Mermer yapıştırıcısı …

Akemi,
Mermer yapıştırıcısı,
İki elemanlı mermer yapıştırıcısı.

Mermer yapıştırmada kullanılan yapıştırıcıların en yaygınıdır.
Çabuk donması kullananlar için avantaj sağladığı için tercik edilmektedir. Piyasada krem olarak genellikle 1 kg kutularda satılmaktadır. Akemi sertleştiricisiyle kullanılır. Sertleştirici akemi ile birlikte ayrı kutuda bulunur.

Akemi piyasada üç çeşit olarak bulunur:
Normal (krem) akemi,
Beyaz akemi,
Şeffaf akemi.

Mermerin ve granitin doğal güzelliği, oldukça sert bir malzemeler olmasına rağmen kırıklar ve çatlaklar nedeniyle çok kolay bozulabilir. Bu tür sorunlar Akemi ile çözülür.

Hindistan’ın kuzey bölgelerinde evli kadınların kocaları için oruç tutması …

Karvaçot,
Karva Chauth,
Evli kadınların kocalarının uzun ömürlü, sağlıklı olmaları için tutulan oruç.
Pek çok ülkede Hindu kadınları tarafından kutlanan bir günlük festivaldir.
Hindistan’ın kuzey eyaletlerinde (Haryana ve Pencap) ekim sonu kasım başı gibi dolunayın dördüncü günü kutlanan bir festival.

Evli kadınların gün doğumundan gece ayın yükselişine kadar kocaları, nişanlı kadınların da yakın gelecekteki eşleri için oruç tutulan bir günlük festivaldir.
Oruç tutumu çok sıkıdır. Gün doğumundan sonra gece ayın dolunay haline kadar herhangi bir yiyecek yenmez ve su içilmez.

Toros Dağlarında yetişen yılan otundan yapılan çorba …

Tırşik,
Tırşik Çorbası.

Tırşik çorbası şifa kaynağı olduğundan, Kahramanmaraş civarında Andırın doktoru denir. Toros Dağları’nın eteklerinde yetişen yılan otundan yapılan bu çorbada kullanılan yılan otuna gavur pancarı, tırşik denir. Kış aylarında Doğu Akdeniz mutfağının vazgeçilmez lezzetlerinde birisidir. Çukurovanın doğu kısımlarındaki dağlarda yetişen ve yılan otu olarak bilinen yabani bitkiden yapılan bu çorba, ekşimsi tadı ve damakta bıraktığı lezzetiyle farklı bir tattır.

Yılan otu, yaprakları ütüye ya da duvarcı malasına, pazıya benzeyen bu bitki çiğ yenmez. Toros Dağları’nın eteklerinden toplandıktan sonra deste haline getirilerek doğranan yılan otunun bir gece ekşimesi için bekletildikten sonra odun ateşinde pişirilmesiyle yapılan ekşi bir çorbadır.


Malzemeler;
1 demet tırşik-yılan otu-gavur pancarı (1/2 kg).
2 su bardağı taze sıkılmış limon suyu
½ Türk kahvesi fincanı pirinç
1 tatlı kaşığı kuru kekik
2-3 diş sarımsak
5 su bardağı su.
Tuz

Yapılışı;
Önce yılan otu, tırşik yaprakları yıkanır ve suyu süzülür. Sap kısımlarıyla birlikte çok ince kıyılır. Bir tencerede sıcak su, tuz ile kaynatılır. Kaynayan suyun üzerine kıyılmış ot ilave edilir. Önce harlı ateşte kaynadıktan sonra orta ateşte tırşik iyice pişene kadar tencerenin kapağı açık olarak kaynatılır. Pişmesine yakın içerisine yıkanan pirinçler ve limonsuyu ilave edilir ve onun da pişmesi sağlanır. Pişen çorbaya en son suyu azalmışsa koyuluğuna göre kaynar su ve bir tatlı kaşığı kekik ilave edilip bir taşım daha kaynatılır ve ocaktan alınıp soğutulur. Soğuyan çorbaya tuz ile dövülmüş sarımsak ilave edilip, servis yapılır.

Hindistan’da ışık festivali, bayramı …

Divali,
Diwali,
Işık Festivali,
Işık bayramı,

Divali, Hindistan’ da Hindu takvimine göre karanlık iki haftanın başlangıcı olarak belirlenmiş bir hint milli bayramıdır. Sanskritçe dipavali, pişmiş toprak lamba, kandil, pamuk fitil, tereyağ anlamındadır. Sembolik olarak şer üzerinde iyi zaferi ve karanlığın üzerine ışık zaferi anlamında divali olarak yorumlanmıştır.

Bir festival olarak havai fişekler ve ışıklarla genç ve yaşlı, kadın ve erkek, zengin ve fakir herkes tarafından ailecek kutlanır. Işık her zaman başarı ve umut demektir. İyiliğin kötülüğe ışığın karanlığa karşı galip geldiği gün olarak ışıklar, lambalar, mumlar ile beş gün bayram olarak kutlanır. Bu bayramda her ulusta olduğu gibi geleneksel kıyafetler giyilir. Evler süslenir. Yemekler ve tatlılar hazırlanır. Dua, müzik, çiçek ve iyi dileklerle kutlanır.

Japon ölüler Bayramı …

Bon,
Obon,
Japon ölüler bayramı.
Bir Budist geleneğidir.

Bon festivali geleneksel olarak 15 Temmuz’ dan itibaren birkaç gün sürüyor. Son zamanlarda bu festival 15 Ağustos’ ta kutlanmaya başlanmıştır. Belirtilen bu tarihlerde ölülerin ruhlarının kendi evlerine döndüklerine inanılıyor.

