Fovist ve dışa vurumcu ögelerin egemen olduğu yapıtlarıyla tanınmış ressamımız …

Fikret Mualla,
Fikret Mualla Saygı,

D. 1903 Kadıköy, İstanbul –
Ö. 20 Temmuz 1967, Reillanne, Fransa,
Fovist ve dışa vurumcu ögelerin egemen olduğu yapıtlarıyla tanınmış ressamımız.

Çalışmalarını, kahveler, sirkler ve sokaklar gibi Paris yaşamının ayrıntıları oluşturmuştur. Yaşamın gerçeklerini büyük bir içtenlikle renge ve biçime aktarmış, içinde yaşadığı bohem çevrenin insanını konu etmiş, Ekspresyonizm ve Fauvism’den gelen etkileri yansıtmıştır.

Fikret Mualla,
1903 yılında İstanbul Kadıköy’de doğdu. Saint Joseph Fransız Okulu’nda ve Galatasaray Lisesi’nde okudu. 12 yaşında sağ ayağından sakat kaldı. Annesi genç yaşta öldü. Babası Mühendislik eğitimi için İsviçre, Zürih’e gönderdi. Sonradan Almanya’nın Berlin kentine yerleşti.

Fikret Mualla hayatının yirmi altı yılını Fransa’da yaşadı. Başarılı resimlemeler, moda çizimleri ve gravürler yaptı, desenleri dönemin önemli Alman dergilerinde yayınlandı.
1928 yılında alkol nedeniyle bir süre hastanede tedavi gördü. 1936 yılında yeniden hastaneye yatırıldı ve bir yıl boyunca yeniden hastanede kaldı.

Ressam Hale Asaf’a karşılıksız olarak aşık olan Mualla, tedavisi için iki ay hastanede yattı. 1954 yılında, Fikret Mualla ilk sergisini Paris’te açtı. Pablo Picasso da dahil olmak üzere birçok tanınmış sanatçıyla arkadaş oldu. 1939 yılından beri sanatçı olarak Paris’te yaşadı ve çalıştı.

Resimlerinin sürekli müşterisi olan Madame Anglés ile tanıştı. Fikret Mualla’yı koruması altına alan Madame Anglés, 1962 yılında felç geçirdiğinde hastaneye kaldırılarak bakım görmesini sağladı. Daha sonra sanatçıyı Nice şehrinde Reillane kasabasındaki evine yerleştirdi ve bütün giderlerini karşıladı. Fikret Mualla ömrünün sonuna dek felçten muzdarip kaldı. 20 Temmuz 1967 yılında hayatını kaybetti. Ölümünden yedi yıl sonra 1974 yılında Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’ün ilgilenmesiyle kemikleri Türkiye’ye getirildi ve Karacaahmet Mezarlığı’na gömüldü.

Mozart’ın bir operası …

Idomeneo,
Mozart’ın bir operası,

Mozart,
Wolfgang Amadeus Mozart,
(1756, Salzburg, Avusturya – 1791, Viyana, Avusturya),
En saygın ve etkin Besteci
Mozart 35 yıllık ömrüne 626 eser sığdırmıştır.
Müzik tarihinin en büyük dehalarından birisidir.
Mozart, böbrek yetmezliğinden 5 Aralık 1791 tarihinde öldü. Mezarının üzerine herhangi bir yazı yazılmadığı için nereye gömülü olduğu bilinmemektedir.

Mozartın Eserleri;
Operaları:

Apollo et Hyacinthus (1767),
Bastien ve Bastienne (1768),
La Finta Semplice (1768),
Mitridate (1770),
Ascanio in Alba (1771),
İl Signo di Scipione” (1772),
Lucia Silla (1772),
La Finta Giardiniera (1775),
İl re Pastore (1775),
Zaide (1780),
İdomeneo (1781),
Saraydan Kız Kaçırma (1782),
Loca de Cairo ve La Sposo Delluso (1783),
Tiyatro Müdürü (1786),
Figaronun Düğünü (1786),
Don Juan (1787),
Cosi Fan Tutte (1790),
Sihirli Flüt (1791),
Titus (1791).
Mozart’ın 41 senfonisi, 27 piyano, 5 keman, 2 flüt, 4 korno, 1 klarinet konçertosu, 20 piyano sonatı vardır.

Türk adını müzikte en çok duyuran besteci Mozart olup 1785 yılında yazdığı Türk Marşı, 1780 yılında yazdığı Zaide ve 1782 yılında yazdığı Saraydan Kız Kaçırma operası en ünlü eserleridir.

Babası saray bestecisi Leopold Mozart, Wolfgang ‘ın müzik eğitimine büyük önem vermiş. Çocukluğundan beri hep müzikle büyüyen Mozart, 3 yaşında piyano çalmaya ve 5 yaşında beste yapmaya başladı. Henüz 5 yaşında iken klavsen için iki kısa parçayı besteleyerek müzik tarihine geçmiş. Linz şehrinde 1 Ekim 1762 tarihinde halk önünde ilk konserini vermiştir. Tanrı vergisi bir yetenek olan Mozart, 27 Kasım 1769 tarihinde başpiskoposluk Saray Orkestrası baş kemancılığına getirildiğinde henüz 12 yaşındaydı.

Mozart 1762 yılında keman çalmaya başlamıştı. 1763 yılından 1766 yılına kadar Avrupa ‘da Münih, Augsburg, Frankfurt, Cologn, Londra ve Paris şehirlerinde tanıtım için çaldı. 1769 yılında Mozart’ın dehası herkes tarafından kabul ediliyordu. Mozart 1778 yılında Paris’te sahne aldı. 1777 yılında Mannheim’da bulunduğu sırada 18 yaşındaki Aloysia Weber’e aşık oldu. 1781 yılında Viyana’ya yerleşen Mozart Weber ailesinin ortanca kızı Constanze’ye aşık olur ve evlenir. Weber ailesi Bohem tarzı yaşamaktadır. Bu evlilikten 6 çocukları olmasına rağmen, sadece 2 tanesi yaşadı. Constanze de aynı Mozart gibi elinde para tutamaz. Evliliğinin ardından Mozart verimli bir döneme girer.

Her türde şaheser eserler verir. Le Nozze di Figaro (1786), Don Giovanni(1787) ve Cosi fan tutte (1790) operalarını besteler. Bu dönemde iyi gelir elde etmesine rağmen parayı elinde tutmayı bilemez. 9 yılda 11 kez ev değiştirir. Ayrıca mason olur. Bu dönemde The Magic Flute operasını besteler.

