Yurdumuzun sulak alanlarında da yaşayan, küçük bedenli bir ördek cinsi …

Sütlabi, (Mergus albellus), (İng. Smew),
Aktarakdiş,

Görünüm olarak siyah-beyaz ve uçuşları sırasında bu renklerde görünebilen kuşlardır. Kuşlar (Aves) sınıfının, kazlar (Anseriformes) takımının, ördekgiller (Anatidae) familyasından, uzunluğu 38-44 cm arasında olan, beyaz renkli ve lekeli, Kuzey Avrupa ve Kuzey Amerika’da ormanlık ve su kenarlarında yaşar. Kışın deniz, göl ve nehir kenarlarında yaşayan bu ördek, Marmara, Ege ve Trakya bölgelerinde kışlayan göçmen bir türdür.

Dişiler ve genç erkekler daha fındık kabuğu renktedir. Gagaları, küçük testere şeklinde, tırtıklı ve kancalı, balıkları dalışta yakalayabilecek şekildedir.Avrupa ve Asya’nın kuzey kesimlerinde yaşarlar. Aaçların bulunduğu ortamlara ihtiyaç duyarlar. Balıktan zengin göl ve akarsuların çevrelerinde yerleşirler. Kışları Baltık Denizi, Karadeniz, Kuzey Almanya gibi ülkelere göç ederler.

Ördek, (İng. duck, Fr. canard ).
Badi,

Yurdumuzun sulak alanlarında da yaşayan ördek cinsleri;

Kirik, (Çamurcun).
Budan,
Çimen,
Behri,
Avyaban,
Aynak,
Boz Dalağan (Elmabaş),
Cılıbıt, Çakırkanat,
Çamurcun(Kirik),
Eğrikoca,
Fiyu (Islıkçın),
Kamışcın, Karameke,Kaşıkgaga,
Kılkuyruk (Kıkırlık),
Karabaş patka,(Akgaga veya Deniz Dalağanı).
Macar ördeği,

Yeşilbaş ördek;
Sakarya,
Suna,
Sütlabi,
Tarakdiş (Mergus merganser),
Yağmurcun,
Yeşilbaş,
Patka,
Elmabaş patka,
Tepeli patka,
Çıkrıkçın,
Boz ördek,

Samsun yöresinde, büyükbaş hayvanların güçlerinin yarıştırıldığı ve hayvanseverlerin karşı çıktığı geleneksel şenlik. ..

Öndül,
Öndül Şenlikleri,

Samsun yöresinde, büyükbaş hayvanların güçlerinin yarıştırıldığı ve hayvanseverlerin karşı çıktığı geleneksel şenlik.
Yörede nam salmış sığır ve öküzlerinin kuvvetlerinin yarıştırıldığı şenliğe verilen ad.
Samsun’da geleneksel olarak düzenlenen, manda ve öküz gibi büyükbaş hayvanların güçlerinin yarıştırıldığı şenlik.

Samsun’ da “Öndül Şenlikleri” denilen bir şenlik düzenlenir. Genellikle yılda birkez düzenlenen bu şenliklerde, yörede nam salmış sığır ve manda öküzlerinin kuvvetlerini denemek amacıyla “öndül” yarışması yapılır. Öndül Yarışması genellikle yılda bir kez düzenleniyor. Etkinlikte yörede nam salmış sığır ve öküzlerinin kuvvetleri denenirken, düz bir arazide düzenlenen yarışmada her hayvan sahibinin 15 dakikalık süre içinde aldığı yol ölçülüyor. Yere sürten kazıkların çakılı olduğu kağnıların çekilmesi esasına dayanan ve iki kategoride yapılan yarışmada birinci olan manda sahibine dana, tay veya sığır verilirken, öküz sahibine ise koyun hediye ediliyor.

Kaynak:http://www.karalahana.com/

İç politikaya ilişkin bir sorunda halkın oyuna başvurulması …

Plebisit, (Fr. plébiscite).
Referandum, (Fr. référendum).
Halk oylaması.
Bir kimse veya bir sorun için halkın olumlu veya olumsuz kanaatinin belirlenmesi amacıyla yapılan oylama.
İç politikaya ilişkin bir sorunda halkın oyuna başvurulması.
Plebisit bir şekilde güven oylaması manasını ihtiva ettiği için, günümüzde pek sık kullanılmamaktadır.

Plebs, Eski Roma’da, imtiyazlı sınıfın dışında kalan kalabalık halk sınıfına verilen isimdir. Plebs meclislerinin aldığı karar anlamında olan Latince plebiscitum sözünden gelir.

Plebisit genelde yasama organlarının biri tarafından halkın oylamasına sunulan bir sorudur. Plebisit bir şekilde güven oylaması manasını ihtiva ettiği için, günümzde pek sık kullanılmamaktadır.

Bir kişi veya önemli bir siyasi meselede halkın oyuna başvurma, bir hü­kümdar veya bir hükümet seçme; bağımsız­lık veya başka bir devlet tarafından ilhak edilme yönünde bir tercihte bulunma veya Önemli milli bir siyasi konu hakkında karar verme gibi hayati konularda irade beyanın­da bulunulması için bir ülkede veya belirli bir bölgede yaşayan bütün ahalinin görüşü­ne müracaat etme şeklinde tarif edilebilir.

Uygulamada plebisitin anlamı ülkeden ülkeye farklılık göstermektedir. Örneğin İs­viçre’de referandum ve plebisit kavranılan aynı anlamda kullanılmakta iken, Fransa’da daha çok halkın belli kişiler hakkındaki eği­limini belirlemek için yapılan genel oyla­malar anlamında kullanılmaktadır.

Plebisitin, bir toprak parçasının veya bir bölgenin hangi devlete tabi olacağının ve orada yaşayan nüfusun geleceğinin ne ola­cağını belirlenmesiyle ilgili oylamalar şek­linde ifade edilen anlamı, içeriği biraz de­ğişmiş olarak günümüzde de geçerli olma­ya devam etmektedir. Nitekim, uluslararası politika literatüründe ve diplomatik çevre­lerde sık sık çeşitli anlaşmazlık konusu olan bölgelerde yaşayan insanların kendi gele­ceklerini kendilerinin belirleyebilme haklarından söz edilmekte­dir.

Yahudi takvim yılının başlangıcında kutlanan bayram …

Roş Aşana,(Rosh hashana),
Yahudilikte dinsel yılbaşı törenleri,
Yahudi takvim yılının başlangıcında kutlanan bayram,
Yahudi yılının başlangıcı,
Roş Aşana (İbranice: Roş haŞana; Roş=Baş, Şana=Yıl)

Musevi takvimine göre yılbaşıdır ve dünyanın her yerindeki Museviler tarafından bayram olarak törenlerle kutlanır.Roş Aşana son derece ciddi bir kutlamadır. Kefaret günü olan Yom Kippur’a değin geçen 10 pişmanlık gününün başlangıç gününü temsil eder. Bu gün Tanrı’nın geçen tüm yıl boyunca her bir Yahudinin, günlük hayatlarının her gününde neler yaptığını tarttığı günlerin başlangıcıdır.