Japonlar, Bon bayramı esnasında ölmüş akrabalarının, atalarının ruhlarının bu dünyada kendilerini ziyaret ettiğine inanıyorlar. Japonya’da aileler yakınlarının mezarlarına giderek onları evlerine çağırıyorlar. Mezarlarına yiyecek bırakarak huzur içinde yatmaları için dua ediyorlar. Bu olaya mukae-bon denir. Ruhlara rehberlik etmesi için de evlerine chochin fenerleri asıyorlar. Bu bayrama özgü Bon Odori dansı ile ruhlara hoş bir karşılama yapılır. Obon bayramı evlere asılmış chochin fenerlerin ruhların geldikleri yere geri dönmelerine yardımcı olması adına göle ya da ırmağa bırakılmasıyla son buluyor.

Japonya’ da bayram ve festivaller Matsuri olarak adlandırılır. Yıl içerisinde çeşitli zamanlarda kutlanan bayram ve festivaller şunlardır.;

Çiçek Seyretme (Hanami), Mart ile Nisan ayları arasında,
Altın Hafta, (Golden Week), Mayıs ayında,
Yetişkinler Günü, Ocak ayında,
Bon Festivali, (Obon), Temmuz 13 ile 15 arası bazen Ağustos ayında,
Ay seyretme, (Tsukimi), Eylül ayı ortalarında yapılır.

Dünyaca ünlü atletleri yetiştiren Etiyopya’ daki ünlü köy ….

Weserbi,
Weserbi Köyü,
Oromiya Bölgesi.
Dünya şampiyonu atletlerin antrenman köyü. Weserbi , Etiyopya’nın Oromiya bölgesindedir. Dünyaca ünlü atletleri yetiştiren Etiyopya, farklı ülkelerden gelen ve Etiyopyalı sporcuların antrenman yapmak için uygun gördüğü yerlerden birisidir. Bu merkez, Başkent Addis Ababa’ya 12 kilometre uzaklıktaki Weserbi köyüdür. Saha ve iklim şartları uzun koşular için uygundur.

Weserbi köyü, dünya ve olimpiyat şampiyonu Büyük Britanya’lı atlet Muhammed Farah ve uzun mesafede dünya şampiyonlukları bulunan Etiyopyalı Mare Dibaba gibi birçok ünlü atletin buluşma noktası olmuştur. 2011 yılında düzenlenen Afrika Oyunlarında yarı maraton kategorisinden altın madalya ile dönen Etiyopyalı uzun mesafe koşucusu Lelisa Desisa ise buradaki sahanın antrenman yapmak için bütün özelliklere sahip olduğunu belirtmiştir. Bu köyde tepeler, ormanlar, kaliteli oksijen ve düz bir zemin antrenman için uygun. Weserbi köyü civarında bu özelliğinden dolayı antrenman için köye gelenlerin sayısı her sene artmaktadır. Bu tesis 2 bin 700 metre rakımda olup dünyaca ünlü, tarihin en iyi atletlerinden biri olarak gösterilen ve 27 dünya rekorunun sahibi Haile Gebrselassie’ye aittir. İngiltere, Çin ve Fransa gibi dünyanın farklı yerlerinden gelen atletler burada antrenman yapmaktadır.

Etiyopya asıllı Türk atlet Elvan Abeylegesse’nin de Weserbi’den yetişedir.

Konya’nın Ereğli ilçesinde, dünyanın en büyük lahdinin bulunduğu antik kent …

Sidamara,
Sidamara Lahdi.
Konya’nın Ereğli ilçesinde, dünyanın en büyük lahdinin bulunduğu antik kent …

Sidamara Lahti, 32 tonluk ağırlığı ile Konya Ereğlisi-Karaman yolu üzerinde, Ambar köyünde (eski adı Sidamara) da bulunan bu lahit MS. III.yüzyıla ait bu lahit MS 3. yüzyıla aittir. Bu lahit bulunduğu Ambar köyünden, 1900 yılında Müze-i Hümayun Müdürü Osman Hamdi Bey tarafından İstanbul’a nakli yapılmıştır. Bir sanat harikası olan 3.13 m yüksekliğindeki bu Lahdin kapağında ve dört yanında bulunan kabartma heykeller İstanbul Arkeoloji Müzesinde sergilenir.

Bir kimsenin menkul veya gayrimenkul bir malının kendi rızasına bakılmaksızın kanuni sebeplerle devlet tarafından zorla elinden alınması …

Müsadere,
Müsadere etmek,
Arapça Sadr kelimesinden türetilmiştir. Cebir, baskı ve zor alım anlamındadır.
Zor alım.
El koyma.
Zulüm ve cebir.
Yasak edilen bir şeyin kanuna göre elden alınması.
Bir şeye yasal olarak el koymak.
Mal ve mülkünü ammeye mal etmek.
Müsadere Ceza Hukukunda, bir ceza çeşididir.
Şahsın mal varlığına zorla el koyma.
Müsadere, bir kimsenin mal varlığına, mülküne kanuni olarak, devletin el koymasıdır.
Müsadere, bir kimsenin menkul veya gayrimenkul bir malının kendi rızasına bakılmaksızın kanuni sebeplerle devlet tarafından zorla elinden alınmasıdır.