Mozart, 1784 yılında Viyana Mason locasına katılmıştı. Aktif bir üyeydi, son tamamladığı eseri Sihirli Flüt dahil, Masonik temaları olan birçok eser bestelemişti. Mesela, Mason törenlerinde büyük anlam taşıyan 18 rakamını, operalarında kullanmış. Mason olduğu için masonlar tarafından zehirlenmiş olduğu söylenir. 1791 yılında Berlin gazetesi, Mozart’ın ölümünden sonra cesedinin şişmiş olması, zehirlendiği yolunda kuşkular doğurdu diye yazmıştı.

Mozart’ın mezarı kaybolmuş. O zamanlar hijyenik kurallar nedeniyle ölen kişi kireçlendikten sonra mezarlığa götürülüyor. Ölüsü, fakirlere mahsus ortak bir çukura konur. O dönemde Viyana’nın orta sınıfı için geçerli olan örf ve adetlere uygun olarak, Mozart’ın naaşı herhangi bir mezar taşı konulmadan ortak bir mezara gömülür.

Türk Marşı
Idomeneo

Depremlerin genliğini(büyüklüğünü) ölçmekte kullanılan birim …

Richter,
Richter ölçeği ya da yerel magnitüd ölçeği,

Richter ölçeği ya da yerel magnitüd ölçeği, sismoloji´de kullanılan, dünya genelinde meydana gelen depremlerin aletsel büyüklüklerini ve sarsıntı oranını (magnitüd, İngilizce:magnitude) belirleyen ve sınıflara ayıran uluslararası ölçüm birimi. Günümüzde, özellikle büyük ölçekli depremlerde moment magnitüd ölçeği, Richter’in yerini almıştır. Rihter diye okunur.

Bu ölçek, 1935 senesinde Charles Francis Richter ve Beno Gutenberg tarafından Kaliforniya Teknik Enstitüsü´nde (California Institute of Technology) tasarlanıp, ilk olarak ML-ölçeği (yerel magnitüd İngilizce:Magnitude Local) olarak isimlendirilmiştir.

Yerkabuğu içindeki kırılmalar nedeniyle ani olarak ortaya çıkan titreşimlerin dalgalar halinde yayılarak geçtikleri ortamları ve yeryüzeyini sarsma olayına “Deprem” denir. Deprem, insanın hareketsiz kabul ettiği ve güvenle ayağını bastığı toprağın da oynayacagğını ve üzerinde bulunan tüm yapılarında hasar görüp, can kaybına uğrayacak şekilde yıkılabileceklerini gösteren bir doğa olayıdır.

Depremin nasıl olustuğunu, deprem dalgalarının yeryuvarı içinde ne şekilde yayıldıklarını , ölçü aletleri ve yöntemlerini, kayıtların değerlendirilmesini ve deprem ile ilgili diger konuları inceleyen bilim dalına “sismoloji ” denir.

Amerikan Sismoloji Derneği Bülteni´nde (Bulletin of the Seismological Society of America) “Bir enstrümental deprem şiddet ve sarsıntı oranı ölçeği” isimli (An instrumental Earthquake Magnitude Scale) bilimsel yayımlamada, Charles Francis Richter´in ilk defa K. Wadati´nin 1931´de yayımladığı, “bir enstrümental deprem ölçeği” fikrini Kaliforniya´da meydana gelen depremlerde uyguladığı belirtilmiştir.

Ölçek yukarıya doğru her ne kadar sınırlı olmasa da, bir jeolojik levhanın jeolojik enerjitektonik hareket ile jeolojik enerji potansiyalı artmaktadır.

Bu artma, levhaların rahat ve serbest şekilde hareket edemeklerinden, itici, çekici vb güçlerin levhalarda jeolojik enerji olarak saklanmasından doğar. Bir deprem anı ise, bu levhalarda bulunan jeolojik enerjinin, levhalar tarafından daha fazla saklanamamasından, levhanın en zayıf noktasından aniden hareket edip, jeolojik enerji potansiyelinin doğal yoldan azaltılmasıdır. Ve bu sanı gereğince, dünyadaki mevcut levhaların hiç birinin > 9,5 şiddet oluşturacak, jeolojik enerji potansiyeline sahip olamayacağına dayanmaktadır. potansiyeli, bilim adamlarına göre, tahminen 9,5 şiddetini geçemeyeceği düşünülür. Açıklama olarak şu noktayı öne sürerler. Her jeolojik levhada, zaman geçtikce farklı derece ve zamanda

Richter Büyüklük Ölçeği’ne göre deprem sınıflandırmaları aşağıdaki gibidir:

Her deprem için açığa çıkacak enerji miktarı sabit olmakla beraber, farklı gözlemevleri farklı sonuçlara ulaşabilirler. Büyüklük, davranış ve yerine bağlı olarak, depremin büyüklüğü farklı metodlarla tespit edilebilir. Her ölçüm için artı eksi 0.3 birim kadar bir hata payı kabul edilmelidir. Bir ölçümün kesinliği farklı gözlemevi girdilerine bağlı olarak arttırılabilir.

Şili’nin kuzeyinde bulunan Dünya’nın en kurak çölü. ..

Atakama,
Atacama,

Atakama Çölü
İspanyolca: Desierto de Atacama,

Güney Amerika’da Andes dağlarının batısındaki Pasifik sahilinde bir platodur. Şili’nin kuzeyinde bulunan dünyanın en kurak sıcak çölüdür. Kuzeyde Peru, batısında Büyük Okyanus, doğusunda ise Bolivya ve Arjantin ile sınırlanmıştır. Çöl, tahminen 15 milyon yaşındadır. Atacameño kabilesinden adını alır.

Çöl, taşlık araziden, tuz göllerinden (salaralar), kumdan ve lav akıntısından oluşur. Çöle 400 yıl boyunca yağmur yağmamış. ABD, Nasa uzay ve gezegen araçları ile ilgili testleri bu çölde yapar.

Atakama çölü, 1883 yılında pasifik savaşı sonucunda Bolivya’dan Şili’ye geçmiştir. Halen Bolivya ile bu konuda gerginlik yaşanmaktadır. Bölgede bulunan bakır, gümüş, altın rezervleri ve özellikle ünlü sodyum nitrat minerali, Şili ekonomisine en büyük katkıyı sağlar.

Atakama çölü, yağmur bölsesi olan hem Atlas Okyanusu ve hemde Pasifik okyanusu tarafından gelen nemi, havalandıramaz. Bulunduğu coğrafi konumu nedeniyle, And Dağları ve Şili Sahil Aralığı arasında kalır. Soğuk Büyük Okyanus suyu, çölün serin olmasına neden olur. Özellikle de sahile yakın kesimlerinde sıklıkla sis oluşur. Oluşan bu sis için ilginç bir uygulama yapılmaktadır. Atrapanieblas isimli ağ sayesinde çöl sisinin neminden su elde edilmesidir.

