan uzun boylu bir bitki olur ve tepedeki çiçekleri salkım şeklinde topluca birarada ve yeşil renklidir. Köklerinin küçük bir bölümü dışarıdan görünür. Dışı sarımsı beyaz, içi beyaz renkte, silindir şeklinde başlar ve koni şeklini alır.

Bitkinin yaprakları yemeklerde; kök ve sapları turşuda, salata, çorba, dolma ve tatlılarda yer alır. Anayurdunun Anadolu ve Kafkasya olduğu düşünülür. Bugün ülkemizde 1.5 milyon tonu aşkın şeker, şeker pancarından üretilir.

Kırmızı pancarın yaprakları kahverengimsi kızıl renkte, kökleri genellikle küre şeklinde, şeker pancarına göre küçük, dışı grimsi kırmızı içi ise kan kırmızısıdır.

Anavatanı Türkiye, Suriye, Flistin ve Mısır olduğu daha sonra buradan dünyanın diğer ülkelerine yayıldığı tahmin edilmektedir. Şeker pancarının kökleri sonbaharda sökülerek çıkarıldıktan sonra temizlenir ve şeker fabrikalarına gönderilir. Evlerde de bu pancarın köze atma ya da fırına sürme şeklinde tatlısı yapılmaktadır. Yaprağı da yeni çıkmaya başlandığında yenmektedir. Kırmızı pancar köklerinin yemeği, salatası yapılır veya suyu çıkarılır.

Şeker pancarının bileşiminde Sakaroz, betain vardır. Bileşiminde kalsiyum, magnezyum, demir, iyot, fosfor, potasyum, sodyum gibi mineraller, B grubu, C, E, P vitaminleri, şeker, betayin, asit, yağ, protein, karbonhidrat, yağ bulunan pancar çok eskiden bu yana bir besin maddesi olarak kullanılmaktadır.

Kırmızı pancar, Karaciğerin muntazam çalışmasını sağlar, idrar söktürür.

Kansızlığı giderir.

Şeker hastalığı ve vereme karşı korur.

Mide ve bağırsakları kuvvetlendirir.

Sinirleri yatıştırır.

Vücudu kuvvetlendirir.

Afganistan' ın kuzeydoğusunda dağlık bir bölge …

Kafiristan,

Yeni adı, Nuristan,

Kafiristandan Nuristan işinize gelirse !..

Afganistan’da, başkent Kabil’in kuzeydoğusunda, eski adıyla Kafiristan bölgesinde (yeni adıyla Nuristan bölgesinde), Hindikuş dağlarında bulunan Çitral’in üç vadisinde, denizden yaklaşık 3000 metre yükseklikte yaşıyorlar. Bu bölgeye Kafiristan denmesinin sebebi, Kalaş halkının animist inançlara sahip olması, tevhid inancına girmemiş olmalarıdır.

Kuzey Pakistan’daki Afganistan sınırında yaşayan kafirler, Tevhit inancına girmedikleri için ‘kafirler’ denilen ve Hindikuş dağlarındaki üç vadideki yaşam yerleri de ‘Kafiristan’ diye anılan Kalaşlar’ın, Büyük İskender’in soyundan olduğu söyleniyor ve “İskender’in kayıp soyu” adıyla da anılıyorlar.

İçki, esrar, eşcinselliğin yaygın olması ve kadınların diledikleri zaman eş değiştirmesi nedeniyle, Afganistanlılar tarafından sapkın toplum ilan edilip “kafir” ismi verilen Kalaşlar, günümüzde yaklaşık 3 bin nüfusa sahipler. İlgi çekici ayrıntı ise olan ise halk tarafından Kâfiristan olarak anılan bölge isminin, Afganistan’ı 1880-1901 yılları arasında yöneten Abdurrahman Han tarafından 1895’de ‘Nuristan’ yani Işık Ülkesi olarak değiştirilmiştir.

Tarihten bu yana yakınlarındaki Müslümanlar köylerle sorunsuz yaşayan Kalaşların büyük bir bölümün zaman içinde Müslüman oldukları belirtiliyor.

Sapkınlıklarla dolu geleneklerine devam eden Kalaşar ise son zamanlarda baharın gelişini kutladıkları, “Josi Mela” adını verdiği festivaldeki eğlenceleriyle uluslar arası medyanın ilgilisini çekmeyi başarmış durumdalar.