Devletin verdiği görevler sırasında edinilen mal varlığının kamuya ait sayılması kuralına dayanılarak birçok İslam devletinde uygulanmıştır. Osmanlı Devletinde ise haksız kazançla zengin olmuş görevliler için çıkarılmış bir kanundur. Görevlilerin mallarına istediği zaman kanuni olarak el koymasını yasalaştırmıştır. Osmanlı İmparatorluğunda uygulanan müsadere 1839 yılında Tanzimat’ın ilanından sonra bütünüyle kaldırılmıştır.

İhtiras sahibi, açgözlü, hırslı, çok fazla isteyen, haris …

Muhteris,
Hırslı,
Haris,
Açgözlü,
Arapça eski bir kelime.
Harese,

Harese, Hırs, haris, ihtiras, muhteris sözleri Harese kelimesinden türemiştir.
Araplarda ve Orta doğuda Harese şöyle anlatılır. Develere çöl gemileri denir. Bu mübarek hayvan çölde üç hafta yemeden, içmeden, aç susuz yürür. Çok dayanıklıdır.

Hiç bir savunma silahı olmayan tek hayvandır. Bu nedenle çok ürkektir. Develer yaşadıkları yörede yetişen bir diken ağacı vardır. Develer en çok bunları severler ve yerler. Bu dikenler ayakkabınızın altından battığında ayakkabıyı deler. Hatta büyük ve kurumuş olanlar araç lastiklerini bile patlatabilir. Develer işte bu dikenleri çok severler. Besin kaynakları da bu dikenlerdir. Gördükleri yerde o dikeni koparır çiğnemeye başlarlar. Keskin diken devenin ağzında yaralar açar. Açılan yaralar kanar. Akan kan tuzludur. Tuzlu kanın tadı diken ile karışınca bu devenin daha çok hoşuna gider. Sürekli kanayan ağız içinde yenilen diken ile ağız yeniden kanamaya başlar. Bu böyle devam eder. Yani yedikçe kanar, kanadıkça yer, bir türlü kendi kanına doyamaz. Bu olaya harese denir. Eğer bu duruma engel olunmazsa kan kaybından deve ölür. İşte bu devenin severek yediği diken ağacına deve dikeni denir. Hani atalarımızın dediği gibi deve dikeni sever. Bazı insanlarda harese olayını çok sever. Yani kendi kanının tadından sarhoş olur.

Tropikal bölgelerde yetişen, incire benzer bir meyve ağacı …

Cümbez,
Tropikal incir.
Şakarmoz,
Tropikal bölgelerde yetişen, incire benzer bir meyve ağacı.
Ficus sycomorus.
Latince Ficus incir anlamına gelir.
Yunanca, sykon kelimesi incir ve yapraklarının dut yaprağına benzemesi nedeniyle sycomorus denmiştir.
Antik zamanlardan beri yetiştirilen bir incir türüdür.

Halk arasında meyveleri Firavun Meyvesi olarak bilinir. Bir rivayete göre, çocuğu olmayan kadınlara, cümbez meyvesi yedirilir. Ayrıca manevi ve kutsal özellikleri nedeniyle çatışmaları çözmek için odak noktası olarak değerlidir.

Cümbez ağacı, kalın gövdeli olup yapraklarını döker. Yaprakları geniş bir ağaçtır. Ormanlık alanda, derelerin yakınında yetişir. Bu yapraklar boyutları ve doku olarak dut yapraklarına benzer. Kuşlar, yarasalar ve maymunlar tohumları ile beslenirler. Ağaç verimlidir. Çok çabuk büyür. Cümbezi, bilinen incirlerden ayıran en dikkat çekici özelliği, meyvelerinin gövdeleri üzerinde olgunlaşmasıdır. Bu ağacın meyveleri, olgunlaştığında pembeden turuncuya döner. Bu meyveler çizilerek erken olgunlaşması ve yenebilecek duruma getirilmesi sağlanır. İncir kadar yumuşak ve çekirdekli değildir. Tadı ise hafif tatlımsı, hoş ve şekeri azdır. Meyveye olgunlaşması için çizik atıldığından, içinden sinek, karınca çıkabilir. Meyveler kurutulabilir ve yüksek bir gıda değerine sahiptir. Bir yılda iki veya daha fazla incir mahsulü üretilebilir.

Güney Afrika’dan Senegal’e, Arap Yarımadası’na ve Madagaskar’a kadar yetişir. Mısır, İsrail ve Suriye’de dikilerek yetiştirilir. Donmaya karşı hassastır. Bir ev bahçesinde yetiştirildiğinde geniş, yayılır ve çok gölgeli olduğu için önemli alan gerektirir. Sıkça köy sınırlarında ve pazar yerlerinde bulunur.
Mısır’ da keşfedilen bu ağacın kerestesi, dayanıklı, yüksek ekonomik ve kültürel öneme sahiptir. Tabut yapılırmış. Mısırda keşfedildiği için firavun meyvesi de denir. M.Ö. 3.000 yılı aşkın bir süredir Mısırda yetiştirilmiştir. Mısırlılar ağacın gölgesini bir zevk olarak yeri olarak kullanmışlar. Cümbez inciri, bu kullanım için yeterince büyük bir çevreye ulaşırmış. Bölgesindeki az sayıdaki ağaçtan birisi olup ahşabından mumluk ve tabutlar yapmışlardır. Ahşap, düzgün nemlendirildiği zaman granit kadar sert olurmuş. Bina inşaatlarında, uzun ve sağlam kirişlere ihtiyaç duyulan her yerde kullanılmış.
Ahşap hafif, soluk, çalışması kolay, ancak çok dayanıklı değildir. Bu ağaç bir şekilde İsrail’e Mısır’dan gelmiştir. İsrail’de, çimlenme ve meyve verme sıcak yaz aylarında gerçekleşir. Eskiden İsrail’de, cümbez ağacının meyveleri çoğunlukla daha pahalı meyveleri karşılayamayan fakirler tarafından tüketilirmiş.
Yıllar içinde daha kaliteli meyve ağaçları çıkınca bu ağaç önemini kaybetmiştir. Bölgede diğer yüksek kaliteli meyve ağaçları ortaya çıkmış olup, ağaçlar giderek kaybolmuştur.