Farklı iklimi yüzünden, birçok rasathane bu bölgenin dağlarında kurulmuştur. Şili’ nin Antofagasta şehrinin 120 km güneyinde, Very Large Telescope’u ile ünlü Avrupa Rasathanesi ve Large Millimeter Array ve Atacama Pathfinder Experiment adlı teleskoplar yerleşmiştir.

Soul müziğinin babası olarak tanınan efsanevi ABD’li şarkıcı …

James Brown
(1933 – 2006)
Soul müziğinin babası, olarak tanınan efsanevi şarkıcı James Brown zatürre teşhisiyle kaldırıldığı hastanede 25 Aralık 2006 günü yaşamını yitirdi.

“I Got You (I Feel Good)”, “Living America” gibi parçalarıyla dünya çapında tanınan ünlü şarkıcı, Atlanta’daki Emory Crawford Long Hastanesi’de hayata veda etti. 73 yaşında olan Brown’un öldüğü sırada yanında eski dostu Charles Bobbit varmış.
Ailenin tek çocuğu olan James Brown, 1933 yılında Güney Caroline’da Barnwell kentinde dünyaya geldi. Dört yaşında annesiyle babasının ayrılması üzerine teyzesinin yanında yetişti. ABD’de son 50 yılda müziğe damgasını vuran Elvis Presley ve Bob Dylan gibi sanatçılar arasında yer alıyordu.

Mick Jagger ve Michael Jackson gibi şarkıcılara esin kaynağı oldu. David Bowie’nin “Fame”i, Prince’in “Kiss”i ve George Clinton’ın “Atomic Dog”u açıkça, “Out of Sight”, “Sex Machine”, “I Got You (I Feel Good)” ve “Say It Out Loud – I’m Black and I’m Proud” gibi hitlere imza atan James Brown’un ritimleriyle ünlendi.

1965 yılında “Papa’s Got a Brand New Bag” ile en iyi R&B şarkısı, 1987 yılında “Living In America” R&B dalında en iyi şarkıcı, 1992 yılında ömür boyu başarı dalında Grammy kazanan James Brown, 1950’leri sallayan ilk hit şarkısı “Please, Please, Please” ile çıkış yaptı.

Alkol ve uyuşturucu kullandığı, üçüncü eşi Adrienne’ye vurduğu suçlaması yaşamındaki lekeler olarak görüldü. XX. yüzyılın en önemli isimlerinden biri olarak kabul edilen James Brown 2005 Temmuz ayında Türkiye’de de konser verdi. Hayatı boyunca müzik listelerine giren 119 şarkı ve 50’den fazla albümü vardır.

Van’ın Başkale ilçesinde bir kaplıca …

Zereni,
Başkale Zereni Kaplıcası,

Van’ın Başkale ilçesinde bir kaplıca.
Van ili Başkale ilçesinde bulunan bu kaplıcanın suyu 55 °C sıcaklıktadır. Saniyede 1 litre kaynamaktadır. Sindirim, böbrek ve bağırsak hastalıklarına iyi gelmektedir.

Van, Başkale (Ermenice, Adamakert, Kürtçe, Elbak)
Başkale ilçesinin mahalleleri şunlardır:
Tepebaşı, Yeni mahalle, Camii-Kebir, Samandöken, Cevan, Kale, Hafıziye, Tarım ve Yakınyol.
Başkale, deniz seviyesinden 2460 metre yükseklikte, Büyük Zab Nehri (Zapsuyu) vadisinde yer alır. Toros Dağları’nın doğu yamacındadır. Başkale ilçesinin büyük bir bölümü dağlıktır. Başkale, doğuda Yiğit-Haravil (3468 m), batıda Başkale-İspiriz (3668 m), güneydoğuda ise Gökdağ Dağı (3604 m) ile çevrilidir. İlçede Mor, Haravil, Mengene ve Çekvan dağları vardır.

Karasu nehri ve Nebirnav, Medgezeren, Pistekan, Hanasor, Çekvan, Aşkitan (Ülya), Perihan, Meydan, Harinan, Kevçikan, Terazın, Sülav, Herevil (Şirez), Derevan, Derik, Bağarük platoları bulunmaktadır.

Van ilindeki kaplıca ve içmeler;
Erçiş, Akbaş Köyü Kaplıcası ve maden suyu,
Erçiş Hasanabdaz (Hasanabdal) Kaplıcası,
Özalp Bolbülük Maden Suyu,
Başkale Hozi ve Kanlıbudak Maden Suları,
Gürpınar Yoldüştü Köyü Maden Suyu,
Muradiye-Çaldıran’da Derviş Kaplıcası, Dergezin Kaplıcaları,
Muradiye Aşağı Şerefhane Maden Suyu,

Muska, değerli taş, hayvan tırnağı gibi şeylere eski Türklerde verilen ad …

Moncuk,
Boncuk.

Muska, değerli taş, hayvan tırnağı gibi şeylere eski Türklerde verilen ad.
Atların boynuna takılan muska, değerli taş, hayvan tırnağı gibi şeylere eski Türklerde verilen ad.
Atın boynuna takılan değerli taş, arslan tırnağı, muska gibi şeyler.
Amulet inancı eski neolitik çağa kadar uzanır. Babil, Mısır, Sümer, Akatlar kısacası tüm Anadolu ve yakın bölge uygarlıklarında görülmektedir. Sümerlerin amulet olarak kullandıkları şekil ve figürler eski Mısır ile benzerlik gösterir.

Eski dönemlerde Babil’de amulete karşı muskalar kullanılmıştır. Eski Mısır’da Osiris, Horus veya Udjad gözü adı verilen muskalar, koruyucu olarak kullanılmış. Ayrıca Firavun döneminde de antik Mısır’da kral mezarlarında ve antik gemilerde koruyucu ve savunma amacıyla sıklıkla kullanılmış. Benzer şekilde Yunanlıların Matisma, Arapların Elayn dedikleri göze gelme, kem gözdür.


Eski Mısırlar, Fenikeliler, Yunanlılar, Romalılar tarafından el şeklinde muskaların da kullanıldığı tespit edilmiştir. Muskalar, boncuklar, moncuklar, Yunan, Roma, Yahudi, Budist, Hindu, İslam inançları içinde her zaman yer almıştır.

Anadolu’da üzerlik tohumu, çörek otu, soğan, sarımsak veya gök yüzünün mavi renginin göz ve nazardan koruduğuna inanılır. Üzerinde göz şekli ve göze benzer resimler bulunan nazar boncuğu, çocukların omzuna, yastığına, kundağına takılır. İsteğe bağlı olarak da büyükler boyunlarına, bileklerine, kıyafetlerine, arabalarına takarlar.