Çukurova' nın güneyinde, Türkiye' nin bir deltada oluşmuş en büyük gölü …

Akyatan,

Ağyatan,

Adana ilinin Karataş ilçesi sınırları içerisinde yer almaktadır. Adana’ya 48 km. mesafededir. Doğu Toros’lardan çıkan binlerce kaynak birleşip Anadolu’nun iki uzun nehri olan Seyhan (560 km) ve Ceyhan (509 km) nehirlerini oluştururlar. Bu nehirler Akdenize dökülürken Türkiye’nin en verimli ovası olan Çukurova’yı oluştururlar.

Sürekli yatak değiştiren bu nehirler denize yaklaştıklarında bataklık, göl ve lagünler oluştururlar. Seyhan nehrinin doğusu ile Ceyhan nehrinin batısında yer alan Akyatan ve Ağyatan gölleri ile çevresindeki lagünler özellikle Kuzeyden Güneye, Güneyden Kuzeye göç eden yüzlerce çeşit kuşa evsahipliği yaparlar.

Çukurova’ daki en büyük lagündür. 1998 yılında, özellikle su kuşları yaşama ortamı olarak uluslararası öneme sahip sulak alanların korunması sözleşmesi olan Ramsar sözleşmesi kapsamına alınmıştır.

Kıyı Kuşu (yağmur kuşu), Saz horozu, kocagöz, yazördeği, akça cıbılıt, mahmuzlu kızkuşu, küçük sumru, suna, fiyu, dikkuyruk, elmabaş patka, sakarmeke, Küçük kumkuşu, Kara karınlı kumkuşu, Döğüşken kuş, Flamingo, Suçulluğu, Kızılbacak, Yaz ördekleri, Elmabaşlar, Yeşilbaşlar, Çamurcun, Dikkuyruk, Turaç, İbibik, Turna, Yeşil Arıkuşu, Alaca Balıkçıl, Üveyik gibi kuş türlerini barındırır. Nesli tamamen tükenmeye yüz tutmuş olan turaç ve deniz kaplumbağalarının, çok sayıda flora ve faunanın bulunması bilimsel çalışmalar için Akyatan Lagünü’ nün önemini daha da arttırmaktadır.

Deltadaki göl ve lagünler, Akdeniz’in su düzeylerinin değişmeye başladığı 4. dönemin sonunda (10.000 yıl önce)oluşmaya başlamıştır. Akyatan gölünün bulunduğu yerde, deltayı oluşturan nehirlerin yataklarından taşmasıyla geniş bir bataklık oluşmuştu. Bataklık, daha sonra dalgaların taşıdığı kumların zamanla kıyıda oluşturduğu kordonla denizden ayrılmış ve bugünkü görünümünü almıştır. Tipik bir alüvyal baraj gölüdür.

Akyatan gölü, Türkiye’nin en büyük lagün gölüdür. Ortalama su seviyesindeki alanı 4.900 hektardır. Yaz boyunca gölü besleyen suların azalması ve yüksek buharlaşma nedeniyle göl alanı çok küçülmektedir. Suyun çekildiği alanlarda geniş çamur düzlükleri oluşmakta ve yaz sonuna doğru tamamen kurumaktadır. Çamur düzlükleri özellikle gölün batı ve kuzeydoğu kesimlerinde oluşmakta, Kapıköy yakınlarındaki bazı adalar ise karayla birleşmektedir.

Göl, güneybatıdan çıkan 2 km.lik dar bir kanalla denize bağlanmaktadır. Göl sularının yüksek olduğu dönemlerde kanal vasıtasıyla gölden denize, düşük olduğu dönemlerde ise denizden göle doğru su akışı olmaktadır. Bu nedenle göl suyundaki tuzluluk mevsimlere göre değişiklik göstermektedir. Kışın ve ilkbaharda, drenaj kanalları ile taşınan sular ve yağışların etkisi ile göl suyu tatlılaşmakta, yazın ise yüksek buharlaşma ve denizden göle olan su girişi nedeniyle tuzluluk artmaktadır. Ayrıca, tuzluluk denize bağlantının olduğu kesimde daha yüksek, sızıntı ve drenaj sularının etkili olduğu kuzey kesimlerde ise daha düşüktür.

