Kars yöresinde ayçiçeğine verilen ad …

Semişke,
Semiçke (çekirdek Rus. semeçqo).
Şemşamer,
Ayçekirdeği, (İng. sunflower seeds).
Ayçiçeği,
Ayçekirdeği,
Aydede,
Aygül,
Günçiçeği
Günebakan, (Helianthus annuus).
Gündöndü,
Günaşık,
Çiğdem,

Papatyagiller (Asteraceae) familyasından çekirdekleri ve yağı için yetiştirilen sarı çiçekli bir tarım bitkisidir. Bileşikgillerden bir bitki. Çeşitli türleri vardır .Bunlar çok kere uzun gövdeli otsu bitkilerdir. Yaprakları dilimsi; çiçekleri büyücek bir başçık şeklindedir. Ayçiçeğine yurdumuzun bazı yerlerinde Günebakan da derler. Süs bitkisi olarak yetiştirildiği gibi tohumlarından yağ çıkarmak içinde yetiştirilir.

Ayçekirdeği, ayçiçeği (Helianthus annuus) bitkisinin meyvesi.

Yüksek miktarda yağ ihtiva ettiğinden, yağ üretiminde yaygın olarak kullanılmaktadır. Tüketim yerlerinden birisi de; atıştırmalık olarak hafif kavrulmuş şekilde; tuzlu, tuzsuz, biberli ve bilimum soslar ile tüketicinin beğenisine sunulmaktadır. Ayçekirdeği ile yapılmış unlu mamüller de mevcuttur.

Ayçekirdeğinin faydaları;

Soğuk preslenmiş ay çiçeği yağı damar kireç­lenmesine, damar sertliğine iyi gelir.

Tohumlarından elde edilen merhemi kurdeşen hastalığına karşı tatbik edilir. Yaraları tedavi eder.

Taze ayçiçeğinden elde edilen ayçiçeği ruhu vereme karşı kullanılır.

Kolesterol miktarını düşürür.

Bedenî ve zihnî yorgunluğu giderir.

Kalp, sinir hastalıklarını ve iktidarsızlığı önler.

Ayçiçeği çay ve tentür yapımında yağı ise natürel ilaç yapımı, salata ve yemeklerde kullanılır.

Ayçiçeği yağının birleşimindeki maddeler aşağıda gösterilmiştir;

%40-50 sabit yağ içerir ve bu da büyük oranda Akilgliserit türevleri (Acylgliserid); % 35-60 Linolasit, %25-40 Oleikaist, %7-15 Palmitin asit ve % 4-7 Stearin asitten oluşur.
Steroller; Campesterol (Kampesterol), Cholesterol (Kolesterol), Sitosterol, Sitigmasterol, ∆-7-Campesterol ve ∆-7-Sitigmasterolden oluşur.
Vitaminlerden; A, B1, B2, B6, C ve E vitaminleri içerir.
%30 Protein, Carotinler (Karotinler), Lecithin, Betain, Tanin, Silisik asit ve Potasyum minerali içerir.

Seylan (Sri Lanka) Adasının eski adı …

Sri Lanka, (debdebeli, şaşaalı ülke anlamındadır.).
Sri Lanka Demokratik Sosyalist Cumhuriyeti,
Serendib,
Serendip,
Serendib,
Seylan,
Toprobane, (Bakır Renkli).

Sri Lanka, Doğu Afrika ve Güney Asya arasında, okyanus yolunun üzerinde bulunduğu için tüccarların tabi bir uğrak yeri olmuştur.

Ülkenin tarihi M.Ö. 3000 yıllarına kadar uzamaktadır. Adanın ilk olarak ismi Yunanca “bakır renkli” demek olan Toprobane idi. Arap fetihlerinden sonra, Arapça “beklenmedik şeylerin ülkesi” anlamına gelen Serendip denildi. Sonraları 1972 yılına kadar kullanılacak olan Seylan ismini aldı. Bu tarihten itibaren “debdebeli, şaşaalı ülke” anlamına gelen, Sir hale dilindeki Sri Lanka, ülkenin bugünkü resmi ismi oldu. Dini kaynaklarda; Allahü teala tarafından, bütün insanların babası, yeryüzünde yaratılan ilk insan ve ilk peygamber olan adem aleyhisselam, Cennetten bu Serendip (Seylan, Sri Lanka) Adasına indirildiği bildirilmiştir.

Başkenti; Kolombo.
Resmi dili; Sinhala, (Tamil, İngilizce) .
Para birimi; Rupee ,
Din; Budizm, Hinduizm, İslam, Hıristiyanlık.

Güney Asya’da, Hindistan’ ın 31 kilometre güneyinde ve Hint Okyanusu’ nda bulunan bir ada ülkesidir. Limanları, Kolombo, Galle, Jaffna, Trincomalee. Sri Lanka, çay tarımında önde gelen bir ülkedir. Ülkemizde de Seylan çayı olarak ünlenmiştir. Gerçekten rengi ve kalitesiyle gerçek bir tiryakiliktir.

1972 yılından önce Seylan olarak bilinirdi. Hint Okyanusu’nun İncisi olarak da adlandırılan ülkede yaklaşık 21 milyon kişi yaşamaktadır. Hükümet güçleri ve Tamil Eelam Özgürlük Kaplanları (diğer adıyla Tamil Kaplanları) arasında gerçekleşen iç savaş 1983 yılından beri sürmektedir. Tamil Kaplanları, adanın kuzeyinde ve doğusunda Tamil Eelam adında bağımsız bir devlet kurmak için mücadele etmektedir.

Sri Lanka fiziki yapı bakımından, Güney Hindistan Yaylasının bir uzantısı olup, ondan yaklaşık olarak 35 km uzaktadır ve aralarında Palk Boğazı vardır. Palk Boğazı, Mannar Körfezinin hemen kuzeyinde olup, en dar yeri yaklaşık 32 km genişliktedir. Adanın kuzeybatı kıyısında yer alan Mannar Adasının hemen batısında Sri Lanka’yı, Asya’ ya bağlayan Adam’s Bridge (adem Köprüsü) bulunur.

Güzel kokulu uçucu sıvı …

Esans, (Fr. essence, İng. essence, Osmanlıca Ruh.),
Hacıyağı,
Aroma,
Arf,
Esans ,

Bitkilerden türlü yollarla çıkarılan veya kimyasal yöntemlerle yapılan, kokulu ve uçucu sıvı,
Güzel kokulu bir uçucu yağın alkoldeki çözeltisi.
Gül esansı, menekşe esansı vb.
Itır,
Nefha, (Ar. nefha Flegmon.),
Rayiha (Koku, güzel koku),
Şemime (Güzel kokan, güzel kokulu),

Dört İncil' den üçüncüsünün yazarı olan Hıristiyan azizi …

Luka İncili,
Dört İncil’den biridir.

Hıristiyanlığın kutsal kitabı olan Kitab-ı Mukaddes’in, Yeni Ahit kısmının ilk dört bölümünün her birine verilen ad. Matta, Markos, Luka ve Yuhanna tarafından kaleme alınmış olan dört İncil, yazarlarının adıyla anılır. İnciller, Hıristiyanlığı ve İsa’nın hayatını ve öğretilerini anlatılır.

Hıristiyanlıkça kabul edilen bu dört incile “kanonik İnciller” denir.

Hıristiyanlığın kabul etmediği İnciller de mevcuttur, bunlara “apokrif İnciller” adı verilir.

Yazarı Luka, Antakyalı Yahudi olmayan bir aileden gelir. Luka’nın kaynakları hem yazılı kaynaklardır hem de İsa ile birlikte bulunmuş olanların sözlü şahitliğidir. Antakya’daki bir çok Hıristiyanın sözleri Onun için belirleyici olmuştur. Luka’nın yazdığı İncil, daha çok Yahudi kökenli olmayan Hıristiyanlar içindir. Bunun için inananları cezbedecek öykülere yer vermiştir. Hıristiyan görüşüne göre, Luka ve diğer İncil yazarları, bu metinleri kaleme alırlarken, Kutsal Ruh’dan ilham almışlardır. Bu İncillerin kıymeti de buradan kaynaklanır.

Kaynak: http://www.bulmacabul.com

İşlenmiş timsah derisi …

Krokodil, (Fr. crocodile).
İşlenmiş timsah derisi.
Bu deriden yapılan.

İşlenmiş timsah derisi. Bu sözcük Fransızcada timsah anlamına geldiği için, derisi de bu adla anılır. Elde edilmesi oldukça zordur ve değerlidir. Bu nedenle bu deriden yapılan çanta, ayakkabı, kemer, cüzdan vb. süs eşyası lüks eşya sayılır.