Göze gözle, karşı koymak fikriyle renk ve şekil olarak göze benzeyen her obje tek başına ya da bazı ilave objelerle tarihin derinliklerinden bu yana nazarın kötü etkilerine karşı savunma aracı olarak amuleti kullanmıştır.

Muska, değerli taş, hayvan tırnağı gibi şeylere eski Türklerde verilen ad …

Moncuk,
Boncuk.

Muska, değerli taş, hayvan tırnağı gibi şeylere eski Türklerde verilen ad.
Atların boynuna takılan muska, değerli taş, hayvan tırnağı gibi şeylere eski Türklerde verilen ad.
Atın boynuna takılan değerli taş, arslan tırnağı, muska gibi şeyler.
Amulet inancı eski neolitik çağa kadar uzanır. Babil, Mısır, Sümer, Akatlar kısacası tüm Anadolu ve yakın bölge uygarlıklarında görülmektedir. Sümerlerin amulet olarak kullandıkları şekil ve figürler eski Mısır ile benzerlik gösterir.

Eski dönemlerde Babil’de amulete karşı muskalar kullanılmıştır. Eski Mısır’da Osiris, Horus veya Udjad gözü adı verilen muskalar, koruyucu olarak kullanılmış. Ayrıca Firavun döneminde de antik Mısır’da kral mezarlarında ve antik gemilerde koruyucu ve savunma amacıyla sıklıkla kullanılmış. Benzer şekilde Yunanlıların Matisma, Arapların Elayn dedikleri göze gelme, kem gözdür.


Eski Mısırlar, Fenikeliler, Yunanlılar, Romalılar tarafından el şeklinde muskaların da kullanıldığı tespit edilmiştir. Muskalar, boncuklar, moncuklar, Yunan, Roma, Yahudi, Budist, Hindu, İslam inançları içinde her zaman yer almıştır.

Anadolu’da üzerlik tohumu, çörek otu, soğan, sarımsak veya gök yüzünün mavi renginin göz ve nazardan koruduğuna inanılır. Üzerinde göz şekli ve göze benzer resimler bulunan nazar boncuğu, çocukların omzuna, yastığına, kundağına takılır. İsteğe bağlı olarak da büyükler boyunlarına, bileklerine, kıyafetlerine, arabalarına takarlar.

Göze gözle, karşı koymak fikriyle renk ve şekil olarak göze benzeyen her obje tek başına ya da bazı ilave objelerle tarihin derinliklerinden bu yana nazarın kötü etkilerine karşı savunma aracı olarak amuleti kullanmıştır.

Antik çağlarda kullanılan muskaya verilen ad …

Amulet,
Muska,

Fransızca Amulet,
İngilizce, amulet,
Latince, amuletum,
Amulet, Latince savunma aracı anlamındadır.
Amulet, bir tür nazarlık ya da muska.
Antik çağlarda kullanılan muskaya verilen ad.
Geleneksel olarak, nazarlık, nazar boncuğu, tılsım gibi doğal materyallerden üretilen muskalara amulette denir.

Muska, kötülükleri uzaklaştırdığına, uğur getirdiğine, hastalıkları iyileştirdiğine ve özel güçlere sahip olduğuna inanılan, doğal ya da insan eliyle yapılmış nesnelerdir. Değerli taşlar, metaller, hayvan dişleri ve pençeleri gibi pek çok nesne amulet olarak kullanılmıştır.

Hıristiyanlıkta encolpia denen amulet, haçlar, aziz kemikleri v.b. malzemelerdir.
Amuletin kökeni Eski Mısır’a dayanır. Eski Mısır’da kişinin atalarından kalma küçük vücut parçasını muska gibi kullanır. Mısırlılar kendilerini kötü günlerden, düşmanlardan ve tehlikelerden korumak için engerek başı, sembolik gözler ve kartuş gibi amuletler kullanmıştır. Pek çok uygarlıkta da hematit, yeşim, ametis, lapis, lazuli ve kantaşı gibi taşların kendilerine özgü koruyucu güçleri olduğuna inanılmıştır. Bir inanışa göre mercan, şeytanın evlerdeki kötü etkisini uzaklaştırma gücüne sahiptir.

Azerbaycan’ın Kafkas dağlarındaki en yüksek zirvesi …

Şahdağ,
Shahdagh Dağı,

Rusya’nın sınırına yakın Azerbaycan’ın Qusar rayonundadır. Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye 200 km. uzaklıktaki Şahdağ, Kafkasların en ulu zirvesi olup, yüksekliği 4243 m. dir. Kafkas sıradağlarının şelaleleri, berrak dereleri ve yemyeşil yamaçlarıyla ünlü bir zirvedir. Halk geçimini hayvancılık ile sağlar. Sıcakkanlı ve misafirperverdir. Şahdağ’da doğa, spor ve temiz hava ile yamaç paraşütünden dağ bisikletine çok çeşitli spor faaliyetleri yapılabilir.

Karabiber türü …

Kava,
(Piper methysticum),

Kava Kava,
Kava biber,
Keyif biberi (Piper inebrians).
Mest biberi
Korku biberi
Sera biberi
Bir cins karabiber.

Kuruntu, stres ve uykusuzluk ilacı olarak kullanılan bir karabiber cinsi.
Kava, Markiz ve Havai adalarında yetişen bir tür karabiber.
Kava, bu karabiberden yapılan sarhoş edici bir içkidir.
Birçok ülkede kuruntu, stres ve uykusuzluk ilacı olarak kullanılan bir cins karabiber.

Kava kava (Piper methysticum),
Piper methysticum biber bitkisinden gelir ve Antik Pasifik Adası yerlilerince kutlama içkisi olarak kullanılmıştır, çünkü alkole yakın bir etkisi vardır. Bitkinin evcilleştirilmesi, 3000 yıla dayanır. Kökleri kurutulur, ezilerek toz haline getirilir ve içeceğe dönüştürülür. Esasen kava kava bitkisi çiğnenir ya da öğütülür ve içecek yapabilmek için su ile karştırılırdı. Kava eğlenceleri geleneksel ritüellerdendir.

Polinezya’ya özgü biber familyasından bir bitki olup bu bitkiden çıkarılan içki ve narkoz olarak bilinir. Güney Pasifik Adaları’nda yetişir. Türkiye’de yetişmez. Vatanı Papua Yeni Gine’ dir. Pasifik adalarından Polinesia, Meknosia ve Mikronesia adalarında yetiştirilir.