Göl ile deniz arasında yer yer genişliği birkaç km’yi, yüksekliği ise 20 m’yi bulan Türkiye’nin en büyük kumulları yer almaktadır. Yer yer birkaç sıra halinde olan kumul tepeleri arasında deniz seviyesinin altında oluklar (çukurlar) bulunmaktadır. Bunlar yağışlı dönemlerde suyla dolarlar. Ayrıca, kumulların kuzeydoğusunda hiç kurumayan ve ekolojik açıdan önemli tatlısu birikintileri ve bataklıkları vardır. Göl kıyılarında genişlikleri tatlısu sızıntılarına bağlı olarak farklılıklar gösteren bataklık ve sazlık alanlar bulunmaktadır. Gölün kuzeyi geniş tarım alanları ile çevrilidir.

Tıp dilinde delidana hastalığının kısa yazılışı…

Bse, (İng. BSE).

Deli Dana Hastalığı,

Bovine Spongiform Encephalopathy – BSE.

Sığırların süngerimsi beyin hastalığı.

Deli dana hastalığı, ilk kez İngiltere’de ortaya çıkan sığır etinden insana bulaşan bir hastalıktır. Deli dana hastalığının başlıca nedeninin hayvancılığın bir sanayi haline geldiği Avrupa’da sığırların ot yerine etle beslenmesi olduğu sanılıyor.

Avrupa ülkelerinde et ve süt hayvanları ucuz ve karlı olduğu gerekçesiyle, giderek artan biçimde, bitkisel yemler yerine kemik tozu ve insan tüketiminde kullanılmayan artık etlerden imal edilen yemlerle besleniyor. Birçok bilim adamı doğal beslenme biçimine aykırı bu diyetin tehlikeli hayvan hastalıklarının yayılmasına neden olduğunu düşünüyor. Deli dana hastalığı olan hayvanın etinden ve sütünden insana bulaşabiliyor. Kadavra beyinlerinden elde edilen ve kullanılan hormonlar, göz için yapılan kornea nakilleri, beyin cerrahisi ameliyatlarında kullanılan aletler hastalığın bulaşmasına neden olabiliyor. İnsandan insana bulaşma olasılığı azdır. Fakat nadirde olsa insandan insana bulaşma vakalarına rastlanmıştır.

Sığırların beyinlerinde süngerimsi biçimde dejeneratif değişiklerin oluşmasıyla belirgin hastalıktır. Hastalığa yakalanan sığırların hareketlerinde anormallik olduğu için, bu hastalığa halk arasında “deli dana” hastalığı adıyla söylenmiştir. İnsana bulaşan hastalığın adı Creutzfeldt-Jacob kısaca CJ olarak biliniyor.

Hayvanlarda, hastalığın ilk belirtileri genellikle bulaşma tarihinden 4-6 yıl sonra görülüyor. İlk belirtiler, hayvanın temas sırasında çok korkması, dişlerini gıcırdatması ve saldırgan davranışlar göstermesi. Hastalığın ileri safhasında sığırlar, burunlarını ve böğürlerini anormal bir biçimde yalar, kulak hareketleri hızlanır, baş ve kulakların duruşu anormalleşir. Hayvanlar çok fazla titrer ve bacaklarını kontrol edemezler. Çok kaşındıkları için, genellikle kafa derileri yaralanmıştır. Sığırlar, hastalığın son safhasına doğru düşer ve felç olur. Hastalığın başladığı tarihten 2-3 ay sonra da ölürler.

İnsanlarda deli dana hastalığının belirtileri;

Unutkanlık ve zihin performansında düşüklük,
Depresyone ve şizofreniye benzeyen psikiyatrik belirtiler görülür.
Kısa süreli hafıza kaybı ve sonrasında bunama başlar.
Hastaların yaklaşık yarısında ciltte yapışkanlık hissi gibi çok nadir rastlanan bir şikayet bulunur.
Daha sonra hareketlerde düzensizlik, yürüme güçlüğü, istemsiz hareketler ortaya çıkar.
Yaklaşik olarak 14 ay süren hastalık dönemi boyunca belirtiler şiddetlenir ve sonuçta hastalar kaybedilir.
Bu gün için hastalığın ilerlemesini önleyen hiçbir tedavi yöntemi bulunmuyor.

Halk dilinde mürver ağacına verilen ad …

Yalankoz,

Melesir,

Patlangıç,

Mürver,

Alacalı,

Elder,

Sambucus,

Sanmelek,

Santal,

Holunder,

Hanımeligiller familyasından; türlerinin çoğu kış aylarında çiçekleri döken çalı veya ağaççık halinde odunsu, ender olarak da otsu karakterde olan bir bitki cinsidir. Sürgünlerinin geniş bir özü vardır. Tomurcukları bol sayıda pullarla örtülmüştür. Çiçekleri beyazdır. Meyveleri kabuksuz tane şeklindedir. 20 kadar türü vardır. Yurdumuzda doğal olarak bulunur. Yaprakları uçucu yağ, şekerler ve bazı organik asitler taşır. Meyvelerinde acı madde, tanen, şekerler, valerian asidi ve bol miktarda renk maddesi bulunur. Yapraklar ve meyveler müshil olarak kullanılır. Köklerinde müshil tesiri vardır.