Cümbez ağacının yapraklar yılan balığı ve sarılık tedavisinde kullanılır. Lateksin göğüs hastalıkları, soğuk algınlığı ve dizanteri için etkili olduğu söyleniyor. Literatürde öksürük, boğaz enfeksiyonu ve göğüs ağrısı tedavisinde kabuk ilaçları içeren çeşitli tıbbi uygulamalar için söz konusudur.

Burun Eti …

Konka,
Burun eti,
Türbin (turbinate),
Cornet.
Konka.

Burun arka kısmında sinüslerin hemen önünde üzüme benzeyen burnun her iki yanında yerleşik üçer tane bulunan et parçacıklarına konka denir. En üstten alta doğru sıralanan burun etlerinin görevi burundan içeriye giren havayı dezenfekte ederek ciğerlere havayı ısıtarak gönderir. Alt konka, orta konka ve üst konka olarak adlandırılır.

Burun içindeki bu konka denilen ve içleri kan damar ağı ile dolu olan bu et parçacıkları, solunan havayı akciğere yönlendiren ve termostat görevi görür. Burun eti çeşitli nedenlerle büyür veya küçülürler. Burun etimiz soğuk havalarda büyür, sıcak havalarda küçülür. Soğuk havalarda burnumuzun tıkanmasının sebebi de budur. Konkalar bazen kalıcı olarak büyür. Burundan nefes almayı güçleştiren burun eti burunda ve genizde akıntıya neden olur. Burun eti büyümesi çok şiddetli değilse verdiği rahatsızlığın boyutu küçükse, tedavisi ilaçla yapılabilmektedir. İlaçla yapılan tedavide burun eti küçüldüğü için herhangi bir sorun olmamaktadır. Burun etinin çok fazla büyüdüğü durumlarda radyo frekans dalgaları yöntemi ile burun eti ameliyatsız olarak küçültülebilir. Burun etinin yakılması yöntemi ile de küçültülebilir. Burun etinin çok daha büyüdüğü durumlarda ise cerrahi müdahale ile burun eti tamamen alınmaktadır.

Fitoterapi- Bitkilerle tedavi;
Doğal olarak Menekşe yaprağı demlenip süzülerek elde edilen su soğutulduktan sonra yarım saat aralıklar ile buruna bir kaç damla damlatılarak burun eti tedavisi yapıldığı da bilinir. Benzer olarak Ebegümeci yaprakları iyice ezilerek sirke ile karıştırılıp krem kıvamına getirilir, daha sonra sabah ve akşam olmak üzere 2 kez burun içerisine sürülerek burun eti tedavisi yapılabilir.
Kurutulmuş zeravent kökü yada diğer adları ile loğusa otu, kabakulak otu, karaasma, meşecik, kurtluca adlı çok yıllık bitki ile çilek kökleri havanda iyice dövülerek toz haline getirilir. Bu karışıma sirke ilave edilir. Krem kıvamına gelinceye kadar karıştırılır.Bu krem 3 saatte bir burun içerisine sürülerek burun eti tedavisi yapılabilir.

Anadolu’da ortaklaşa yapılan yemekli içkili toplantı …

Ferfene,
Felfene,
Felfele,
Ferfana,
Ferfane,

Ortaklaşa yapılan yemekli içkili toplantı.
Anadolu’da ortaklaşa yapılan yemekli içkili toplantı …
Çocukların ayrı ayrı evlerden malzemelerini toplayıp kırda yaptıkları pilav.
Kış gecelerinin eğlencesi.
Kış mevsiminde yemekli sohbet toplantıları,
Bolu’da köylerde yaşatılan bir gelenek.
Anadolu’nun birçok yerinde farklı isimlerle çeşitli uygulamaları bilinen yemekli eğlence.
Ferfene eskiden elektrik, televizyon ve bugünün teknolojik aletlerin olmadığı yıllarda, uzun kış gecelerinde eğlence amaçlı düzenlenen yemekli ortaklaşa içkili toplantı..

Kefal balığının yavrularına verilen ad …

Gamit,
Ganbut,
Kefal balığının yavruları.
Kefalin küçüğü.
Kefalin yavrusudur.
Levrek gibi balıkları avlamak amacıyla canlı yem olarak kullanılır.

Kefalgiller (Mugilidae).
Tropikal ve ılıman bölgelerin deniz ve tatlı sularında yaşar.
Vücudu iri pullarla örtülü, çift sırt yüzgeçli, otçul bir balıktır. Sırtı gri, karın tarafı gümüşi beyazdır. Uzunlukları 25-90 cm arasında değişir. Eti makbul olup avlanması güçtür. Kefal 15-16 yıl yaşar.

Türkiyede sularımızda yaşayan türleri;
Has kefal-Gambot-Topan Kefal, Bıldırcın Kefali, Dudaklı kefal, Altınbaş kefal-Sarı yanak-Sarı kulak, Topbaş kefal, Polatarina, İlirya – İnce dudak-Ceyran, Çulara kefali, Mezopotamya kefali, Mavraki.