Kava kava 1,5-4 m boyunda, gövdesi boğum boğum, dikey olarak yükselir ve kökü 2-10 kg. ağırlığında, sulu, dışı grimsi esmer, içi beyazımsı sarı ve oldukça da sık yan köklere sahiptir. Yaprakları, kalp şeklinde 10-30 cm uzunluğundadır. Üst yüzeyi koyu yeşildir. Çiçekleri sadece erkek çiçeklerden oluşur. Bu nedenle de üretimi gövdesindeki boğumları keserek toprağa hafif gömmekle yapılır.

Baharat veya güzel kokular satan Aktarlarda “kava kava” diye de satılmaktadır. Esas adı kava’ dır. Kava biber olarak da anılır. Sinirlilik ve uykusuzlukta kullanılır. Kas spazmı ile gelişen kramplarda faydalıdır. Gece uykusunu düzenler. Kadınlarda menapoz sıkıntısını giderir.


Karabiber;
Latince fe bilimsel adı: Piper nigrum
İngilizce adı: Black pepper
Almanca adı: Gemeine pfeffer,
Osmanlıca, Darifülfül,

Asıl vatanı Hindistan olarak kabul gören karabiber ağacı, ılıman iklimlerde yetişir. Tırmanıcı ağaçlar sınıfı içerisinde yer alan karabiber ağacına ait meyveler, önce yeşile, ardından kırmızıya, en sonunda ise siyah renge bürünür.
Bu ağaca ait meyveler, karabiber baharatı yapımı için kullanılmaktadır. Kurutulmuş meyvelerin öğütülmesi ile beraber karabiberin tozu elde edilir. Karabiber ağacına ait yapraklar da meyveleri kadar fayda sağlamaktadır. Karabiber ağacının yaprağı kalın ve parlaktır.

Karabiber türleri;
Kebabiye (Piper cubeba L.),
Matico yaprağı (Piper anaustrifolium),
Piperis bette,
Kava Kava (Piper methvsncum forst),
Kebabe,
Kuyruklu biber,
Kava,

Kava Kava

Alfabe’nin bir ya da birkaç harfini hiç kullanmayarak yazılan yazı …

Lipogram,
Halk dilinde lebdeğmez.

Dudakdeğmez,
Lebdeğmez,
Arapça, لا يستحق لبيب
Abecenin bir ya da birkaç harfini hiç kullanmayarak yazılan yazı.
Halk edebiyatındaki lebdeğmez denilen şiir türüdür.

Lipogram, bir metinde belli bir ses ya da ses grubunun kullanılmaması üzerine oynanan oyunların geneline dünya edebiyatında verilen ad. Lipogramın aşık tarzı şiir geleneğindeki şekli ise lebdeğmezdir. Lebdeğmez ya da dudakdeğmez içinde dudak ünsüzlerinin hiçbirinin bulunmadığı şiirlerdir. Saz şiirinde “b, f, m, p, v” sesleri kullanılmadan söylenen koşma türüdür. Dudaktan çıkan harflerden olan b-f-m-p-v sessizlerinin içinde bulunmadığı manzumeler.

Dudakdeğmez, çok zor bir tür aşık atışması çeşididir. Buna Kanlı Atışma da denilebilir. Her iki aşık dudaklarının arasına birer toplu iğne alırlar. İğnenin sivri ucu dudaklardan birine temas edecek şekilde, dik olarak yerleştirilir. Bu şekilde atışmaya başlarlar. Yalnız “b, f, m, p, v” harfleri kullanılmaz. Kullanılacak olursa dudaklara iğne batar ve kanar.
Yazarın belirli bir harfi veya alfabenin belirli harflerini sistematik olarak ihmal ettiği bir kompozisyon.

Lipogram, Eski Yunanca, leipográmmatos.
Lipogram, kişinin alfabenin bir ya da birkaç harfini tamamen dışlamaya zorladığı edebi bir çalışmadır. Antik Yunan metinleri sigma mektubundan kaçınmak, lipogramların en erken örnekleridir. MÖ VI. yüzyılın ikinci yarısında yaşamış olan Hermione Lasus, bir lipogramın en eski yazarıdır. Lipogram, belirli bir harfi olmayan sözcüklerden oluşan herhangi bir metne karşılık gelir.

Bir lipogram yazmak, “z, j, q veya x” gibi nadir harflerden kaçınırken önemsiz bir görev olabilir. Ancak yazarın birçok sıradan kelimeyi atlaması gerektiği için “e, t veya a” gibi yaygın harflerden kaçınmak çok daha zordur. Gramatik olarak anlamlı ve akıcı olan lipogramların oluşturulması zor olabilir. Lipogramların tanımlanması da sorunlu olabilir. Çünkü her zaman herhangi bir dilde verilen bir yazım parçasının istemeden lipogramatik olabilme olasılığı vardır.

Bir harf dışında alfabenin her harfini kullanan bir metindeki lipograma Pangrammatik lipogram denir. Örneğin, “Hızlı kahverengi tilki tembel köpeğin üzerinden atladı” deyişinde “s” harfi çıkarılır.

Lipo “eksik”, “olmadan” anlamına gelir. Gram kelimesi ise “gramma” anlamına gelen dilbilgisi anlamındadır. Bir lipogramın oluşturulması, yazarı birçok sıradan kelimeyi kullanmaktan kaçınmaya zorlar. Bu kısıtlama uygulandığında dilbilgisel olarak doğru, anlamlı ve akıcı düzyazı veya şiir yazmak çok zor olabilir.

Panama’nın para birimi …

Balboa,
(PAB)

Şentezimo,
Centisimo,
Panama’nın para birimi,
1 balboa=100 centisimo,

08.08.2018 yılında;
(1 PAB = 6.68158381165 TL)
(1 TL = 0.14966511357 PAB)
(1 PAB = 0.9729 $)

Panama,
İspanyolca: Republica de Panama,
Panama’nın önemli şehirleri;
Panama(Başkent), San Miguelito, Colon, David, Santiago de Veraguas.
Konuşulan dil: İspanyolca, İngilizce, Şipça.
Din: Hristiyan (% 96 Katolik, % 2 Protestan), Müslüman (% 3).
Nüfus, %65 Mestizo, %9.2 siyah melezler, %6.7 beyaz ve %12.3 yerli Amerikalılardan oluşur.

Orta Amerika’da, Kolombiya ve Kosta Rika arasında, Kuzey Büyük Okyanus ve Karayip Denizi kıyısında yer alan bir ülkedir. Panama’nın merkezinde, önemli nehirlerinden Rio Chagres bulunur. Bu nehir üzerinde yapılmış Gatun Barajı ve baraj gölü vardır. En büyük ırmak olan Tuira’dır. Kampia ve Madden Gölleri vardır. Ülkede iki dağ zinciri vardır. Batıda Cordillera de Talamanca, doğuda Cordillera San Blas. Doğal kaynaklardan, Cerro Colorado’daki zengin bakır yataklarıdır.