Çiçekleri terletici ve hafif yatıştırıcıdır. Kullanılan kısımları; yaz aylarında toplanıp, kurutulur. Kabızlığı giderir. Ateşi düşürür. Vücuda rahatlık verir. İdrarı çoğaltır. Anne sütünü artırır. Nezlede faydalıdır. Güneş yanıklarında da faydalıdır.

İzmir' in Dikili ilçesinde bir kaplıca…

Nebiler kaplıcası,

İzmir Dikili ilçesi, Dikili ilçesine 12 km. uzaklıkta, Dikili-Ayvalık yolundan 4 km. içeride bulunan bu kaplıcanın suyu 55–75 derece arasında değişmektedir. Kaplıca suyu hidroasetat iyonu içermektedir. Kaplıcanın suyu ağrı dindirici özelliğinden ötürü banyo uygulamalarında kullanılmaktadır.

Bademli Kaplıcası,

Dikili ilçesine bağlı 15 km mesafedeki Bademli köyündedir. Suyun sıcaklığı 41 derece olup arsenik ve hidroasetat bulunmaktadır. Burada eski bir hamamın kalıntıları vardır.

Kaynarca Çamuru,

Dikiliye 10 km mesafededir. Kadın hastalıkları ve deri hastalıkları tedavisindi kullanılmaktadır.

İzmir’de, Dikili ilçesinde Nebiler Kaplıcası ve Bademli Ilıcaları, Menemen’de Deniz ve Ilıcagöl ılıcaları, Tire’de Tavşan Adası Ilıcası, Çeşme’de Şifne Kaplıcası, Seferihisar’da Cumalı, Karakoç ve Kelalan ılıcaları, Urla’da Malkoç İçmeleri ve Gülbahçe Ilıcaları da bulunuyor.

Sambaya benzer, Haiti kökenli bir dans…

Merenge,

Merengue (okunuşuyla merenge).

1850 yılına doğru Dominik Cumhuriyetinde doğmuş bir dans ve müzik türüdür. Günümüzde Latin dans okullarında öğretilen dans türlerinden biri olan Merenge en kolay öğrenilen Latin dansıdır. Merenge müziği günümüzde özellikle Porto Rikolu müzisyenlerce yorumlanmakta ve icra edilmektedir. Merenge, küçük ve kalabalık dans salonlarına uygun, oldukça hareketli, öğrenmesi kolay, doğaçlamaya açık bir eğlence dansıdır. Salsa’da olduğu gibi, kıvrak kalça hareketleri barındırır. Diğer danslardan esinlenen hareketlerden dolayı geniş bir hareket dağarcığına sahiptir.

Merenge dansının upa habanera adlı dans türünden kaynaklandığı sanılmaktadır. Merenge, Dominik Cumhuriyetinin yerel dansı olmakla beraber komşu ülke Haiti’ nin de etkisinde kalmıştır. Merenge dansının adımlarının kısa, sürünür biçimde olması, bu dansın ilk kez ayakları zincirli kölelerce oynanmış olmasının öne sürülmesine yolaçmıştır.

Dansın kökeninin iki popüler hikâyesi vardır:

İlk hikayeye göre bu dans zincirlenmiş olan kölelerin hareket edebilme arzusuyla yaptıkları davranışları konu alır.
Diğer hikaye ise bu dansın ülkedeki bir devrim sırasında bacağından vurulan bir kahramanın eve dönüş partisinde yandaşlarının zıplayarak ve bir bacaklarını sürükleyerek yaptıkları hareketleri temsil ettiğini söyler.

Merenge çiftler halinde veya grupça yapılan bir Latin dansıdır. Günümüzde dans pistlerinde genellikle çiftler halinde yapılmaktaysa da, orijinal halinde grupça, bir çember oluşturularak yapılmaktaydı. Hızlı ayak hareketleri ve omuzların silkilme hareketi dansın karakterini oluşturur. Merenge, özellikle 19. yüzyıl ortalarında popüler hâle gelmiştir.