İki gün süren bayram boyunca ailece yemek yeme ve ballı elma veya elma reçeli yeme adetleri vardır. Havra (sinagog)’ da bayramın ikinci sabahı senenin iyi geçmesini dilemenin sembolü olarak koç boynuzundan yapılan Şofar isimli çalgı çalınır. Roş Aşana’ nın kutlandığı gün boyunca Yahudilerin haftalık tatil günü olan Şabbat günü yani cumartesi günü olan yasaklar geçerlidir. Bu bayram günü ile birlikte ‘Atseret Yeme Hateşuva’ denilen on günlük nedamet ve ibadet günleri başlar. Tişri ayının ilk günü -Yılbaşı- Roş Aşana olarak anılır.

Roş Aşana bayramının başka isimleri aşağıda gösterilmiştir. Kelime anlamı olarak “Yıl Başı” anlamına gelen Roş Aşana, farklı isimlerle de anılır:

1. Roş Aşana; En yaygın olarak kullanılan, insanoğlunun yaratıldığı gün, yaradılışın başı, yılın başı anlamında kullanılan Roş Aşana’dır.

2. Şabaton: Yedinci ayın ilk gününde kutlanan bir dinlenme günü olduğu için bu şekilde adlandırılır.

3. Zihron Terua: Şofar sesi ile anılma günü.

4. Yom Terua: Şofar çalınma günü. Kutsal Tapınak-Bet Amigdaş zamanında ‘Ulu Günler’ Roş Aşana ve Kipur’un yaklaştığını hatırlatıp Tanrı’ya dönmeye çağıran şofar sesini anımsatır.

5. Yom Ha-Din: Yargı günü. Bu günde herkes, Tanrı’nın önünden tek tek geçerek yıl içindeki davranışları için değerlendirilip yargılanır.

6. Yom Ha-Zikkaron: Hatırlama günü. Tanrı’nın tüm evrenin Mutlak Hakimi ve Kralı olduğunu her daim hatırlamak gerektiğini vurgular.

Yahudilik tarihinde Tişri ayı;
“İlk Yaratılan” 1 Tişri – Adem ve Havva yaratıldı.
“İlk Günah” : 1 Tişri – Yasak meyvanın yenmesiyle ilk günah işlendi.
“İlk Ceza-Tufan”:
Tişri – (M.Ö. 2105)
-Nuh’un üçüncü defa gönderdiği güvercin zeytin dalıyla geri döndü.
1 Tişri – (M.Ö 1677)
– İbrahim oğlu İshak’ı (İslam dinine göre İsmail’i) kurban etmeye götürdü. Ayrıca İbrahim’in karısı Sarah 127 yaşında öldü.
8 Tişri – (M.Ö. 826) – Süleyman Mabedi’nin inşasının bitişi 14 günlük bir festivalle kutlandı.
10 Tişri – (M.Ö. 1313) – Musa ikinci defa On Emir’i indirdi.

Üzerinde sayı saymaya yarayan boncuklar bulunan, dikdörtgen biçiminde tahta levhacık …

Abaküs, (Fr. abacus).
Çörkü,
Sayı boncuğu.
Hesap makinası,
Suan Pan,

Üzerinde sayı saymaya yarayan boncuklar bulunan, dikdörtgen biçiminde tahta levhacık.
Sütun başlığının üstüne yatay olarak konan ve kenarlarından biraz dışarı taşan taş blok.
Basit toplama ve çarpma işlemleri için kullanılan bir aletir. Boncukların sayılması şeklinde çalışır.
İlköğretim sınıflarında matematik dersine yardımcı olması amacıyla da kullanılır.
Abaküs, Aritmetik hesaplamaları yapmaya yardımcı bir alet.

MÖ 2400 yıllarında Çin’de geliştirilen abaküs, denizaşırı ticaret yapan tüccarlar sayesinde Girit ve Miken bölgelerinden Avrupa ve Amerika’ya yayılmıştır. Abaküs, hareketli parçalara sahip olduğu bilinen ilk hesap makinesidir. Arap sayılarının ve sıfır kavramının abaküs yardımıyla geliştirilmesi tarih öncelerine gitmekle beraber, halen dünyanın değişik bölgelerinde özellikle okul öncesi çağdaki çocukların matematiksel zekasını geliştirmek amacıyla kullanılmaktadır.

Çağdaş hesap makinelerinin ve bilgisayarların atası sayılan hesap aygıtı olan Abaküs’te amaç 4 ana matematiksel işlem olan toplama, çıkarma, çarpma ve bölme yapmaktır. Babilliler’in buluşu olan abaküs, yüzyıllar boyunca ticarette büyük önem taşımıştır. Abaküsün temeli Girit ve Miken’e dayanmakta ve ilk abaküs örneklerinin hemen hepsinde Girit ve Miken süsleme sanatından örnekler de bulumaktadır.

En iyi bilinen biçimi (Çinlilerin Suan Pan’ı) dikdörtgen bir çerçevenin içine gerilmiş teller üstüne inciler dizilmesiyle oluşturulan abak, başlangıçta toprağın içine açılan sıra sıra oluklara dizilen taşlardan oluşmaktaydı. Daha sonraları, yuvarlık bilye büyüklüğünde metal top ya da boncukların paralel çubuklar ya da teller üstünde hareket ettikleri biçimi almıştır.

Her boncuk ya da metal topçuğun değeri, büyüklüğüne değil konumuna bağlıdır; belirli bir çizgi üstündeki taşın ya da belirli bir tel üstündeki incinin (boncuğun,topçuğun, vb.) değeri 1, iki tanesi birlikte olunca 2 olur. Bundan bir sonraki tel 10, üçüncü sıradaki tel 100 olarak değerlendirilir. Böylece ikisi 1 değerinde ve biri 10 değerinde üç dizi taş 12’yi, 100 değerindeki bir dördüncü topçuk eklenince de 112’yi gösterir. Yani topçuk ya da boncuğun yeri, değerini belirler ve çok büyük sayılar bile birkaç topçu ya da boncukla gösterilebilir. Topçuklar bir yöne kaydırılarak işlem yapılır; elde edilen değeri silmek, yani topçuğu bir sonraki kullanıma hazırlanmak istenirse, tersi yönünde kaydırmak gerekir. Abak, görünüşte basitliğine karşın, toplama makineleri, elektronik hesap makineleri ve bilgisayarların hazırlanmasına katkıda bulunmuştur.

Kaynak; http://tr.wikipedia.org/

Yunan mitolojisinde çobanların tanrısı …

Hermes,
(Mercurius).

Hermes, Zeus ile Titanlar soyundan gelen Maia’nın oğludur. Bir başka adı Argiphontes’tir.

Doğduğu günün akşamı kundağını çözüp beşiğinden çıkar. Mağaranın önündeki kaplumbağayı öldürüp içini boşaltarak yedi tel takar ve bir kithara haline getirir. Sonra Apollon’un sürüsünden 50 inek çalarak onları bir mağaraya saklar. Gerçeği öğrenen Apollon, Hermes’in mağarasına gelir, orada beşiğinde uyuyan Hermes inekleri çaldığını inkar eder. Bunun üzerine Zeus’un yargıçlığına başvurulur. Zeus’un kararı Hermes’in inekleri Apollon’a geri vermesidir. Ancak mağarada kitharayı gören Apollon sazı alıp karşılığında inekleri vermeyi kabul eder. Hermes bundan sonra Pan kavalını içat eder. Apollon Syrinks denilen bu kavalı da ister ve karşılığında kerykaion denilen sihirli altın değneğini verir. Hermes bu değnekle habercilerin ve hırsızların tanrısı olur. Zeus da çocuklarının arasında en akıllısı ve kurnazı olan Hermes’i kendisine haberci olarak seçmiştir. Hermes, Zeus’un buyruklarını ölümlülere ve tanrılara iletir. Hermes Olymposlu diğer tanrılar arasında da haberleşmeyi sağlar.Haberci tanrı Hermes efsanelerde daima kanatlı ayakkabıları ve başlığıyla anılır. Hermes Yunan tanrıları içinde en renkli kişiliklerden biridir, tanrı olarak nitelikleri çok fazladır.