Kefal, çevik ve kurnaz bir balık olduğundan olta ve ağla yakalanması zordur. Genellikle serpme ve çöktürme ile avlanır. Japonya, Çin ve son yıllarda İsrail’de havuzlarda sazan balıklarıyla beraber kefal yetiştirilmektedir. Küçük kefal yavruları, denize dökülen nehir ağızlarında küçük bir ağ ile yakalanır. Koruyucu mukoza örtülerini zedelememek için elle dokunulmadan kovalarla, depo tanklarına aktarılırlar. Yavrular tanklardan havuzlara aktarılırken her iki ortamın sıcaklığına dikkat edilmelidir. Havuzlar zengin alg (yosun) ihtiva etmelidirler.

Gamit ayrıca zayıf kişiye denir.

Büyük okyanusa verilen başka bir ad …

Pasifik,
Büyük okyanusa verilen başka bir ad.
Büyük Okyanus, diğer adıyla Pasifik Okyanusu, Amerika, Asya ve Okyanusya kıtaları arasında bulunur.
Yüzölçümü: Atlas ve Hint okyanuslarının toplamına yakın olup dünyadaki bütün karaların yüzölçümü toplamından daha büyük yani 179.7 milyon km² dir. En derin yeri: Mariana Çukuru’dur. (11.034 m.)

Diğer 5 okyanus şunlardır.
Büyük Okyanus, Pasifik.
Atlas Okyanusu, Atlantik.
Hint Okyanusu.
Arktik Okyanusu, Kuzey Buz Denizi.
Güney Okyanusu, Antarktika Okyanusu.
Büyük okyanusa Pasifik ismini Portekizli denizci, Ferdinand Magellan vermiştir. Magellan, günler süren zorlu ve fırtınalı şartlar altında adını verdiği Macellan Boğazı’ndan geçip bu okyanusa açıldığında, fırtınaların dinmesinden ve kendisini sakin suların karşılamasından dolayı Portekizcede “sakin” anlamına gelen “Pasifico” kelimesinden yola çıkarak bu ismi vermiştir. Mikronezya, Melanezya, Polinezya takımadaları Büyük Okyanusun batı kesiminde bulunur.

En az kötü olan çözümü kabul etme eylemi …


Minimizasyon,
Minimization, minimisation
En az kötü olan çözümü kabul etme eylemi.
Simpleks yöntem.
Bir anlamda Ehvenişer, (ehven-i şerreyn).
Maliyet enazlaştırması.
Amaç fonksiyonunu en aza indirgeme (en azlama) çalışmasına minimizasyon denir.

Masrafları azaltmak amacı güdülen bir gider minimizasyonu nihai amaçta kar maksimizasyonudur.
Bir firmanın belirli bir üretim miktarını olası en düşük maliyetle üretebilmek amacıyla girdi miktarını ayarlaması.
Minimizasyon, küçültme. Bir şeyi olabildiğince az miktarda veya dereceden veya konuma indirgeme eylemidir.

Osmanlılarda kentlerin güvenliğini sağlamakla görevli karakollara verilen ad …

Kulluk,
Osmanlılarda kentlerin güvenliğini sağlamakla görevli karakollara verilen ad.
Kullukçu,
Osmanlı devletinde İstanbul’ un güvenliğini sağlamakla görevli yeniçerilere verilen ad.

Eski Türkler’de kamu düzen ve güvenliği işleri Subaşılar tarafından belli yasalara uygun olarak yürütülürmüş. Osman Bey Karahisarı aldığı zaman, kentin yönetimini oğlu Orhan Beye vermiş ve onun yanına arkadaşı olan Gündüz Alp’i de Subaşı olarak tayin etmiştir. Subaşılar savaş zamanında ise yetiştirdikleri kıtalara komuta etmişlerdir. Kulluk denen bu karakollarda bulunan ve devriye görevi yapan Kullukçu, Karakullukçu neferleri devamlı surette kol gezerek önleyici zabıta hizmetlerini yerine getirirlerdi. Osmanlı Devletinde şehirlerde ve taşrada ve köylerde kullukçu veya karakullukçu denen bir baş karakullukçunun emrinde gece ve gündüz devriye görevi yapan zabıta kuvvetleriydi.
Kullukçular görev aldıkları bölgelerde kol gezerek şüpheli gördükleri kişileri, gece fenersiz gezenleri yakalayıp, amirlerinin huzuruna getirirlerdi. Fuhuş yapıldığı iddia edilen evlere baskın düzenlerdiler. Bölgelerinin emniyet ve asayişini sağlayarak, halkı koruduklarından dolayı kendilerine kullukçu, yasakçı hakkı verilirdi.

Osmanlıda kullanılan görevler ve isimleri;
Kulluk, Karakol haneler,
Baş Karakullukçu, Kullukçuların Amiri,
Kullukçu veya Karakullukçu, Yasakçı, Zabıta Kuvvetleri,
Kulluk Neferi, Karakol Bekleyen Yeniçeri
Keçeli, Yeniçeri Neferi
Odabaşı, Yeniçeri Kışlası Amiri
Kulluk Bayrakdarı, Emniyet Amiri.
Cellat, İdam Hükümlerini İnfaza Memur
Cellat başı, Cellatların Amiri
Subaşı, Bir Şehrin İnzibat Amiri
Asesbaşı, Yeniçeri Ocağı İnzibat Amiri
Böcek Başı, Gizli Polis Amiri,
Böcek, Gizli polis, ajan.