Timsahlar (Crocodilia), sıcak bölgelerde bataklıklar ve su kenarlarında yaşayan vücudu kemiksi pullarla örtülü sürüngenleri içeren bir takım. Bu takımın familyaları Alligatoridae (Aligatorgiller), Crocodylidae (Timsahgiller) ve Gavialidae (Gavyaller)’dir.

Crocodilia takımı, Kretase döneminin sonlarında, yaklaşık 84 milyon yıl önce ortaya çıkmış iri sürüngenlerdir. Kuşların yaşayan en yakın akrabalarıdır. Kuşlar ve timsahlar, Archosauria grubunun yaşayan son üyeleridir. Crocodilia takımı, 220 milyon yıl önce Trias Döneminde ortaya çıkmış olan ve Mezozoik dönemde çok çeşitli şekillere ayrılan Crurotarsi grubunun üyelerindendir.

Timsah, sıcak bölgelerdeki akarsularda yaşayan, Timsahgiller takımından iri yapılı, kalın ve kabuksu derili sürüngen türlerinin genel adıdır. Uzaktan bakıldığında kertenkeleye benzerler. Vücutlarının üzeri, sert kemiksi plakalarla örtülüdür. Ön ayaklarında beşer, arka ayaklarında dörder parmak bulunur. Parmak araları tamamen veya kısmen perdelidir. Uzun, yandan basık kuyrukları suda kürek vazifesi görür. Güçlü dişlerle bezenmiş, çok kuvvetli çeneleri vardır. Yalnız üst çene açılır. Etli dil, alt damağa yapışıktır. Gözleri, burunları ve kulakları başlarının üst kısmında bulunur. Suda yüzerken rahatça etraflarını görür, işitir ve solunum yaparlar. Karada vücutlarını zor taşımalarına rağmen, suda çok iyi yüzerler. Gündüzleri dinlenir, çoğunlukla gece avlanırlar. Gözbebekleri dikey olduğundan gece de iyi görürler. Timsahlar renk körüdür.

Yumurtayla çoğalırlar. Çiftleşmeden sonra dişi, kıyıdaki bir kumlukta açtığı çukur içine kaz yumurtası iriliğinde 50 kadar yumurta yumurtlar. Yumurtaların üzerini kumla örterek yakınlarında nöbet bekler. Bazen bu süre üç ayı bulur. Dişi bu sürede hiçbir şey yemediğinden kilo kaybeder. Zaman zaman erkek de dişinin yakınına gelir. Ama dişisini beslemeyi akıl edemez. Yavrular, yumurta kabuğunu kırmaya hazır olunca 20 metre kadar uzaklıktan duyulan sesler çıkararak annelerini yardıma çağırırlar. Dişi, kumları açarak yumurtalardan yavruların çıkmasına yardım eder. İnce derili yavrular büyük bir titizlikle tek tek annenin ağzında su kıyısına taşınır. Bakıma muhtaç yavrular altı ile sekiz haftalık bir süre içinde anne ve baba tarafından dış tehlikelerden büyük bir dikkatle korunur. Yırtıcı kuşlar ve vahşi memeliler timsah yavrularına düşkündür. Yavrular kendilerine bakacak duruma gelince anne ve babalarından uzaklaşarak kendilerine av sahaları ararlar. Büyük timsahlardan uzak olmak zorundadırlar. Hatta bazan sonraki karşılaşmalarda anne ve babalar yavrularını tanıyamamakta, onlara av gözüyle bakmaktadır. Yavrular, balık yumurtaları, salyangoz ve su böcekleriyle beslenirler.

Kaynak:
http://tr.wikipedia.org/
Güncel Türkçe Sözlük

Hafif makineli bir tüfek cinsi …

Sten, (İng. Sten).
Çapı 9 milimetre olan, İngiliz yapısı, hafif, kullanışı kolay bir tür makineli tüfek.

İngiliz yapımı bir hafif makineli silah. 1940 yılında Birleşik Krallık’ta yaşanan silah sıkıntısına binaen üretmiş olan, 9 mm kalibreli, basit tasarımlı, kolay üretilebilen ve oldukça güvenilir bir silahtır.

Adını, tasarımcıların soyadının baş harflerinden ve yapıldığı yerden (Enfield Lock Small Arms Factory) almaktadır. İlk aşamada 100.000 adet üretilerek İngiliz askerlerine hafif, az yer kaplayan, onarımı ve bakımı kolay bir silah sağlanmıştır. SAS komandoları ve baskın ekipleri için de sınırlı sayıda susturuculu MK II’ler üretilmiştir. Sten, kısa menzilli, yüksek atış hızına, kabul edilir derecede hasar gücüne sahip, hareket kabiliyeti yüksek bir silahtır. Mermileri 9 mm çapında olduğu için yakın menzilli bir silahtır. Ancak yere düştüğü an, içindeki 32 mermiyi etrafa saçar. Tabanca türünden olduğu için tam otomatik atış yapma yeteneği kısıtlı bir silahtır. II. Dünya Savaşı’nda tüm İngiliz askerleri tarafından hafifliği, az yer kaplaması, onarım kolaylığı ve basitçe temizlenebilir bir silah olduğundan dolayı çok tutulmuştur. Kore Savaşı’nda da yine aynı şekilde Birleşmiş Milletler saflarında olan Birleşik Krallık tarafından kullanılmştır. Vietnam Savaşı’nda ise Avustralya ordusu tarafından kullanılmıştır. Bu gibi savaşlar dışında diğer savaş ve isyanlarda da kullanılmıştır. Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından 1950 yılından 1980 yılına kadar Kore Savaşı ve Kıbrıs Harekâtı’nda kullanılmıştır.

http://tr.wikipedia.org/

Eskimo' ların kendilerine verdikleri ad …

İnuit,
İnuklar,

Eskimo, İnuit veya İnuklar,
Kanada’nın kuzeyi, Alaska, Grönland ve Sibirya’ nın doğusunda yaşayan yerli halka verilen isimlerdir. Eskimo-Aleut ailesinin üyeleridir. Yupik halkı da Eskimo ailesine dahildir. Dünyada toplam olarak 100.000 – 150.000 Eskimo vardır. Bunların yaklaşık 40.000′ i Kanada’ dadır.

Eskimolar, Eskimo – Aleut Ailesinin üyeleridir. Yupik halkı da Eskimo ailesine dahildir.

Arktik bölgede, Alaska, Kanada ve Grönland’ da yaşayan Eskimoların ayrıldığı iki ana koldan biri inuklardır. Diğer kol Yupik halklarıdır.

Kültürel (ve siyasi) açıdan üç ana gruba ayrılırlar:
İnyupikler ya da Alaska İnuitleri
İnuitler ya da Kanada İnuitleri Batı Kanada İnuitleri
Doğu kanada İnuitleri
Grönland İnuitleri

Yerel folklorda Eskimo sözcüğünün “çiğ et yiyen kişi” anlamına geldiğine inanıldığı için bu kelimenin kendilerini tanımlamak amacıyla kullanılmasını hakaret kabul ederler.

Bununla birlikte Eskimo sözcüğü diğer dillerde hakaret ya da küçümseme anlamı taşımaz ve antropoloji ve arkeolojide yaygın olarak kullanılır.
İnuit ve İnuk sözcükleri Kanada’ da resmi olarak Eskimo yerine kullanılmaktadır.
İnuit kelimesi İnuk kelimesinin çoğuludur. İnuk kelimesi İnuitçe’de “kişi” anlamına gelir.
Eskimolar ya da İnuit ve Yupikler, Arktik bölgedeki dört ülkeye dağılmış olarak, yaşarlar.
Yupik ve İnuit olmak üzere iki ana gruba ayrılırlar.
Kanada Eskimoları Eskimo adını küçültücü bulup kendileri için kullanılmasını yasal olarak engellerken, Alaska Eskimoları kendilerine “Eskimo” denilmesinden rahatsızlık duymazlar. Eskimo adı Kanada’ da geçerli olmasa da Alaska’ da geçerlidir. Kanada ve Grönland’da yalnızca İnuit kolundan Eskimolar bulunur. Buradaki halklar için “Eskimo” adının kullanılmaması karışıklık yaratmaz. Yupikleri de içine alan bütünleyici adlandırma olarak Eskimo adından kaçınılarak Inuit-Yupik ya da Inuit/Yupik biçiminde bir ikili adlandırma tercih edilir.

Rusya Federasyonunda yalnızca Yupik kolundan Eskimolar bulunur. Buradaki halklar için Eskimo adının kullanılmaması karışıklık yaratabilir. Sirenik Yupikleri kimi uzmanlarca Eskimoların üçüncü ana kolu olarak kabul edilmektedir ve bunlara Sirenik Eskimoları denerek Yupik olmadıkları belirtilmek istenmektedir.