Sürülerin tanrısıdır. Arkaik dönem Yunan sanatında çoğu kez omuzlarında bir koçla tasvir edilir. Odysseus’un karısı Penelope ile Arkadia dağlarında birleşmelerinden çobanların tanrısı Pan doğmuştur.

Hile ve hırsızların tanrısıdır. Bu konudaki öykü, Hermes’e ait efsanelerin en ilginçlerinden biridir. Hermes doğduğu gün olağanüstü işlere girişmiş ve aklı va yetenekleriyle tanrıların hepsinden daha üstün ve kurnaz olduğunu kanıtlamıştır.
Güzel ve inandırıcı konuşur. Bu özelliğiyle hatiplerin tanrısıdır.
Hermes yolları, yolcuları, tüccarları ve ticareti korur. Yollara dikilen Herme denilen heykelleri, İlkçağın kilometre taşlarıdır. Bunlar bir tanrı büstü ve fallos simgesini taşıyan yuvarlak veya dörtgen kaidelerdir.
Hermes yeraltı ile yerüstü arasında habercilik yapar, ölenlerin ruhunu yeraltı ülkesine, Hades’e götürür.
Zeus’un gönderdiği uykuyu ve rüyaları insanlara iletmek onun görevidir. Bunu Apollon’un kendisine verdiği değnekle yapar.
Hermes’in pek çok önemli efsanede rolü vardır. Homeros’un destanlarında Zeus’un habercisidir. Üç güzeller efsanesinde Hera, Athena ve Aphrodite’yi İda Dağı’na götürür, Paris’e altın elmayı o verir. Odysseus’u Kalypso’nun elinden kurtarır. Hero’nun Io’nun başına diktiği Argos’u Zeus’un emriyle o öldürür. Dionyssos’u Hera’nın hışmından kurtarmak için kaçırır ve büyütür.

Kaynak: http://yunanmitolojisi.blogspot.com/

Yıldızların belli zamanlardaki yerlerini ve konumlarını gösteren çizelge. ..

Zayiçe,
Horoskop,
Zayiçe, (Farsça zayiçe), (Ze ile Zeyç ten)

Eskiden Yıldızların, belli bir zamandaki yerlerini, durumlarını gösteren çizelgeye zayiçe denirdi.

Osmanlı İmparatorluğu’ nda 15-16. yüzyıllardan itibaren saray görevlileri arasında yer alan müneccimleri yöneten kişiye Müneccimbaşı denirdi. İlmiye sınıfından seçilen müneccimbaşılar müneccimliğin kelime anlamında mevcut astroloji ve kehanet gibi görevlerinin yanısıra zamanla devlet katında kullanım için takvim, imsakiye ve zayiçe hazırlamaya başlamışlardır.

Müzikte mizahın babası olarak tanınan Fransız besteci ve piyanist …

Eric Satie,
Alfred Eric Leslie Satie
(d. 17 Mayıs 1866 Honfleur – ö. 1 Temmuz 1925 Paris)

Fransız besteci, piyanist.
Piyano eserleri, tiyatro ve bale müzikleri bestelemiştir. Besteleri orijinal, mizahi, minimalisttir. Müzikte mizahın babası olarak tanınır.

Mizahçı kişiliği parçalarına verdiği adlarda (“Armut biçiminde parça” ) ve müziğe koyduğu anlatım biçimlerinde (“dişi ağrıyan bir bülbül gibi”) görülür. Fatmagül’ ün suçu ne? dizisindeki müthiş müzikler bu adamın. Ama parsayı Fatmagül ve yayıncı TV kanalları götürüyor. Bu adamın bir tek gnossienne ve gymnopedie eserlerini dinledim, etkisi hala üzerimde ve herkesde aynı etkiyi yapıyor rahmetli, nur içinde yatsın.

Normandiyalı bir baba ve İskoç bir annenin çocuğu olan Satie, Normandiya’da doğdu. Müziğe org çalarak başladı. Önce, ünlü orgcu Felix Alexandre Guilmant ile çalıştı, daha sonra Paris Konservatuarı’nda Albert Lavignac ile derslere devam etti. Başarısız bir öğrenci olan Satie, 8 yıl sonra 1886’da konservatuardan ayrımak zorunda kalarak orduya yazıldı; bir sene sonra bronşite yakalandı ve bu sebeple ordudan ayrıldı; adını Erik olarak değiştirdi ve ilk eseri Valse-Ballet’i yayınladı.

Sivil hayata dönünce, dönemin mizahçı, ressam ve empresyonistlerinin buluşma noktası olan evinin yakınındaki Le Chat Noir kabaresininin abonesi oldu. 1888’de piyano için Trois Gymnopédies adlı eserini besteledi. Bu eserde arkadaşı J. P. Contamine de Latour’un bir şiirinden esinlendi. Bir sene sonra Paris Büyük Sergisi’nde duyduğu Rumen pop müziği ve Endonezya vurmalı çalgılar topluluğu’nun yaptığı müzikten etkilenerek Gnossiennes üzerinde çalıştı. 1891’de bir kabarede ikinci piyanist olarak çalışmaya başladı ve burada besteci Claude Debussy ile tanıştı. Bir yanlış anlaşma yüzünden 1916’da dostlukları bozuluncaya kadar çok iyi arkadaş idiler.

Aynı yıl bir Katolik tapınağında mistik bir organizasyonun yöneticisi olan Josephin Pelodin ile tanıştı; onun takipçisi ve daha sonra da şapelin yöneticisi oldu. Trois Prélude du Fils des étoiles ve Le Sonneries de la Rose-Croix eserlerini bu mistik havanın etkisi ile yazdı. 2 yıl sonra ustası ile anlaşmazlığa düştü ve özgürlüğünü ilan ederek gruptan ayrıldı.

Hemen ardından 1893’te Danses gothiques’i yazdı. Bu eseri bilinen tek aşkı olan ressam Suzanne Valadon ile ilişkisinin bitmesi üzerine yazdı. Valadon, bir portresini yaparak kendisine armağan etmişti ancak bu hediyeyi verdikten 6 ay sonra sonra onu terketti. Acı çektiği bu dönemde ruhunu dinlendirmek için bu piyano eserini besteledi.

1893-1895’te kendi kilisesini kurdu. Bu kilisenin tek üyesi kendisiydi. Bu dönemde dini ve sanatsal görüşlerini açıklayan mektuplar, kitapçıklar yazdı. 1895’te, 18 saat boyunca aralıksız 840 defa çalınacak 8 ölçülük bir motiften oluşan Vexations’i besteledi. Aynı yıl, kendisine kalan az bir miktar miras ile görüntüsünü değiştirdi, bir rahip kılığı taşımaktan vazgeçti ve “Kadifeli Centilmen” görünümüne büründü.

