Sarımsak, sarmısak …

Sarımsak, (İng. garlic ).
Sarmısak, (Osm. tüm, sarmısak),
Süm,
Tüm,

Sarımsak, (Allium sativum). Lat. Allium sativum
Zambakgillerden, 25-100 santimetre yüksekliğinde, yapraklarında, saplarında ve toprak altındaki soğanında kokulu yağ bulunan bir kültür bitkisi.
Zambakgiller (Liliaceae) familyasından, çiçekleri uçta şemsiye şeklinde olan, taze ya da kuru olarak yenen, soğanlı, çok yıllık bir kültür bitkisi.
Zambakgiller familyasından, çiçekleri uçta şemsiye biçiminde olan, soğanlı, kandaki yüksek serum kolesterolü ve trigliserit seviyesiyle damar tıkanıklığı riskini azaltan etkiye sahip çok yıllık kültür bitkisi.
Bu bitkinin baharat olarak kullanılan dişli bölümü.

Sarımsak veya sarmısak (Allium sativum L.),
25-30 cm yükseklikte, yeşilimsi beyaz veya pembe çiçekli, otsu bir kültür bitkisidir. Nadir olarak tohum bağlar. Bu nedenle soğancıkları (diş) ile üretilir. Ülkemizde “Beyaz sarımsak” ve “Siyah sarımsak” olmak üzere 2 çeşit yetiştirilmektedir. Vatanının orta Asya stepleri olduğu sanılmaktadır. Beyaz veya pembemsi renkli, az adette soğancıkdan (diş) meydana gelir. Dişlerin hepsi bir arada bir kabuk tarafından sarılmışlardır. Çok kuvvetli ve keskin bir kokusu ve yakıcı bir lezzeti vardır.

Sarımsak yıllık bir bitkidir. Soğan, yabani soğan, zambak ve pırasa ile akraba olan sarımsak doğada yabani ortamda yetişmez. Tarih boyunca bir kültür bitkisi olduğu, olasılıkla güneybatı Asya’da doğada yetişen Allium longicuspis türünden türetilmiş olduğu düşünülmektedir.

Sıklıkla “sarmısak” olarak da anılan sarımsağın en iyi kaliteye sahip olanı, germanyum ve selenyum bakımından zengin topraklarda yetişir.

Bileşim:
Karbonhidratlar (sakkaroz, glikoz), vitaminler (A, B, C ve E) ve eterli uçucu yağ (alliin, allicin, ajoen) , scordein, selen ile dişilik ve erkeklik hormonlarına benzer maddeler taşımaktadır. Bu uçucu yağda özellikle allil disülfür bulunmaktadır. Bu bileşik kükürtlü bir amino asit olan alliin’in alliinaz isimli ferment etkisi ile parçalanarak allicin’i vermesi, allicin’in de, su buharı veya su karşısında, allil disülfür’e dönüşmesi sonucu meydana gelir. Sarımsağa özel koku ve lezzeti veren taşıdığı kükürtlü uçucu yağdır. Türkiye’de sarımsak üretiminin en yoğun yapıldığı yer Kastamonu ilinin Taşköprü ilçesidir. Raf ömrü uzun tadı ve kokusu keskindir. Taşköprü sarımsağının büyük kısmı ilaç fabrikalarına antibiyotik imalatı için verilmektedir. Raf ömrü çok uzun olan Taşköprü sarımsağı bir yıl süreyle soğuk hava depolarına ihitiyaç duyulmadan saklanabilmektedir.

Sarımsak içindeki allisin bileşiğinden kaynaklanan özgün ve ağır bir kokuya sahiptir. Bu koku pişirme ile kısmen giderilebilir. Kokusu giderilmiş olan sarımsak yağı, tozu veya kapsülleri de piyasada mevcuttur.

Eski çağlardan beri bilinen ve kullanılan bir drog’dur. Orta çağda özellikle salgın hastalıklar (kolera, veba gibi) ile mücadelede kullanılmıştır. Antiseptik, idrar artırıcı, safra salgılarını artırıcı, solucan düşürücü (özellikle askarit ve oksiyürlere karşı), iştah açıcı, tansiyon (kan basıncı) ve kolesterol düşürücü, kanı sulandırıcı ve bağışıklık sistemini güçlendirici etkilere sahiptir. Antiseptik (mikrop öldürücü) etki taşıdığı allicin’den ileri gelmektedir. Antiseptik ve bağışıklık sistemini güçlendirici etkisi; tarihçi Herodot’a göre eski Mısırlılar tarafından da bilinmekteydi. Çünkü Mısırlılar piramitlerin yapımında çalıştırdıkları işçilere her öğün sarımsak, soğan ve turp yediriyorlardı. II. Dünya savaşı sırasında, yaralandıkları zaman yaralarının mikrop kapmasını önlemek için, ezerek yaranın üzerine konmak üzere Rus askerlerine sarımsak verilmiştir.

Hazar Denizi' nin, zengin petrol ve doğalgaz alanı olan bölgesine verilen ad …

Şahdeniz,
Hazar Denizi,

Hazar Denizi Avrupa ve Asya Kıtaları arasında dünyanın en büyük iç denizidir.
Eski adı Casprum veya Hyracnıum Mare’dir. Hazar Denizinin güney kıyılarının bir kısmı İran’ a aittir. Geri kalan kısmı Rusya Federasyonu, Türkistan, Kazakistan, Azerbaycan toprakları içerisindedir. Uzunluğu 1200, genişliği 300 kilometredir. Açık denizlerle irtibatı yoktur. Bu yüzden de su seviyesi devamlı değişir. 1930 ile 1957 seneleri arasında denizin seviyesi normalden 26 m alçalmıştır. Su seviyesinin deniz seviyesinden aşağıya düşme sebebi, buharlaşma artarken yağışların da azalmasıdır.

Bir de, denize dökülen suların % 80’ ini sağlayan Volga Nehrinin sulama ve endüstride kullanılma maksatlarıyla başka yöne kanalize edilmesi mühim bir sebeptir. Su seviyesini normal hale getirmek için yapılan gayretler neticesiz kalmıştır. Kuzey kesimi sığdır. Burada mersinbalığı çok çıkar. Bundan bol miktarda havyar elde edilir. En derin yeri 978 m olup, güneydedir. Suyu tuzludur. Ortalama tuz oranı % 0,13’ tür. Sülfat oranı da yüksektir. Doğu kıyılarındaki geniş sığ bir bölgede sodyum sülfat yatakları bulunmaktadır. Hazar Denizi kış ayları hariç ana ulaşım güzergahıdır. Kuzeydeki sığ kesim kış ayları boyunca donar. Buradaki önemli limanlar Bakü, Kasnovodik ve Volga deltasında Astrakhan’ dır. Bunlar arasında demiryolu bağlantısı vardır. İran’a ait kısımda en önemli liman Bender Sah’tır.

İklimi bölgelere göre değişiklik göstermektedir. Kuzey bölümünde kara iklimi, orta ve güney bölümünde ise ılıman iklim hakimdir. Yaz aylarında ortalama sıcaklık 24°C-26°C arasında değişir.Kış aylarında ise -10°C ile +10°C arasındadır. Ortalama senelik yağış miktarı 200-1700 mm arasındadır.

Hazar Denizinde, Türkistan kıyısında Kuları, Kalpin, Çeleken, Aşur Ada, Koğurçı; Azerbaycan kıyısnda Pir Allani, Nogaras, Bakü Adası, Kum Zire, Taş Zire, Sarı; Dağıstan; kıyısında Çeçen Adaları vardır. Bunlardan Çeleken ve Pir Allani’de petrol üretilmektedir.

Hazar Denizine dökülen belli başlı ırmaklar şunlardır.
Kuzeyde; Volga, Ural ve Emba
Doğuda; Etrak
Batıda; Kuma, Terek, Sulak, Samur, Kur, Astara çayı,
Güneyde; Kızıl ören ırmağının Gılan ve Sefidrüd kolları.