Amerika Birleşik Devletlerine bağlı Alaska’ da Eskimoların İnuit ve Yupik her iki kolu da bulunur. Buradaki halklar için Eskimo adının kullanılmaması kesinlikle karışıklık yaratır.

Eskimo, sayısız toplumun (Allivik, Copper, Netsilik, Polar, Iglulik, Aleut, Chukchi, Koryak, Cugach, Kobuk) obalar biçiminde örgütlenerek Kanada’ dan Alaska’ ya, Grönland’ dan Kuzey Asya’ ya, Kuzey kutbun dört bir yanına yayılmış fiziksel görünüşleri, dilleri, mitolojileri, sanatları, üretim araçları ve üretim ilişkileri bakımından büyük benzerlik gösteren toplumların genel adıdır. Kimi Eskimo toplumların dilinde “Eskimo” terimi melek anlamına yakın düşüyor. Her bir Eskimo toplumunun kendi iç evriminin getirdiği ve yörelerindeki başka halklardan etkilenmeleriyle edindikleri farkların dışında genel karakteristikleri birbirine çok benziyor.

Eskimolar avladıkları hayvanın etini kurutarak ya da dondurarak saklar ve çoğunlukla çiğ olarak yerlerdi. Derisinden giysi ve çadır; kas kirişlerinden dikiş ipliği; kemiklerinden iğne ve zıpkın kancası yapar; yağını da aydınlanma ve ısınmada kullanırlardı. Giysileri fok derisinden olur, hava durumuna göre kürkün ya içini ya dışını kullanırlardı. Oyarak biçimlendirdikleri küçük heykelcikler ve takılar yaparlardı.

Katı kar bloklarından kubbe biçiminde olan Eskimo evlerinin duvarları derilerle kaplanır; evlere, rüzgârı kesmek için yapılan, dönemeçli bir koridordan girilirdi. Irmak ağızlarında ya da sıcak su akıntılarından etkilenen yerlerde ise deri çadırlarda ya da ahşap kulübelerde yaşarlardı.
Kuzey Kutbunda ağaç, yakılamayacak kadar değerli olduğundan Eskimolar balina ve fok gibi hayvanların yağını yakacak olarak kullanırlardı. Uzun kış gecelerinde eskiden yağ kandilleri, sonraları gezginlerin getirdiği gaz lambalarını kullandılar.

Eskimolar karada, köpeklerin çektiği kızaklarla yolculuk ederler; denizde ise hayvan derisinden yapılmış, kanoya benzeyen kayıklar kullanırlardı. Batı Grönland’da ve öteki yerleşim bölgelerinde, balina avlamada ve taşıyıcılıkta daha geniş kayıklardan yararlanırlardı. Eskimolar yaşamlarını sürdürmek için, bulundukları bölgenin sert iklimine uyum sağlamakta çok başarılı olmuşlardır.

Kanlı basur hastalığı, dizanteri …

İğinik,
Burgun,
Dizanteri,
İngilizce dysentery,
Almanca dysenterie, ruhr,
Fransızca dysenterie.

Halk arasında kanlı ishal diye bilinir.
Buruntulu ishal, dizanteri.
Bağırsak bozukluğu hastalığı, ishal.

Ağrılı ve kanlı ishalle beliren, bağırsakta yaralara yol açan bulaşıcı, salgın hastalık, kanlı ishal.
Mikroorganizmalara bağlı olarak oluşan, genellikle kan içeren şiddetli ishal.
Dizanteri bir kalınbağırsak hastalığıdır. Kalınbağırsakta ülserasyonlar, ishal ve sürekli defekasyon yani aptese çıkma isteği (tenesmus) ve ateş ile gelişir.

Ağrılı ve kanlı ishalle beliren, bağırsakta yaralara yol açan bulaşıcı, salgın hastalık, kanlı basur.
Susuzluk sebebiyle yaygınlaşmasından endişe edilen bulaşıcı bir hastalıktır.

Bulaşıcı ve salgın bir hastalıktır. İshal görülür. Dışkısı kanlı ve sümüklüdür, iştahsızlık, karın ağrısı ve ateş vardır. Su veya besinlerle bulaşır. iki çeşit dizanteri vardır.

Amipli Dizanteri: Vücuda mikrop girmesinden 10-21 gün sonra hastalık belirtileri ortaya çıkar. Hastada kanlı ishal, ateş, karın krampları, kilo kaybı, ve halsizlik görülür. Amipli dizanteri hastalığının sulu gıdalardan (yıkanmamış sebze ve meyvelerden) bulaşma ihtimali vardır.

Basilli Dizanteri: Mikrobun vücuda girmesinden 2-7 gün sonra belirtileri ortaya çıkar. Hastalığın yayılmasında kara sinekler etkilidir. Hastada; kanlı ve balgam kıvamında ishal, karın ağrısı, halsizlik ve ateş görülür.

Avusturalya' da "çişi" de denilen Okaliptüs yapraklarından sızan kudret helvası …

Lerp,
Avusturalya’ da “çişi” de denilen Okaliptüs yapraklarından sızan kudret helvası,
Okaliptüs yapraklarından sızan ve “Avusturalya çişi”de denilen kudret helvası,

Çiş,
Çeşitli bitkilerden sızarak katılaşan şekerli özsuya verilen ad.
Eşanlamlı kelime, Kudret Helvası.
Çis, çeşitli bitkilerden elde edilir.
İran çisi Alhagi maurorum’áan çıkar;
İran’da bağırsak yumuşatıcısı olarak kullanılır;
Şir-kest çisi Cotoneaster nummulari’den elde edilir; göğüs yumuşatıcı özellik taşır;
Lübnan çisi Lübnan sedirinden sızar; İbranî veya Sina çisi, ılgın ağacını (Tamarix gallica), Coccus manniparu adlı böceğin sokmasıyle meydana gelir ve Araplar tarafından yenir; İncil’de sözü geçen kudret helvası olduğu kabul edilir.
Kafkasya çisi, Yakındoğu’da (Mezopotamya) çeşitli meşe türlerinden elde edilir.
Avustralya çisi, çeşitli okaliptusların yaprağından sızar. Avustralyalılar buna lerp der.
Ayrıca dişbudak kabuğundan, çizilerek sızdırılan sıvı çis, hafif müshil olarak kullanılır.

Okaliptüs:
Okaliptus, Eukaliptus, Eucalyptus globulus LABILL.
Eucalyptusbaum, Heberbaum, Eucalyptus, Ökaliptüs,
Sıtma ağacı,
Ateş ağacı,

Anavatanı Avustralya’dır. Mersingillerden, Myrtengewâchse, Myrtacaeae familyasından Eucalyptusbaum olan okaliptüs, Sıtma Ağacı, Ateş ağacı olarak da bilinir. Sürekli yeşil kokulu yaprakları ve kokulu çiçekleri vardır.

Gövdesi krem-gri, pembe ve açık yeşil karışımı, güçlü tekli orta veya çok gövdeli çalı biçiminde türleri vardır. Boyu 40 metre’ye kadar uzayabilir. Yaprak boyları 12 – 22 cm. kadar olup, gençlerde yaprakları küçük ve oval, yetişkinlerde ise uzun ve sivridir. İlkbahar aylarında türüne göre beyaz, sarı veya kırmızı çiçekler açar. Çiçekler morumsu kırmızı renkte olup, her bir yaprağın koltuğunda birkaçı bir arada bulunur. Meyve küçük ve çok miktarda tohum taşıyan oval şekilli bir kapsüldür. Kış aylarında – 6°C’ ye kadar dayanabilen, odunu mobilya sanayiinde kullanılır. Okaliptüs kabukları, yapraklarından ve tohumlarından boya ve ilaç sanayiinde kullanılır. Okaliptus yaprakları birleşiminde en önemli madde eterik yağ türevleri vardır. Antiseptik (mikropları öldürücü), balgam söktürücü, krampları çözücü, ateş düşürücü ve kandaki şekeri düşürücü özellikleri vardır. Migren ve romatizma ağrılarını dindirir, cilt ülseri ve yarayı iyileştirir. Üretimi tohumla yapılır. Sulak toprakları sever bu nedenle bataklık kurutma amacıyla kullanılır.

Türleri;
Kırmızı Okaliptüs, Sarı Limon Okaliptüs, Mavi Okaliptüs.

Anadolu’ya ilk defâ, Muğla vilayetinin Fethiye kazasında Dalaman’da bir çiftlik kuran Mısır Hidivi Abbas Hilmi Paşa tarafından, süs ağacı olarak sokulmuştur. Mersin-Adana demiryolu uğrağındaki istasyonlarda 1886 yılında Fransızlar tarafından istasyon ağacı olarak kullanılmıştır.