1898 sonlarında ekonomik nedenlerle Paris’in bir kenar mahallesine taşındı, kendisine ilham veren büyük odalı bir evde Pièces froides (Soğuk odalar)’ı besteledi. Her gün, ölünceye kadar yaşadığı bu evden çıkarak Paris’in içine kadar 10 km yürüyerek gittiği, çeşitli kafelere uğrayıp içki içtiği ve bestelerini yaptığı, gece aynı şekilde döndüğü bilinmektedir.

1900’de tüm gizemli ve mistik uğraşlara son vererek müzikhol divası Paulette Darty ile çalışmaya başladı. Bu dönemde kafelerde konserler verdi ve popüler müzik ile uğraştı. Je te veux, La Diva de l’ ‘Empire, Tendrement gibi şarkılar besteledi. Son yıllarında yazdığı kabaret müziği eserlerin hepsini değersiz olarak niteledi.

1905’te halen amatör bir müzisyen olarak görülmekten ve akademik müzik dünyası ile çatışmaktan bıktığı için bir okula yazıldı ve Albert Roussel ile kontrpuan çalıştı. 1908’de diplomasını aldı.

1910’da müziği Serge Diaghilev, Pablo Picasso, Francis Picabia, Maurice Ravel, Igor Stravinsky ve Jean Cocteau’nun dikkatini çekti. Cocteau ile birlikte her ne kadar grup ile birlikte sayılmasa da Les Six (Altılar)adlı besteciler grubunun kurucusu oldu. Bu grup, Ravel ve Debussy’de görülen empresyonizme, Stravinsky’nin Slavizmine, Schöenberg’in post-Wagnerciliğine karşı olan ve net bir müzik dilini savunan 6 besteciden oluşmaktaydı (Louis Durey, Arthur Honegger, Germaine Tailleferre, Darius Milhaud, Georges Auric ve Francis Poulenc) .

Kırklarına kadar besteci olarak ciddiye alınmayan Satie, Parade (Geçit Resmi) adlı bale müziği ile üne ulaştı. O sırada Paris’i kasıp kavuran Rus Balesi’nin programına alınan bu eseri Cocteau ve Picasso ile beraber yaratmıştı. Balenin sunuş metnini Apollinaire yazdı, koreografisini Massine, dekorlarını Picasso yaptı. Cocteau’nın önerisi ile eserin orkestrasyonunda daktilo, sis düdüğü ve bebek çıngırağı gibi araçlar kullanmıştı. Bu eser, büyük skandala yol açtı ve Satie’nin besteci olarak adını duyurmasını sağladı. Zürih’te Dadacılar onu hareketlerinin onursal üyesi yaptılar.

1924’te, Picabia’nın metnine dayanan Relache adlı ikinci bale eseri, René Clair tarafından Entr’acte adıyla filme alındı ve büyük olay yarattı.

Onun müzik anlayışını en iyi yansıtan eseri ise 4 soprano ve bir oda orkestrası için yazılmış Socrates adlı senfonik dramadır. Bu eser Stravinsky’i büyük ölçüde etkilemiştir.

Satie, 1 Temmuz 1925’te Paris’te bir hastanede siroz hastalığından hayatını kaybetti. Müziği geniş kitleler tarafından sevilmese de özellikle genç besteci ve müzisyenler arasında pek çok hayranı vardı.

Hayatı boyunca gariplikleri ile anıldı. Ölümünden sonra gardrobunda bulunun birbirinin aynı 12 kadife takım elbise, düzinelerce şemsiye ve birbirine eş 84 mendil uzun süre müziğinden daha çok konuşuldu. Müzik dünyasının ilgisinin onun garip kişiliğinden, eserlerine yöneltmesi 1948’de ABD’de bir üniversitede gerçekleşen Satie Festivali ile mümkün oldu. Bu festivali organize eden Amerikalı besteci John Cage, Satie’nin Vexations adlı eserini duymuştu ve 1963’te New York’ta 10 piyanistin 2 saatlik nöbetlerle piyano çalması ile eser seslendirildi. Bu deneyimden sadece John Cage değil, Yoko Ono ve John Lennon da çok etkilenmişti ve kendi ifadelerine göre 1968 yılında Vietnam Savaşı’nı protesto için hafta boyunca kendini hapsetme protestosunu Vexations deneyiminden esinlenerek gerçekleştirdiler. Satie’nin eserleri, 1960’lardan sonra popüler oldu.

1917, 1920 ve 1923’tye yazdığı 5 eser, musique d’ameublement (Mobilya Müziği) olarak adlandırılır. Dinlenmek için değil, arka planda yer almak için yazıldığını söylediği mobilya müziği parçalar, deneysel çalışmalardır. Bu eserler defalarca tekrarlanan birkaç ölçülük kısa parçalardan ibarettir. Dinleyicinin dikkatini çekmemeye çalışır. Vexations mobilya müziği örneklerindendir.

Eserlerinden Gnosienne için; Ayla Kahraman’ ın aşağıdaki çok güzel yorumuyla bahsedersek; Huzur verici sakince akıp giden melodilerin sahibi.. Kimileri buna hüzün adını koyuyor bense huzur olmasından yanayım. Arka arkaya gelen aralıklı piyano vuruşları adeta beyninize kazınıyor böyle sessiz başlarken yumuşak notalarla akıp gidiyor onun eserleri. Ve sonra ani çıkışlar.

Gnosienne gerçekten inanılmaz bir eser hepsi öyle ama onun verdiği “huzur” veya hüzün ne derseniz deyin bambaşka. Zaten piyanonun huzuru diğerlerinden çok farklıdır. Gürültü yaratan bir elektronik gitardansa kesinlikle bu yavaş piyano melodilerini tercih ederim. Yann Tiersen de hiç fena değil. Amelie ve Goodbye Lenin de ne kadar usta olduğunu fark ettik. Bunun dışında Eric Satie‘ yi kulaklarınıza aşina yapan en canlı müzik belki de “Je Te Veux”dür. Ama sözsüz yalın piyano eşliğinde dinlemek.

Kaynak:http://tr.wikipedia.org/wiki/Erik_Satie

Trabzon' daki "Meryemana Manastırı" na verilen bir başka ad …

Sumela,
Sümela Manastırı,
Panagia Sumela, Theotokos Sumela,

Trabzon’un 54 km. güneyinde, Maçka ilçesi, Altındere köyü sınırları içerisinde yer alan (Eski Yunanca adı: Panagia) deresinin batı yamaçlarında Kara (Eski Yunanca adı: Mela) tepesi üzerinde deniz seviyesinden 1.150 m yükseklikteki eski Yunan Ortodoks manastır ve kilise kompleksidir.

Maçka’nın 17 km. güneyinde Altındere köyü’nde, Meryemana (Panagia) deresinin batı yanında, Mela Dağı’nın deniz seviyesinden 1,150 m. yükseklikteki kayaları oyarak ve doğal mağaralardanda faydalanılarak yapılmış manastırın adı “Sümela”, Rumca karanlık, siyah anlamına gelen “melas” kelimesinden gelmektedir.

Karadenizli hristiyan Rum’lar Mela dağındaki mucizevi Panagia ikonundan bir şey diledikleri zaman “stou mela” derlermiş, bu zamanla Sumela’ya dönüşmüş. Bu da ikona neden Panagia Soumela denildiğini açıklamaktadır. Bu yüzden manastıra “Karadağın (Mela dağının) bakiresi”de denilmektedir.