Kaynak: Rehber Ansiklopedisi

Çin müziğine özgü bir tür lavta …

Pipa,
Çin lavtası,

Kısa saplı bir Çin lavtası.
Çin’e özgü, dört ya da beş telli lavta.
Çin müziğine özgü dört veya beş telli lavta.

Pipa,
Armut biçimli gövdesi olan 30 perdeli dört telli ud’ a benzer bir Çin çalgısıdır. Müzisyen aleti dik tutararak ve sağ elinin her parmağına bağlı beş küçük mızrapla çalar. Pipa’ nın en az 2.000 yıl geçmişe sahip olmuştur. Bu müzik aleti son derece geniş dinamik bir alanda ve son derece zengin ve etkileyici bir biçimde günümüze kadar kullanıla gelmiştir.

Özgün pipa İkinci yüzyıl M.Ö.’ den bu tarihe kadar gelmiştir. Pipa anlamı şiir ve çizimleri tasvir eden yatay olarak düzenlenen ve ileri ve geriye doğru çalınan bir araç anlamına pi, ipliklerini koparma şeklinde çalma anlamına pa olarak adlandırılmıştır. Pipa Çin’ e has bir müzik aletidir.

Çin halkı kendi geçmişini yeniden keşfetmek için pipa gibi klasik aletleri, bir çoğu zamanla kaybolmaya yüz tutmuş kompozisyonlar ve bestelerle dinlemek zevk vermektedir.

Bazı çağdaş sanatçılar da yeni nesil oluşturmak için Batı sesleri ile tümleştirmek üzere pipa ile müzik yapmaya başlamışlardır.

"Çin nehir yunusu" da denilen ve soyu tükenmek üzere olan yunus balığı cinsi …

Baiji,
Baiji tun,
Çin nehir yunusu (Lipotes vexillifer),

Lipotidae familyasının tek üyesi olan bazı kaynaklara göre nesli kısmen tükenmiş bir yunus türüdür. Dünyanın en çok soyu tükenme riski altında olan deniz memelisi olan Çin deniz yunusu en son Eylül 2004 tarihinde görülmüştür.

Her ne kadar Çin’de “Yangtze’nin Tanrıçası” adı verilen bu yunus türünü korumak için çaba sarfedildiyse de son yıllarda yunus sayısı oldukça önemli oranlarda azaldı. 2006 yılı sonunda Yangtze nehrinde yapılan yunus araştırması sonucunda bir tane yunus bile karşılaşılmayınca soyu kısmen tükenmiş sayılmıştır. Erişkin Çin nehir yunuslarının boyu erkeklerde yaklaşık 2,3 metre, dişilerde yaklaşık 2,5 metre civarındadır ve bugüne kadar ölçülen en uzun boy 2,7 metredir. Ağırlık olarak 135-230 kilogram arasında olan yunusların doğadaki ortalama yaşam süreleri 24 yıl olarak tahmin edilmektedir. Erkekler cinsel olgunluğa dört yaşında, dişiler de altı yaşında erişir. Her seferinde tek yavru doğuran dişi yunusların hamilelik dönemi 10-11 ay arasındadır ve iki doğum arasında iki yıllık bir süre bulunur. Yavru yunuslar doğduklarında 80-90 santimetre civarındadır ve 8 ile 20 aylık bir süre boyunca anneleri tarafından bakılır. Tehlikeden kaçarken 60 kilometre/saatlik bir hıza ulaşabilen Çin nehir yunusları normal şartlarda 10 ile 15 kilometre/saat hızlarda dolaşır. Görme ve işitme duyularının zayıflığı nedeniyle yunus yönbulma için genellikle sonar özelliklerini kullanır.

Tarihsel olarak Çin nehir yunusu, Yangtze Nehrinin Şangay şehrine yakın olan ağzından orta ve batıda Yiçang şehrinin bulunduğu yukarı kısımlarına kadar olan 1.700 kilometrelik bir bölgede yaşamaktaydı. Bu alan şu anda her iki taraftan da birkaç yüz kilometre azalmış ve Yangtze Nehrini besleyen Dongting ve Poyang gölleri arasında kalan Yangtze’nin ana kolu üzerine sıkışmıştır.

Fosil kalıntılarına göre yunusların Pasifik Okyanusundan Yangtze Nehrine yirmi milyon yıl önce göçettikleri tahmin edilmektedir. Tatlı suyu yaşam alanı olarak seçtiği bilinen dört yunus türünden biridir.

Boto ve La Plata Yunusunun da arasında bulunduğu diğer üç tür Güney Amerika’da Rio de la Plata ve Amazon nehirleriyle Hindistan’ da Ganj ve İndüs nehirlerinde yaşamlarını sürdürmüştür.

MÖ 3. yüzyıl civarlarında eski sözlük Erya ‘da tanımlandığında yaklaşık olarak 5.000 Çin nehir yunusu bulunduğu tahmin edilmiştir. Bir Çin masalına göre sevmediği bir adamla evlenmeyi reddeden ve ailesi tarafından nehirde boğulan bir prenses Çin nehir yunusu olarak yeniden doğmuştur. Barış ve gönenç simgesi olarak görülen yunusa “Yangtze’nin Tanrıçası” takma adı takılmıştır.

Kaynak, http://www.turkcebilgi.com/ansiklopedi

Amazon ormanlarında yaşayan bir maymun türü …

Saki,
Pithecia monachus.
Tüylü Saki Maymunu,
Keşiş maymunu,
Sık Amazon ormanlarında yaşayan, kalın, siyah kürklü, yalnızca meyve ile beslenen maymun.

Amazon’da yaşayan tüylü saki maymunu zamanının hemen hemen hepsini ağaçların üzerinde geçirir. “Keşiş maymunu” olarak da bilinmesinin nedeni ise yüzünün çevresindeki tüylerdir.
Bu canlılar insanlar tarafından beslenmemektedir.
Bunun nedeni ise paniklemeye çok yatkın olmaları ve en ufak bir korku duyduklarında bile şoka girip ölebilme özellikleridir.

Kaynak; http://www.enteresan.com

Osmanlı devletinde kıdemsiz kapıkulu askerlerine verilen ad…

Karakullukçu,
En Kıdemsiz Yeniçeri Eri
Yeniçeri ocağı bölük ve ortalarında odaları ve odaya gelen konukların ayakkabılarını temizlemek, yemek kaplarını yıkamak ve benzeri işler görmekle yükümlü er.

İşçi, gündelikçi,
Yeniçeri, (Osmanlı Türkçesi: Yeni asker)
Osmanlı Devleti’ nde askeri bir sınıf.

Orhan Gazi veya I. Murad dönemlerine dayandıran görüşler bulunmaktadır. Yeniçeriler, Padişah’ a bağlı Kapıkulu Ocakları’ nın piyade kısmıdır. Osmanlı Devleti’ nin sınırlarının genişlemesi ile, kuruluşundan bir süre sonra gayr-i müslim çocukların 8-18 yaşlarında alınarak müslüman bir asker yetiştirilmesi (devşirme) ile oluşturulmaya başlanmış, 17. yy’dan itibaren tekrar müslümanlardan da Acemi Ocağı’na alım yapılmaya başlandı. Devletin ilk yüzyıllarında çok yararlı olan ve Türklerin Rumeliye yerleşmesinde etkili olan bu sistem, daha sonra bozulması ile değişik sorunları birlikte getirdi. Yeniçeri ocağı II. Mahmud tarafından 1826’ da kaldırıldı. Yeniçeriler barış zamanında İstanbul’ u korur, savaş zamanında Padişah’ ı korurlardı. Ayrıca devletin farklı bölgelerinde konumlanmış yeniçeri birlikleri de vardı.

Karakullukçu tabiri, hizmetlerinde bu­lundukları yeniçerilerin aynı zamanda kul adıyla anılmış olmasına dayanır. “Onlara hizmet eden” anlamında kullukçu ve yaptığı işin bir ayak hizmeti olması dola­yısıyla karakullukçu şeklinde adlandırı­lan bu görevlilerin ayrıca inzibat noktala­rında görev yaptıkları bilinmektedir. Bu hizmet zamanla Ön plana çıkarak asayiş ve güvenliği sağlayanları ifade eder bir anlam kazanmıştır.