Merenge, küçük ve kalabalık dans salonlarına uygun, oldukça hareketli, öğrenmesi kolay, doğaçlamaya açık bir “eğlence” dansıdır. Salsada olduğu gibi, kıvrak kalça hareketleri barındırır. Diğer danslardan esinlenen hareketlerden dolayı geniş bir hareket dağarcığına sahiptir.

Merenge dansında ayaklar yerden çok kısa bir mesafe (yaklaşık 2 cm. kadar) kaldırılır ve adımlar yerinde sayar gibi atılır. Bir sağ ayak, bir sol ayak hareket eder. Başka hiçbir karmaşık adım biçimi yoktur. Bu yüzden adımı en basit danstır. Bu ayak hareketlerinin sadeliği kol ve vücut figürleriyle süslenerek dans hareketleri zenginleştirilir.

Merenge müziği çok değişik stillere sahip olmasına rağmen tümünde keskin bir çabukluk ve sürekli tekrarlandığını hissettiren ritimler vardır.

Merenge müziğini çalan bir orkestrada genellikle şu çalgılar bulunur,

Akordiyon, güira, büyük davul, ikili küçük davul, bazen marimba ve bandurria. Merenge önceleri tumba burjuvazi tarafından aşağılanmış bir kırsal kesim dansıydı. Bu aşağılanma diktatör Rafael Trujillo’nun bu dansı ulusal dans olarak ilan etmesiyle son bulmuştur.

1970’li yıllarda salsa akımının da etkisiyle merenge modernleştirilmiş ve merenge çalan orkestralara piyano, trombon , saksofon, synthesizer ve bas gitar da girmiştir. Merenge’nin, öteki Karayip müzikleri ile karşılaştırıldığında, hızlı bir dizemi vardır. Merenge şarkıcılarına örnek olarak Elvis Crespo, Juan Luis Guerra isimleri sayılabilir.

Merenge çiftler hâlinde değil, bir çember hâlinde yapılır. Hızlı ayak hareketleri ve omuzların silkilme hareketi dansın karakterini oluşturur. Merenge, özellikle 19. yüzyıl ortalarında popüler hale gelmiştir.

Kaynak:http://tr.wikipedia.org/

Halk dilinde kızılcığa verilen ad…

Kiren,

Ergen,

Zoval,

Kızılcık,

Ekşi Kiraz,

Kiren, Halk dilinde kızılcık ağacına ve meyvesine verilen ad.

Kızılcık (Cornus mas), kızılcıkgiller (Cornaceae) familyasından bir ağaç türü.

Isparta ve Eskişehir’de Ergen, Sinop ve Samsun çevresinde Kiren olarak anılır.

En fazla 5-8 m boy yapar. Sarı renkli küçük Çiçekler açar. Meyveleri kırmızı renkli, eliptik şekillidir. Kızılcık ağacı kuru, balçıklı topraklarda yetişir, çoğalması tohumlar yardımıyla gerçekleşir.

Kızılcık meyvelerinin tadı ekşi olup, taze ya da kurutulmuş olarak tüketildiği gibi, tarhana, hoşaf, reçel ve marmelat yapımında da kullanılmaktadır. Odunu lifli olup çok esnek ve dayanıklıdır, yoğunluğu fazla olduğundan suda batar. Baston ve sopa yapımında kullanılır. Kızılcık sopası ile dövülenler iflah olmaz. Ayrıca vücutta iz bırakmaz. Kabuğundan boya, yapraklarından tanen elde edilir. Bahçe ve parklarda süs bitkisi olarak da yetiştirilir. Kızılcık meyvesi şeker ilave edilmiş suda kaynatılıp, kapalı kaplarda uzun süre saklanabilir ve yemek arasında içecek olarak tüketilebilir.

Koyun ya da keçi den sağılarak içilen çiğ süt …

Köremez,

Çiğ sütle, yoğurt karıştırılarak pişirmeden yapılan bir çeşit yiyecek.

Ankara yöresine özgü bir yemek.

İçine ekmek doğranmış ayran.

Koyun ya da keçiden sağılarak içilen çiğ süt.

Koyulaşmış koyun ve keçi sütü.

İçine ekmek doğranmış şekerli süt.

Süt içine kavrulmuş buğday atılarak yapılan yemek.

Ayran ya da yoğurt karıştırılmış süt.

Ayranla pişmiş süt karıştırılarak yapılan yiyecek.

Yoğurtla sütü karıştırarak yapılan yemek.

Keçinin erkeği, teke.

1 67 68 69 70 71 77