Atinalı Barnabas ile Sophroinos adlı iki keşiş rüyalarında, Hz. İsa’nın öğrencilerinden Evangelist St. Lukas’ın yaptığı üç Panagia ikonundan , Meryemin İsayı kollarında tuttuğu ikon Evangelist St. Luke’un yaptığı üç Panagia (Meryemana) ikonundan , Meryemin bebek İsa’yı kollarında tuttuğu ikonun bulunduğu yer olan Sümela’nın yerini birbirinden habersiz ayrı ayrı yerlerde görmüşler, deniz yoluyla Trabzon’a gelmişler ve gördükleri rüyaları birbirlerine anlatmışlardır (Bunlardan biriside Kıbrıstaki Kykko manastırındadır). Bundan sonra rüyalarında gördükleri bu yeri aramışlar ve en sonunda Maçka Altındere vadi’ sinde, Karadağın 300 m. yüksekliğindeki sarp yamacında buldukları mağarada karar kılmışlardır.

Mela dağının sarp kayalığında, bu küçük mağaranın, yüzyıllar boyunca, kayaların sabırla oyularak büyütülmesi ile bugün gördüğümüz kartal yuvasına benzeyen manastır ortaya çıkmıştır. Yapımına ne zaman başlandığı kesin olark belli olmamakla beraber M.S. 375-395 yılları arasında, Anadoludaki sayısız örneği gibi Kapadokya stili inşa edildiği sanılmaktadır. Kilisenin kuruluşundan itibaren yaklaşık 1.000 yıllık tarihi karanlıktır. Kilisenin MS 365-395 tarihleri arasında inşa edildiği sanılmaktadır. Anadolu’da sıkça rastlanılan Kapadokya kiliseleri tarzında yapılmıştır.

2010 yılında Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti’nin izni ile Hıristiyanlarca Meryem Ana’nın göğe yükseliş günü olarak kabul edilen ve kutsal sayılan 15 Ağustos günü 88 yıl aradan sonra ilk ayin düzenlenmiş, ayini Fener Rum Patriği Dimitri Bartholomeos yönetmiştir.

Kaynak, http://tr.wikipedia.org ; http://www.trabzonkulturturizm.gov.tr/

İki kulplu, dibi sivri ve geniş karınlı antik testi …

Amfora, (Latince Amphora).
Amfora (İng. amphora).
Amfor.
İki kulplu, dibi sivri, dar boyunlu, karnı geniş testi.

Mürekkep balığı avcılığında kullanılan ağız açıklığı 10-15 cm çapında ve boyu 25-30 cm olan kırmızı topraktan pişirilerek yapılan kulplu veya kulpsuz küp.

Gövdesinden daha ince olan boyun kısmının altında dibe doğru daralarak sonlanan iki kulplu, antik testi.

Antik dönemlere özgü bir çeşit Yunan çömleği.

Yeni Zelanda' da yaşayan ve "Zilkuşu" da denilen bir kuş …

Korimako,
Yeni Zelanda’ da yaşayan ve “Zilkuşu” da denilen bir kuş.
Yeni Zelandalı Bellbird (Anthoris melanura), zilkuşu bir cins tüneyen ötücü kuştur.
Korimako, Yeni Zelandalı bellbird (Anthornis melanura), Zilkuşu.
Çabuk hareket eden, bir çoğu bir an dahi nadiren duraklar. Çoğunlukla sarı ve yeşil renkli olup, uçmaz. O yeşilimsi rengi ile cinsinin tek yaşayan üyesidir. Zilkuşu çok önceleri Avrupalı ​​yerleşimciler tarafından keşfedildi.

Kuş, Yeni zellanda’ nın ünlü şafak korosunun çan şarkısının önemli bir bileşenini oluşturmaktadır. Yeni zellandanın endemik bir kuşudur.
20. yüzyılın başlarında tükenmiş olan bu kuşun dört alt türü vardır:

a. Melanura melanura,
b. Melanura dumerii,
c. Melanura oneho.
d. Melanura obscura.

"Hint Kimyonu, Kara Kimyon" gibi adlar da verilen bir tür baharat …

Keraviye,
Keraviya,
Karaman Kimyonu,
Frenk kimyonu,
Carum carvi (Latince).
Caraway,
Carvi,
Kara kimyon,
Ermeni Kimyonu,
Nemse Kimyonu,
Kimyonu Berri,

Maydanozgiller familyasındandır. 100 cm’ye kadar boylanabilen ikiyıllık otsu bitkidir. Gövdesi ince parçalı, yaprakları açık yeşil renkli tüylü, çiçekleri şemsiye biçiminde kümeler oluşturarak açan sarımsı beyaz renklidir. Kazık kökü; dallara ayrılan yapıdadır. Yumuşak toprakları seven frenk kimyonu bitkisi, döktüğü bu tohumlarla çoğalır.

Anayurdu Avrupa ile Batı Asya’dır. Ülkemizde Doğu Anadolu bölgesinde yetişir. Karvon ve limonen adlı maddelerden oluşan ve % 6′ya varan orandaki uçucu yağ ile sabit yağ, reçine ve taneni içerir.

Bitkinin çiçek şemsiyeleri yaz ortasında toplanır. Güneşte kurutularak olgunlaştırılıp, başağı tutularak silkelenip tohumların dökülmesi sağlanır.

İdrar söktürücüdür. Diyareyi (ishal) keser. Sindirimi kolaylaştırır. Özellikle çocuklarda gaz söktürücü ve karın ağrılarını iyileştirici etkisi vardır. Bebek emziren annelerde süt gelişini artırır. Kadınlarda aybaşı sancılarını hafifletir. Boğaz ağrılarında hazırlanan çay ile gargara yapılarak iyileştirici rol oynar. Kötü kokan nefes kokusunu kuru tohumlar ağızda çiğnenirse temizler.

Çay,
Bitkinin tohumları 1 tatlı kaşığı alınıp ezilir. Bunların üzerine 1 bardak kaynar su dökülerek 10-15 dakika süreyle demlendirilir. Bu şekilde elde edilen çaydan günde üç kez birer bardak içilir veya amacına göre gargara da yapılabilir.

Mersin ve Hatay yöresine özgü cevizli bir hamur tatlısı …

Kerebiç,

Mersin ve Antakya yöresinde, yapılan cevizli bir hamur tatlısıdır. Beyaz bir köpüğün içinde yatan, içi fıstık ya da cevizle dolu olan, irmikten yapılmış, içli köfteye benzeyen bir tatlıdır. Bu tatlıya esas çöven kökünden gelen lezzet ayrı bir özellik katar.

Beyaz köpüğün yapılışında Çöven kökü kullanılır. Kerebiç, alışılmışın dışında bir lezzete sahiptir.

Malzemeler:
2 çay bardağı zeytinyağı,
1 çay bardağı su,
Az miktarda şeker,
1 paket kabartma tozu,
Aldığı kadar un,
Ceviz,
Tarçın

Yapılışı:
Bir tepsi içinde 2 çay bardağı zeytinyağı, 1 çay bardağı su, az miktarda şeker,1 paket kabartma tozu ve aldığı kadar un ile karıştırılır. Kulak memesi kıvamına gelene kadar çok iyi yoğrularak hamur elde edilir. Ceviz büyüklüğünde alınan parçalar avuç içinde yuvarlak hale getirilir. İşaret parmağı yardımıyla açılan oyuğun içine, daha önce hazırlanana cevizli, tarçınlı karışımı doldurulur. Ağzını kapatılarak mekik şekli verilir. Tepsiye dizilen kerebiçler fırına verilir. Yöreye özgü beyaz köpükle yenilir.