Karakullukçuluk görevi muhtemelen Fâtih Sultan Mehmed zamanında ortaya çıkmıştır. Nitekim bu dönemde Yeniçeri Ocağfnin yeniden tanzimi sırasında her koğuşa aşçı. alemdar, vekilharç, odabaşı ve çorbacı gibi zabitler tayin edilirken her 100 nefer için acemi oğlanlarının ocağa alınanları arasından on karakullukçu ve­rilmiş, bunların da başına bir başkarakullukçu getirilmişti. Acemi oğlanlarından kapıya çıkan (bedergâh) neferlere “kara­kullukçu acemi oğlanı” denir.

Karakullukçular resmi günlerde başla­rına kavuk, sırtlarına kollu bir nevi cepken demek olan kırmızı renkte salta ile siyah nimten kullanılardı. Altlarına şalvar, dizlerine beyaz tozluk, ayaklarına da kırmızı yemeni gi­yerlerdi. Bellerine geçme pirinç levhalar­dan bir kemer bağlayıp saltaların sağ ta­rafını sarı ipek püsküllerle süslerlerdi. Başlarına giydikleri nefer kalafatı, adi bir kavuğa açık kahverenginde astar sarılmasıyla oluşmuş bir serpuştan ibaretti.

Osmanlı devletinde kıdemsiz kapıkulu askerlerine verilen ad…

strong>Karakullukçu,
En Kıdemsiz Yeniçeri Eri
Yeniçeri ocağı bölük ve ortalarında odaları ve odaya gelen konukların ayakkabılarını temizlemek, yemek kaplarını yıkamak ve benzeri işler görmekle yükümlü er.

İşçi, gündelikçi,

Yeniçeri, (Osmanlı Türkçesi: Yeni asker)
Osmanlı Devleti’ nde askeri bir sınıf.
Orhan Gazi veya I. Murad dönemlerine dayandıran görüşler bulunmaktadır. Yeniçeriler, Padişah’ a bağlı Kapıkulu Ocakları’ nın piyade kısmıdır. Osmanlı Devleti’ nin sınırlarının genişlemesi ile, kuruluşundan bir süre sonra gayr-i müslim çocukların 8-18 yaşlarında alınarak müslüman bir asker yetiştirilmesi (devşirme) ile oluşturulmaya başlanmış, 17. yy’dan itibaren tekrar müslümanlardan da Acemi Ocağı’na alım yapılmaya başlandı. Devletin ilk yüzyıllarında çok yararlı olan ve Türklerin Rumeliye yerleşmesinde etkili olan bu sistem, daha sonra bozulması ile değişik sorunları birlikte getirdi. Yeniçeri ocağı II. Mahmud tarafından 1826’ da kaldırıldı. Yeniçeriler barış zamanında İstanbul’ u korur, savaş zamanında Padişah’ ı korurlardı. Ayrıca devletin farklı bölgelerinde konumlanmış yeniçeri birlikleri de vardı.

Karakullukçu tabiri, hizmetlerinde bu­lundukları yeniçerilerin aynı zamanda kul adıyla anılmış olmasına dayanır. “Onlara hizmet eden” anlamında kullukçu ve yaptığı işin bir ayak hizmeti olması dola­yısıyla karakullukçu şeklinde adlandırı­lan bu görevlilerin ayrıca inzibat noktala­rında görev yaptıkları bilinmektedir. Bu hizmet zamanla Ön plana çıkarak asayiş ve güvenliği sağlayanları ifade eder bir anlam kazanmıştır.

Karakullukçuluk görevi muhtemelen Fâtih Sultan Mehmed zamanında ortaya çıkmıştır. Nitekim bu dönemde Yeniçeri Ocağfnin yeniden tanzimi sırasında her koğuşa aşçı. alemdar, vekilharç, odabaşı ve çorbacı gibi zabitler tayin edilirken her 100 nefer için acemi oğlanlarının ocağa alınanları arasından on karakullukçu ve­rilmiş, bunların da başına bir başkarakullukçu getirilmişti. Acemi oğlanlarından kapıya çıkan (bedergâh) neferlere “kara­kullukçu acemi oğlanı” denir.

Karakullukçular resmi günlerde başla­rına kavuk, sırtlarına kollu bir nevi cepken demek olan kırmızı renkte salta ile siyah nimten kullanılardı. Altlarına şalvar, dizlerine beyaz tozluk, ayaklarına da kırmızı yemeni gi­yerlerdi. Bellerine geçme pirinç levhalar­dan bir kemer bağlayıp saltaların sağ ta­rafını sarı ipek püsküllerle süslerlerdi. Başlarına giydikleri nefer kalafatı, adi bir kavuğa açık kahverenginde astar sarılmasıyla oluşmuş bir serpuştan ibaretti.

İnsan şeklinde meyveleri olduğuna inanılan efsane ağaç …

Vakvak Ağacı,
Ortaçağ Anadolu Türk mimarisinde kıvrım dal ve yapraklara eklenen insan veya hayvan başları ya da figürlerinden oluşan bir grup bezeme, bazı araştırmacılarca Şamanizm, eski Türk dini, on iki hayvanlı takvim, burç hayvanları veya Türk mitolojisinde yer alan hayvanlarla ilişkilendirilerek açıklanır. Ortaçağ Anadolu Türk sanatında 13. yüzyılın ortalarından itibaren yaygınlaşan bu bezemeler, Şamanizm, burç veya takvim hayvanlarıyla ilişkili olmayıp Vakvak adı verilen bir ağacın üsluplaştırılarak mimari bezemeye aktarılan örnekleridir.

Hint Okyanusu’ ndaki adalardan biri olduğuna inanılan Vakvak Adası’ nda yetişen ve bulunduğu adaya adını da veren Vakvak Ağacı, dallarının uçları veya meyveleri insan ya da hayvan şeklinde olan ve vak vak şeklinde ses çıkaran efsanevi bir ağaçtır.

Vakvak Ağacı’ndan gelişen ve mimari bezeme dışında kitap, seramik, maden, cam, ahşap, kumaş ve halı gibi diğer sanat dallarında da yaygın olarak kullanılan bu bezeme türünün bir üslup olduğu 16. yüzyıla ait bir kaynak tarafından da doğrulanır. Bu nedenle kıvrım dal ve yapraklara eklenen insan veya hayvan başları ya da figürlerden oluşan bu bezemeleri, Şamanizm, burç veya takvim hayvanlarıyla ilişkilendirilmek yerine bir bezeme üslubu olarak değerlendirilmek gerekir.

İslam Mitolojisi’ ne göre cehennemde bulunan, meyveleri insan kafası olan efsanevi bir ağaçtan adını alan “Vakvak Ağacı” aynı zamanda tarihsel bir olaya ismini vermiştir. 1656 yılında Sultanahmet’ te bulunan çınar ağacına o kadar çok adam asılmış ki bu ağaca ‘şecere-i vakvak’, insanların bu ağaca asılmasıyla oluşan olaya da ‘vaka-i vakvakiye’ denmiştir.

Kaynak; Yesevi Universitesinin yayınlarından alıntıdır.

Van' ın Gürbulak ilçesinde bir kale …

Hoşap Kalesi,
Van – Hakkari yolu üzerinde Van’ a 60 km. uzaklıkta bulunmaktadır. Hoşap (güzelsu) ‘ın içinden geçen nehrin hemen kuzeyinde yükselen kayalıklar üzerine kurulmuştur. Dik bir kaya kütlesi, üzerine kurulan kale, iç kale ile bunun kuzeyindeki dış kaleden oluşur.

Gözetleme kulesi, surları, burçları, beden duvarları, sarnıç, fırın, mescit, zindan, seyir köşkü, harem, selamlık ve orjinal demir kapı kanatları kalenin önemli yapılarıdır.

