Rezenenin sebze olarak kullanılan iplik biçimindeki yapraklı körpe saplarına verilen ad.

Arapsaçı,

Rezene, (Foeniculum vulgare). Fennel,

Maydanozgiller (Apiaceae) familyasından iki metreye kadar boylanan iki yıllık kokulu otsu bitki türü. Anavatanı Akdeniz ve Yakın Doğu’dur. Sarı çiçekli, yaprakları iplik biçiminde parçalı, hoş kokulu, baharlı meyveleri anason gibi yemeklerde ve bazı içkilerde tat verici olarak kullanılan, hekimlikte gaz söktürücü olarak yararlanılan çok yıllık otsu bir bitki.


Spagetti soslarında, salata soslarında, patates salatalarında, somon, uskumru, levrek gibi balıkların buğulamalarında, mantar soslarında kullanılır. Çerkez tavuğu, kuzu eti ızgara balık, kabak, bazı tür keklere ve konservelere kullanılır.

Rezene bitkisi anne sütünü arttırır.Gaz söktürücüdür. Bebeklerde iştahı açar. Sindirim problemlerinin çözülmesine yardımcıdır.

Sindirim sorunlarından dolayı yaşanabilen baş ağrılarını geçirir. Sinirleri yatıştırır. Cinsel gücü artırıcı etkisi vardır.

Tanelerin içini kurum karası bir tozla dolduran ekin hastalığı…

Rastık,

Buğday Rastık Hastalığı (Ustiloga nuda tritici)

Arpa Açık Rastık Hastalığı (Ustiloga nuda hordei)

Hastalık buğday ve arpa bitkilerinde çiçeklenme evresinde görülür. Bütün başak siyah bir toz yığını haline dönüşür. Bu hastalık sporları rüzgar, yağmur v.s. ile çevreye yayılarak buğday ve arpa başakları çiçekleri üzerine gelir. Uygun koşullarda çimlenerek misel oluştururlar. Bu miseller tohum taslağını deler ve embriyoya kadar ilerleyerek yerleşir. Enfekte olmuş taneler sağlam tanelerden ayırt edilemezler. Bu hastalıklı taneler ekildiğinde tohumlar çimlenirken embriyo içindeki misellerde gelişmeye başlar. Bitkinin sapı içinde başağa kadar ulaşır , daneler siyah sporla dolar, çevreleyen zar patlayarak sporlar çevreye yayılır. Geride başak ekseni kalır.Daha ziyade buğdaygillere arız olur. Kuru ziraat yapılan bölgelerde kışlık buğdaygillerde daha çok görülür. Alkali topraklarda hastalık daha etkendir. En belirgin başaklanma dönemindedir. Bitki vaktinden erken sararır ve beyazlaşır. Başak dane tutmaz veya daneler cılız kalır. Bazen başak vermeyebilir. Sap, yaprak ve başakta hızlı bir beyazlaşma görülür.Verim kaybı, hastalığa yakalanmış başak sayısına bağlı olarak değişir.

Rastık Hastalığı ile mücadelede, hastalığın görülmediği tarlalardan tohumluk alınmalıdır. Dayanıklı çeşitler tercih edilmelidir. Mümkünse kışlık buğdayların ekimi geç, yazlık buğdayların ise erken yapılmalıdır. Ayrıca tohum ilaçlaması yapılarak mücadele edilebilir. İlaçlama işlemi selektör veya ilaçlama bidonlarında yapılmalıdır.

Tatlı ve sulu bir şeftali cinsi…

Şeftali, gülgiller (Rosaceae) familyasından bir yaz meyvesidir. Dünyaya Çin’ den yayıldığı rivayet edilmektedir. Mitolojide uzun yaşam ve ölümsüzlük sembolüdür. En iyi akdeniz ikliminde veya biraz daha sıcak iklimlerde yetişir. Sol suludur. Tatlı bir tadı vardır. Ağacı ortalama otuz yıl yaşar. Ülkemizde en çok Bursa ve Akdeniz bölgesinde yetiştirilir. Taze olarak tüketildiği gibi suyu çıkarılarak meyve suyu olarakta tüketilir. Özellikle meyve suyu üretiminde çok kullanıldığı için bu meyvenin ekonomik değeri yüksektir. 