Bir ökaliptus ağacının yılda ortalama 250 ton suyu alıp havaya verdiği deneylerle biliniyor. 1938’ den beri, yurdumuzun güney bataklıklarında da yetiştirilmiştir. Örnek uygulama Tarsus’un Karabucak bataklığının kurutulmasıyla bölgede, sıtma hastalığının yayılmasında önemli rol oynayan sivrisineğin nesli kesilmiştir. Ayrıca Yurdun güneyinde kurulan ökaliptus ormanlarından, büyük ölçüde yakacak temin edilmektedir. Ökaliptus ormanları, hava tesirlerini yumuşatarak büyük rüzgârlara mâni olurlar, bitkilere zararlı olan toz ve dumanları tutarlar, fırtına ve dolu zararlarını kısmen önlerler. Üç yaşından büyük olan ormanlardaki çayır ve ot miktarı da büyük ölçüde olduğundan, hayvanlarda verimi arttırmaktadır.

http://www.vik2.com/

Ağız mukozasında oluşan ve "Pamukçuk" da denilen yüzeysel yara …

Aft,
Pamukçuk (Thrush), Kandidiyazis.

Pamukçuk, ağızda meydana gelen hafif bir mantar enfeksiyonudur; yanakların iç tarafına, dilin üzerine ve ağzın tavanına sürülmüş beyazımsı lekelere benzer. Eğer beyaz leke kazınırsa, altında deri yanmış gibi görünür ve kanayabilir. Pamukçuk, sağlıklı yeni doğmuş bebeklerde meydana gelir.

Belirtiler : Bebeğin ağzında, ağzının içinde ve çevresinde süte benzer ince bir tabaka.
Pamukçuk olan bebeğin ağzı yaradır. Bebek emzirilirken rahatsızdır ve hatta emzirilmeyi reddedebilir. Eğer bebeğinizde pamukçuk olduğundan kuşkulanıyorsanız, bebeğinizin doktoruna başvurunuz. Teşhis koymak için çoğunlukla sadece bakmak suretiyle muayene yeterli olmaktadır.

Aft ağız içerisinde sıklıkla yanak ve dudak mukozasında, dil üzerinde, yumuşak damakta, farenkste, diş eti üzerinde görülen solgun sarı-kırmızı hale ile çevrili oldukça ağrılı ülserleşmiş lezyonlardır. Toplumun %18-20 az ya da çok aft sorunu ile karşı karşıyadır. Bayanlarda daha sıklıkla rastlanır. Aft genellikle tek olarak seyretse de aynı anda birkaç bölgede birden görülebilmektedir. Aftın oluş nedenini belirlemek için çeşitli araştırma yapılmıştır. Ancak aftın oluşumunu hızlandırıcı ve seyrini kötüleştirici birçok faktör faktör saptanmasına karşın oluş nedeni tam olarak belirlenememiştir. Bu nedenle aft oluşumunu hızlandıran ve iyileşmesini geciktiren faktörlerden bahsetmek mümkündür.

Aftlar herhangi bir tedavi uygulanmasa da 7-10 gün sonra kendiliğinden iyileşmektedir. Aft sorunu ile karşı karşıya olanların aşağıda sıralanan işlemlerden birini yada birkaçını uyguladıklarında daha rahat bir periyot geçirmeleri mümkündür:

Özellikle aftı başlangıç aşamasında “tetrasiklin” tableti suda eriterek elde edilen solusyon ile gargara yapmak aftın fazla büyümesini engeller ve ağrıyı azaltır.

Yarım bardak suya yarım kaşık tuz ilavesi ile elde edilen solusyonla günde üç kez gargara yapılabilir,

Karahindibanın sebze olarak yenen yaprakları …

Radika, (Taraxacum officinale).
Karahindiba,
Yaprakları salata olarak yenen baharlı, çok yıllık bir bitki ,
Karahindiba, Egede çok bilinen rumca adıyla radika bitkisi.

Radika salatası;
Malzemeler,
1 demet radika,
1 çay kaşığı tuz,
Yarım çay bardağı sirke,
Yarım çay bardağı zeytinyağı,
5-6 diş sarımsak.

Yeşilliği temizleyip yıkadıktan sonra içine tuz katılmış kaynamış suda 5 dakika haşlanıyınız. Haşlama işlemi bittikten sonra yeşillikleri bir süzgece alın ve üzerine bolca soğuk su dökünüz. Sonra suyunu süzün.
Servis tabağına alın ve üzerine isteğinize bağlı olarak limonlu ya da sirkeli sos dökünüz. Sarımsağını koymayı ihmal etmeyin. Üzüm sirkesi daha çok yakışır.

Aynı adlı ağaçtan elde edilerek tıpta ve hekimlikte kullanılan bir sakız …

Kardeşkanı,
Ejderkanı,
Kardeşkanıağacı,
Ejderağacı,
Dracaena draco,
Sanguis draconis

Ülkemizde yetişmez. Bir çenekgiller sınıfının, zambakgiller familyasından, Kanarya adalarında, Doğu Hint Adalarında veya Orta Afrika’da yabani olarak yetişen palmiyeye benzeyen ağacın reçinesidir.

Kırmızı renkte, silindir biçiminde ince çubuklar halinde, fosilleşmiş şekilde kurumuş, taş görünümlüdür. Gövdesi kalındır. Yaprakları sert ve kılıç şeklindedir. Dallarının ucunda demet şeklinde toplanmıştır. Yaşlı gövdelerden, boyacılıkta kullanılan, reçinemsi kırmızımtırak bir özsu akar.

İkinci cinsi; aynı görünümde ve Uzak Doğu’daki mercan adalarında bulunur ve denizden çıkarılır. Toplu halde bulunur ve taş parçasına benzer. Yumuşaktır ve kolay kırılır. Aktarlarda satılanı Uzak Doğu’dan getirilen mercan taşlarıdır ve Okyanustan çıkarılmaktadır.

Faydaları :

Korku ve ruhi bozukluklara, sinirleri yatıştırmaya, nefes darlığına, astıma, kanı durdurmaya, adet kanamalarını durdurmaya, küçük çocukların uykuda sıçramasına, kabızlığa, mide gazlarına, burun kanamalarına, altını ıslatan çocuklara ve idrarını tutamayanlara kullanılır.

Az miktarda dövülerek toz halinde yutulur veya bala karıştırılarak yenir.

Küçükken yapılan vaftizin hiçbir değeri bulunmadığını ileri süren Hıristiyan tarikatı …

Anabatizm, (İng. anabaptism),

Küçükken yapılan vaftizin hiç bir değeri bulunmadığını ileri süren Hıristiyan tarikatı.

Vaftizin yapılışı ve ona olan inanç bütün hristiyan toplumlarınca aynı şekilde kabul edilerek değerlendirilmemiştir. Anabatizm adlı bir hristiyan tarikatına göre küçük iken yapılan vaftizin hiçbir değeri yoktur; büyüklerin yeniden vaftiz edilmeleri gerekir. Vaftizin bu şekilde yorumlanması, zamanla Hz. İsa’nın cemiyet vaftizcisi olarak anlaşılmasına yol açmıştır.

Batizm adı verilen bir başka Hristiyan mezhebine göre vaftiz, ergenlik çağında bütün vücudu suya sokarak yapılır.

Bu mezhep özellikle İngiltere ve Amerika’da yaygındır.

Vaftiz;

Kişinin alnını ıslatmak veya tüm vücudunu suya batırmak şeklinde icra edilen bir dini “arınma” ve “yeniden doğma” törenidir. Hıristiyanlığa girme alameti ve Hristiyanlığın şartı sayılan yedi merasimden biri. Vaftiz Ortodokslarda suya girmekten, Katoliklerde üzerine su serpmekten ibarettir. Vaftize Arapçada “tamid” denir.

Vaftiz, Hristiyanlıkda Hz. İsa’nın dinine katılmanın hukuki ve mukaddes bir göstergesidir. Vaftiz edilen kişiye verilen isme “vaftiz adı” denir. Bir çocuğu vaftiz hazırlayan, tören sırasında onu kucağında tutarak yanında bulunan iki önemli kişi vaftiz anası ile vaftiz babasıdır. Kiliselerde vaftiz suyunun konulduğu taş, metal, çimento vb. şeylerden yâpılmış kurna biçimindeki kaba da “vaftiz teknesi” denir. Hemen bütün dinlerde arınma ve yenilenmeyi sağlamak için çeşitli şekillerde su kullanıldığı bilinmektedir. İslâm’da abdest ve gusul, bir takım dinî görevlerin yerine getirilmesi için şarttır. Bu bulunmadığı takdirde, bu işlem toprak cinsinden temiz bir madde ile yapılır ki, bunun adı teyemmümdür.