Urartular tarafından kurulan kale Bizans, Vaspurakan, Abbasi, Selçuklu, İlhanlı, Karakoyunlu, Akkoyunlu ve Safevi dönemlerinde kullanılmış son şeklini ise Osmanlılar zamanında almıştır. Kale, Hoşap suyunun kenarında yükselen kaya kütlesi üzerinde kurulmuş, İç Kale ile kuzeyine bitişen dış kaleden oluşmaktadır. Engebeli bir arazi üzerinde bulunan dış kalenin etrafını çeviren sur duvarları da bu konuma uygun bir şekilde şekillendirilmiştir.

XIX. Yüzyıl ortalarına kadar faal olan kalede, günümüzde 30 kadar köy evi bulunmaktadır. Bir kartal yuvasına benzetilen Hoşap İç Kalesi uızaklardan dikkati çeken görüntüsü ile günümüzde de ihtişamını korumaktadır. Doğudan batıya doğru daralan diktörgen planlı, kale üç ayrı üniteden meydana gelmektedir. İç ünitede seyir köşküi orta ünitede harem, selamlık, ihtiyaç ve hizmet odaları, dış ünitede ise muhafız odaları, mescid, fırın, zindan ve depolar yer almaktadır.

İç kaleye kuzey taraftan girilir. Girişteki burç Mahmudi Beyi Sarı Süleymanın eseridir. Giriş kapısının üzerinde 1643 (hicri 1052) tarihi vardır. Kitabenin üst iki yanında karşılıklı arslan figüreri vardır. Kapıdan, burcun alt katındaki giriş holüne geçilmektedir. Nöbetçi odalarından oluşan holden sonra güneyden doğuya doğru 30 m boyundaki basamaklı merdiven gelmektedir. Manzaraya hakim olan seyir köşkü, bazı araştırıcılara göre kalenin sarayı olarak inşa edilmiştir. Doğu-Batı doğrultusunda uzanan 12 köşeli ve kenar uzunlukları birbirinden farklı yamuk bir plana sahip olan köşke kuzey batıdaki kapıdan girilmektedir. Yapı üç katlıdır.

Zemin katında hamam ve hizmetçi odaları bulunmaktadır. İç Kalede bulunan Harem Köşkü, Seyir Köşkünün batısına yerleştirilmiştir. Haremin Beye ait asıl bölümü 12 x 21 ölçülerinde dikdörtgen bir yapıya sahiptir. Bu yapı mimarisi ve sağlamlığıyla diğer kısımlara nazaran daha sağlam kalabilbilmiştir. Haremin batısında yer alan selamlık 37 x 1 m ölçülerinde doğu-batı istikametinde uzanan dikdörtgen bir alana oturmaktadır.

Hoşap Kalesi günümüze kadar ayakta kalabilmiş ender eserlerden biridir.

Bilgiler Van, Gürpınar kaymakamlığı web sayfasından alınmıştır.

Gümüşhane yöresine özgü bir tür ıspanaklı pide…

Lemis,
Pide türü,
Gözleme,
İçine ıspanak, patates, pazı, peynir yada kıyma konularak yapılan bir tür pide.

Lemis,
Malzemeler;
1 adet yumurta,,
1 su bardağı su
1 çorba kaşığı sıvıyağ,
1 tatlı kaşığı tuz,
Alabildiği kadar un (2 Su bardağı),
Tereyağ,

İç hazırlama;
Yarım kalıp peynir,
10-15 dal maydanoz ,
Eğer pazı ve ıspanak kullanılacak ise 2 orta boy soğan, pazı veya ıspanak (2 bağ).
tuz, karabiber

Yapılışı;
Yoğurma kabına unu koyup kenarlarına tuzu ekleyin. Ortasını havuz gibi açıp suyu azar azar ilave edin. Ele yapışmayan bir hamur (orta sertlikte) elde edin. Hamurdan yumurta büyüklüğünde bezeler koparın. Sonra üstünü nemli bir bezle örtüp 30 dakika dinlendirilir. Sonra hamur 6 parçaya ayrılır. Her parça servis tabağı kadar açılır. Yarısına peynirli iç konur. Diğer yarısı üzerine kapatılır veya pazı veya ıspanak veya kıyma kullanılacaksa yine aynı şekilde yapılır. Kıyma veya Ispanak, Pazıları yıkayıp ince ince doğrayın. Soğanlarıda incecik doğrayın. Tereyağında soğanı kavurun. Üstüne pazıyı, ıspanağı ekleyip tuz karabiberle harmanlayıp malzemeleri öldürün. 5-6 dakika pişirin ortalama olarak. Soğumaya bırakın. Hamur bezeleri, servis tabağı kadar açılır. Yarısına hazırlanan bu iç konur. Diğer yarısı üzerine kapatılır.Diğer yarısı üzerine kapatılır. Kenarlarına bastırılır.

Az yağlı teflon tavada 2 yüzü pembe renkte kızartılır. Üzerine tereyağı sürülür. Lemisler üst üste konur. Üzerine kapak kapatılır. 10 dakika sonra servise sunulur.

Lemis Gümüşhane’ ye has gözlemedir. Ispanaklı, pazılı, kıymalı ve patatesli içlerle de hazırlanabilir.

Tavuk ve hamurla yapılan bir çerkez yemeği ..

Kırniş,
Gınnış,

Malzemeler;
Yarım kilo un, su, tuz.
Bütün yada kişi sayısına göre tavuk budu.
Sarımsak (1 yada 2 baş).

Hamuru mantı hamuru gibi yoğrulur. Bir kaba unu koyalım. Unun ortasına yumurta, su ve tuz koyarak hamur kulak memesi yumuşaklığında olacak şekilde yoğrulur. Bezelere ayrılır. Bezeler el ile oklava gibi yuvarlanır.bu hamurdan parmak ucu büyüklüğünde parçalar koparılır.

Koparılan hamurlar tezgahın üzerinde 3 parmakla açılarak yuvarlanır. Temiz bir bez üzerine tek tek sıralanır. Bir taraftanda tavuklar üzerini geçecek kadar suda haşlanır. Haşlanan tavuğun üzerinde biriken yağı bir kaseye kepçe yardımıyla alınır. Porsiyonlara ayrılır. Tavuklar da bir kaba alınır. Öte yandan sarımsaklar soyulup dövülür ve porsiyonlara ayırdığımız tavuk sularına paylaştırılır. Tencerede kalan tavuk suyuna biraz daha su eklenir ve kaynatılır. Kaynayan suya tuz ekleyip hamurlar atılır yumuşayana kadar haşlanır. Tabaklara bölüştürülür tavuk ve sarımsaklı tavuk suyuna batırılarak afiyetle yenir.

Ekvatoru dik olarak kestiği ve iki kutup noktasından geçerek dünyayı çevrelediği varsayılan daire …

Meridyen, (Fr. méridien).
Boylam,
Ekvator dairesi, birer derece aralıkla 360 eşit parçaya bölündükten sonra her dereceden bir meridyen yayı geçirilir.
Nısf-ın-nehâr dâiresi, tûl dâiresi (Osmanlıca),

Ekvator üzerinde birer derece aralıklarla geçirilen, ekvator ve paralelleri dik kesen kutuplarda birleşen yarım çemberlere meridyen denir. Kutupları birleştiren yarım dairelere meridyen denir. Meridyenlerin tümü kutupları birleştirdiğinden eşit uzunluktadır ve yarım daireler şeklindedir. Paralelleri ise dik keserler. Kısaca birbirlerinden doğal yollarla ayırt edilemezler. Bu yüzden başlangıç meridyeni ancak anlaşma ile belirlenebilmiştir. Genel kabul gören bu anlaşmaya göre İngiltere’ nin başkenti Londra’ da yer alan Greenwich gözlemevinden geçen meridyen başlangıç meridyenidir.