 100 gr. taze şeftalide 7-12 gr. şeker, 0,7-1 gr. azotlu maddeler (Thiamin, Riboflavin, Niasin), 2-20 mg. C vitamini (Askorbic asit) ve değişik oranlarda A ve B vitaminleri bulunmaktadır.

Çok sayıda olan ve ağacı örten yaprakları, sapında 2-5 adet balozu bezi bulunan kenarları dişli, yeşil renkli ve ok ucu biçimlidir. İlkbaharda erkenden ve yaprağından önce açan pembe renkli çiçekleri yabani güle benzer. Çeşitlerine göre hazirandan eylül ayına kadar olgunlaşan şeftali meyvelerinin pek çok çeşidi (Türkiye’de yaklaşık 64 çeşit) vardır. 

Şeftali Çeşitleri;

Nectarin, Cavalier, Cardinal, Hale, Sarıpapa,

İstanbul Cağaloğlu’nda, bir dönem edebiyatçıların ve gazetecilerin uğrak yeri olan kahve…

Meserret Kahvesi,

Meserret sözlük anlamıyla eski dilde, (Arapça) sevinç, şenlik, sürur demektir. Ancak edebiyat dünyasında meserret kelimesi kendisine “sevinçle buluşma yeri” anlamını yükleyen Cağaloğlu’ ndaki tarihi kahveyle anılır. Meserret Kahvesi tüm İstanbul’ un kahvesidir. Orada hiç değilse bir kez oturmamış edebiyatçı da gösterilemez. Eski Meserret Kahvesi’ nin bir yüzü Ankara caddesine bakar. Işıklar içindedir, merhum Salah Birsel’ in her eve lazım ‘Kahveler Kitabı’ nda; Tüm İstanbul’ un kahvesidir. Orada hiç değilse bir kez oturmamış yazın eri gösterilemez dediği Cağaloğlu Meserret Kahvesi, tarihinin en ünlü kahvesidir. Şimdi Meserret, İstanbul’ un bizbize meyhane tarzı bir restoranıdır. Müthiş bir manzaraya sahip. Haliç ayağınızın altında. Pierre Loti’nin yeşili, Sultanahmet Camisi’nin minareleri, Haliç’te sefer yapan tekneler eşsiz manzaranın birkaç motifini oluşturur. Işıklar içindeki Kariye Müzesi, Bulgar Kilisesi, Süleymaniye, Fatih, Yavuz Selim Cami’ leri görebilirsiniz. Dekorasyon meyhane havasına uygun. Ahşap ağırlıklı. İncelikler gözetilmiş. Ancak görünce anlarsınız. Tıkış tıkış bir ortam da değil, soğuk bir ortam da değil. Tam ortası. Hem özel sohbetlerinizi rahatlıkla yapabilir hem de yan masayla birlikte şarkılara eşlik edebilirsiniz. Türk mutfağının lezzetlerini tadabilirsiniz.

Etiyopya' da yaşayan kabilelerden biri …

Surmalar, Mursiler, Karalar, Hamarlar,  Ariler,  Kvegular – Dassanehler. Nyangotamlar.

Surmalar, Etiyopya’nın güneyinde, Sudan sınırına yakın Omo Vadisi’nin derinlerinde yaşayan kabilelerden biri Surmalar. Omo Vadisi’ne can veren nehrin batısındaki Kibbish bölgesindedir. Savaşçılıkları, kan içme alışkanlıklarıyla bölgeye korku salmışlar. Diğer kabileler yanlarına sokulmuyor. Vücutlarını hiçbir şekilde örtmüyorlar. Bunun yerine erkekler, bedenlerini beyaz boyalarla süslüyor, kadınlar da dudaklarına tabak takıyor.  