Eskiden kullanılan bir ağırlık ölçüsü …

Arpa.
Bağdat Tağarı.
Bale.
Balya.
Basil.
Batman.
Binter.
Buğday.
Çeki.

Çekirdek, (Keçiboynuzu çekirdeği).
Çelik.
Denk.
Dimin, (Timin), (24 kg.)
Dirhem (Direm).
Dolu.
Dönük.
Emina (Tahıllar için).
Farak.
Feddan.
Gödek.
Hilal.
Habbe.
Kapak.
Kafız.
Kantar (Kintar).
Kıyye-i atika, Okiyye, Kıyye (Okka).
Krat (Kırat).
Kıtmir.
Kile.
Kuranga.
Kutu.
Lasta.
Libre.
Lodra.
Ludre.
Mekuk.
Mintan, (1/2 Kile).
Miskal, (1,5 Dirhem).
Mut, (50 Şinik).

Okka, (Kıyye-i atika, Okiyye, Kıyye).
Ratl (Rıtl), (130 Dirhem).
Sa.
Şinik.
Tıl,
Timin (Dimin) (24 kg.).
Tonilato.
Urup.
Vakiye,
Vakiyei Şer’i.
Vezne,
Vezne Ledresi,
Vibe.
Vukiyye.
Zerre.

Osmanlı İmparatorluğu döneminde kullanılmış olan eski bir ağırlık ölçüsü birimi Okka’ dır. Şehir ve kasabalara göre ağırlık değeri farklılık göstermekle beraber, genellikle 1282 gram değerinde kabul edilmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun ardından, 1 Nisan 1931 tarihinde kabul edilen bir kanunla eski ağırlık ve uzunluk ölçüleri değiştirilmiş olup eski uzunluk ve ağırlık birimleri yürürlükten kaldırılmıştır.

Eski Ağırlık ölçülerinin Çevrim Tablosu;

1 Okka (kıyye) = 1,282 kg. = 400 Dirhem
1 Tonilato = 4 Çeki = 1000 kg.
1 Çeki = 225,789 kg. = 4 Kantar = 176 okka
1 Kantar = 56,449 kg. = 44 Okka = 100 Ludre.
1 kg = 312,5 Dirhem = 0,781257 Kıyye (okka)
1 kg = 311 Dirhem + 12,5225 Kırat
1 Batman = 7,697 kg. = 6 okka (kıyye)
1 Çekirdek (Keçiboynuzuçekirdeği) = 5 santigram.
1 Dirhem = 4 Dönük = 3,2 gr.
1 Dönük = 4 Kırat.
1 Kırat = 0,2004 gr. = 4 Bakray = 1/24 Miskal.
1 Bakray = 4 Fitil.
1 Fitil = 1/4 Kırat
1 Fitil = 2 Nekir.
1 Nekir = 2 Kıtmir.
1 Kıtmir = 2 Zerre;
1 Habbe = 1/48 Dirhem.
1 Zerre = 0,0015 gr. = 1/48 Dirhem.
1 Miskal = 1,5 Dirhem = 4,8 gr.
1 Vukıyye = 40 Dirhem.
1 Kafız = 2 Mekuk.
1 Vibe = 2928 dirhem.
1 Ratl(Ratıl) = 130 Dirhem = 12 Okka(kıyye).
4 Keçiboynuzu çekirdeği = 1/24 miskal = 0.2004 gr.
1 Dirhem, Şer’an, orta büyüklükte yetmiş tane arpa ağırlığı.

Bugünkü konuşmalarımıza yansımış olan iki dirhem bir çekirdek lafı bu ağırlık ölçülerine göre bir Osmanlı altınını ifade etmektedir. Söylenen kişinin Osmanlı altını değerinde, kıymetinde olduğunun ifadesidir.

Basmakalıp …

Klişe, (Fr. cliché).
.(كنيسة) ,Arapça Klişe
Klişe (Farsça).
Basmakalıp, (söz, görüş vb.)
Stereotip, Stereotype.
Beylik laf.
Sloganvari.

Farklı olmayan anlamına gelen kelime, Klişe, Sıradan, Bilindik, Tanındık.
Baskıda kullanılmak amacıyla, üzerine kabartma resim, şekil, yazı çıkarılmış metal levha.
Matbaada tipografik baskıda kullanılan kabartma resim veya yazılar çıkarılmış madeni levha.
Uzun zaman çok fazla kullanılmış ve artık önemini yitirmiş ifade, fikir ve elemanlar.
Özgünlüğü olmayan, değişiklik göstermeyen, bilineni tekrarlayan, harcıalem.
Özgünlüğü olmayan, değişiklik göstermeyen, bilineni tekrarlayan bir biçimde.
Bir özellik taşımayan, orijinal olmayan.
Sanat ve edebiyatta, herkes tarafından bilinen ve aynen tekrarlanan ifade şekilleri.

Şap hastalığına verilen bir başka ad …

Tabak,
Dabak,
Şap hastalığına verilen bir başka ad,
Halk dilinde Şap hastalığı.
Şap, çift toynaklı hayvanlarda görülen viral bir hastalıktır.
Koyun, keçi ve sığırların, ağız, tırnak aralarında olan bir hastalık; şap hastalığı.

Halk arasında Tabak Hastalığı olarak tanınan şap, bütün çift tırnaklı hayvanlara kolayca bulaşabilen bir hastalıktır. Aft Humması, ayak-ağız hastalığı isimleri de kullanılmaktadır.