Hıristiyanlıktaki vaftizin, yahudilerin yıkanma törenleri, Esseniler’in günlük banyoları ve Hz. İsa’nın Vaftizci Yahya tarafından vaftiz edilmesi inancıyla yakın bir ilgisi vardır. Ancak Hristiyanlıkdaki vaftiz törenleri, yine de yukarıda sayılanlardan bütünüyle farklıdır. Hristiyanlığa göre genel anlamda vaftiz, Hz. Adem’le Havva’dan intikal eden ilk (aslî) günahtan arınma olmakla beraber, kişinin yeni bir hüviyete bürünerek Allah’ın krallığına katılmasının takdisi anlamlarına da gelir. İlk günah inancı Hıristiyanlıkta önemli bir unsurdur; bir günahtan kurtulmanın tek yolu da vaftiz olmaktır: Tarih boyunca vaftiz, kiliselerde kişinin tamamen suya daldırılması, vücudunun bir kısmının suya batırılması, başına su dökülmesi veya üstüne su serpilmesi vb. şeklinde uygulanmıştır.

Vaftiz genellikle doğumun ilk haftası sonunda yapılır. Bu gelenek Hz. İsa’nın, “Her doğan çocuk doğumunun sekizinci gününde vaftiz edilmelidir, vaftizsiz Cennet’e girmek mümkün değildir” buyruklarına dayandırılmaktadır. İncil’de Hz. İsa’ya nisbet edilen “Gidip bütün insanları aydınlatınız, onların ruhlarını Tanrı, Oğul ve Rûhu’l-kudüs adına vaftiz ediniz” sözü de bu konuda aynı önemi taşımaktadır. Çocuğun vaftizi esnasında, onun dinî eğitimini üstlenecek bir vaftiz anasıyla bir vaftiz babası seçilir. Böylece çocukla bu ana-baba arasında dinî bir akrabalık kurulmuş olur. Bu akrabalığı ömür boyu sürdüren aileler olmuştur. Vaftiz, doğan çocuğun Hristiyan dinine kabulünü sağlayan bir işlemdir. Vaftiz, ileri yaşlarda da yapılır; çünkü vaftiz edilen kişinin, o zamana kadar işlediği bütün günahlarından kurtulacağına dair kesin bir inanç vardır.

Vaftiz bir inanç şeklinde kurumlaşınca, vaftiz için özel yerlerin yapılması gündeme gelmiştir. Ketadral ve kiliselerin yanında, vaftiz yapmaya mahsus bir tekneyi ihtiva eden yuvarlık veya köşeli kümbet şeklinde vaftiz hane binaları, hristiyan mimarisinde önemli bir yer işgal etmiştir. Zamanla suya batırılarak vaftiz usulü kaldırılmış ve kilisenin içine vaftize mahsus bir şapel ilave edilmiştir.

Burada vaftiz yapmak için vaftiz teknesi denilen bir tekne bulunmaktadır.

İsa, Vaftizci Yahya (Yahya Peygamber) tarafından Ürdün Nehrinde vaftiz edilmiştir (bkn. İncil, Matta 3:13-17). Aynı Vaftizci Yahya, İsa’nın ilerde sırf suyla değil Tanrı’nın Ruhu’yla vaftiz edeceğini bildirdi (İncil: Matta 3:11).

Kaynak: http://www.enfal.de/dinlertarihi/

Caz müziğinin önde gelen temsilcilerinden biri olan ABD' li trompetçi …

Louis Armstrong (1901-1971),

Büyük Amerikan caz sanatçısı Louis Armstrong, New Orleans’ da doğdu ve büyüdü. Önde gelen trompetçi ve caz tarihinin en etkili sanatçılarından biri (4 Ağustos 1901, New Orleans, Louisiana doğumlu, 6 Temmuz 1971, New York ABD-öldü).

13 yaşındayken New Orleans orkestralarında trompet çalarak hayata atıldı. Çalışmalarını New Orleans ve Mississippi gemilerindeki orkestralarda çalarak sürdürdü.

Adını ilk kez Chicago’da 1922 yılında katıldığı King Oliver grubunda duyurdu. İlk plağını da 1923 yılında yaptı. Zamanın ünlü solisti Fletcher Henderson’un grubunda çalıştıktan sonra 1925 yılında Chicago’ya dönerek kendi grubunu kurdu. “Hot Five” veya daha yaygın adıyla “Hot Seven” Louis Armstrong’la birlikte bugün bile kalite yönünden geçilemeyen güzellikte plaklara imza attılar. 1932 yılında ünlü sanatçı kendisini Avrupa’da meşhur eden turuna çıktı. Ünü radyolarda, filmlerde daha sonra TV’lerde görünmesiyle doruğa çıktı. Kendisine özgü “scat” tarzı çalışıyla tüm zamanların en ünlü cazcıları arasındaki yerini koruyor.

New Orleans caz’ında zamanın popüler şarkılarına yaptığı doğaçlamalar caz’a yeni anlamlar kazandırdı. Müziği o zamanlarda yenilikçi, detaycı ve melodikti. Müziği eğlenceli bölümlerle doluydu. Yaratıcı sıçramalarla, ince, yumuşak ya da enerjik ritimleri kullandı. Armstrong trompet çalmadaki erişilmez üstünlüğüyle caz solistinin görevini tek eliyle yapabiliyordu. Müziği geliştikçe vokalistliğe de önem vermeye başladı. 1922 yılında “Louis Armstrong”, bir baba figürü olarak gördüğü Joe “King” Oliver’ın davetiyle bu gruba üye olmuş ve grupta 2. kornet çalmaya başlamıştı. İlk kayıtlarını da burada yapmıştır. 1924 ylında Fletcher Henderson grubuna katılmak için New York’a taşındı. Piyanist Clarence Williams ile kayıtlar yaptı.

1925 yılında yeniden Chigago’ya döndü ve caz müziğine yön verip yeniden tanımlayan ünlü Hot Five and Hot Seven kayıtlarına başladı. Scat singing’i (Doğaçlama vokal tekniği) en başarılı uygulayanlardandır. Louis Armstrong‘un “West End Blues”daki trompet girişi caz tarihindeki en meşhur doğaçlama olarak kabul edilir.

1929 1943 yılları arasını turnelerde, özellikle de avrupa’da geçirdi ve New York’a yerleşti. 1950′lerde Dixieland (New Orleans Music) türüne dönüş yaptı. The All Stars isimli grubuyla profesyonel hayatına devam etti. Barney Bigard, Jack Teagarden, Trummy Young, Arvell Shaw, Marty Napoleon, Big Sid Catlett, ve Barrett Deems, Jimmie Rodger’s, Bing Crosby, Duke Ellington, Fletcher Henderson, Bessie Smith ve özellikle Ella Fitzgerald gibi isimlerle çalıştı. Otuzüç filmde oynadı. Hello Dolly (1964) en çok satılan albümüdür.

Armstrong 1971 yılında 69 yaşında kalp krizinden öldü.

Galapagos Adaları’ ında yaşayan pembe renkli iguana türü…

Rosada,
Galapagos Adaları’nda yaşayan pembe renkli iguana türü.

Galapagos Adaları, Pasifik Okyanusunun batısında Ekvador’a bağlı adalar gurubu. Colón Takımadaları olarak da bilinir, Büyük Okyanusunun batısında Ekvador’a bağlı takımadalar. Uzak ve izole bir konumda olan adalar, Güney Amerika kıtasının yaklaşık 1000 km batısında yer alır. Galapagos takımadaları toplam 50,000 km² yüzölçüme sahiptir.

Charles Darwin, evrim kuramı çalışmasına esin kaynağı olan gözlemlerini bu adalardan bazılarında yapmıştır. Volkanik bir yapıya sahip olan ada, içerisinde kendine özgü birçok biyolojik tür barındırmaktadır. Büyük Okyanus’ta ekvator üzerinde bulunan, Güney Amerika’dan 1000 km uzaklıktaki volkanik adalar. Adaların toplam yüzölçümü 7.994 km2’dir. Bu adalarda, keşfedildikleri 1535 yılında kimse yaşamıyordu.

Çok uzun yaşadığı bilinen dev kaplumbağalardan esinlenerek Galapagos denilen adalarda deniz iguanaları, uçamayan bir tür karabatak, penguen ve bu adalara özgü kuş türleri yaşar. 1825′te Charles Darwin, bu yöredeki çeşitli bitki ve hayvanlar üzerinde incelemeler yapmış ve geliştirdiği “evrim kuramı”nı büyük ölçüde buradaki gözlemlerinin sonuçlarına dayandırmıştır.