Ülke’nin keşfi; 1513 yılında, Avrupalı kaşif, İspanyol Vasco Nunez de Balboa, Panama Kıstağını geçerek Büyük Okyanusa ulaştı.

1890 yılında ilk kez ABD’nin New York kentinde uygulanan idam sembolü haline gelen araç …

Elektrikli Sandalye,

Elektrikli Sandalyenin ilk kullanımı New York’taki Auburn hapishanesinde gerçekleşti. Vücuda elektrik akımı verilerek öldürme. Elektrikli sandalye, mahkumu özel olarak hazırlanmış tahta bir sandalyeye oturtulduktan sonra baş bölgesine elektrotlar bağlanarak elektrik akımı verilir. Genel kanı elektrik akımının sandalyeden geldiğidir. Halbuki sandalye sadece mahkumun oturması içindir. New York Eyaletinde suçlular asılarak idam ediliyordu. Bu idamlar sırasında istenmeyen korkunç olaylar meydana geliyordu. Fazla uzun urgan kullanıldığı zaman mahkumun kafası kopuyordu. 1880 yılında Thomas Edison ile George Westinghouse arasındaki doğru akım, alternatif akım tartışması yeni bir idam modeli doğurdu. Yetkililer elektrik akımı ile idam cezasını uygulamanın daha iyi bir idam yöntemi olacağına karar verdiler.

6 Ağustos 1890 yılında, kız arkadaşını öldürmekten yargılanarak idama mahkum edilen William Kemmler ilk defa elektrikli sandalye kullanılarak idam edilmiştir. 1899 yılında, ilk kadın (Martin Place) mahkum New York’taki Sing Sing Hapishanesinde elektrikli sandalye’ de idam edilmiştir. Elektrikli sandalyede idam edilen son kişi Lynda Lyon Bloc, 10 Mayıs 2002 tarihinde idam edilmiş. Elektrikli sandalyenin amacı mahkuma aşırı miktarda akım vererek, beyin ve kalbe zarar vermektir. Genellikle kalp durmasından veya beyin ölümü gerçekleşir. Elektrikli sandalye ABD’nin idam sembolü haline gelmiştir. Ancak ABD’de en çok uygulanan idam yöntemi ise zehirli iğne ile idamdır. ABD’de idam mahkumlarına zehirli iğne veya elektrikli sandalye tercihi sunulmaktadır.

Hıristiyanlıkta, şeytanın cennetten kovulmasından önceki adı …

Lucifer,

Hıristiyan inanışında genellikle şeytanı tasvir etmek için kullanılan isimdir.
Şeytanın oğlu olarak bilinir.
Hıristiyanlıkta, şeytanın cennetten kovulmasından önceki adı.

Hristiyan inanışında şeytanı tasvir etmek için Lucifer adı kullanılır. İncilde şeytanın, Lucifer, cennetten atıldığı ve Gün Yıldızı ya da Sabah Yıldızı olarak bilinen meleğin Latince adıdır. Latincede Lucifer kelimesi Işık Getiren (lux, lucis, ışık ve ferre getirmek) anlamına gelmektedir. Sabah Yıldızı ‘na, Venüs ismi verilmiştir.

Lucifer tanrının meleklerinden biridir. Tanrı insanları meleklerden üstün tutmuştur. Lucifer kibrine ve hırsına yenik düşüyor ve Tanrı’nın yarattığı ve kendinden daha güçsüz olan insanoğluna itaat etmeyeceğini ve Tanrılığa özendi. Bunun üzerine Tanrı tarafından lanetlendi ve cennet bahçelerinden kovuldu.

Lucifer adı, Şeytanın kadın olduğunu düşündüren isimlerden biridir.

Türk Boğazlarından (Çanakkale ve İstanbul) geçiş rejimini ve boğazlar bölgesinin güvenliği işlerini düzenleyen sözleşme …

Montrö,
(Montreux),

Montrö (Montreux) Boğazlar Sözleşmesi,
Boğazlar Rejimi.
20 Temmuz 1936 tarihinde imzalandı.

Türk Boğazlarından (Çanakkale ve İstanbul) geçiş rejimini ve boğazlar bölgesinin güvenliği işlerini düzenleyen sözleşmedir. 1923 yılında Lozan Antlaşması ile beraber imzalanan Boğazlar Sözleşmesi yerine geçmiştir. Montrö anlaşması ile boğazların silah ve askerle ilgili olan hükmünün ve Boğazlar Komisyonunun kaldırılmasıydı.

Türkiye’den gelen bu istekleri görüşmek üzere İsviçre’nin Montrö şehrinde bir konferans yapıldı. Montrö ismini bu şehirden alan Boğazlar Sözleşmesi, 20 Temmuz 1936yılında İngiltere, Fransa, Sovyetler Birliği, Bulgaristan Romanya, Japonya, Yunanistan ve Yugoslavya tarafından imzalanmıştır. İlk zamanlarda Türkiye’nin boğazlar üzerindeki üstünlüğünü kabul etmeyen İtalya daha sonra bu sözleşmeyi imzalamak zorunda kalmıştır. Montrö sözleşmesi yirmi dokuz madde ve üç ek protokolden oluşmuştur.

Boğazlar deyince genel olarak belirtilen Çanakkale Boğazı, Marmara Denizi ve Karadeniz Boğazı’ ndan geçişi ve gemilerin ulaşımını kapsar. Lozan’da, 24 Temmuz 1923 tarihinde imza edilen Barış Andlaşmasının 23. maddesiyle belirlenen boğazlar rejimi Türkiye’nin güvenliği ve Karadeniz ‘de, kıyıdaş Devletlerin güvenliği çerçevesinde koruyacak biçimde, yeniden düzenlemek talebi oldu.
Türkiye’den Dr.Tevfik Rüştü ARAS,(Dışişleri Bakanı), İzmir Milletvekili; B.Suad DAVAZ, Türkiye Cumhuriyeti’nin Paris’te Olağanüstü ve Tam yetkili Büyükelçisi; B.Numan MENEMENCIOGLU, Türkiye Büyükelçisi, Dışişleri Bakanlığı Genel Sekreteri; B.Asım GÜNDÜZ, Korgeneral, Genelkurmay İkinci Başkanı; B.Necmeddin SADAK, Türkiye’nin Milletler Cemiyeti’nde Sürekli Temsilcisi, Sivas Milletvekili, Dışişleri Komisyonu Raportörü katılmışlar.