Londra Greenwich Gözlem Evi’ nden geçen meridyen başlangıç meridyenidir. Yerküreyi doğu ve batı olmak üzere ikiye böler. 180’ i doğuda (doğu meridyenleri) 180’ i batıda (batı meridyenleri) olmak üzere 360 meridyen yayı vardır. Boyları birbirine eşit olup (20 000 km), ekvatordan kutuplara gidildikçe aralıkları daralır. İki meridyen arasındaki zaman farkı 4 dakikadır.

Dünyanın en şişkin olduğu noktaları birleştirdiğimizde elde edeceğimiz daireye Ekvator denir. Ekvator dünya çevresinde çizilebilecek en uzun dairedir ve dünyayı iki eşit yarım küreye ayırır. Herhangi bir yerin Ekvator’ a açısal uzaklığına enlem, Başlangıç Meridyeni’ ne uzaklığına boylam denir. Enlemi aynı noktaları birleştirdiğimizde ekvator’ a paralel bir daire elde ederiz. Bu daireye paralel adı verilir. 90’ı kuzeyde (kuzey paralelleri), 90’ı güneyde (güney paralelleri) olmak üzere 180 tanedir. Ekvator başlangıç paraleli olup, en uzun olanıdır. Uzunlukları ekvatordan kutuplara doğru gidildikçe küçülür. Kutuplarda birere nokta halini alır. Aralıkları eşit olup 111 km’dir.

Ekvatora en uzak yerin enlemi 90 derecedir. Burası kutuptur. Tek noktadan ibaret kutuplardan paralel dairesi oluşturulamaz.

Türkiye’nin matematik konumu:

36 derece-42 derece kuzey paralelleri,26 derece-45 derece doğu meridyenleri ile tanımlanır. Dünyanın küreselliği belirlenmelerinde ana etkendir.

Kemiklerin, hafif bir baskıyla bile kırılabilir duruma gelmesiyle tanımlanan hastalık…


Osteoporoz, (Fr. ostéoporose).
Kemik erimesi.

Kemiklerin sert dolgu dokusunun incelmesi sonucunda hafif bir baskıyla bile kırılabilir duruma gelmesiyle tanımlanan hastalığa verilen ad.

Kemiklerin, hafif bir baskıyla bile kırılabilir duruma gelmesiyle tanımlanan hastalık.

Osteoporoza neden olabilecek diğer hastalıkların varlığı (tiroid hastalıkları, inflamatuar eklem romatizmaları, astım, ilaç kullanımı v.b), kırık bulunması, beslenme, genel sağlığınız, ailede özellikle annede kırık öyküsü gibi bilgiler doktorunuza riski belirlemede yardımcı olacaktır.

Doktor fiziksel muayene, kan ve idrar tetkikleri ve radyografi ile tanıya ve ayırıcı tanıya gidebilir. Risk mevcudiyetinde kemik mineral yoğunluğu ölçümü tanıyı kesinleştirir. Bu testler kırık riskini belirlemede en güvenilir yöntemlerdir. Hastalığın erken tesbit edilmesine de yardımcıdır.

Azalan kemik yoğunluğunun giderilmesi için, hormonal yetersizliği olan kadınlara östrojen tedavisi, erkeklere testesteron tedavisi başlanmalıdır. D vitamini ya da kalsiyum eksikliğinde bunlar giderilmelidir. Kemik yıkımını durdurmak veya kemik yapımını artırmak için osteoporoz tedavisine başlanmalıdır. Daha önce osteoporotik kırığı, kemik yoğunluğu çok düşük olanlar ile tedaviden yararlanamayan çok ileri yaştaki hastalar takip edilmelidir. Osteoporozun, kırık olmadığı sürece ağrı yapmadığı için sinsice ve sessizce ilerleyen bir hastalıktır.

Bir pasta cinsi …

Rokoko,
Bir pasta cinsi,
Akıl, zihin, idrak, anlak

Rokoko, (Fr. rococo),
XVIII. yüzyılın başında Fransa’da çok geçerli olan, kavisli çizgileri bol, gösterişli bir bezeme üslubu. Fransa’da 18. yüzyılın başında çok geçerli olan, kavisli çizgileri bol, gös ve ya Akılcı, aynı zamanda kıvrak, alımlı bir salon edebiyatı türü ve ya 18. Yüzyılda ortaya çıkan süslemeci sanat akımı ve ya 18.yy başında Fransa’da çok geçerli olan, kavisli çizgileri bol, gösterişli bezeme üslubu.

Bir pasta cinsi,
Rokoko, tarifi;

Malzemeler;
5 yumurta beyazı
100 gr.toz şeker (1 çay bardağı)
1 paket toz krem şanti
200 cc. süt (1 su bardağı)
200 gr. beze
100 gr. savoy büsküvisi kedi dili
100 gr.kırılmış badem veya fındık
3 yemek kaşığı kakao
Yeterince hindistan cevizi tozu hazır karamel veya kakao sosu

Hazırlanışı;
Toz krem şantiyi bir bardak sütle mikser yardımı ile iyice çırparak koyu bir kıvama getirerek buzdolabına koyun. Yumurta beyazlarını sarılarından ayırıp, içine toz şekeri de katıp, yine mikser yardımı ile çırparak kar beyaz hale getirin.(Kalan yumurta sarıları ne olacak demeyin; sarıları içine 2 tane daha, beyazı ile birlikte yumurta kırıp, 1 kahve fincanı süt de katarak çırpınız ve omlet yapın.) Bu aşamada krem şantiyi tahta kaşıkla yumurtalı şekere karıştırıp, iyice yedirin. Dikdörtgen, derin bir kabın içine, kenardan taşacak şekilde ince folio döşeyin. Bu kap pasta kalıbı olabileceği gibi, borcam da olabilir. Folio döşenmiş kabın dibine rende badem veya fındığı döşeyin.Üzerine hazırlanmış rokokonun yarısını koyarak düzeltin. Bezeleri kırarak üstüne yayın. Kalan krema içine kakaoyu ilave edip, yine mikserle karıştırdıktan sonra, bunu da kırık bezeler üzerine dökün. En üstede çevrilerek forma kabından çıktıktan sonra taban olması için savoy büsküvilerini yerleştirin. Forma kabındaki rokokoyu bu şekli ile derin dondurucuya koyun ve 24 saat bekletin. Bir gün sonra buzdolabından çıkarılan rokokoyu, ters olarak servis tabağına yerleştirip, kabdan ayrılarak servis tabağına düşmesini bekleyin. Kabı üzerinden alıp rokokoyu tekrar derin dondurucuya koyun. Servisten önce buzluktan çıkarılan rokokonun üzerine, bolca hazır karamel veya kakao sosu dökün 2-3 çorba kaşığı hindistan cevizi serpdikten sonra, servis yapın.

Kaynak,
http://www.avrat.net/

Domatese kırmızı rengini veren pigment …

Likopin,

Kırmızı renk veren kromoplasttır.
Domates içeriğinde bulunan likopin, antioksidan özelliğe sahip bir maddedir.
Domates ve elma gibi meyvelerde bulunur.
Havuca turuncu renk veren karoten, domatese kırmızı renk veren likopin, limona sarı renk veren ksantofildir. Kısaca kromoplast bitkiye sarı, kırmızı, turuncu gibi renkleri verir.

Domateste de yer alan likopin strese karşı iyi bir savaşçıdır. Bu yüzden sıkıntılı zamanlarda domates içeren yiyecekler yemenin kısa zamanda moralinizi düzeltmeye yardımcı olacağı söylenmektedir. Likopin sıcağa dayanıklıdır, domates püresi ve salçada da bulunur. Likopin maddesinin kalp hastalıklarını önlediği ve kanser riskini azalttığı bilimsel deneylerle ortaya konulmuştur.

Plastitler alg ve bitki hücrelerinde bulunan çeşitli görevleri olan temel organellerdir. Genç hücrelerde renksiz olan plastitler (lökoplast), hücre ile birlikte gelişerek, hücrenin görevine uygun şekil ve renk kazanır. Bulundurdukları pigment (renk maddesi) ve görevlerine göre birbirine dönüşebilen üç çeşit plastit vardır:

Bunlar, Lökoplast, Kromoplast,Kloroplast.