Sığırlar, domuzlar, koyunlar ve keçiler hastalığa çok çabuk yakalanırlar. Bunun yanı sıra hayvanat bahçesindeki bazı hayvanlarla doğal hayattaki kirpi, fare, ceylan gibi hayvanlar da bu hastalığa yakalana bilmektedir.

Virüs adı verilen çok küçük bir mikrop tarafından meydana getirilir. Çok bulaşıcı ve hızla yayılan bir hastalıktır. Hastalık her yıl dünyanın bir çok ülkesinde salgınlar yapmaktadır. Hastalığın etkeni olan virüsün 7 tipi ve bir çok alt tipi olduğundan hastalıkla mücadeleyi zorlaştırmaktadır.

Hayvanlarda bulaşma; direkt ve indirekt yolla olmaktadır. Direkt yolla bulaşmada sağlam hayvanların hasta hayvanlarla bir arada bulundurulması, indirekt yolla bulaşmada; bulaşık yem, su, altlık, çoban, bakıcılar ve nakil vasıtaları ile olmaktadır.

Virüs ilk olarak hayvanın boğaz bölgesine yerleşir, burada çoğalır. Ortalama 2-7 günlük bir kuluçka döneminden sonra kana karışır. Şap hastalığına karşı duyarlı organlar olan ağız mukozası, diş etleri, dil, ayaklar ve memede veziküllerin (İçi su dolu kesecikler) meydana gelmesi ile hastalığın belirtileri ortaya çıkar.

Hastalığa yakalanan hayvanların ağızdan ip gibi salya akar. Ateş 1-2 gün 40 dereceye çıkar. Hayvanların dil, diş etleri, dudaklarında görülen veziküller üç gün içerisinde patlar, yerinde erozyonlar (tahribat) şekillenir. Hastalık 15-20 gün içerisinde iyileşir. Hastalık insanlara da bulaşabilir. Ağız ve parmak aralarında küçük veziküller meydana gelir.

Şap, Tabak hastalığında koruyucu önlemler…
Bir yaşına kadar olanlara 4 ayda bir, bir yaşından sonra 6 ayda bir kombine aşılar yapılmalıdır. Aşılar soğuk zincir içerisinde taşınmalı ve kurallara uygun tatbik edilmeli
Yeni satın alınan hayvanlar en az 10 gün karantinaya alınmalı.
Ahırlara hayvan bakıcısından başkasının girmemesi, bakıcının ahırda özel elbise, çizme kullanması
Sağım öncesi ve sonrası malzemelerin mutlaka sıcak su ile yıkanması
Hastalıklı bölgelerden asla hayvan alınmamalı
Ölen hayvanların yakılarak yahut derin çukurlara gömülüp üzerine kireç dökülmeli,

Dabak kelimesinin diğer anlamları;
Ham deriyi işleyen (kimse) anlamındadır.
Boynuzsuz keçi vb. hayvan.
Yaşlanmış ağaç.
Dalları kesilmiş ağaç gövdesi.
Yemek tabağı.
Tabaka, yaprak.

Himalayalar’ da yaşayan bir çok memeli hayvanın bedenini kışın kaplayan ve kumaş yapımında kullanılan çok ince kıl …

Puşum,
Himalayalar’ da yaşayan bir çok memeli hayvanın bedenini kışın kaplayan ve kumaş yapımında kullanılan çok ince kıl.

Yapağı ve yün tabiri, koyun veya kuzulardan elde edilen tabii lifler anlamındadır.
İnce hayvan kılı tabiri, alpaka, lama, vikuna, deve, yak kılı ve Ankara, Tibet, Kaşmir veya benzeri keçilerin ve tavşanların, kunduz, Güney Amerika kunduzu ve misk faresinin kılı anlamındadır.

Kaba hayvan kılı tabiri, yukarıda bahsedilmeyen hayvanların kılı anlamındadır.

Çok ince İran ipeği…

Vurin,
Huset,
Seres,

Rivayete göre, ipekçilik ilk kez Çin’in kuzey doğusundaki Şantuk çevresinde başladığı yorumlanıyor. Hatta Romalılarca ipeğe uzak doğu anlamına gelen seres denilmesi bunun bir kanıtıdır. Başka bir rivayet ise Şehname adlı destanda bir İran hükümdarına ibrişimden kaftan yapılması konu edilmesi nedeniyle ilk ipek kumaş üretimi İranlılar tarafından yapıldığıdır.

M.Ö. 2600 yıllarında Çin imparatoru Hoang-Ti zamanında, saray bahçesinde bir tırtılın dut yaprağı yediği ve sonra koza ördüğü görülür. Bunun üzerine imparator, bu kurdu eşi She-Ling-She tarafından tetkik edilmesi sonunda bu kozadan ipek çekilebileceği ve bunun da dokumacılıkta kullanılabileceği keşfediliyor. İpekçilik tarihinde She-Ling-She adı ayrı bir yer tutar. Çin’de bu sanatın gelişmesi ülkeye hem ün hem de yıllarca kazanç sağlıyor. Çin bu serveti kaybetmemek için ipek böcekçiliğini kutsal sayıp, ipek böceğinin ve sanatının ülkeden dışarı çıkmasına mani olmak için katı kurallar hatta ölüm cezaları uyguluyor. Bu nedenle ipek böcekçiliğinin Çin’de uzun zaman gizli bir sanat halinde kaldığı biliniyor.
M.S. 149 yılında Türkistan’da bulunan Hotan eyaleti hakanının bir Çin prensesi ile evlendirilir. Prenses eşine düğün hediyesi olarak saçlarının arasına ipek böceği tohumu saklayarak Hotan’a getirir. İpek böceğinin Çin’den ilk çıkışı bu şekilde olmuş.