En önemli değişiklik Madde 24 ile yapılmıştır. Boğazlar rejimine ilişkin 24 Temmuz 1923 tarihli Sözleşme gereğince kurulmuş olan Uluslararası Komisyonun yetkileri Türk Hükümetine aktarılmıştır.

Sözleşmenin tam metni;
Montro_TR

İzmir’ in Selçuk ilçesinin eski adı…

Ayasuluk,
Apasas,

İzmir’in güneyinde, İzmir-Aydın karayolu üzerinde yer alan İzmir’e bağlı bir ilçe ve bu ilçenin merkezidir. Kuzeybatısında Torbalı, kuzeyinde Tire, doğusunda Germencik ve güneyinde Kuşadası ile çevrilidir. İzmir’e 74 km. mesafededir. İlçenin yüzölçümü 295 km²’dir. Belevi beldesi ve 8 köyü vardır.

Hitit yazılı metinlerinde Apasas olarak geçen kent, selçuk ilçesidir.İlçenin ekonomisi ağırlıklı olarak turizme dayalıdır. Bunun yanında tarım ve hayvancılıkta önemli bir gelir kaynağıdır.

Selçuk, Antik Çağ’ın en önemli yerleşim yerlerinden biri olmuştur. Efes ören yeri, Türk ve dünya turizmi açısından çok önemli bir merkezdir. Efes Arkeoloji Müzesi ülkemizin en çok ziyaret edilen müzelerinin başında gelir. Selçuklu sanatının en önemli eserlerinden biri olan İsa Bey Camii Selçuk’tadır. Cami, hem avlulu Türk camii tipinin, hem de Anadolu sütunlu camilerinin bilinen en eski örneğidir. Selçuk’ta ayrıca, Şirince köyü, kırsal turizmin güzel bir örneğidir. Pamucak Plajı, kıyı turizminin çok daha gelişeceği bir alan olarak ortaya çıkmaktadır.

Selçuk dünyanın en büyük açık hava müzelerinden biri olarak kabul edilir. İlk çağın en ünlü şehirlerinden biri olan Efes, Küçük Menderes Nehri’nin sularını boşalttığı körfezin yakınında kurulmuştur. Tarıma elverişli toprakları, Doğu’ya açılan büyük bir ticaret yolunun başında oluşu, gerek Antik Çağ’da, gerekse de Hıristiyanlık döneminde çok önemli bir dini merkez oluşu, tarihe büyük bir kent olarak geçmesini sağlamıştır. İlim ve sanat dünyasında da adını duyurmuş, ünlü kişiler yetiştirmiştir. Bunlar arasında, rüya tabircisi Artemidorus, şair Kallinos ve Hipponaks, filozof Herakleitos, ressam Parrhasius, gramer bilgini Zenodotos sayılabilir.

Amerika Birleşik Devletleri’nin II. Dünya Savaşı’nın son aşamalarında ilk atom bombasını atan uçağının adı …

Enola Gay,
B29 bombardıman uçağının adı.

6 Ağustos 1945 tarihinde, II. Dünya Savaşı’nın son aşamalarında, ilk atom bombasını atan ilk uçak oldu. Pilot Albay Paul Tibbets’in annesi Enola Gay Tibbets’in adını taşıyan bir Boeing B-29 Süper kale olarak bilinen Superfortress uçağıdır. B-29 Boeing tarafından inşa edilen dört motorlu bir ağır bombardıman uçağıdır.

B-29 pilotlarından biri olan Paul Tibbets, bir mürettebatın montajı ve eğitimi ile görevlendirildi. Atom bombası için değiştirilen B-29 Tinian’deki ABD askeri üssüne sevk edildi. Operasyon buradan yüürütüldü. Enola Gay, bombayı bıraktıktan sonra Tinian’deki üssüne, 12 saat 13 dakika sonra, geri döndü.

Japonya 8 Aralık 1941’den beri Amerika Birleşik Devletleri ve müttefikleri ile savaştaydı. 26 Temmuz 1945 günü, ABD Başkanı Truman, Japonya’nın koşulsuz teslim olmasını isteyen Potsdam Deklarasyonu’nu yayınladı. Japonya ültimatomu reddedince, Truman nükleer saldırı emrini verdi.

Japonya’nın Hiroşima kentini hedef alan “little boy” kod adlı bomba atıldı. Yaklaşık 15 kilotonluk bir TNT (63 TJ) enerjisi ile patlayan bomba Hiroşima şehrinin neredeyse tamamen yok olmasına neden oldu. Enola Gay, ikinci atom bombasını atmak için Japonya’nın Kokura kentine yöneldi. Hava keşfi sonrasında bulutlar ve sürüklenen duman yüzünden ikincil hedef olan Nagazaki’ye atom bombası atıldı.

Enola Gay, ilk anda 70 bin kişilik katliamı gerçekleştirdi. Sonrasında radyasyon hastalıkları sebebiyle ölenlerle birlikte bu sayı 90 bini geçti. Bazı bilimadamları ve çevrelere göre bu bombanın etkileri halen sürmektedir.

Japonya, Hiroşima ve Nagazaki’ye atom bombası atılmasından kısa bir süre sonra koşulsuz olarak teslim oldu ve II. Dünya savaşı bitti.

Hiroşima, Dünya tarihine nükleer saldırıya maruz kalan ilk şehir olarak geçmiştir. Enola Gay, İkinci Dünya Savaşı sırasında Hiroşima’ya ilk atom bombasını atan uçak olarak tarihe geçmiştir.

Hibakusa

Teksir makinesi …

Mimeograph,
Mimeograf,

Mimeograph machine, Mimeograf makinesi,
Genellikle mimeo olarak kısaltılarak kullanılır.
Teksir makinası,
Duplicator,
Manifolder,
Arapça, teksir, تكثیر
Alm. Vervielfältigung,
Fr. Multiplication; reproduction; polycopie,
İng. Multiplication reproduction.

Yazıları çoğaltmak için kullanılan makine. Düşük maliyetli bir kopyalama makinesidir.
Makinenin markası olan isim ile Roneograph, Roneo makinesi olarak da bilinir.
Bir belgeyi çoğaltma işlemine teksir denir. Teksir arapça bir kelime olup çoğaltma manasındadır. Teksirat kelimesinden türemiş ve teksir, çoğaltmak, artırmak, çoğaltılmak anlamında kullanılıyor. 1876 yılında Thomas Edison teksir makinesinin patentini aldı.

Teksir, okullarda, işletmelerde ve diğer alanlarda çok yaygın olarak kullanılan bir çoğaltma usulüdür. Başlıca ispirtolu, mumlu kağıtlı ve ofset olmak üzere üç çeşit teksir makinası vardır.