Adalarda kullanılan resmi dil İspanyolca olup, İngilizce de yaygın bir şekilde kullanılmaktadır. Galapago, anlamı semer (eyer) olan eski bir İspanyolca kelimedir. Adalarda yaşayan büyük Galapagos Kaplumbağaları’ nın kabukları, eski İspanyol semerlerine benzediği için Galapago ismi buradan gelmektedir. Bu kaplumbağalar sadece Galapagos Adalarında bulunan ve 13 ana ada üzerinde toplam sayıları 200’ü geçmeyen benzersiz hayvanlardır.

"Akarsu Krosu" da denilen ve coşkun akışlı ırmaklarda yapılan spor dalı ..

Rafting, (İng. rafting),
Sal yarışı.
“Akarsu Krosu” da denilen ve coşkun akışlı ırmaklarda yapılan spor dalı.
Azgın ırmaklarda yapılan ve “Akarsu Krosu” da denilen spor dalı.

Raft adı verilen botlarla, tepesi yüksek nehirlerde yapılan bir akarsu (nehir) sporudur. Raftingde asıl olan içinde bulunduğunuz raftı devirmeden, kürekle yönlendirerek kayalar ve engeller arasından geçirmektir.
Rafting, 6 ile 8 kişilik takımlar halinde yapılır ve başarılı olabilmek tek vücut gibi hareket eden bir takım olabilmekten geçer.

Bu sporda akarsular zorluk derecesine göre altı dereceye ayrılırlar. 6. derece en zor parkurları, 1. derece ise en kolay parkurları belirtir.
Türkiye’ nin her bölgesinde rafting için elverişli nehirler bulunmaktadır.
Özellikle Köprüçay, Dalaman çayı, Alara çayı, Dim Çayı, Çoruh Nehri, Melen çayı, Eşen çayı, Manavgat çayı, Zamantı çayı, Fırtına Deresi, Maçka, Tortum, Kelkit Çayı ve Barhal çayı bunların en bilinenleridir.

http://tr.wikipedia.org/wiki/Rafting

Halk dilinde havuca verilen ad …

Havuç,
Yeregeçen,
Halk arasında çeşitli yörelere göre aşağıdaki isimlerle bilinir.
Karakavza (Yaban havucu),
Cinzab (Yaban havucu),
Teber otu-Teper otu-Deper Otu,
Gelinparmağı,
Pürçüklü,
Balkamış,
Yerebatan,
Yer otu,
Yerekaçan,
Kızıl ot.

Havuç,
Maydanozgiller (Apiaceae) familyasından, koni biçimindeki kazık köklü bir bitkidir. Etli kökü için sebze olarak yetiştirilen iki yıllık otsu, 50-100 cm. uzunluğunda bir kültür bitkisidir. Daucus sativus, Daucus carota olarak iki türü çok yaygındır. 60 kadar türü vardır.

Anayurdunun Asya, Avrupa ve Kuzey Afrika olduğu söylenir. Havuç, ılıman serin iklimlerin bitkisidir. Türkiye’ de en çok Ankara Beypazarı’ ında toplam üretimin %60′ ı yetiştirilir. Havuç köklerinin rengi genellikle sarı, turuncu ya da çeşitli tonlarıyla pembedir. Ülkemizde Hatay ilimizin Samandağı yöresinde, koyu vişne çürüğü renkli pek nadir görülen havuçlar yetiştirilmektedir. Havuç bitkisinin oluklu gövdesi ve dereotununkine benzeyen ince yaprakları vardır. Beyaz ya da ender olarak yeşilimtırak renklidir. Havuç tohumları küçük, sarımtırak kurşuni renkli ve hafif çengellidir. Havuç bitkisi tohumlarıyla çoğaltılır. Tohumlar bölgenin iklim koşullarına göre, şubattan kasıma kadar ya önce yastıklara ekilip fideleri yetiştirilip daha sonra bu fideler havucun asıl yatağına şaşırtılır ya da ekim, iklim ve toprak koşullarının uygun olduğu zamanda doğrudan doğruya bitkinin asıl yatağına yapılır.

Havuç kökleri çiğ (pişirilmemiş) olarak yenildiği gibi yemeklere ve salatalara katılarak, suyu çıkarılarak, tatlıları ile turşusu yapılarak bol bol tüketilir. Tavşan denilince akla gelen ilk yiyecektir.

Ayrıca, havuç cildin asit oranını dengeler, cilt üzerinde oluşan hasarları onarmaya yardımcı olur.
Provitamin A, karoten açısından zengin olan havuç, antioksidan olarak da çok önemlidir ve kalp hastalıkları ve bazı kanser çeşitlerinden korur.
Kalbin dostu da olan havuç, kandaki kolesterol düzeyini düşürmenin en kolay yoludur.
Gözlere iyi geldiği de rivayet edilir. Havuç, içerdiği yüksek lif oranıyla peklik (kabızlık) çekenlere iyi gelmektedir.

Besin değerleri; (100 gr. taze havuç):
30-42 kalori; 1,1 gr. protein; 9,7 gr. karbonhidrat; 0 kolesterol; 0,2 gr. yağ; l gr. lif; 36 mgr. fosfor; 37 mgr. kalsiyum; 0,7 mgr. demir; 47 mgr. sodyum; 341 mgr. potasyum: 23 mgr. magnezyum; 8.115-11.000 IU A vitamini: 0,06 mgr. B1 vitamini; 0,05 mgr. B2 vitamini; 0.6 mgr. B3 vitamini: 0.15 mgr. B6 vitamini: 7,6 mcgr. folik asit: 6-8 mgr. C vitamini ve 0,6 mgr. E vitamini.

Bilinç …

Şuur, (Osmanlıca).
Dimağ,
Es,
Bilinç, (Fr. Conscience, İng. conscience ).
Şuur, Anlayış, idrak. Vicdan. Hiss-i zâhirle duymak. Nefsin mânâya ilk vusul mertebeleridir. Kendi varlığından haberi olma.

Yunanca syn-eidesis = birlikte bilme demektir. İnsanın kendisi, yaşantıları ve dünya üzerindeki bilgisi; aynı zamanda da düşünme ve kendini tanıma yeteneği,
Benle ilgili bütün yaşantıların tümü olarak bilinç; her türlü içten yaşamalar; kendi üzerinde bilinç,
Bir şey üzerinde bilinç; nesnel bilinç; düşünme, algılama, duyma, isteme, bekleme gibi bir ereği olan, bir şeye yönelen, (intentional) edimleri olanaklı kılan (şey).
Algı ve bilgilerin anlıkta duru ve aydınlık olarak izlenme süreci.
İnsanın kendisini ve çevresini tanıma yeteneği, şuur.
Bir toplumdaki ruhsal etkinliklerin veya ruhsal durumların bütünü.
Temel bilgi, temel görüş.
Algı ve bilgilerin zihinde duru ve aydınlık olarak izlenme süreci, şuur:
Duyum, heyecan, düşünme ya da başka bir ruh etkinliğiyle nitelenen durum,
Ben’in kendi etkinlik ve duygulanmalarını sezebilmesi.
Geniş anlamda zihin.
Bir topluluktaki ruhsal etkinliğin ya da ruhsal durumların tümü.

Bilinç bozukluğu;
Beynin normal faaliyetlerindeki bir aksama nedeni ile uyku halinden başlayarak, hiçbir uyarıya cevap vermeme haline kadar giden bilincin kısmen yada tamamen kaybolması halidir.

Bayılma – Senkop;
Kısa süreli, yüzeysel ve geçici bilinç kaybıdır. Beyne giden kan akışının azalması sonucu oluşur.

Koma,
Yutkunma ve öksürük gibi reflekslerin ve dışarıdan gelen uyarılara karşı tepkinin azalması yada yok olması ile ortaya çıkan uzun süreli bilinç kaybıdır.

Geminin sol yanı …

İskele,

Baş: Bir teknenin ön ve ileri kısmı.
Pruva: Bir teknenin ön tarafı, ileri istikameti. Geminin ön tarafı .
Kıç: Teknenin geri kısmı.
Pupa: Bir teknenin kıç kısmından geri istikameti .Geminin arka tarafı .
Sancak: Teknenin pruva-pupa hattının sağ tarafı. Gemini sağ yanı.
İskele: Teknenin pruva-pupa hattının sol tarafı. Geminin sol yanı.

Diğer Denizcilik Terimleri;
Vasat: Teknenin pruva-pupa hatına göre orta kısmı.
Omuzluk (Sancak/İskele Baş/Kıç): Teknenin baş veya kıçında sancak ve iskele tarafında 45 derecelik nisbi açı içindeki bölüm veya yön.