Bizans Kralı Justinianus döneminde ipek sanayisinde yaşanmakta olan kriz nedeniyle M.S. 500 yıllarında Bizans Kralı Justinianus ile Theodora, ipeğin hakiki mahiyetini anlamak ve sırrını çözmeleri amacıyla iki rahibi misyoner kılığında doğuya gönderiyorlar. Bu iki rahip İran’a ve sonra Orta Asya’nın içlerine kadar giderek, ipek böcekçiliğinin oralarda oldukça yayıldığını görüyorlar. İki yıl kalarak ipek böceğinin yetiştirilmesi ve kozadan ipek çekilmesi metodlarını öğreniyorlar. M.S. 552 yılında İstanbul’a dönerken kamış bastonlarının içine ipek böceği tohumu koyarak dönüyorlar. Bu şekilde Bizans’ta ipek böcekçiliği ile ipekli dokumacılık hızla gelişiyor.

İstanbul’un fethinden sonra ipek böcekçiliği Osmanlı döneminde ipek sanayi 1845 yılında Bursa’da kurulan fabrika ile başlamıştır.

İpek uzmanı Kevork Torkomyan Bursa’ya gelerek Şehreküstü Mahallesinde Harir Darüttalimi (İnstitut Sericole), İpek böcekçiliği Enstitüsünü kurmuştur.
Bursa’da koza, ipek böceği tohumu ve ipek ticaretinin önemli bir yer tuttuğu; el mancınık ve tezgahlarında çeşitli ipek kumaşlar ile kadifelerin dokunduğu, Avrupa’ya koza ihraç edildiği biliniyor.
O günden sonra ülkemizde yerli ipek böceği üretimine başlandı ve ardından üretilen ipek kumaşı, tüm dünyada sayılı bir kumaş haline geldi.

Rus mantısı …


Pelmeni,
Rus mantısı,
Rus mantısı olarak da bilinen yemek klasik mantı pişirme tekniğiyle hazırlanıyor. Ancak hamuru diğer mantılara göre daha ince açılıyor. Kıymalı, tuzlu harçla yapılan pelmeni, ketçap ve mayonez gibi soslarla servis ediliyor.
Ayrıca içi marmelat dolu tatlı pelmeniler de hazırlanabiliyor. Bu tür pelmeniler pudra şekeri ile tüketiliyor.

Türk mutfağında Kayseri mantısı, Rusya’da Pelmeni, İtalyan mutfağında Ravioli ve Çerkez mutfağında Haluj, (Hingel, Hınkal) ve Uzakdoğu mutfağında Gyozo hepsi benzer lezzetlerdir.
Pelmeniyi diğer benzerlerinden ayıran en önemli özellik hamurunun çok ince açılması. Tatlı ve tuzlu olmak üzere iki farklı biçimde hazırlanır. Tatlı olanın içine meyveli bir sos, üzerine hafif şeker (pudra şekeri) serpiliyor.
Tuzlusu ise sade, peynirli, kıymalı olarak yapılıp, afiyetle yenir. Üzerine hafif tereyağı gezdirilerek yenir.

Pelmeni, bir kaşığa 40 tane sığdırdığımız kayseri mantısının lezzet ve zahmeti yanında pratik bir lezzettir. Yapılışı;
Malzemeler;
Hamuru için;
4,5 su bardağı un
1 su bardağı ılık su
2 adet yumurta
2 çay kaşığı tuz

Pelmeninin içi için;
200 gram dana kıyma
1 adet orta boy soğan
1 yemek kaşığı zeytinyağı
1 çay kaşığı tuz
1 çay kaşığı karabiber
1 Çay kaşığı kırmızı biber(pul)
1 tutam maydanoz

Soğan soyulur ve minik küpler halinde doğranır. Bir tavanın içine zeytinyağı ve soğan alınarak kavrulur. Daha sonra kıyma ilave edilir. Kıymalarda iyice pişince ocaktan alınarak içine baharatlar ve maydanoz konur ve soğumaya bırakılır.

Derin bir kabın içerisinde un, yumurta, su ve tuz ilave edilerek iyice yoğrulur. Çok sert olmayan, kulak memesi kıvamında bir hamur elde edilir. Bu hamuru beş bezeye (yuvarlak hamur parçası) bölün. Her bezeyi ince bir biçimde açın. Bir su bardağının yardımıyla açtığınız hamurlardan küçük yuvarlak hamurlar elde edin. Bu hamurların içine hazırlanan ve soğumaya bırakılan içten-kıymalı harçtan ilave edin. Yarım ay şeklinde kapatarak uçlarını aşağıya doğru birleştirin. İşte size pelmeni.

Tüm hamurlar için aynı işlem yapılarak bir tepsiye dizin ve buzdolabında yaklaşık 15 dakika dinlendirin. Bir tencerenin içerisinde suyu kaynatın. Kaynayan suyun içine bir miktar tuz ve zeytinyağı ekleyin. Kevgir yardımıyla pelmenileri suya atın. Yaklaşık 10-15 dakika kadar pişirin ve kevgir ile sudan çıkarıp bir tabağa alın. Bu lezzet tabağı sos ile ya da sade bir biçimde servis edilir.
Sos, acı pul biber, tereyağı ve sarımsaktan hazırlanarak yoğurt ile sunulabilir.

1 2 3 50