Evlilik çağına gelen kadınlar, küçük yaşta delerek genişlettikleri alt dudaklarına tabak takıyor. Bu gelenek, her ne kadar Etiyopya’da diğer bazı kabilelerde olsa da, esas olarak Surmalara ait. Erkekler, saçlarını jiletle traş etmeyi çok seviyor. Kulaklarını delip tabak, mantar şeklinde tıpa takıp yüzlerini, vücutlarını boyuyorlar. Vücut boyama, özgürlüğün ifadesi. Çalı dikenlerini vücutlarına saplayarak yaptıkları dövmeler de dikkat çekici. Çocuklar, meyve ve çeşitli bitkilerden yaptıkları süslerle her yerlerini donatıyor. 

Surmalar, artık onlara “Suri” denilmesini istemiyor. Zira bunu birden fazla etnik grup kullanıyor. “Biz Surma’yız” diyorlar ve kültürlerini diğerlerine oranla iyi koruyorlar. 

Donga (veya Sagenai) diğer kabilelerde pek rastlanmayan bir gelenek. İsmini dövüşte kullanılan sopadan alıyor. Donga, eş bulmak veya anlaşmazlığı çözmek için yapılıyor. Yüzlerce savaşcı katılıyor, çok kan akıyor. 

Savaşçılar dövüşten bir gün önce, ağaç özünden yapılan özel içkiyi içerek hazırlanıyor, dövüş sabahına kadar bir şey yemiyor. Dövüş öncesi, daha önceden ineğin idrarıyla yıkadıkları kaplara, inek kanı doldurarak içiyorlar. İneklerini öldürmüyor, kanı kabın içine akıttıktan sonra, deldikleri noktaya çamurla bastırarak kan akışını durduruyorlar. Savaşçı kanı hemen içiyor. Dövüş alanına giderken de kadınlara çekici görünmek için vücutlarını boyuyorlar. Dövüşler, çok kalabalık oluyor ve büyük bir şenlik havasında geçiyor.

Eskiden eczacılıkta kullanılan kırmızı renkli kil…

Kilermeni, Eczacılıkta kullanılmış olan kırmızı renkli kil. Aluminyum silikat bileşiminde olup kırmızı renkli bir kildir.

Kilermeni, kurdeşen, allerji ve sivilceleri gidermek için kullanılır. Kilermeninin allerji giderici, böcek sokmasını önleyici özelliğinden XVII. yüzyılda Salih bin Nasrullah da söz etmiştir. Yazar: “Arı sokmasına karşı: zeytinyağı ile kilermeni süreler, “diye bildirir. İlk kodekslerimizden Düstur al-Edviye’de kayıtlı olan kilermeni, eski Mısır çarşısında da satılırdı. Bu nedenle aktariye defterlerinde yazılı bir maddedir. 1690-1691 ve 1774 tarihli aktariye defterlerinde adına rastlandığı gibi, 1774 tarihli saray ecza defterinde kayıtlıdır. Yani saray eczanesinde de kullanılan bir drogdur.

Halk Reçeteleri:

ivilcelere karşı bir miktar drog sirke ile dövülür ve vücuttaki sivilcelere konur. Kurdeşene karşı bir miktar drog zeytinyağı, vazelin ya da gülsuyu ile karıştırılır ve deriye sürülür. Kilermeni gül suyuna karıştırılır ve içilir. Akciğer vereminde, kan tükürmede ve nefes darlığında çok ciddi faydaları görülür.