Omurga: Teknenin postalarının üzerine oturtulup bağlandığı, ve baştan kıça kadar uzanan ağaç/madeni kısım. Genellikle küçük teknelerde yekpare olur.
Posta: Üzerine kaplama tahtalarının (veya saçlarının bağlandığı) ağaç veya maden eğriler (kaburga).

Kemere: Güvertenin döşenebilmesi için posta uçlarını birleştiren enine (omurgaya dik) konan kısımlar.
Güverte: Gemilerde ve teknelerde baştan kıça kadar döşenmiş tahta veya madeni platform.
Baş/Kıç Bodoslama: Teknenin başında veya kıçında teknenin başını veya kıçını meydana getirmek maksadıyla yukarı yöne doğru konan ağaç veya saçtan yapılan sütun.
Çene: Omurga ile baş bodoslamanın birleştiği köşe.

Balb: Gemilerin baş bodoslamalarının su içindeki kısmında bulunan şişkinlik. Yeni gemi inşa tekniği olan “balb”lar, geminin ileri hareketi ile meydana gelen dalgaları küçültmeye ve suyun gemi karinasına olan basıncını azaltmaya yarar. Bu sayede yakıt tasarrufu ve az miktarda sürat avantajı sağlanır. Özellikle büyük ticari gemilerde kullanılır.

Borda: Geminin su kesiminden yukarıda kalan dış kısmı.
Küpeşte: Rüzgarlı ve denizli havalarda denizlerin güverteye girmemesi için bordaların ana güverteden yukarı doğru uzatılmasıyla meydana gelen ve geminin etrafını kısmen kuşatan güverte üstündeki borda kaplaması.

Alabanda: Bordanın iç kısmı.
Karina: Bir teknenin sualtında kalan ıslak dış kısmı.
Sintine: Gemi makine ve kazanlarının bulunduğu kısmın zemininin altında, genellikle ambar güvertesinin altında kalan ve gemi içinden sızan sularla makine ve kazan dairelerinden akan yağ yakıtların toplandığı en alt kısım.

Kana Rakamları: Gemilerin çektikleri su derinliğini göstermek için baş ve kıç bodoslamaları üzerine konmuş rakamlar.
Pervane/Uskur: Gemi ve deniz araçlarının ileri ve geri hareketlerini sağlamak üzere bir makine vasıtasıyla dönen bir milin ucuna takılmış iki veya daha fazla kanattan ibaret parça.
Köprüüstü: Gemilerin seyir ve manevralarını idare etmek üzere en üst güvertelerden yukarıda etrafı iyice görebilecek yükseklikte yapılmış ve genellikle sancaktan iskeleye kadar uzatılmış bölüm.
Dümenevi: Dümene kumanda edilen, serdümenin bulunduğu mevki. Genellikle köprüüstüne yakın veya köprüüstünde bulunur.
Volta: Bir halatın babaya veya biteye bir kez dolaştırılıp, çımasının bedeni yönünde bulundurulması.

Fora: Bir yere volta edilmiş olan halatın çıkartılması
Alesta: Hazır olmak, hazır olarak apikoda beklemek. Alesta tramola (Tramola etmeye hazır ol) Alesta ferro (Demir atılmaya hazır)
Vira: Vidayı, cıvatayı, ırgat veya vinci sarma yönünde çevirmek için verilen komut.
Vira Etmek: Çekmek,Kaldırmak
Mayna Etmek: Aşağı indirmek (ağır ağır); Rüzgarın ve denizin şiddetinin azalması.
Hisa Etmek: Herhangi birşeyi yukarıya kaldırmak, çekmek.
Arya: Yelkenin, sancağın veya çubukların aşağıya indirilmesi

Kaynak; http://www.amatordenizci.com

Eski Mısır’ da kedi başlı olarak betimlenen sevinç tanrıçası …

Bastet, (Bast).

Kedilerin koruyucusu olan Tanrıça.
Ev ve Güneş ışığının kedi Tanrıçası.
Kedi tanrıça.

Bubastis’in Delta Şehri’nde tapılmıştır. Kedilerin ve onlara önem verenlerin koruyucusudur. Sonuçta evde önemli bir tanrıça ve ayrıca ikonografide önemlidir. Papirüste güneş tanrısına saldıran yılanın kediler tarafından öldürüldüğü resmedilmiştir. Dişi aslanın tanrıçası Sekhmet’ in yardımsever tarafı olarak görülmüştür.

Eski Mısırlılar çok tanrılı bir dine sahiptiler. Yunanlılar gibi doğa güçleriyle özdeşleşen tanrı ve tanrıçalar sisteminden geldiler. Tanrıları arkalarına alan kralların her zaman kral olmaktan öte bir ayrıcalıkları oldu. Bu üstünlükleri krallara önce yarı-tanrı , daha sonra da tanrı-kral ;yani Firavun olma özelliğini getirdi. Çok uzun ve çok farklı iktidarları bünyesinde toplayan Mısır tarihi boyunca tapılan tanrı ve tanrıçaların da zaman içinde güçlerinin kaybolduğu ve yerine yenilerinin çıktığı görülmektedir. Mısır tanrıları, insan, hayvan veya yarı insan, yarı hayvan figürleri ile temsil edilmişlerdir.

Bastet’in M.Ö. 1500 yıllarında ortaya çıktığını görmekteyiz. Bastet, kedi şeklinde veya kedi başlı bir kadın şeklinde temsil edilmiştir.

Mısır mitolojisine göre Bastet, tanrılar tanrısı Ra’nın ve İsis’in kızıdır. Diğer adları Bast, Ailuros ve Mau’dur. Ayrıcaeski Mısır dilinde kedinin adı Mau “Myeou” imiş. Herhalde, miyavlama kelimesinden geliyor.

Bastet Ra’nın kızı olarak geçse de bazı metinlerde Osiris ve İsis’in kızı, Horus’un kardeşi olarak da geçer. Hathor ve Sekhmet ile benzer özellikleri taşıyan tanrıçadır. Hatta bir anlamda bu 3 tanrıça tektir. Eski Mısır dini, ülkenin siyasi yapısına ve çeşitli bölgelerdeki tanrı inancına göre değiştiğinden eski Mısır tanrıları hakkında kesin birşey söylemek çok zordur.

Güneşin iyi gücünü temsil eden kedi tanrıça Bastet başta cinsellik ve doğurganlık Tanrıçasıyken, ölüleri koruma, ölenlerin başarılı yada başarısız olduklarına karar verme, yağmur yağdırma, hastalara ve çocuklara şifa verme , müzik ve dans tanrıçası olma özelliklerine ek olarak güneş, ay, analık ve aşk Tanrıçası haline de geldi.

Bastet’in, tanrıça olarak kabulünden çok daha önceleri, aslan başlı, Sekhmet adlı bir başka tanrıça vardı. Sekhmet, sert, acımasız, korku salan, insanları cezalandıran, onlara hastalık bulaştıran, harbi ve mücadeleyi temsil eden bir tanrıça idi. Devirler değişip sosyal ve ekonomik hayat iyileştikçe, insanlar, şiddete dayanan tanrıların yanı sıra yumuşak ve kendilerine yardımcı olacak tanrıları da aramaya başladılar.

Bir efsaneye göre, bir gün Sekhmet çok kızar ve insanları terk edip Nubya çölünde yalnız başına yaşamağa başlar. Bu sıralarda Mısırın başı düşmanlarla derde girmiştir, korunmaya ihtiyacı vardır. Baba tanrı Ra, Sekhmetin Mısıra geri getirilmesini ve Mısırın bu felaketten kurtarılmasına yardımcı olmasını emreder. Bunun için akıl tanrısı Thoth’u görevlendirir. Thoth, Sekhmeti geri getirirken ; Sekhmet Mısır’ın güneyinde Philae’de bir suda yıkanır, bu yıkanma esnasında bütün kızgınlığı geçer ve sakin bir kedi şeklini alır. Böylece yüzyıllar boyunca şiddetten başka bir şey düşünmemiş olan aslan tanrıça, son derecede yumuşak bir kedi tanrıça olup çıkar.

İnsanoğlu, ilk olarak 20 bin yıl önce köpeği evcilleştirdi. Bundan ancak 15 bin yıl sonra vahşi kediyi evcilleştirebildi. Yani, 5 bin yıl önce Nil vadisinde tarım yaparak yaşayan insanlar, ürünlerini depoladıkları ambarları haşere ve fare basınca kedilerin fareleri yakaladığını fark ettiler. İşte, kedilerin Mısırda kutsallaşmaya başlaması bu tarihlerde oldu. Ambarlar doldukça fare nüfusu da arttı. Bunun üzerine firavun devreye girdi ve kedileri korunması için üstün yaratıklar ilan etti.