İspirtolu teksir makineleri:
En çok kullanılan ve en eski teksir makinası. Çoğaltılacak esas nüsha, altına alkol emici bir karbon kopya kağıdı konulur. Kağıda daktilo ya da elle yazılır, çizilir. Bu şekilde kağıdın arkasına kopye kağıdı yardımıyla negatif kopya çıkarılır. Bu kopya kağıdı teksir makinasının tamburuna takılır. Tambur döndürülerek baskı yapılır. Nemlendirilen negatif kopya kağıdı, teksir kağıdı üzerine bastırılır. Tanburun her dönüşünde teksir kağıdı üzerine pozitif bir iz bırakılarak orijinal metin basılır. İspirtolu teksir makinaları ile dakikada 100 sayfa basılabilir.

Mumlu kağıtlı teksir makinaları:
Bu tip teksir makinalarında mürekkep geçiren kağıt yerine mürekkep geçirmeyen parafin gibi bir dolgu maddesi emdirilmiş özel kağıtlar kullanılır. Mumlu kağıt denilir. Bu kağıt üzerine basılacak metin elle ya da şeridi çıkarılmış bir daktilo makinesiyle yazılır. Teksir makinasının mürekkep veren tanburuna bu mumlu kağıt tespit edilir. Tanbur döndükçe altındaki teksir kağıtları üzerine baskı yapılır. Mumlu kağıdın deliklerinden geçen mürekkep ile orjinal metin teksir kağıtlarına basılır. Mumlu kağıt tekrar kullanılmak üzere saklanır.

Ofset teksir makineleri:
Baskı makineleri sınıfına girerler. Baskı işlemi baskı levhaları, kağıt, ince alüminyum ya da çinkodur. Basılacak metin levhalara geçirilir. Baskı levhaları ofset makinasının merdanesi üzerine yerleştirilir. Bir silindirle baskı levhası, yağlı mürekkep ile ıslatılır. Islak levhadaki metin başka silindir düzeneği ile baskı levhaları vasıtasıyla silindire bastırılan kağıt üzerine pozitif bir görüntü basılır. Ofset baskı yapılır.

Bu metodlardan sonra en çok kullanılan fotokopi makineleri olmuştur. Diğer bir çoğaltma yöntemi;
Özgün çizim, harita, plan gibi şeylerin fotoğraf tekniğiyle çoğaltılmasıdır.

OZALİT

Rusya’ daki özerk cumhuriyetlerden biri olan Kuzey Osetya’ nın yeni adı…

Alanya,
Alania,

Kuzey Osetya-Alanya,
Kuzey Osetya-Alanya Cumhuriyeti,
Kuzey Kafkasya’da Rusya Federasyonu üyesi bir cumhuriyettir. Yüzölçümü 8.000 km², nüfusu 710.275 (2002), başkenti Vladikavkaz’dır. Bir il, 6 kasaba ve 7 beldesi, 105 kadar köyü vardır. Resmi Dili Rusça, Osetçe’ dir.

Osetler Kafkasya’da Daryal Geçidi’nin kuzey ağzında otururlar. Doğularında Çeçenler, kuzeylerinde İnguşlar ve Kabartaylar, batılarında Gürcüler bulunur. Güneyden de Güney Osetya ile komşudurlar. Daryal Geçidi’nden başka Liakkva ve Ksa vadilerinde, güneyde Kura’ya doğru Uruk, Fiag-Don ve Ardon ile Yukarı Terek boylarında da yaşarlar. Yine bir ayrı grupları da Yukarı Kura’nın sağ kıyısı ile Trialet Dağı’nda ve Borjom’un doğusunda otururlar.

Nüfusun %62.7’si Oset (445.310), %23.2’si Rus (164.754), %3’ü İnguş (21.442), kalanı Ermenidir. Osetlerin çoğunluğu Ortodoks Hıristiyan, bir bölümü Sünni/Hanefi Müslümandır (%30). Ruslar, 1774 sonrasında Ostler arasında Hıristiyanlığı yayarak ve 1860’larda Müslüman Osetlerin çoğunu da Anadolu’ya göndererek dengeyi Hıristiyan Osetlerin lehine çevirmişlerdir.

Bölge dağlıktır, Güneyde Cimara Dağında yükseklik 4.780 m’yi aşar. Çok sayıda akarsu derin vadiler içinden geçerek kuzeye doğru akar, Terek ve Sunja ırmaklarına dökülür. Dağların hemen kuzeyinde başlayan düzlükler kuzeydeki Rus yoğun nüfuslu Mozdok rayonunda ovaya dönüşür ve Orta Terek Ovası içinde yer alır.

En güneyde ve en yüksek yerlerde çıplak kayalar ve buzullar bulunur. Daha aşağıya doğru Alp tipi çayırlar, ladin, göknar ve çam ormanları, daha aşağıda yaprak döken meşe ve kayın ormanları, en aşağıda da çayır ve step bitkileri görülür. Düzlüklerdeki verimli topraklarda sulama ile tarım ve meyvecilik yapılır. Küçük ve büyük baş sürüler yazın yüksek çayırlara götürülür. Arıcılık ve berrak akarsu ve göllerde alabalık avcılığı yapılır. Yaban hayatı, koruma alanları oluşturularak koruma altına alınmıştır. Yükseltiye göre yağış miktarı artar ve iklim sertleşir.

Osetler İran dil grupuna giren bir dil konuşurlar, ancak komşu Kafkas halklarıyla gerçekleşen ortak yaşam sonucu, Osetçe bazı sözcükler ve ses düzeni yönünden Kafkas etkileri gösterir. Osetlerin İskit ve Sarmatlar ile onların ardılı Alanların soyundan geldiği sanılmaktadır. Bu nedenle Kuzey Osetya’nın bir adı da “Alania” yapılmıştır.

2008 yılında Rusya-Güney Osetya (Gürcistan) savaşı sırasında Gürcistan ve Güney Osetya’dan kaçanların barınağı oldu.

Osetya, Alania

Japonya’ da atılan atom bombalarından sağ kurtulanlara verilen ad…

Hibakusa,

Dünya üzerinde yaşanan en büyük dehşeti görmüş ve sağ kurtulmayı başarmışların ortak adı.
Amerika’nın ilk olarak 6 ağustos 1945 te Hiroşima’ ya, üç gün sonra da Nagazaki’ ye attığı atom bombasından kurtulan, şanslı, acılı ve artık epey yaşlı insanlar.

Hibakusha Atom bombaları patladığı anda Hiroşima ve Nagazaki’ de bulunup hayatta kalan insanlara denir.
Japon hükümetinin verilerine göre 31 Mart 2007 itibariyle 251.834 Hibakusha halen hayattadır.

1 2 3 73