Beyaz köpüğün yapılışı;
Çöven kökünün bir gün ıslatılıp bekletilir. Devamlı kaynatılarak beyaz köpük elde edilir. Bu köpük başka bir kaba alınır. Şekerle karıştırılarak çırpılır. Böylece kerebiç için beyaz köpük elde edilir.

Bursa’ nın Osmangazi ve Yıldırım ilçelerini birbirine bağlayan, arastalı tarihi köprü …

Irgandı,
Irgandı Köprüsü,

Bursa kentinde,
Zanaatçıların geleneksel el sanatlarını icra ettiği köprü.
1442 yılında Irgandılı Ali’ nin oğlu Hacı Muslihiddin tarafından inşa edildi. 1854 yılında Büyük Bursa Depremi’ nde hasar gördü. Kurtuluş Savaşı’ nda Yunan ordusu tarafından bombalandı. Irgandı Köprüsü, 2004 yılında Osmangazi Belediyesi tarafından yenilendi ve kullanıma açıldı.

Dünyada, 4 adet çarşılı köprüden birisidir.
Türkiye, Bursa kentinde Irgandı Köprüsü.
Bulgaristan, Lofça kentinde Osma Köprüsü,
İtalya, Floransa kentinde Ponte Vecchio Köprüsü.
İtalya, Venedik kentinde Rialto Köprüsü.

XVII. yüzyılda Bursa’ya gelen Evliya Çelebi bu köprünün mimarisi ve onunla ilgili öyküleri aşağıdaki gibi anlatmıştır.

Evsaf-ı cisr-i Irgandi. Bursa’ nın bir çarşısı da Gökdere’ deki Irgandi Köprüsü üzerindedir ki, yemin ve yesar ikiyüz kadar hallac dükkanlarıdır. Hücrelerinin pencereleri zir-ü paylerinden cereyan eden Gökdere’ye nâzırdır. Ve bu cisr dükkânlarının üzeri cümle tonoz kemerler ile mebni olub kurşun ile mesturdur. Bu cisrin iki başında kal’a kapuları gibi temiz kapılar üzere mazgal delikleri vardır. Cizrin bir tarafı boştur.
Han gibi misafirhane olup at bağlanır.

Fotoğraflar; Ülkü TOK,

Uzun taneli ve kokulu bir pirinç türü …

Basmati,
Berdani,
Nero,
Basmati,

Pirincin Kralı olarak adlandırılan Basmati, mükemmel lezzeti, sihirli aroması ve hafif dokusu ile anılır. Pirincin şampanyası sayılan, saf Basmati, dünyada bir tek yerde, Himalaya’nın eteklerinde yetişir. Nefis aromasının yanısıra, Basmati pirinci haşlandıktan sonra üfleyince uçacak kadar hafif, yumuşak ve ayrışan taneleri ile benzersizdir.
Basmati pirinci ilk olarak, Himalaya dağlarının dağ eteklerinde keşfedildi. Hindistan, Pakistan ve bazı diğer güney Asyalı ülkelerde üretilir. Hindistan ve Pakistan’ da kokulu ve lezzetli, bir pirinç cinsidir. Hindu’ da, Basmati, güzel kokuyu ifade eder.

Pirinç, (Farsça birinc, İng. rice, Fr. riz, Lat. Oryza sativa).
Buğdaygillerden, kökleri bol su içinde yetişen bir bitki (Oryza sativa),

Buğdaygiller (Gramineae, Poaceae) familyasından, sulak ve bataklıklarda tohumları için kültürü yapılan bir yıllık otsu bitki.

Buğdaygiller familyasından, sulak ve bataklıklarda tohumları için kültürü yapılan, selüloz ve silis içeriği yüksek çok sert kavuza sahip, taneleri protein bakımından fakir, nişasta bakımından zengin tek yıllık otsu bitki.
Basmati pirinci ile Pilav;

Malzemeler,
100 gram basmati pirinci
40 gram margarin
30 gram çam fıstığı
30 gram badem

1 adet çubuk tarçın
30 gram kuşüzümü

Pilav hazırlanışı:
Pilavın yapılışı;
Fıstık, badem, tarçın ve margarini fıstıklar kavruluncaya kadar karıştırın. Basmati pirinç ve kuşüzümünü ilave ettikten sonra üzeri kapanacak kadar su koyup 15 dakika pişirin. Su azaldıkça su ilave edin. 15 dakika sonra ateşten alın. Afiyet olsun.

En yaygın Hint/Pakistan pilavı ise şöyle yapılır.
Bir kuru soğan çok ince piyazlık doğranır, rengi açık kahverengi olana kadar, rengi açık kalmayacak soğanların sıvı yağda kavrulur, .

Üzerine suda bekletilmiş, süzülmüş pirinçleri ilave edip bir iki çevirip suyu ekliyiniz. Basmati biraz daha fazla su çeker ve genelde lapa pilav olmaz. Yani sıcak suda bekletilen 1 bardak pirinç için 3/4 bardak kaynar su eklenir.

2-3 tane karanfil, tane karabiber, kabuk tarçın, tuz ve tane kimyon ve kakule (1 tane yeterli) ilave edilir. Tane kimyon kesinlikle koymalısınız. Tadı da toz halindekinden oldukça farklı. suyunu çekene kadar pişirilir. Afiyetle yenilir.

Güneydoğu Anadolu' nun Kommagene bölgesinde antik bir kent …

Samosata,
Sümeysat,
Samsat,
Sunken,

Adıyaman’ ın 36 km. güneydoğusunda antik Samosata kenti bulunur. İlk Çağda, Kommegene Krallığının başkentidir. M.S.72’ de Roma İmparatorluğu’ na bağlanmıştır. 639’ da Arapların eline geçerek Sümeysat adını almıştır.
IX.yüzyılın ortalarında Araplarla Bizanslılar arasında birkaç kez el değiştiren kent 958’ de İmparator Ioannes Çimişkes tarafından Bizans topraklarına katılmıştır. 1516’ da da Osmanlı egemenliğine girmiştir.

Atatürk Barajı’ nın yapımı sırasında sular altında kalmıştır. Samsat yöresinde yapılan kazılarda çeşitli höyüklere rastlanmıştır. Geç kalkolitik çağdan orta çağa kadar yerleşimlerin üst üste yapıldığı höyük en önemlilerinden birisidir. Bunlardan Mithridates Sarayı olarak adlandırılan bir yapı ortaya çıkarılmıştır. Bu yapının büyük bir salonu, odaları ve mozaik döşemeleri ile duvarları kırmızı ve sarı renkli fresklerle kaplı idi.

Samsat yöresinde, Eskitaş Köyü’nün 1 km. Güney-batısında Roma dönemine ait yapı kalıntıları, yazıtlar, kaya mezarları ve çok sayıda çömleklerle karşılaşılmıştır. Bu da eski bir yerleşimi işaret etmektedir.