Leonardo da Vinci’nin ünlü bir tablosu…

Mona Lisa,

Leonardo di ser Piero da Vinci  (d. 15 Nisan 1452 – ö. 2 Mayıs 1519) 

Rönesans dönemi İtalyan mimarı, mühendisi, mucidi, matematikçisi, anatomisti, müzisyeni, heykeltıraşı ve ressamıdır.  En tanınmış yapıtları Mona Lis(1503 – 1507), Vitruvius Adamı ve Son Akşam Yemeği’dir (1495 – 1497). Rönesans sanatını doruğuna ulaştırmış, yalnız sanat yapısına değil, çeşitli alanlardaki araştırmaları ve buluşlarıyla da tanınan, dünyanın gelmiş geçmiş en büyük sanatçılarından ve dehalarından biridir. 2. milenyumun adamı seçilmiştir.

Leonardo 2 Mayıs 1519’da Amboise’daki evinde 67 yaşında öldü. Kralın kollarında can verdiği rivayet edilir, ancak, 1 Mayıs günü kralın bir başka şehirde olduğu ve bir gün içinde oraya gelemeyeceği bilinmektedir. Vasiyetinde mirasının esas bölümünü Melzi’ye bıraktı. Amboise’daki Saint Florentin Kilisesi’nde toprağa verildi.

Yunanistan’da manastırlarıyla ünlü bir yarımada…AYNAROZ.

Aynaroz,

Aynoroz Özerk Keşişsel Devleti.

Meryem Bahçesi anlamına gelir. Kadınların giremediği yarımada. Güney-doğu Avrupa’da Yunanistan’ın Halkidiki yarımadasından Ege denizi’ne doğru uzanan 3 dar ve uzun yarımadanın en doğuda olanı. Aynoroz yarımadasının toprağı kalkerli olup, oldukça dağlıktır. En yüksek noktası adanın en güneyindeki aynoroz tepesidir (2.033m). Nüfusun çoğunluğu rahiplerden meydana gelir ve 2.250 kişi kadardır. 20 kadar manastır vardır. 

Devletin yönetim biçimi 20 manastırı temsil eden 20 kişi ve küçük bir meclis tarafından yönetilir ve Yunanistan’a bağlıdır. Halkın başlıca gelir kaynağı zeytin ve üzümcülük gibi Akdeniz ürünleri ve hayvancılıktır. 10. yüzyılda dinsel bir topluluk olarak doğan Aynoroz, Bizans, Osmanlı ve Yunan egemenlikleri boyunca bağımsızlığını korumayı başarmıştır. 

 Aynoroz’a Aynaroz’ da denir. Aynoroz nüfusunun tamamı erkektir. Aynoroz’ da kadınların girmesi yasak olduğundan Aynoroz’ da hiç kadın yoktur. Dünya ve Yunanistan’ ın tek kadınsız bölgesidir.

Aynoroz’un ortak bir plana göre yapılan 20 manastırı da ortak bir mimari yapıdadır. Hepsi kuleli bir surla çevrilmiş olan geniş avlulu kalelerdir. 10. yüzyılda yapılmaya başlanmış olan kiliseler dinsel konulu Bizans duvar resimleriyle süslenmiştirler.

Kaynakça; http://tr.wikipedia.org

Başbakanımız Zonguldak' ta.

Bitkilerin jeolojik dönemler boyunca dönüşüme uğraması ile oluşmuş, yüksek ısı gücü olan bir enerji kaynağıdır. Kalori değerinin çok yüksek olması ve bol miktarda bulunması nedeniyle taş kömürünün enerji üretiminde vazgeçilmez bir yeri vardır. Bu maden elektrik santrallerinde, sanayide ve kok kömürü yapımında kullanılır.Türkiye, taş kömürü yatakları bakımından zengin sayılmaz. En zengin yataklar Batı Karadeniz’deki Ereğli Zonguldak kömür havzası’ ndadır. 1937′ ye kadar yabancı şirketlerin çalıştırdığı buradaki yataklar, daha sonra millîleştirilmiştir. 
1 53 54 55