Kloroplast:
Kloroplast, fotosentezin gerçekleştiği sitoplazmik organeldir.

Çift katmanlı zarla çevrilidir. İç katman fotosentez pigmentleri enzimleriyle klorofil içeren yassı keseciklere dönüşmüştür. DNA içeren kloroplastlar, bağımsız işlev gören ve kendi kendine çoğalan bir yapıdır.

Kloroplastta fotosentezi gerçekleştirmek üzere hazırlanmış tillakoidler, iç zar ve dış zar, stromalar, enzimler, ribozom, DNA gibi oluşumlar bulunur. Bu oluşumlar hem yapısal hem de işlevsel olarak birbirlerine bağlıdırlar ve her birinin kendi bünyesinde gerçekleştirdiği son derece önemli işlemler vardır. Örneğin kloroplastın dış zarı, kloroplasta madde giriş-çıkışını kontrol eder. İç zar sistemi ise “tillakoid” olarak adlandırılan yapıları içermektedir. Disklere benzeyen tillakoid bölümünde pigment (klorofil) molekülleri ve fotosentez için gerekli olan bazı enzimler yer alır. Tillakoidler “grana” adı verilen kümeler meydana getirerek, güneş ışığının en fazla miktarda emilmesini sağlarlar. Bu da bitkinin daha fazla ışık alması ve daha fazla fotosentez yapabilmesi demektir.

Bunlardan başka kloroplastlarda “stroma” adı verilen ve içinde DNA, RNA, ribozomlar ve fotosentez için gerekli olan enzimleri barındıran bir de sıvı bulunur. Kloroplastlar sahip oldukları bu DNA ve ribozomlarla hem kendilerini çoğaltırlar, hem de bazı proteinlerin üretimini gerçekleştirirler.

Lökoplast:
Renksizdir.Bitkinin kök,toprak altı gövdesi (rizom) ve tohumları gibi depo organlarında bulunur. Besin depolar. Patates gibi kökte, yumruda ya da bitkinin renksiz kısımlarında lökoplast renksizdir, ama gün ışığına çıkınca bitkinin bulunduğu yerdeki rengini değiştirir.

Kromoplast:
Bitkilerin çiçeğine renk verir. Çiçeklerdeki kırmızı, sarı, turuncu, hatta leylak gibi renklerin oluşmasını sağlar. Havuca turuncu renk veren karoten, domatese kırmızı renk veren likopin, limona sarı renk veren ksantofildir. Kısaca kromoplast bitkiye sarı, kırmızı, turuncu gibi renkleri verir. Bitkilerin bazı renkleri ise koful öz suyunun asidik ya da bazik oluşuna göre renk değiştiren “antokyon” tarafından oluşturulur.

Kaynak:
http://tr.wikipedia.org/

Göveç …

Caba,
Güveç, Göveç,
Toprak tencere.
İçinde yemek pişirilen toprak kap.
Toprak tencerede pişirilen yemek.
Toprak kapta pişirilen ekmek.
Yemek pişirmeye mahsus toprak kap.
Özel killi topraktan imal edilen yemek pişirme kabıdır.

Yemekler; Fırında Tavuklu Güveç, Karides Güveç, Hamsi Güveç, Elmalı kuzu güveç, Güveçte etli yaprak sarma, Güveçte pastırmalı kurufasulye, Patlıcan Güveç, Domates Göveci,

Güveç Hakkında Önemli Bilgi;
Yeni alınan bir güveç kulanılmadan önce yağ konularak, hafif ısıtılmış fırın içerisine sürülür. Katı yağ veya sıvı yağ kullanılarak fırça veya bez yardımı ile erimiş yağ, güveç iç yüzeyine sürülerek emdirilir. Bir kaç saat beklenir. Daha sonra güveç, sıcak su ile yıkanır ve ters çevrilerek kuruması sağlanır. Bu işlem hiç kullanılmamış güveçler için ilk kullanılmadan önce bir kez uygulanır.

Göveç Tarifi;
Patlıcanlı Güveç,
1 kg kuzu eti
2 kg patlıcan
3-4 iri domates
3-4 yeşil biber
1 iri soğan, 1 baş sarımsak ,Maydanoz.

Zeytinyağ, tuz, Karabiber, Birkaç parça defne yaprağı,
Et yağda güvecin içinde hafifçe pişirilir. Yemeklik doğranan soğan ve sarımsak etin üzerine eklenip 2-3 dk pişirilir. Yeşil biber katılarak tahta kaşıkla 1,2 defa çevrilir.

Alaca soyulup yemeklik doğranan ve tuzlu suda bekletilen patlıcanlar yıkanıp güvece konur, üzerine kabukları soyulup iri doğranan domates eklenir. Kapağı sıkıca kapatılır, kısık ateşte pişirilir.

Osmanlılarda yaygınlık kazanmış bir yazı türü …

Divani, (Arapça).
Divanî , Dîvânî,
Eskiden,
Osmanlılarda yazı biçimleri;
Divani, Muhakkak, Nesih, Rik’a, Tevki, Ta’lik

Hat sanatının doğduğu dönemde ortaya çıkan altı tür yazı vardır. Bunlara sitte denir. Kufi, Tevki, Sülüs, Reyhani, Nesih, Rika. Bunlardan bir kısmı köşeli bir kısmı yuvarlak hatlardır. Kufi, köşelidir. Nesih, sülüs, rik’a, tevkii(icaze), tomar, muhakkak, gubari ise yuvarlak hatlardır. Bölgelere göre hatlar Mağribi (Kayrevani, Endülüsi, Fasi, Mağribi, Sudani), Talik (Talik, nestalik, Divani, Şikeste, Divani Celi), Uzakdoğu (Sini, Cavi)’dur.

Divan kaleminden çıkan ferman, berat vb. belgelerde kullanılmış olan yazı. Bir bakıma tevkie, bir bakıma ta’like benzeyen son derece hareketli, karmaşık, özel bir yazı türü. Fatih döneminde belirmiş, Yavuz döneminde gelişmiştir. Yalnız buyrultularda kullanılır. Divani, sülüs ve talik (ta’lik) yazı şekillerini içerir.

16. yüzyılda farklı büyüklükte celi divani adında idari işlerde ve Osmanlı İmparatorluğunda resmi yazışmalarda kullanılmıştır. 18. yüzyılda basitleştirilmiş ve (kırması divani ) geliştirilmiş ve Osmanlı Saltanatının sonuna dek saray’da kullanılmıştır. Bir bakıma tevki’ e, bir bakıma ta’like benzeyen son derece hareketli, karmaşık, özel bir yazı türü. Divani yazının basitleştirilmiş bir türüne de divani kırması denir.

Eskiden Osmanlılarda kullanılan divani el yazısı kendi altında ikiye ayrılır:
Celi Divani ve Rika Divani olarak ikiye ayrılır.
Yukarıda Hattat Yrd. Doç. Dr. Hüseyin ÖKSÜZ’ e ait Celi Divani ile yazılmış besmele yazısı gösterilmektedir.

İran’da resmi yazışmalarda kullanılan ta’lik hattı 15. yüzyılda Osmanlılara Akkuyunlular yoluyla gelmiş ve kısa zamanda büyük değişikliğe uğrayarak Dîvân-ı Hümâyun’daki resmi yazışmalar için kullanılmaya başlanmıştır. Bu sebeple divanî adını almıştır. Celî divanî devletin üst seviyedeki yazışmalarında kullanılmıştır. Bu iki yazıda Türklerin icadıdır.

Kaynakça: http://www.ruzname.net/

Ordu' nun Perşembe ilçesinde bir burun ve yarımada …

Yason

Jasonum-Yason,

İsmini Yason’dan alan bu yarım ada Orduya yaklaşık 35km. mesafededir. Ordu ili, Perşembe ilçesinin 22 km batısındadır. Yason adı, Argonotlar’la beraber burada karaya çıkan Yason’dan kalmıştır. Burunun alt tarafında ‘Panaya’ adında eski manastır/kilise vardır. Çaytepe-Çaka sınırları içinde olan yarımada üzerindeki kilisenin adı Jason’s Church diye de bilinir. Bu günkü kalıntılardan zamanında büyük bir kasabanın kurulduğu anlaşılmaktadır.