İtalyan mutfağına özgü bir cins pasta …

Tiramisu,
Mascarpone ile yapılan bir İtalyan tatlısı.
Kelime anlamı “kaldır beni”.
Tiramisu için gereken malzemeler:
2 katlı kakaolu pasta tabanı
1 paket labne peyniri
1.5 su bardağı süt
2 yumurta
1 çay bardağı toz şeker
2 yemek kaşığı un
1 paket vanilya
1 yemek kaşığı granül kahve
1 su bardağı su

Tiramisu üzeri için,
Kakao,
Rendelenmiş çikolata.


Yapılışı:
Sütü, unu, yumurtayı, şeker ve vanilyayı karıştırmak suretiyle orta ateşte muhallebi kıvamında pişiririz. Soğumaya bırakırız. Labne peynirini içine ekleyerek mikserle çırparız. Kek tabanından 8 cm’lik çember ile 4 yuvarlak parça keseriz. Granül kahveyi sıcak su içinde eritiriz. Kalıpların tabanına bir kek parçası yerleştirip kahveli su ile ıslatırız. Üzerine krema ekleriz. Tekrar kek yerleştirip işlemi tekrarlayıp, 1 gece buzdolabında bekletiriz.
Pasta üzerine kakao serpiştirip kalıptan çıkartırız. Rendelenmiş çikolata ile Tiramisu üzerini süsleyip servis yapınız.

Osmanlı Devletinde başbakanlığa verilen ad …

Sadaret, (Arapça Vekil).
Başbakanlık,
Sadrazamlık,
Vezirlik, Başvezirlik.
Osmanlı ımparatorluğu’nda başbakanlığa verilen ad.
Osmanlı Devleti zamanında Başvekillik makamına verilen isim.
Öne geçme, başta bulunma.

Sadrazam, Vezir, Veziriazam,
Osmanlı devlet teşkilatında padişahtan sonra devletin en yüksek rütbeli idarecisi.
Padişahın mutlak vekili olarak devlet işlerini idare ederdi. Sadrazamlara ayrıca “sadr-ı ali, vekil-i mutlak, sahib-i devlet, zat-ı asafi” gibi ünvanlar ile de bilinirdi.

Sadrazam; Osmanlılarda padişahtan sonra gelen ikinci adam,en yetkili devlet görevlisi. Günümüz Başbakanı.
Sadaret kaymakamı; Sadrazam,Serdarı ekrem ünvanı ile ordunun başında sefere çıktığı zaman onun yerine istanbulda kalıp vekaleten sadrazamın işlerini yapan vezir düzeyindeki görevli.
Sadaret kethüdası; Sadrazamın birinci derecede yardımcısı.
Arapça vekil demek olan sadaret kelimesi, Osmanlılarda, Başbakan, Sadrazam anlamında kullanılmıştır. Sadaret kaymakamı, sadrazam hükümet merkezinden ayrıldığı zaman kendisine kubbe vezirlerinden vezir-i sani vekâlet eder. Bu vekaleti müddetince ona sadaret kaymakamı, kaymakam paşa, kaymakam, kaymakam-ı rıkab-ı hümayun, kaymakam-ı asitane-i seadet gibi isimler verilir.

Slav halklarına özgü kemençeye benzer bir çalgı …

Gudok,
Türkmence kelime olan Gudok’ un anlamı, klâkson demektir.
Rusyada çalınan yaylı bir müzik aleti, bir çeşit kemençedir.
Slav halklarına özgü kemençeye benzer bir çalgı,
Küçüklerine gudoçik denir.
Kiev ve yöresinin en eski halk çalgılarından birisidir.

Üç telli Rus kemençe’ si denilen çalgı ağaçtan oyularak yapılmıştır. Rebec’ e benzer, yumurtayı andıran bir oval gövdesi ve bu gövdeye geçirilmiş kısa bir sapı vardır. Göğüse veya dizlere dayanarak çalınır.

Melodi çalgının üç telinden en ince olan yalnızca bir tanesi melodiyi çalmakta kullanılır, diğer ikisinden tekdüze sesler elde edilir.

XII . yüzyıldan itibaren Türklerde Iklığ veya Gıcak olarak bilinen çalgıdır. Geçen zaman içinde Slavlar’ a geçmiştir.

Gudok Rusya’ da çalınan yaylı bir müzik aletidir, kemençedir. Kemençe, biri Osmanlı Müziğinde, diğeri Karadeniz yöresi halk müziğinde kullanılan iki ayrı yaylı çalgının ortak adıdır. Bunlardan ilki için yirminci yüzyılın ortalarına kadar kullanılan “armudî kemençe”, “fasıl kemençesi” gibi adlar, artık yerini “klasik kemençe” adına bırakmıştır. Bir halk çalgısı olan ikincisi ise, “Karadeniz kemençesi” olarak anılır. Lazların simgesi olan bir enstrümandır.

Yağda veya fırında kızartılan küçük küp biçimindeki ekmek parçası…

Kruton, (Fr. croûton).
Yağda veya fırında kızartılan küçük küp biçimindeki ekmek parçası.
Kökeni Fransızca Crouton,
Ekmek kabuğu parçası,
Kızartılmış ekmek,
Ekmek Garnitürü,

Çorbalara süs ve lezzet vermek izin hazırlanır. Ayrıca Omlet ve salatalarda da kullanılır.
Unlu ve süzme çorbalarda garnitür olarak kullanılır.
Çorbalık Kıtır Ekmek, Kruton,

Malzemeler;
Bayat ekmek,
Sızma zeytinyağı,
Tereyağ,
Tuz, istenirse sarımsak tozu,
Kuru maydanoz,
Baharatlı kruton için baharat ;
Kekik, Kuru nane, Mercanköşk,

Hazırlanışı,
Fırın tepsisine küp küp istenilen büyüklükte doğranan bayat ekmek konur. Küçük bir kasede, tuzu ve diğer tüm baharatları karıştırın. Tereyağı ufak bir tencerede eriterek, içine zeytinyağı da koyun. Yağı, ekmek küplerinin üzerine serpiştirin. Her bir ekmek küpünün yağlanmasını sağlayın. Baharatlı kruton hazırlanırken baharatlar karıştıılarak ekmeklerin üzereine dökülerek karıştırılır. Önceden 180 derece ısıtılmış fırına konur. 10-20 dakika kadar kızartılır. Kızartılırken her 5 dakikada bir, tahta bir spatula ile karıştırın. Her tarafları kızarsın. Fırında pişirme zamanı, hem ekmeğin çeşidine, hem de kestiğiniz küplerin büyüklüğüne göre değişir. Üzeri kızarana kadar kalır. Fırından çıkarılan krutonlar soğutularak cam kavanozda veya poşette muhafaza edilerek dolapta saklanabilir.

Not: Fırından çıkardıktan sonra, üzerine 2 yemek kaşığı parmesan peyniri de serpebilirsiniz.

Mersin yöresine özgü bulgur, patates, domates, ve soğanla yapılan bir tür çorba …

Lepe,
Tarsus-Mersin yöresi yemeklerinden.
Lepe Çorbası,
Malzeme:
1 su bardağı Köftelik Bulgur
1 adet soğan
4 adet patates
1 çorba kaşığı Tereyağ
1 çorba kaşığı salça
3 adet domates
Tuz
kırmızı biber ,

Yapılışı:
Patatesler, domatesler ve soğanı temizleyip, küp şeklinde ayrı ayrı doğrayın. Çorba tenceresinde tereyağı eritip soğanları kavurun.