Kedilerin firavunla ilgisi ise; kedilerin tarihe ve mitolojiye konu olmalarının tek nedeni fare ve haşere yakalamadaki hünerleri değil. Bütün kediler firavunun olduğu için kediyi incitmek ya da öldürmek çok büyük suç sayılırdı. Kedi öldürenlerse idam edilirdi. Ev yansa önce kedi kurtarılırdı çünkü insanlar sadece insandı ama kediler firavunlar gibi yarı-tanrıydılar. Kedi eceliyle öldüğünde öteki dünyada birlikte olabilmek için hemen mumyalanırdı.

Mısırda kedinin tanrılaştırılmasının nedeni, fare yakalaması dışında, kedinin avlanma yeteneğine duyulan saygı, güzelliğine duyulan sevgi, ve gizemli kişiliğine duyulan korkuyla karışık hayranlıktı. Kedi tanrıça Bastet, dişiliğin simgesiydi. Bir tarihçi, “kedi tanrıça, garip bakışı, çekik gözleri, kıvrak beli, soylu duruşu ve hayvani hayasızlığıyla, her Mısırlı kadının aklını karıştıran ve benzemek istediği bir yaratıktı,” diye yazıyor. Bir başka tarihçi de, “kadınlar günümüzün vamp kadını gibi kedinin yürüyüşüyle salınarak yürüyebilmek için çok uğraşırlardı

Avrupa’da Hıristayanlık öncesinde kedi kafalı tanrıça Freya, için törenler düzenlenirdi. Freya’nın günü -Friday- Cuma, o dönemde kutsal gündü. Tek tanrılı bir din olan Hıristiyanlığın kabulüyle tanrıça Freya şeytan ilan edildi, kedi, lanetlendi ve Freya’nın günü olan (Friday) Cuma günleri de ‘Black Sabbath’ oldu. Bu dönemde, özellikle Hıristiyanlığın yayılmaya çalışıldığı ortaçağda, kediler, cadı ayinleri bahane edilerek öldürüldü, yakıldı, diri diri gömüldü.

İnanışa göre, kedi miyavladıkça evin içi tanrıçanın insanlara hediyesi sayılan neşeyle dolarmış.

Moldova’ nın para birimi …

Leyi,
Moldova Lei,

Moldova Leyi
(MDL);
Moldova’ nın resmi para birimidir.
1 ABD Doları = 12,60 MDL,
1, 5, 10, 20, 50, 100, 200, 500 ve 1000 Lei olarak basılmıştır.


Moldova,
Moldova Cumhuriyeti.
Güneydoğu Avrupada bulunan Moldava, batıda Prut nehri ile Romanya’ya sınır komşuluğu yapar. Kuzeyi, doğusu ve güneyi ise Ukrayna ile çevrilidir.
Güneydoğu Avrupa’da yer alan Moldova’ nın yüzölçümü, alansal büyüklüğü; 33.700 km² olup, içinden Prut ve Dniester nehirleri geçen Kişinev(780.000 Kişi) başkenttir.

Ülkenin denize sınırı yoktur. Moldova’ nın nüfusu: 4,2 Milyondur. %65 Moldovalı, %14 Ukraynalı, %13 Rus, %2 Bulgar, %3,5 Gagavuz (Gagoğuz -Türk), Yahudi ve Alman asıllı azınlıklardan oluşmaktadır. Doğu Ortodoks %98, Musevi %1,5, Baptist ve diğer %0,5. Mutedil karasal bir iklim hakimdir.

Eski adıyla can halk vilayeti dir. Cumhuriyet’in esası Prut ve Dinyester nehirlerinin arasında tarihi adı Besarabya olan bölgedir. 1538 den itibaren üç asır Osmanlı hakimiyetinde kaldıktan sonra 1812’de Rusların işgaline uğrayan Moldova 1918 yılında bağımsızlığını kazanmış ve bağımsızlığından iki ay sonra Romanya’ya bağlanmıştır.

1944 yılında Sovyetler Birliği tarafından tamamen işgale uğrayan ülke 1991 yılında tekrar bağımsızlığına kavuşmuştur. Slav azınlık (Ruslar ve Ukraynalılar), Transnistirya (Transdinyester) bölgesinde bağımsız “Moldav Sosyalist Cumhuriyeti”ni ilan etmiştir. 1994’te Rusya ve Moldova arasında Rus ordusunun Moldava’dan çekilmesini öngören anlaşma imzalanmıştır.

Boğa güreşlerinde hayvana mızrakla saldıran atlı …

Pikador,

Boğa güreşlerinde, mızrakla dürterek boğayı kızdıran kimse.
Boğa güreşlerinde hayvana mızrakla saldıran atlı.
Matador sahne alıp boğayı öldürmeden önce boğayı yoran kimseler.

Boğa güreşi, (İspanyolca: corrida de toros, tauromaquia, toreo, Alm. Stierkamf , Fr. Course, de taureaux, İng. Bulfight).

İki boğanın çeşitli amaçlarla güreştirilmesini ya da matador adı verilen bir insanın boğayı yorup esas alan eğlence ve yarışma biçimidir.

İspanya’da yoğun olarak düzenlenen boğa güreşlerinde matador olarak adlandırılan kişi önceden yorulmuş ve kan kaybetmesine yol açacak şekilde yaralanmış boğayı öldürür.

güreşinin başladığı yerin Girit olduğu tahmin edilmektedir. Buradan Etrüsklere ve Romalılara geçti.Sekizinci yüzyıla kadar önemini kaybeden boğa güreşi Faslılar tarafından bu yüzyılda İspanya’ya sokuldu. On beşinci yüzyılda İspanya’da milli spor olarak kabul edildi. Halen İspanyoların çok sevdikleri bir spor gösterisidir. Günümüzde, Portekiz, Kolombiya, Peru, Ekvator, Venezüella ve Fransa’da büyük rağbet gören bir spordur. Türkiye’de boğa güreşleri Artvin ve yakın çevresinde her yıl haziran ayında yapılan Kültür ve Sanat Şenliklerinde olmaktadır. Yurdumuzdaki boğa güreşleri İspanya ve diğer ülkelerde olduğu gibi, matador ile boğa arasında geçmeyip, boğa ile boğa karşılaştırılarak yapılır.

Boğa güreşleri üç sahfada yapılır. Birinci safhada pikador denilen süvariler boğanın ilk saldırısını önlerler. İkinci safhada boğa saldırıya geçmesi için kışkırtılır. Boğanın iki omuzuna rengarenk kağıtlarla süslü üç dört çift sivri uçlu şişler saplanır. Böylece hayvan iyice öfkelenmiş olur. Son safhada artık tamamen matadorun maharetine bırakılır. Matador çeşitli oyunlar sergileyerek boğayı saf dışı etmeye çalışır. Değneğe tutturulmuş kırmızı renkli kumaşı kullanarak boğanın başını aşağıya doğru eğmesini temine uğraşır. Çeşitli artistik gösterilerin sonunda, kılıcı, boğayı öldürecek şekilde batırması ile güreş son bulur.

Kaynak: http://www.msxlabs.org

Dengesini ustalıkla korurken top, bıçak, tabak gibi nesneleri havaya atıp tutarak gösteri yapan sanatçı …

Jönkler,
Jonglör,

Belirli bir sayıdaki nesneyi havaya atıp tutan, bu esnada en az bir adet nesnenin seyahat halinde (havada) olmasını sağlayan sirk veya sahne sanatçısı. Türkçe’ ye Fransızca Jongleur sözcüğünden geçmiştir.

Top, lobut, halka, kumaş, sopa, ateş, ip gibi bir ya da daha çok objeyi havaya atıp tutarak, çeşitli beceriler sergilemek bir jonglörün işidir.

Açılışlar, fuarlar, festivaller, şenlikler, düğünler, şirket organizasyonları gibi oluşumlarda gösteriler yapan jonglörler, “gösteri sanatları/sanatçıları” kavramı içinde yer alırlar.

Tarihte (örneğin Mısır) jonglörlük bir spor dalı olarak görülmekteydi. Geçmiş dönemler sürecinde tiyatro sanatı içinde yer almıştır. Tarihten gelen anlamla jonglörlük tüm bu aktiviteleri içerse de ; zaman içinde hobi olarak amatör alanda farkli gruplara ilerlemişmiştir.

Top çevirme “ball juggling”, lobut çevirme “club juggling”, ipe bagli agirlik çevirme “poi” ,bir ipte makara yonlendirme “devil stick” başlıkları altında gelişmişlerdir; internet ve video paylaşım sitelerinin kullanımının artması ve forum alanlarında evrensel kullanım sağlaması nedeniyle Türkçede de bu hobiler bu isimlerle tanımlanmaya başlamıştır.

http://tr.wikipedia.org/

1 61 62 63 64 65 73