Yason Fenerinin bulunduğu burunda bulunan kilise yıkıntısı Yason kasabasının en büyük dini ayin yerlerindendir. Bu kilisenin, akın, yağma ve yakıp yıkmalar sonunda yok olduğu, yıkıntıları üzerinde Rumlar tararından yeniden bir kilisenin yapıldığı anlaşılmaktadır. Yason burnu üzerindeki bu Rum kilisesi, Karadeniz bölgesinde deniz kenarında olan tek kilise olup, Kilisenin kapısında 1866 tarihi görülmektedir. Yason Burnu 4 bin yıllık taşlardan oluşan balık havuzlarıyla da görülmesi gereken yerlerin başındadır.

Bu antik yerleşim Truvalı kabul edilen bir kahramandan yola çıkan efsanesiyle ve çevresinin doğal görünümüyle yerli ve yabancı turist akınına uğramaktadır. Aronauts’ların İason önderliğinde Altın Post’u arama hikâyeleriyle ünlüdür. Argonautica Efsanesinin kahramanları Truvalı olarak kabul edilirler.

Bilinen bir diğer olay ise Hıristiyanların M.S. 3. Yüzyılda buraya gelerek ‘Işıklar Bayramı ” adını verdikleri bir töreni kutlamalarıdır.

Yason Burnu ve Yarımada`nın hemen 300 metre batısında bir de Yalancı Yason denilen yer Sülü burnu denilen yer vardır.

Yapay tatlandıcı olarak kullanılan bir madde …

Aspartam,
Kimyasal adı; N-(L-α-Aspartyl)-L-fenilalanine, 1-metil ester.

Kimyasal formülü aspartil-fenilalanin-1-metil ester olan bir tatlandırıcıdır. Kimyasal olarak aspartat ve fenil alanin aminoasitlerinden oluşmuş bir dipeptidin metil esteridir. Çay şekerinden 180 kat daha tatlıdır.

İlk kez James M. Schlatter tarafından 1965 yılında keşfedilmiş, ABD’de 1974’te kullanımının onaylanmasından sonra uzun süre güvenilirliği tartışma konusu olmuştur. Aspartam kullanım güvenliği açısından ciddi tartışmalara neden olmuş, yapılan araştırmalarda bir zararlı olduğuna dair bir kanıt bulunamamıştır. Avrupa Birliği’nde gıda katkı maddesi olarak E951 kod adını almıştır.

Fenilketonüri hastaları fenilalanini metabolize edemedikleri için bu amino asitten fazla almamaları gerekir. Aspartam vücutta fenilalanine dönüştüğü için fenilketonüri hastalarının günlük fenilalanin tüketimleri ile aspartam türketimlerini birlikte değerlendirmeleri gerekir. Bu yüzden aspartam içeren gıdaların üzerinde fenilketonuri hastalarına yönelik bir uyarı yazısı olur.

Tatlılık dendiğinde akla ilk başta şeker gelir. Tatlandırıcılar, kalorinin küçük bir parçası ile tatlı tadını verir ve çoğu zaman aynı miktardaki şekerden daha tatlıdır. Günümüzde en çok bilinen 4 çeşit tatlandırıcı vardır. Bunlar ; aspartam, sakkarin, asesulfamK ve sükraloz’ dur.

Aspartam;
Sofra şekerinden 200 kez daha tatlıdır. 1965’te bulunan aspartam 2 aminoasidin (aspartik asit ve fenilalanin) birleşimidir. Aminoasitler protein yapısını oluştururken, aspartik asit ve fenilalaninöyle bir şekilde bir araya getirilmiştir ki tatlı olarak algılanmaktadır. Bu iki aminoasit; et, yağsız süt, meyve ve sebzelerde doğal olarak bulunur. Sindirildiğinde vücudumuz onlara diğer aminoasitler gibi muamele eder. Fenilalanin içermesi nedeniyle, fenilketonürili (PKU) bireyler aspartamlı içeceklleri ve yiyeceklleri tüketirken dikkatli olmalıdır. Isıtma ile yapısı değiştiğinden, pişirme gerektirmeyen besinlerde kullanılır. Pudingler, jelatinler, dondurulmuş tatlılar, sıcak kakao karışımları, toz halindeki içecekler, çaylar, naneli nefes açıcılar, sakızlar ve sofrada kullanılan tatlandırıcılar gibi ürünlerde bulunur.

Sakkarin;
1879 da bulunmuş olup, yaklaşık 100 yıldır kalorisiz tatlandırıcı olarak kullanılmaktadır. Üzümde doğal olarak bulunan bir maddeden üretilmiştir. Sofra şekerinden 300 kez daha tatlıdır. 20 mg sakkarin 1 tatlı kaşığı sofra şekeri ile aynı tatlılığı verir. Vücut parçalayamadığı için, sakkarin enerji sağlamaz, idrarala atılır. Sakkarin ısıtıldığı zaman tatlı tadını muhafaza eder. Bu yüzden pişmesi gereken besinlerde kullanılabilir.

Asesulfam K;
1967’de bulunmuş asesulfam K beyaz renkte, kokusuz, kristal yapıda bir tatlandırıcıdır. Kalori sağlamaz.

Sakkarin gibi asesulfam K’ da vücut tarafından parçalanamaz ve idrarda değişikliğe uğramadan atılır. Şekerden 200 kez daha tatlıdır. Bazı besinlerde yüksek konsantrasyonlarda kullanıldığında ağızda hafif bir tad bırakabilir. Bu yüzden diğer tatlandırıcılar ile, enerji vermeyen ve enerji veren tatlandırıcılar sıklıkla birlikte kullanılır. Asesulfam K ısıtıldığında yapısı değişmediğinden pişirme gerektirecek besinlerde kullanılabilir. Şeker gibi hacim oluşturmadığından bazı yemek tariflerinde kullanılmaz.

Sukraloz:
1991 yılında kanada tarafından kullanım izni verilen sukraloz en son çıkan tatlandırıcı olarak bilinir. Klorlama yoluyla şeker ( sukroz)dan elde edilir. Şekerden 600 kat daha tatlıdır. Isıya dayanıklıdır. Metalik tat içermez. Her türlü ısıl işleme uğrayabilir yapısı bozulmaz. Tadı şekere en yakın tatlandırıcı olarak bilinir.

Kaynaklar;
http://tr.wikipedia.org/wiki/
http://www.diyetisyenara.com/
http://www.bodytr.com/

Şifalı kaynak suları ya da çamurla tedaviyi amaçlayan kuruluşlara verilen ad…

SPA,

Şifalı kaynak suları ya da çamurla tedaviyi amaçlayan kuruluşlara verilen ad .

SPA, “Sanitas Per Aquam” yani Sudan Gelen Sağlık demektir.

Dünyada iki ekolü vardır. Fransız ekolü, Alman ekolü.

Orijinal adı ile “Sanitas Per Aquam” (SPA) yani “Sudan Gelen Sağlık”, Romalılardan bugüne kadar uygulanan su terapilerine verilen isimdir. Eski zamanlarda spa dendiğinde bir su kaynağının bulunduğu yerde kür tedavilerinin yapıldığı anlaşılırdı. Günümüzde ise su ile iyileşme, suyun kullanımından gelen sağlık, suyun sıcak, soğuk ve farklı biçimlerde (akıtma, damlama, duşlama, püskürtme) uygulanması ile kazanılan dinlenme ve ferahlama duygularının edinildiği bütünleyici terapi anlamında kullanılmaktadır.