Birkaç kaşık sıcak su ile sulandırılmış salçayı ekleyip karıştırın. Patatesleri ilave edin ve 5 dakika kavurun. Domatesleri, tuz, kırmızıbiber ve 5-6 bardak suyu ilave ettikten sonra kaynamaya bırakın. Kaynamaya başladıktan sonra bulguru ekleyip 20 dakika kadar pişirin. Çorbayı ocaktan alın. İsteğe göre kruton ekmekler eşliğinde sıcak servis yapın.

Kars yöresinde ayçiçeğine verilen ad …

Semişke,
Semiçke (çekirdek Rus. semeçqo).
Şemşamer,
Ayçekirdeği, (İng. sunflower seeds).
Ayçiçeği,
Ayçekirdeği,
Aydede,
Aygül,
Günçiçeği
Günebakan, (Helianthus annuus).
Gündöndü,
Günaşık,
Çiğdem,

Papatyagiller (Asteraceae) familyasından çekirdekleri ve yağı için yetiştirilen sarı çiçekli bir tarım bitkisidir. Bileşikgillerden bir bitki. Çeşitli türleri vardır .Bunlar çok kere uzun gövdeli otsu bitkilerdir. Yaprakları dilimsi; çiçekleri büyücek bir başçık şeklindedir. Ayçiçeğine yurdumuzun bazı yerlerinde Günebakan da derler. Süs bitkisi olarak yetiştirildiği gibi tohumlarından yağ çıkarmak içinde yetiştirilir.

Ayçekirdeği, ayçiçeği (Helianthus annuus) bitkisinin meyvesi.

Yüksek miktarda yağ ihtiva ettiğinden, yağ üretiminde yaygın olarak kullanılmaktadır. Tüketim yerlerinden birisi de; atıştırmalık olarak hafif kavrulmuş şekilde; tuzlu, tuzsuz, biberli ve bilimum soslar ile tüketicinin beğenisine sunulmaktadır. Ayçekirdeği ile yapılmış unlu mamüller de mevcuttur.

Ayçekirdeğinin faydaları;

Soğuk preslenmiş ay çiçeği yağı damar kireç­lenmesine, damar sertliğine iyi gelir.

Tohumlarından elde edilen merhemi kurdeşen hastalığına karşı tatbik edilir. Yaraları tedavi eder.

Taze ayçiçeğinden elde edilen ayçiçeği ruhu vereme karşı kullanılır.

Kolesterol miktarını düşürür.

Bedenî ve zihnî yorgunluğu giderir.

Kalp, sinir hastalıklarını ve iktidarsızlığı önler.

Ayçiçeği çay ve tentür yapımında yağı ise natürel ilaç yapımı, salata ve yemeklerde kullanılır.

Ayçiçeği yağının birleşimindeki maddeler aşağıda gösterilmiştir;

%40-50 sabit yağ içerir ve bu da büyük oranda Akilgliserit türevleri (Acylgliserid); % 35-60 Linolasit, %25-40 Oleikaist, %7-15 Palmitin asit ve % 4-7 Stearin asitten oluşur.
Steroller; Campesterol (Kampesterol), Cholesterol (Kolesterol), Sitosterol, Sitigmasterol, ∆-7-Campesterol ve ∆-7-Sitigmasterolden oluşur.
Vitaminlerden; A, B1, B2, B6, C ve E vitaminleri içerir.
%30 Protein, Carotinler (Karotinler), Lecithin, Betain, Tanin, Silisik asit ve Potasyum minerali içerir.

Seylan (Sri Lanka) Adasının eski adı …

Sri Lanka, (debdebeli, şaşaalı ülke anlamındadır.).
Sri Lanka Demokratik Sosyalist Cumhuriyeti,
Serendib,
Serendip,
Serendib,
Seylan,
Toprobane, (Bakır Renkli).

Sri Lanka, Doğu Afrika ve Güney Asya arasında, okyanus yolunun üzerinde bulunduğu için tüccarların tabi bir uğrak yeri olmuştur.

Ülkenin tarihi M.Ö. 3000 yıllarına kadar uzamaktadır. Adanın ilk olarak ismi Yunanca “bakır renkli” demek olan Toprobane idi. Arap fetihlerinden sonra, Arapça “beklenmedik şeylerin ülkesi” anlamına gelen Serendip denildi. Sonraları 1972 yılına kadar kullanılacak olan Seylan ismini aldı. Bu tarihten itibaren “debdebeli, şaşaalı ülke” anlamına gelen, Sir hale dilindeki Sri Lanka, ülkenin bugünkü resmi ismi oldu. Dini kaynaklarda; Allahü teala tarafından, bütün insanların babası, yeryüzünde yaratılan ilk insan ve ilk peygamber olan adem aleyhisselam, Cennetten bu Serendip (Seylan, Sri Lanka) Adasına indirildiği bildirilmiştir.

Başkenti; Kolombo.
Resmi dili; Sinhala, (Tamil, İngilizce) .
Para birimi; Rupee ,
Din; Budizm, Hinduizm, İslam, Hıristiyanlık.

Güney Asya’da, Hindistan’ ın 31 kilometre güneyinde ve Hint Okyanusu’ nda bulunan bir ada ülkesidir. Limanları, Kolombo, Galle, Jaffna, Trincomalee. Sri Lanka, çay tarımında önde gelen bir ülkedir. Ülkemizde de Seylan çayı olarak ünlenmiştir. Gerçekten rengi ve kalitesiyle gerçek bir tiryakiliktir.

1972 yılından önce Seylan olarak bilinirdi. Hint Okyanusu’nun İncisi olarak da adlandırılan ülkede yaklaşık 21 milyon kişi yaşamaktadır. Hükümet güçleri ve Tamil Eelam Özgürlük Kaplanları (diğer adıyla Tamil Kaplanları) arasında gerçekleşen iç savaş 1983 yılından beri sürmektedir. Tamil Kaplanları, adanın kuzeyinde ve doğusunda Tamil Eelam adında bağımsız bir devlet kurmak için mücadele etmektedir.

Sri Lanka fiziki yapı bakımından, Güney Hindistan Yaylasının bir uzantısı olup, ondan yaklaşık olarak 35 km uzaktadır ve aralarında Palk Boğazı vardır. Palk Boğazı, Mannar Körfezinin hemen kuzeyinde olup, en dar yeri yaklaşık 32 km genişliktedir. Adanın kuzeybatı kıyısında yer alan Mannar Adasının hemen batısında Sri Lanka’yı, Asya’ ya bağlayan Adam’s Bridge (adem Köprüsü) bulunur.

Güzel kokulu uçucu sıvı …

Esans, (Fr. essence, İng. essence, Osmanlıca Ruh.),
Hacıyağı,
Aroma,
Arf,
Esans ,

Bitkilerden türlü yollarla çıkarılan veya kimyasal yöntemlerle yapılan, kokulu ve uçucu sıvı,
Güzel kokulu bir uçucu yağın alkoldeki çözeltisi.
Gül esansı, menekşe esansı vb.
Itır,
Nefha, (Ar. nefha Flegmon.),
Rayiha (Koku, güzel koku),
Şemime (Güzel kokan, güzel kokulu),

1 62 63 64 65 66 75