Spa’nın tanımı, şifalı sular ile yapılan bakım demektir. Spa pazarı epey gelişmesine rağmen Türkiye’de yeni gelişmekte olan bir sektördür. Spa, hızla gelişmekte olan bir kavram ve dünyanın birçok yerindeki resort ve otel komplekslerinde yer almaya devam ediyor. Spa merkezlerini diğer merkezlerden ayıran özellikler, mekanın girişinden başlıyor. Müzik sistemi ve dekoruna kadar, hoş kokulu mumlardan ışık sistemine kadar kullanılan kozmetik malzemeleri de dahil merkeze gelen kişiye ruhsal ve bedensel hizmet sunuyor.

Spa müşterileri genelde vücut bakım programlarını tecih ediyor. Rahatlatıcı aroma yağları ile salt body peeling’in kombine edilerek masaj teknikleriyle kişiye uygulanan bu bakım, hem vücudu, hem de ruhsal rahatlatmayı sağlıyor. Masaj yağı içeriğindeki citrus aromaları sayesinde kan dolaşımını hızlandırıp, vücuda zindelik kazandırırken, salt body peelingle de cildi ölü deriden arındırıyor.

Bunun ardından toz halindeki deniz yosununu su ile kıvamlaştırarak kişinin komple vücuduna sürülmesi sağlanıyor. Stretch filmlerle bandajlayarak dermolife cihazına kişi yatırıldıktan sonra titreşim usulüyle kan dolaşımının hızlandırılması ve cihazın püskürttüğü aroma buharı ile de vücudun toksinlerden arındırılması sağlanıyor. Cihazda bulunan farklı renk yansımaları, renk terapisi de yaparak kişinin ruhsal yönden dinlenmesine ve rahatlamasına olanak veriyor. Bunun yanında kullanılan bir diğer yöntem de deniz tuzları ve yosunlarıdır. Bunlar, mineralleri bakımından zengin ve aynı zamanda içeriklerinde cilt proteini olan elastini artıran ön maddeleri içerirler. Bu sebepten dolayı, üyesi bulunduğunuz merkezlerde bu tarz uygulamalara çok dikkat etmelisiniz. Tüm bu uygulamaların amacı, vücudun su ve tuz dengesini ayarlaması, bedene enerji kazandırmaları, yorgunluğu ve ağrıyı almaları ve az önce de değindiğim gibi cilt proteini olan elastinin yeniden yapılanmasını sağlamaktır.

http://tr.wikipedia.org/wiki/Spa

Havada beşte bir oranında bulunan element …

Azot, (Fr. azote, İng. nitrogen).
Nitrojen.
Simgesi N.

Atom numarası 7, atom ağırlığı 14,008 g/mol, yoğunluğu 0,001251 g/cm³, Ergime noktası -210,00 °C, Kaynama noktası -195,79 °C olan ve havada beşte dört oranında bulunan, rengi, kokusu, tadı olmayan elementtir.

Fırın atmosferlerinde çok kullanılan, kokusuz, dingin bir gazın elementi olan Azot hava hacminin % 80’ini, canlı organizmanın protein maddelerinin % 16’sını oluşturan renksiz, kokusuz ve lezzetsiz çift atomlu soy gazdır. Protein, nükleik asit gibi bazı önemli moleküllerin yapısında yer alarak hücrenin yaşamasında önemli rol oynar. Azot ayrıca, amino asit, amonyak, nitrik asit, ve siyanür gibi önemli bileşikler de oluşturur. Nitratlı gübreler ekili arazilerin sulama sularıyla sürüklenerek akarsulara ve yeraltı sularına karışması büyük kirliliklerine sebep olmaktadır. Siyano (-CN) içeren bileşikler aşırı derecede zehirli tuzlar oluşturur ve tüm memeli canlılar için öldürücüdür.

Azot gazı, Sıvı fazda ; çift cidarlı , vakum ve perlit malzemesi ile yalıtılmış özel kriyojenik tanklar içinde depolanır ve nakledilir. Gaz fazda ; basınç altında boru hattı ile veya basınca dayanıklı , dikişsiz çelik tüpler içinde sıkıştırılmış olarak tedarik edilir.

Günümüzde ise artık araba lastiklerini şişirmede kullanılır. Lastik şişirmekte nitrojen kullanmak havacılıkta kullanılan bir yöntem. Normal havanın içinde bulunan oksijenin meydana getirdiği korozyonu azaltmak ve yüksek sıcaklıklarda yanma riskini azaltmak için uçak lastikleri nitrojen ile şişirilir. Azot gazı (N2), Yüksek oranda boğucudur. Havadan biraz daha hafiftir. Azot korozif değildir, proses basıncına dayanıklı her türlü metal ile kullanılabilir. Azot zehirli değildir. Fakat uzun süre teneffüsü halinde basit boğucu gaz vazifesi görür, belirtileri hızlı ve güçlükle alınan teneffüs , mide bulantısı, kusma , hızla yorulma ve bilinç altının kapanmasına müteakip ölümdür.

Elde edilişi,
Azot, sodyum azidin (NaN3) ve amonyum dikromatın bozunması ile saf olarak elde edilebilir:

NaN3 → 2Na + 3N2 (300 °C)
(NH4)2Cr2O7 → N2 + Cr2O3 + 4H2O

Azot eldesinde kullanılan bir diğer yöntem ise, amonyağın kireç kaymağı ile reaksiyonudur:

2NH3 + 3Ca(OCl) → 3CaCl3 + N2 +3H2O

Mahmuz takmayan kazakların kullandıkları deri kamçı …

Nagayka,
Nogayka,
Nogay Kamşısı,
Nagyka, Nagaika,
Nagayka,
Bolkoboy.

Ruslar ve Rus kozakları tarafından da kullanılan kısa, kalın ve yuvarlak kesitli bir kamçıdır ve özellikle Rus kozaklarının milli sembollerinden biri haline gelmiştir. Nogaylardan öğrendikleri bu kamçı bu yüzden Nogaika veya Nogayın kamçısı diye adlandırılır. Nagayka şerit halinde kesilmiş derilerin örülmesiyle yapılır. Bazı nagayka kırbaçlarının ucunda metal bir parça bulunurdu. Nagaykanın ana işlevi atı hareketlendirmesidir. Metal parçalı olanı kurtlara karşı savunma amaçlı kullanılıyordu. Bir rus sözlüğünde Nagaykaya kurt öldüren manasına gelen rusça bolkoboy da dendiğini yazıyor. Nagayka diğer silahların olmadığı ortamda bir dövüş silahı olarakda kullanılmıştır.

Ancak Nagaykalar avın (kurt, tilki gibi hayvanların) kovalanarak Nagayka ile öldürüldüğü geleneksel bir avlanma biçimide bulunmasına rağmen hiçbir zaman silah olarak sayılmamıştır.

Kamşı at derisinden yapılıyormış. Üç dört türlü örme varmış 12 li, 8 li, 6 lı örmeler varmış. Eski zamanlarda atın üstüne binip kamçıyı eline aldığı zaman atın üstünde bir duruş bir tavır sergilenirmiş bu işte burada bir Nogay erkeği var, bir Nogay caşı bar anlamına geliyormuş, kamçının böyle bir sembolik değeri varmış.

Kaynak;
http://nogai.blogspot.com/

Havada on milyonda bir oranında bulunan asal gaz …

Ksenon, (Fr. xénon, İng. xenon ),
Simgesi Xe,
Havada on milyonda bir oranında bulunan renksiz ve kokusuz asal gaz .

Atom numarası 54, atom ağırlığı 131,30 olan, havada on milyonda bir oranında bulunan, renksiz, kokusuz asal gaz .

Ksenon’ un değerlikleri 2, 4, 6, 8, standart şartlarda yağunluğu 5,8971 g/L, 25 °C ve 1 atm basınçtaki dielektrik sabiti -106,9 olan, yanıcı ve sağlığa zararlı olmayan bir madde.

Periyodik cetvelin soygazlar grubunda verilen, sıvı havanın ayrımsal damıtılmasıyla elde edilen, ışıldama tüpleri, flaş lambaları ve lazerlerde kullanılan, dokuz kararlı izotopu bulunan, renksiz, kokusuz gaz veya sıvı bir madde.

1 64 65 66 67 68 75